Çağhan SARI

Çağhan SARI

[email protected]

ASALA YETERİNCE YAZILDI MI?

02 Mayıs 2021 - 19:02

Türkiye, çektiği acıları kolaylıkla unutabilen bir ülke. Toplum hafızamızın yaralara, facialara karşı örten bir yapısı var. Elbette travma yaratan hadiseleri çabuk atlatma adına bu yapının işlevi mühim bir vazife görmektedir. Ancak bazı şeyler vardır ki, onları unutmanın, daha doğru bir ifade ile hatırlamamanın sonucu, en az o hadise kadar yaralayıcıdır, zarar vericidir.

Özellikle 2015 senesinde Birinci Dünya Savaşı’nda uygulanan Tehcir Kanunu’nun 100. yıl dönümü olması nedeniyle Türkiye’ye karşı ‘soykırım suçu işledi’ baskıları artacaktır. Burada sözde soykırımın gayr-ı hukuki istinatlarına yanıtlar vermek için bu yazının kapsamı dışında. Biz 1975-1985 yılları arası 42 diplomatımızın hayatını kaybetmeleriyle sonuçlanan saldırıları düzenleyen ASALA’yı, kuruluşunun 40. yılı dolayısıyla hatırlatacağız. ASALA hakkında yapılan çalışmalara değineceğiz.

1975 senesinde, – bazı kaynaklarda 1973 iddiası da bulunuyor- Agop Agopyan ve altı arkadaşı tarafından Armenian Secret Army for the Liberation of Armenia (ASALA) kuruldu. Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu adını alan bu örgütün kuruluş yeri Lübnan idi. Beyrut’ta örgütün kurulması için ortam müsaitti. Lojistik temini kolaydı. Çünkü o tarihlerde bölgede zafiyet yüksekti. ASALA, eğitim ve mühimmat noktasında Yunan ve Suriye istihbarat servislerince desteklendi. Örgüt, Marksist-Leninist ideoloji ile Ermeni milliyetçiliğini resmi görüşü olduğunu belirten broşürler hazırladı.
           
27 Ocak 1973 tarihinde Los Angeles’taki Türk Konsolosluğuna gerçekleşen saldırıda ASALA’nın öncüsü olan gruplarca düzenlendi. İki Türk diplomatı şehit edildi. Bu saldırıdan iki sene sonra ise 24 Ekim’de Paris’te, 27 Ekim’de Viyana’da yapılan saldırılarda büyükelçiler şehit edildi. ASALA bu iki saldırı ile resmen dünyaya kendini duyurdu. Büyükelçilik ve Konsoloslukları bombalamak, araçları kurşunlamak, havalimanı bombalamak, pusu kurarak suikast tertip etmek gibi yöntemleri seçen ASALA 1985′ten sonra kendi içinde parçalandı. 1989da dağıldı. Değişik uzantılar ve farklı isimlerle devam etmeye çalışsa da 1991′den sonra Türkiye’ye yönelik bir eylem bulunmadı. Örgüt 2012 yılında yeniden faaliyete geçeceğini duyurdu.

            Kronolojik olarak 1985′ekadar düzenlenen saldırılar, hayatlarını kaybeden diplomatlarımız, siviller, hangi ülkelerin terör listesine aldığı yahut  almadığı kısa bir internet araştırması ile ortaya çıkmaktadır. Şuan ASALA’nın resmi web sitesi hala aktiftir. Dilediğiniz görsellere ulaşabiliyor, gazete arşivlerinde saldırılar ile ilgili haberlere ulaşabiliyorsunuz. Ancak, bu mesele üzerine Türkiye’nin ilgili mercileri tarafından yeterince araştırma yapılmış mıdır bu sorunun üstüne gidelim.

            ASALA hakkında yayınlanmış kitapların neredeyse tamamı, bu terör örgütüne karşı Türkiye’nin düzenlediği operasyonlara dairdir. Yani, ASALA’nın kan dökmesini vurgulayıp, diplomatlarımızın öldürülmesini unutturmamak yerine biz, bu örgütün nasıl söndürüldüğünü inceleyen, tetkik eden eserler yayınlamış bulunuyoruz. Dahası bu yayınların da ekseriyetle belgelere ve kuvvetli delillere değil, spekülasyolara, hatıratlara, demeçlere dayanması, eserleri bu yönden güdük bırakıyor. ASALA hakkındaki araştırmaların diğer kısmı da ASALA-PKK, ASALA-Kızıl Tugaylar- IRA işbirliğini ortaya koyan çalışmalardır. Bu çalışmaların ana minvali PKK olması, ASALA’nın siklet merkezi olmaması, alanın ihtiyacına doğrudan yönelik yayınlar olup olmadığını sorgulatmaktadır.

            ASALA ile akademik yayınlara bakıldığında da Atılım Üniversitesi’nde  biri Uluslararası İlişkiler, biri Kamu Yönetimi bölümlerinde hazırlanmış iki tez, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Türkiye Cumhuriyeti Tarihi anabilim dalında biri Hürriyet öteki Tercüman gazeteleri minvalinde iki tez, Celal Bayar Üniversitesi’nde de ‘Cumhuriyet Dönemi Ermeniler ve ASALA’ isimli bir tez bulunuyor. Beş tezden dördüne erişim açık. Tezlerden özellikle T.C.T. anabilim dalında hazırlananların noksan yanı arşiv malzemesi bulunmamasıdır. Bunun da nedeni, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde 30 yılı doldurmayan evrakların araştırmacılara sunulmaması, Dış İşleri Bakanlığı’na ait arşivin Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’ne gönderilip araştırmacılara açılmamasıdır. Dileriz ki ilerleyen yıllarda Dış İşleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, MAH, Nüfus Genel Müdürlüğü arşivlerinin de belli yıl kotasını dolduran evraklarının araştırmacılara açılmasıdır.

            Akademik dergilerde yayınlanmış makalelerin de azlığı düşündürücüdür. Türkiye’nin büyükelçilik ve konsolosluklarına herhangi bir saldırının bu gün gerçekleşmesi durumunda toplumun, siyasetin tepkisi, hassasiyeti düşünüldüğünde 42 cana mal olmuş saldırıların tarihe bırakılması – ancak tarihe bırakırken bile araştırmaların salt gazete haberleri üzerinden yapılmaya mecbur bırakılması- gerçeği, ‘o zaman neşriyat yapılmalıdır’ yanıtıyla geçiştirilmemelidir. Geçtiğimiz yılın Eylül ayında Türk Tarih Kurumu’nun, başlıklar arasında ASALA ve onun uzantısı olan JCAG ile Hocalı’yı da dahil ettiği Ermeni Külliyatı’nın 10 ciltlik bir bölümünün tamamlandığı, çalışma sonunda 40 ciltlik ciddi bir araştırma-inceleme ürününün ortaya konulacağı açıklanmış idi. Bu çalışmanın yanında artık ASALA’nın nasıl söndürüldüğü değil, Türkiye’ye yaptığı saldırıları okutacak kitapların yazılması, ASALA terörünü hatırlatacak belgesellerin hazırlanılması talep edilmektedir. Türk sinemasının dikkat ve titizlikle -basit ürünlerin kalitesizliğe sürüklemeyeceği- ortaya koyacağı çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır.

            Türkiye, içte ve dışta mahkum ettirilmek istendiği hadiseler karşısında yeterince tedbiri alamamakla handikap yaşamaktadır. Yakın bir tarihe kadar Ermeni soykırımı iddiasını ileri süren cenahların uluslar arası arenada 30.000 kadar yayın ortaya koydukları sırada Türkiye’nin 4.000 yayında kalması ciddi eleştirilere neden olmuş idi. Şimdi görülmektedir, ASALA yeterince yazılmamış, aktarılmamıştır. Lise ders kitaplarında yer almıyorsa yer almalı – sıkça müfredat değiştirildiğinden bu yazının yazarı da artık lisede nelerin okutulup okutulmadığını takip edemeyecek duruma geldi- , diplomatlarımızın şehit düştüğü günler anımsatılarak sivil toplum kuruluşlarınca anılmalıdır.

(Gencay Dergisi’nde yayınlanmıştır)

Bu yazı 365 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum