İsmail ZORBA

İsmail ZORBA

[email protected]

ÂKİF HÂLLİNCE...

06 Nisan 2021 - 22:27

“Biz Âkif diyen diller,her sözümüzde seni düşünmeli,
imtina etmeliyiz. Senin ruhûnu incitmeden sözümüzü
Hakk üzere söylemeli, benli dillerden uzaklaşmalıyız.
Seni yeren diller ne kadar acizse seni öven diller de
o kadar hakkaniyetli olmalı.”

İsmail ZORBA
([email protected])


ÂKİF HÂLLİNCE...
 

Sessiz yaşadımkim beninerden bilecektir?”diyorsun. Yazdığın şiir mecliste “İstiklâl Marşı” olarak kabul ediliyor büyük bir coşkuyla alkışlar arasında. Defalarca okunuyor. Sen oturduğun sıradan, başını kaldırmıyorsun. Âkif, Âkif sesleri yükseliyor, sen başını eğip oradan sessizce ayrılmak istiyorsun. Çanakkale Şehitleri’nin, Bülbül’ün, Leylâ’nın, İnsan’ın, Hasta’nın ve de Safahat’ın her bir sayfasında mısra mısra karşımıza çıkan şiirlerin şairi sen, hiçbir mısranla övülmeyi istemiyorsun, sessizce yazmak ve yazarak hizmet etmek istiyorsun.

        Övüldüğün meclislerde duramıyorsun, sıkılıyorsun. Âkif ismi senin gönlünde Rabbine karşı aciz ve fakir bir kul olmaktan ibaretkenken hiçbir dünyevi makamı ve bunların yaşatacağı hazzı kabul etmiyorsun. Sen Mehmet Âkif Ersoy şair, yazar, öğretmen, veteriner, âlim, milletvekili ve nice sıfatlarından azade sadece mümin, sadece insan. İçimizden biri, bizim sesimiz, bizim vicdanımız, bizim insanımız! Her daim yanımızda ve önümüzde.

           Sessiz yaşadımkim beninerden bilecektir?” diyorsun. Dürüstlüğünde timsalin yok. Ahlâkında, edebinde, sözünün eri olmanda örneğin yok. Sana doğruluk dilinden başka hiçbir söz isnat edemez dilleri olanlar, kalem tutanlar. Sen Yunus hâllince cümle kapısından eğrisini geçirmezsin. Hayatından aktarılan hiçbir kesit sana gölge düşüremez. Senin gönlün Yunûs’un hâliyle hâllenmiş ve mayalanmıştır. “Yaratılanı sev Yaradan’dan ötürü” hayattaki duruşun olmuştur hep. Yaradan’a imanın aşkla yoğrulmuş, bu sevda uğruna Hak yoluna aşkla hizmet etmekten başka bir yolun da olmamıştır.

           Biz Âkif diyen diller, her sözümüzde seni düşünmeli, senden söz açaçakken imtina etmeliyiz. Senin ruhûnu incitmeden sözümüzü Hakk üzere söylemeli, benli dillerden uzaklaşmalıyız. Seni yeren diller ne kadar acizse seni öven diller de o kadar hakkâniyetli olmalı.

        “Sessiz yaşadımkim beninerden bilecektir?” diyen sözün ayırdına varmalı. Âkif’in hakikatini  vatanseverliğinde, hakseverliğinde, Rabbine olan sevdasında, imanın onun karakterine sirayet eden aşkında, zorluklara göğsünü siper eden asla acziyet göstermeyen mücadelesinde görmeliyiz. Âkif’i özne edinen her cümle, sözün gücünü sözü söyleyen dillerin mânâsınca yaşamında nasıl hakikate erdiğinde kurulmalıdır.

            Âkif, “Asım’ın nesli diyordum ya”; derken işaret ettiği gibi suret olanın değil özünde, hakikatinde olanın peşindedir. Onun davası dünyalık bir dava değildir. O vatanını çiğnetmeyecek, bastığı yerleri toprak deyip geçmeyecek nereden geldiğini bilerek istikametini belirleyecek ve düstûru her ne olursa olsun vatan için denildiğinde her hizmete baş koyacak, asla talep etmeyecek, talep edildiğinde sadece hizmet için yola koyulacak bir davanın adamıdır.

            Sözler galebe çalarken Âkif’i anlatmak yetmez. Âkif Almanya’da, Necip çöllerinde, Ankara’da, Kastamonu’da, Balıkesir’de, Balkanlarda her nereden çağrılırsa oraya koşar. Tek beklentisi Hakk’a ve halka hizmettir.

            Yunûs hâllince olduğu kadar Âkif hâllince de olmak gerekir. Âkif’i anlamak için Âkif’in hakikatince yaşamak gerekir. Ama Âkifçe yaşamak bizde ne gezer? İki üç Âkif’li cümle kurarken dahi Safahat’ın kapağını kaldırmadan konuşmak nasıl hoyratlıksa İstiklâl Marşı’nı anlamadan Âkif’i anlatmak da o kadar abesle iştigaldir.

             “Sessiz yaşadımkim beninerden bilecektir?” mısralarında aramak gerekir Âkif’i. Beraberce bakalım mısrayı tamamlayan dörtlüğe. ‘Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince, Günler şu heyulâyı da er, geç, silecektir. Rahmetle anılmak, ebediyyet budur amma, Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?’

              Evet, Âkif de bir fânidir. O da sıradan bir insandır. Senin, benim, bizim gibi bir insandır. Ama o bir dava adamıdır. Bana, sana, bizlere dava adamlığı zor gelir, nefeslerimiz tükenir. Ama Âkif’in soluğu hiç kesilmez, o yorulmak nedir bilmez. Her mücadelesinde üzülür, yaralanır hatta kahrolur ama davasında dimdik durmasını bilir, davasından  hiçbir sapma göstermez. Çünkü o mümin hakikatinde bir insandır. Davası imanından gelir. Davası Rabbine olan inancından ve yaratılmışların en mükemmeli insana inancından gelir.

            Âkif’in sözü eğilip bükülmez. Ne söyleyecekse doğrudan söyler. İtidallidir, şefkat sahibidir, merhametlidir, mümin hâllince tevazu sahibidir, rikkatlidir ama iş Hakk’ın hakikatine gelince asla yolundan sapmaz. Bu yolda “Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.” diyecek kadar kararlı ve inançlıdır.

            Âkif, Asım’ın her bir sıfatında geleceğe hükmeden hayırda, hakikatte, imanda, ilimde, şuurda hep önde tuttuğu hakiki mümini görür. Her daim kararlı, her daim davasında, her daim vicdanında, irfanında onurlu. Asım gerçektir. Ete kemiğe bürünmüş içimizde bir candır. Canlara timsal olmuştur. Âkif’in inancı yersiz değildir. Çanakkale’den Kurtuluş Savaşı’na ve İstiklâl Marşı’nın her bir mısrasında aynı yürekte Asımlar vardır.

             Sessiz yaşadımkim beninerden bilecektir?” der ama Âkif’in hâlinde hiç değişmeyen bir hakikat vardır. Âkif’in tüm mısralarına sinen o yüce ruh, Hakk yolunda eğilmeyen baş, zulüm karşısında her zaman haykıran kendinden emin o gür ses. Kimi zaman ‘Korkma!’ der, kimi zaman ’Uyan!’ der bu ses. Bu ses o kadar samimi ve inanç doludur ki bu sesi işiten yürekler hemen sinesine koşar. Balıkesir’de, Kastamonu’da, Ankara’da, Berlin’de, Necip çöllerinde. Onun sesi Fatih’ten, Süleymaniye’den çıkıp gelmiştir çünkü. Asırları aşıp gelen ilây-ı kelimetullahın Allah Allah nidaları gibi gökyüzüne dağılır. Yürekleri coşturur, gaflet uykulu yürekleri uyandırır.

              Âkif’i yazmak hatta dilime almak ne haddime ama onun mısralarıyla bir kere karşılaşanlar aynı İstiklâl Marşı’ndaki gibi tek yürek olur ona gönlünü kaptırıverir. Söyleyemediklerimizi, içimizden geçenleri söyler. Sessiz yaşayanların sözcüsü olur. Âkif hâllince hâllenmek ve de Âkif’i anlamak için Âkif’i hakkınca okumak gerekir. Akif aktarmaz, anlatmaz, yaşar, yaşatır.

                Âkif yürektendir, yürektedir. Bu yüzdendir ki Edirnekapı Şehitliği’nde şahit olmuş sinelerden bir sineye bakar gözler. Şehitliğin şahitliğinde teslim olmuş bir yürek vardır. Şehitler safında bir bayraktardır o.  Sessizliğin sonsuzluğuna “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl” damgasını vurmuş yürektir o. Vatan topraklarına bıraktığı emanetini şehitlerin diyarında bayrağın gölgesi altında bayraktar kılınan vicdandır o. Âkif hâllince Sessiz yaşadımkim beninerden bilecektir?” diyen Âkif’tir o.

 
 

Bu yazı 223 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum