Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

[email protected]

Açgözlülük saplantısı

10 Ocak 2021 - 00:16 - Güncelleme: 10 Ocak 2021 - 13:33

Açgözlülük saplantısı 
 

Dijital ortamda Mustafa Kara tasavvuf kültürünü anlatıyor.
Tasavvufta zühd dünyaya ve eşyaya, kısacası Allah’tan gayri şeylere (masivâ), mala mülke, geçici olanlara önem vermemek demektir. Kara şöyle diyor:
“Derviş kişi helal yollardan kazanır ve helal yollara harcar. Zahidliğin zıddı aç gözlülüktür. Zühd, kanaatkar olmakla içi içedir, azla yetinmek demektir. Çok çalışmak, çok üretmek ve bunu paylaşmak, kendisine azını ayırmak.”

BİR İHTİDA HİKAYESİ
“Açgözlülük” 
deyince rahmetli Muhammed Esed’i, onun Tekasür suresine verdiği anlamı hatırlarım. Muhammed Esed (1900-1992) sonradan Müslüman olmuş biridir. Uzun yıllar Kur’an üzerine derinlemesine araştırma yapmıştır.

Berlin’de bir gün yine Kur’an üzerinde çalışıyor, henüz Müslüman olmamış. O gün eşiyle birlikte alışveriş için pazara çıkarlar. Dolaşırken M. Esed insanların yüzlerinde, yüz hatlarında, daha önce fark etmediği kadar bir ümitsizlik, bir karamsarlık, bir tükenmişlik görür. Eve dönerler, Esed masasına oturur. Masanın üstünde okumakta olduğu Kur’an-ı Kerim açık duruyor. Tekasür suresinde (102. sure) kalmış, okumaya başlıyor:
“Elhakümüttekasür..”

Bu ayet meallerde şöyle tercüme edilir:
“Çokluk sizi oyaladı durdu ta ki kabirlere kadar gittiniz” veya “kabirleri boyladınız.”

Yıllardır Kur’an üzerine düşünen ve henüz Müslüman olmayan bu zat, o anda bu ayetin idrakiyle birlikte şehadet getirip Müslüman oluyor. Onu çarpan ayet bu.
Nesi çarpmıştır acaba? Bunu biraz onun yaptığı Kur’an mealinden anlıyoruz. Bu meal Türkçe’ye çevrildi.

Bakın bu ayet dilimize nasıl çevrilmiş:
“Bir açgözlülük saplantısı içindesiniz!” Çağımız insanının bundan güzel bundan güzel tarifi olmaz. Açgözlülük!

BİR LOKMA BİR HIRKA
Açgözlü olmak dünyayı kasıp kavuran vahşi kapitalizmin bize aşıladığı bir duygudur. Bunun farkına varmalıyız, farkına varabilmek için bu “elhakümüttekasür”ün esprisini kavramak gerekir. Böylece “Bir lokma bir hırka” meselesi de kavranmış olur.
Bu söz tasavvuf kültürünü kötülemek için de kullanılır. Aslında “Bir lokma bir hırka” felsefesinin anlamı çok farklıdır.
Bugünkü genel anlayışla bir ilgisi yoktur.
Hiçbir tasavvuf kitabında bir lokma bir hırka tavsiye edilmez.

Bunun anlamı şu: İnanmış insan, derviş insan çalışacak, üretecek; bin lokma üretecek, bir tanesini kendisine ayıracak, 999 tanesini muhtaç olanlara aktaracak.
Bin tane hırka üretecek, birini kendine alacak, onu kullanacak, eskidiği zaman yama vurup giyecek; diğer 999 tanesini ihtiyacı olanlara verecek. Zühd budur işte. Helal yollarla çalışmak, helal yollara sarf etmek. Üretecek, kazanacak, sonra kazancını kamu ile paylaşacak.

Bu anlamda zahit olanlar vahşi kapitalizme kafa tutabilir. Başka kimse kafa tutamaz. Zahit olanın dünyanın cazibesine karşı bağışıklığı vardır. Bağışıklığı olmayan kafa tutamaz. Tıpkı bedenimiz gibi. Bedenimizin bağışıklığı güçlü ise hiçbir virüs ona bir şey yapamaz.” (Bkz. youtube.com/watch?v=BWuw0mk6_F8)

Evet M. Kara hocamız böyle diyor. Ben de şunu hatırlatayım: “Bir lokma bir hırka” üretim ölçüsü değil, bir tüketim parolasıdır.

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ
http://www.mehmetdemirci.org/

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum