İsmail ZORBA

İsmail ZORBA

[email protected]

YEPYENİ BİR YOL ARKADAŞLIĞI: ÇAYYOLU DERGİSİ!..

13 Aralık 2020 - 10:27 - Güncelleme: 13 Aralık 2020 - 10:34

Oysa dergiler hür tefekkürün kalesi olmalı. Bahar iklimini taşımalı ruhunda, her zaman sevginin, hoşgörünün sıcaklığını yaşatmalı. Sözün rehberliğinde söze gölge düşürmemeli.
İsmail ZORBA
([email protected])
 
YEPYENİ BİR YOL ARKADAŞLIĞI: ÇAYYOLU DERGİSİ!..

                 Cemil Meriç’in, “Dergiler: Hür tefekkürün kalesi!” sözünü çok severim. Bu söz okul dergisi çıkarmanın bütün zorluklarını yaşarken tutunduğum bir dal, hatta direnç noktam olmuştur. Edebiyat derslerinde dokunamadığımız öğrencilerimize dergiler sayesinde dokunmuş onlara Türkçe sevdasını, edebiyatımızın köklü güzelliklerini yaşatma imkanı bulabilmişizdir. Dergiler okullarımızda  öğrencilerimize birer fidanlık olmuş ve onların kendilerini Türkçenin güzellikleriyle dokuyarak ifade etmelerinde önemli bir yer edinmiştir. Şiirleriyle, hikâyeleriyle, yazılarıyla öğrencilerimiz kişisel gelişimlerinde özgürce en özgün şekilde kanat çırpabilmişlerdir.

                     “Dergiler: Hür tefekkürün kalesi!”  sözü sadece okul dergileri için değil; ülkemizin her daim her yaşta düşünen insanlarının sanat, kültür, bilim, felsefe, medeniyet, siyaset, tarih v.b.  sahalarda aradıkları sesi bulmalarını sağlayan dergiler için de bir parola olmuştur. Dergileri çıkaran aydınlarımız gerçek anlamda cesaret sahibi, biraz da maceracı, bulunduğu kaba sığamayan insanlarımızdır. Şimdiki zamanın saatlerine sığmayan bu insanlarımız sanat adına, bilim adına bir şeyler üretme sevdasıyla yola çıkarlar. Dergicilik gerçekten bir ütopyanın peşinden koşan ve ruhundaki sevdayla bu yola baş koyan insanların yapabileceği bir iştir.

                     Ülkemizin koşullarında dergi çıkarmak hatta bir bilim ya da sanat dergisi çıkarmak her babayiğidinde harcı değildir. Hele sanat dergileri sesleri popüler kültürün tüketim dünyasında o kadar cılız çıkar ki. Kum çölündeki kum tanesi hükmünce çölün bütün ağırlığını üzerinde taşır. Sözün başa taç olduğu yerde sevda gönüller birleşir ve dergiler her şeye rağmen yayınlanmaya devam eder. Bu öyle bir sevdadır ki, gökyüzünün sonsuz ufuklarında dünyayı yeniden keşfetmektir bir bakıma.

                       Dergilerin cılız hatta sessiz çığlıkları yankı yapmaz zannedilmesin. Büyük gürültüler çıkaran her hareket boşluk içerisinde kaybolup gider. Sessiz çığlıklar ise önce yüreklerde sonra akıllarda unutulmaz izler bırakır. Belki milyonları sürüklemez peşinden, onun sesini takip eden yüzler zamanla binlere ulaşır. Milyonlarının soluğunun kesildiği yerde yüzler, binler devreye girer. Toplumların yeni sürgünler vermesini sağlayan aşılar olurlar. Yunus misali “Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası.”

                       Salgın günlerinde yaşadığımız büyük sıkıntılara, zorluklara, çilelere rağmen nefes alıp verebildiğimiz, umudun kanatlarına tutunduğumuz anlarımızda olmadı değil. Sosyal paylaşım alanlarında yapılan kültür, edebiyat, tarih, medeniyet, felsefe, bilim ve sanat söyleşileri kısıtlı sayıdaki takipçisine hayatın her şeye rağmen devam ettiğini, bugünden bir an evvel çıkıp yarınlar için yapılması gerekeni yapmanın tam zamanı olduğunu hatırlattılar. Yeni yeni çıkan dergiler, basılan kitaplar, yapılan söyleşiler bunun habercisi oldular. Bu bir uyanışın, dirilişin de habercisi oldu bizlere..

                      Ankara’da yayım hayatına başlayan Çayyolu dergisi de bu taze nefeslerimizden biri oldu. Artık belli yayın geçmişine sahip dergilerimiz arasında bu dergilerimiz adeta sanatımıza, edebiyatımıza yeni bir soluk getirdiler. Bu bir tamamlanışın da habercisidir aynı zamanda. Her bir dergi bir sevdanın, yepyeni bir hayâlin müjdecisidir. Keşke bütün dergilerimiz daha uzun soluklu olsa ve artık bir kimliğe sahip dergilerimizin sayılarını arttırma imkanı olsa. Ne olursa her dergi bu dünyaya açılan ve bizi güzelliklerle buluşturan birer pencere değil midir? 2020 Temmuz’unda yayın hayatına giren Çayyolu dergisi 3.sayısına ulaştı. Umarım 30., 300. sayısına da ulaşır.

                      Çayyolu dergisini sevdalı kalemleri başta yayıncısı ve imtiyaz sahibi Kamil Akdoğan olmak üzere, editörü deneyimli kalem Hatice Eğilmez Kaya ve yayın kurulunda yer alan Merve Erdoğan, Muhammed Balaban, Habibe Nur Alperoğlu, Arzu Günal, Şerif Temurtaş’ın olmak üzere her kesime, her yaşa, her yüreğe seslenen bir dergi çıkarma amacında olduklarını görüyoruz.

                      Derginin ilk sayfasında okurlarına merhaba diyen Kamil Akdoğan bunu şöyle vurguluyor : “Başkentimizin şirin bir semtinden sesleniyoruz ama avazımızda sadece Ankara havaları yok. Çayyolu Kültür Sanat ve Edebiyat dergisinin ilk sayısında İstanbul’dan dünyaya açılmaya hazır dizeler de var, İzmir’in sıcak rüzgârlarıyla yayılan hikâyelerde.. “Hoşgörü Kenti” Hatay’ın çarşılarındaki mücevherlere dokunacak, Diyarbakır’a uzandığımız köprüden geçen kardeşliği de duyumsayacaksınız burada..” Sadece bu sözler bile derginin yazarlarıyla, şairleriyle okurla kurmak istediği samimiyeti, birleştiriciliği bir misyon olarak kendine şiar edindiğinin ifadesi değil midir?

                      Salgın günleri öncesinde kültür, sanat, medeniyet, bilim, felsefe gibi topluma yön verecek, tarafsızlığı ve özgünlüğü ile her kesime seslenecek sahalarda ötekileştirmenin, gruplaşmanın bizleri nerelere getirdiğinin farkındayız. Sanat adına, kültür adına, bilim adına düşünen, yazan aydınların ufuklarının ne kadar hür ve sonsuz olması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ama zaman geldi bir derginin kendini kilitlediği noktada sadece tek sesin tek soluğun çıktığını ve sadece sahibinin sesi olmaktan öteye gitmediğini biliyoruz. Oysa dergiler hür tefekkürün kalesi olmalı. Bahar iklimini taşımalı ruhunda, her zaman sevginin, hoşgörünün sıcaklığını yaşatmalı. Sözün rehberliğinde söze gölge düşürmemeli. Çayyolu dergisi üç sayısında bu samimiyeti fazlasıyla yaşattı.

                        Kamil Akdoğan, “Biz elimizden geleni yapacağız!” diyor. Bu söze Hatice Eğilmez Kaya, “Yol, insanı insan eder, elbette öte yandan yolları yol eden üzerinde gide gele iz bırakan insandır. Biz bir yola çıktık, kervan ya da kafile olduğumuz kesin. Nereye varırız, nerede kalırız, ne oluruz?.. Hele bir yürüyelim iyiye, güzele ve aydınlığa doğru; hep birlikte ve ellerimizi bırakmadan, çünkü en güzel duygulardan biri yol arkadaşlığıdır.” diyerek istikamet veriyor. Yine ilk sayıda Ümit Yıldırım, “Bir dergi neden çıkar demek, badem ağacı neden çiçek açar diye sormaya benzer.” diye ekleyerek dergiciliğin ruhuna dokunuyor.

                       Çayyolu dergisi ülkemizin her köşesinden genç ve deneyimli kalemleri bir araya getirerek şiirde, hikâyede, denemede, röportajda, kültür ve sanat gündeminin nabzını tutan haber yazılarında güzellikleri buluşturmayı başarıyor. Ben de editörümüz, mezun olduğum üniversitede bir üst devrem olan Hatice Eğilmez Kaya’nın nazik çağrısıyla dergi sayfalarında deneme yazılarımla yer almaktan onur duyuyorum. Son sözü Çayyolu dergisi sayfalarından Hatice Eğilmez Kaya’nın mısralarıyla noktalayalım : “hep bir ağızdan anlatırlardı öykülerini, yumuşacık elleri olan, iSon sözü Çayyolu dergisi sayfalarından Hatice Eğilmez Kaya’nın mısralarıyla noktalayalım : “hep bir ağızdan anlatırlardı öykülerini, yumuşacık elleri olan, iyimser ve masmavi yerküreye..” Umarım, Çayyolu dergisinin de iyimser ve mavi yerküreye anlatacak çok sözü olur.
   
               


 

Bu yazı 1968 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Münevver Ongun
    2 ay önce
    Yazın hayatına destek olan herkese teşekkür ederim.Yüreğinize sağlık İsmail Bey.