Prof. Dr. Kürşad ZORLU

Prof. Dr. Kürşad ZORLU


Maraş'ın açılışı aslında ne anlama geliyor?

11 Ekim 2020 - 09:01

Geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanı Erdoğan ve KKTC Başbakanı Ersin Tatar ortak basın toplantısında 1974’ten bu yana kapalı olan Maraş bölgesinin açılacağını açıkladılar. Aslında Maraş geçmişte masa geldiği şekilde açılmıyor bugün. Sadece sahil yoluna vatandaşların girişine izin veriliyor.

Bunun açıklanmasının ardından KKTC’de yoğun tartışmalar başladı. Pazar günü yapılacak seçimler öncesinde bunu “siyasi bir manevra” olarak değerlendiren koalisyon ortağı Halkın Partisi hükümetten çekildi.

Öyle anlaşılıyor ki sadece Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı değil KKTC Dışişlerinin de Maraş kararından haberi olmamış. Şimdi de orada bu bir seçim propagandasına dönüştürülmüş durumda. “Türkiye irademizi hiçe sayıyor!”, “Artık böyle giderse AB hayal” gibi söylemlerle seçmenlere ulaşılıyor. Kabul etmek gerekir ki bugüne kadar bu tarz propagandalar birçok seçimde etkili olmuştu.

Ancak artık KKTC halkının federal bir çözüme yönelik güven algısı ciddi anlamda sarsılmış gözüküyor. Bölgedeki gelişmeler bu kapsamda devam edecek olursa, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hamleleri karşısında KKTC’nin de bir varlık-yokluk mücadelesine evrileceğini söylemek mümkün.

O halde Türkiye ve KKTC’nin bu süreci uyumlu ve dışarıya koz vermeden götürmesi hayati bir öneme sahip.

İşte bu sebeple Maraş bölgesine yönelik adımlar birkaç açıdan irdelenmeli.

Öncelikle hatırlarsak mevcut Cumhurbaşkanı Akıncı Türkiye’nin D.Akdeniz’deki hassasiyetleri konusunda farklı düşünüyor. KKTC’nin geleceğinin Türkiye’nin bu bölgedeki milli çıkarlarının dışında bir yerde durduğuna inanıyor.

Türkiye ise seçimden 4 gün önce bu adımı atarak Mustafa Akıncı ismiyle çalışmak istemediğini ortaya koymuş oldu. Gelinen aşamada yeniden seçilmesi Türkiye ilişkileri oldukça gerebilir.

Herşey bir yana ister bir müzakere masası kurulsun ister mevcut durum devam ettirilsin, Lefkoşa-Ankara hattında güçlü bir mutabakat şart.

Bir diğer husus ise Maraş bölgesinin bilinen ve yaygara koparılan şekliyle açılmıyor olması. Özel mülkiyet konusuna girilmiyor. Burası 1974 öncesinde önemli turizm merkezlerinden biriydi. 2000’li yıllarda gittiğimde tam bir hayalet şehir görünümündeydi. Sanki bir an her şey durmuş ve o andan beri hiçbir şey kıpırdamamış...

Türkiye bu adımıyla aslında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve diğer ilgili ülkelere yeni bir yöntemin işaretlerini veriyor. Tıpkı Karabağ meselesinde olduğu gibi KKTC’nin hak ve hukukunu da bir çözümsüzlüğe mahkum etmeyeceğini vurguluyor. Bir süre önce yapılan mali yardım ve yeniden açılan su projesi bunlardan bazıları. Karabağ konusu belirli bir mesafe kat ettiğinde Azerbaycan’ın burayı tanıması gündeme gelecektir. Ardından da başka ülkeler…Yıllar önce ilk kez televizyonda ben açıklamıştım. Eğer Dağlık Karabağ için AB dayatması olmasaydı Azerbaycan bu adımı atacaktı.

Öte yandan hatırlayanlar olacaktır Denktaş, Türk tarafına uygulanan ambargonun kaldırılması karşılığında, kapalı Maraş bölgesinin BM ara bölgesine kadar olan bölümünü de kapsayacak şekilde Rum tarafına verilebileceği teklifinde bulunmuştu. Rumlar reddetmişti.

Yine Denktaş, Lefkoşa Uluslararası Havaalanının iki topluma da hizmet verecek şekilde faaliyete geçirilmesini, karşılığında Maraş’ın Rumlara verilmesini önermiş, Rum tarafı bunu da reddetmişti.

Durun daha bitmedi!

2004 yılındaki Annan Planı kabul edilseydi Maraş tamamen Rumların kontrolüne verilecekti. Tabii yine reddeden Rum tarafı oldu.

Çok açık ki Rumlar için tek başına AB üyeliği oldukça konforlu ve Türk tarafı ile anlaşmamak İçin yeterli bir sebep. KKTC’nin bütünüyle kendi kontrollerinde olmasını istiyorlar. Federal çözümü bile yeterli bulmuyorlar.

Bu haliyle Maraş açılımı BM kararlarına aykırı değil ancak yeni bir duruşun habercisi. Merhum Rauf Denktaş’ın dediği gibi “Rum mazlum, Türk suçlu” yalanından vazgeçilmedikçe, Türk tarafına eşit muamele yapılmadıkça kalıcı bir anlaşma nasıl yapılacak?

Bu yazı 591 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum