Mehmed Veysî DÖRTBUDAK

Mehmed Veysî DÖRTBUDAK

[email protected]

KALEM FERYAD EDER…

26 Mart 2021 - 09:54 - Güncelleme: 29 Mart 2021 - 16:03

                                                           KALEM FERYAD EDER…

“Kalem feryâd edüp ağlar mürekkeb
Bana câhil yüzün gösterme yâ Rabb”

Yazımıza kime ait olduğunu hatırlayamadığım bir beyitle başladım. Kalem feryad etmekte… Kalemin feryadı nasıl olur? Yazarken çıkardığı sesler, cızırtılar kalemin feryadı olarak kabul edilmekte… Mürekkep de kalemden akmakta; bu da mürekkebin ağlaması… Niçin bu feryadlar, inlemeler, yanıp yakılmalar, göz yaşı dökmeler… Yeter ki bu yazılanlar bir cahilin eline geçmesin. Evet, cahille yüz yüze gelip, onunla hem-dem olmak kadar zor bir işkence yoktur insanoğluna. Hani bir hikâye vardır, belki duymuşsunuzdur;
Vakt-i zamanda ülkenin birinde gidişat iyi değil, devleti derleyip toplayacak bir kişiye ihtiyaç var. Herkesin üzerinde durduğu isim tektir. Emekli Yeniçeri ağası Ahmed Paşa’dır. Ama gel gör ki o da görevi kabul etmemektedir. Ne kadar ricacı minnetçi gönderseler adam Nuh diyor Peygamber demiyor, verilen görevi bir türlü kabul etmiyor. Devlet başkanı –padişah diyelim- ne yapacağını ne edeceğini şaşırmış durumda. Sonunda bir gün bilge bir kişi “Padişahım, bu adamı nâdân (cahilin de cahili, bilgisiz kişi) biri ile aynı odaya hapsedin, kabul etmek zorunda kalacaktır.” der. Padişah söyleneni yapar ve ülkeye tellallar çıkartır. Ülkenin en cahil ve nâdân kişisi bulunup getirtilir. Bu adam bir dağ köyünde çobanlık yapan biridir. Bahsi geçen Ahmed Paşa ile çobanı aynı odaya hapsederler. Çoban bir iki gün tepinir, bağırır çağırır, küfreder sonunda sakinleşir, bir köşe büzüşüp oturmaya başlar. Ahmed Paşa da günlerini Kur’an okumakla geçirmektedir. Aralarında hiç konuşmazlar. Herkes kendi dünyasındadır.
Günlerden bir gün Ahmed Paşa Kur’an okurken çoban önce kahkahayla gülmeye, ardından hüngür hüngür ağlamaya başlar. Ahmed Paşa dayanamaz sorar hücre arkadaşına:
-Arkadaş önce güldün, sonra ağlamaya başladın nedendir, derdin nedir?
-Benim köyde bir keçim vardı aynen sana benziyordu. Sen Kur’an okurken, sakalın aynen onun sakalı gibi oynuyordu. Çok hoşuma gitti ve güldüm. Sonra o keçimi çok özlediğimi fark ettim ve ağlamaya başladım. der. Bu sözler üzerine Ahmed Paşa kapıya yönelir ve vurmaya başlar. Gelen nöbetçiye:
- Padişaha haber verin, görevi kabul ediyorum.
der ve cahille aynı mekanı paylaşmaktan kurtulur.
İşte bu hikayede olduğu gibi insan cahil biriyle aynı mekanı paylaşamaz, onunla bir araya gelemez, onunla sohbette bulunamaz, hasbihal edemez. Zira söylediklerini o kişi anlayamaz.
Hz. Mevlana “Köpeklerin boynuna inci takılmaz” buyurmuştur. Söylenen sözü cahil kişi anlayamıyorsa ona anlatılan sözlerin hiçbir manası yoktur. O sözler cahil kişiye hiç mi hiç kar etmeyecektir. Belki de cahil insan o inci değerindeki sözleri yanlış anlayıp farklı yorumlayacak ve bir takım problemlere sebep olacaktır.
Cahilden kastımız okul, mektep görmemiş kişi değildir. Nice okumuş cahiller vardır ki okuyamayıp irfan sahibi kimselerle kıyasları dahi mümkün değildir. Ebu Cehil’e cehaletin babası diyoruz; halbuki bu adam bilgi bakımından Kureyş’in en önde gelen isimlerindendi. Hikmeti görememesinden, anlayamamasından dolayı Ebu Cehil oldu.
Allah’ım bizi okumuş, bilgili cahillerden muhafaza etsin.

Bu yazı 4456 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum