İsmail ZORBA

İsmail ZORBA


SESSİZ ÇIĞLIKLARIM

17 Ağustos 2020 - 11:45

“Muğla’nın şehir merkezinde, şehrin göbeğinde, ikindi vaktinden önce çalınmaya başlayan davul  ve zurna eşliğinde yapılan düğün eğlencesi saat gece yarısını geçtiği halde devam ediyor. Ve sadece Muğla’nın bir noktasından Türkiye’nin her tarafına gözümüzü, kulağımızı çevirdiğimizde bu aymazlığın devam ettiğini göreceğiz. Sadece kendi sağlığımızla değil belki de bu salgında kaybettiğimiz insan sayısına binleri ekleyeceğimiz insanlarında sağlığıyla oynamakta ne kadar vebal altındayız? Bu soruyu soran insan eminim ki bu aymazlığı yapmaz.”
 
SESSİZ ÇIĞLIKLARIM
 
         Köşe yazılarımda daha çok edebî olanın gözüne dokunmayı tercih ediyorum. Fikir yazılarında daha çok insan ve hayat ilişkisinin genel geçerliği üzerinden gidersiniz. Nedenler ve sonuçlar ortak bağlamında insanın tefekkür dünyası irdelenir. Bense insana ait hasletlerin kelebek kanadına veya ömrüne yüklediği hassasiyetleri umut ışığı ve tebessüm çerçevesinde işlemeye çalışıyorum. Ruhum ve bedenim yüreğimin götürdüğü yerde neyi hissediyorsa veya neyi fikrediyorsa orada tamamlanıyorum.

          İlk kez üslûbumun veya çerçevemin dışına çıkıyorum. Belki de hayatımın en zor ve bilinmez zamanlarını yaşıyorum bütün dünya ile.. Salgının hayatımızdan koparıp aldığı insanlarımızın acısını yüreğimde hissederken, salgınla daha da büyük kayba, yitişe ve de yozlaşmaya giden insan kimliğinin dünyada bıraktığı kara delikleri düşündükçe vurgun yemişe dönüyorum.

         Salgının ilk günlerinden itibaren hayatı bu günlerde daha iyi kavramak, gücümü ve irademi kazanmak, acının ve zorlukların yoğurduğu bir insan olarak her ortamda kendime olan inancımı kuvvetlendirmek hatta daha can alıcısı bir bireyin bencilliğinde kaybolan, kaybeden insan yalnızlığından sıyrılıp insanlarla güçlenen, bağ kuran ve “Biz” olma güvenini insanlarla paylaşan sorumluluk, vicdan, edep, ahlak gibi sadece kelime anlamıyla hayatımızda yer tutan kavramları bizzat yaşatmanın saadetinde insanlardan biri olmanın ayrıcalığını yaşamak istiyordum.

         “Kendime Dönüş Günlükleri” başlıklı yazı dosyamda bu arayışlarımı ve tamamlanmalarımı yaşadım. İnsana inancımı ve sevgimi hiçbir zaman kaybetmedim. İçimdeki filizi son ana kadar yaşatmaya çalıştım. Hala da bu inancımdan zerre kuşkum yoktur.

           Yalnız Kurban Bayramı esnasında yaşadıklarımız, şahit olduklarımız insana ve onun asaletine karşı güvenimizi, inancımızı sarstı. İnancım odur ki insan benliğin vazgeçilmez adasında tek başına uzun süre nefes alamaz. Özünü, benliğini kaybeder. Bu kadar bencillik girdabına sürü halinde iştirak edemez, diyorum.
          
Bugün 17 Ağustos 2020 Pazar. Gece yarısını geçiyor. Muğla’nın şehir merkezinde, şehrin göbeğinde, Akyol semtinde ikindi vaktinden önce çalınmaya başlayan davul  ve zurna eşliğinde yapılan düğün eğlencesi saat gece yarısını geçtiği halde devam ediyor. Ve sadece Muğla’nın bir noktasından Türkiye’nin her tarafına gözümüzü, kulağımızı çevirdiğimizde bu aymazlığın devam ettiğini göreceğiz. Sadece kendi sağlığımızla değil belki de bu salgında kaybettiğimiz insan sayısına binleri ekleyeceğimiz insanlarında sağlığıyla oynamakta ne kadar vebal altındayız? Bu soruyu soran insan eminim ki bu aymazlığı yapmaz.

          Nasıl bu hale geldik, ne çabuk kimliğimizin en büyük varlığı ahlakımızı, vicdanımızı, saygımızı, merhametimizi, inancımızı hasılı insanlığımızı kaybettik. Tek bir sebep buluyorum kendimce. Fikretmeyi, zikretmeyi unuttuk. İnsana bahşedilen en büyük armağan aklımızın bize kattığı gücü ve verdiklerini taşımayı unuttuk. Aklını kaybedince dünyada sürü halinde yaşayan diğer canlılardan ne farkımız kaldı. Ki onlardaki içgüdüden, önseziden de yoksunuz. Evet gece yarısını epey geçti. Düğün hala devam ediyor. Ve utanarak ekliyorum. Bir de bu cehaletin üstüne İzmir Marşımızı çalıyorlar. İzmir Marşı bizim varoluş destanımızın kahramanlarının, atalarımızın armağanıdır. Hiçbir şekilde siyasetin çamuruna malzeme yapılamaz. Ve insan sağlığını hiçe sayanların mezesi asla olamaz. Yetkisiz yetkililer nerede? Kısık seslerimiz, sessiz çığlıklarımızı duymuyorlar mı?

          Düğünler sadece bir örnek bu duyarsızlığa. Evlatlarımızın mürüvveti, muradı ve kurdukları yuvanın saadeti her şeyin üzerinde. Gözümüzün paresi evlatlarımızın bu mutlu günlerini onların gönlünce taçlandırmak da en büyük hakları. Ama hak dediğimizde evlatlarımız saadetlerini başkalarını gözyaşları üzerine mi kuracaklar. Temizlik, Mesafe ve Maske!.. Hiçbir şey tamam değil. Sorumluluk, bilinç derdest edilmiş. İnsanların vicdanlarından kovulmuş çünkü Hakk’ın sesi aklın sesi olmaktan çıkmış.

            Ve sokaklardaki yığınlar, kavgalar, küfürler. Tam bir gayya kuyusuna düşmüşüz de çıkamıyoruz. Yetkililer, yetkin kişiler bize laf düşmez ama bu kadar insanın bu salgın zamanlarında sadece biyolojik olarak değil zihnen de ruhen de sağlıklı olabilmesi gerekmez mi? Bu kadar nefret tohumu ekersek ne biçeriz siz yanıtlayın. Sevgiyle, hoşgörüyle, adaletle dokunduğunuz her bir yürek de umut ışığı aydınlanır. Ve o insan artık ışığa bakabilecek güce sahiptir. Karanlığın yalnızlığından kurtulur

            Muğla’da gece yarısını geçti, saatler epey ilerledi. Davullar, zurnalar sustu. Gençler muradına erdi. İnsanlar mutlu mesut evlerine döndü. Şehir eski sükunetine kavuştu. Unutalım her şeyi , olu gider diyelim. Ama olup gitmiyor.

             Şu anda Muğla’daki hastaneden başlayarak tüm Türkiye’yi sarıp sarmalayan hastanelerde, dünyanın bir çok noktasındaki hastanelerde sağlıkçılarımız can hıraş çalışıyorlar. Evlerine gidemeyenler, çocuklarından uzakta kalanlar, düğün hayallerini kuramayanlar, bu salgının acı bedeli hastalığa yakalanan sağlık çalışanları gözlerimizin içine bakıyorlar. Kısık sesleri, sessiz çığlıkları kaybettikleri her bir çalışanları, kaybettikleri her bir hastaları için haykırışa dönüşüyor.

             Hastalığa yakalanınca ya da bir sevdiğimiz hastalıkla boğuşunca mı kendimize geleceğiz. Sorumluluğumuz büyük. Bir an önce aklımızı başımıza alalım. Bedelini çok ağır ödemekteyiz zaten, dahasını ödememek adına lütfen insan olalım, insan kalalım, içimizdeki insana kulak verelim, onu yaşatalım.
 
İsmail ZORBA
 

Bu yazı 1058 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum