İsmail ZORBA

İsmail ZORBA

[email protected]

DOSTLAR, YEDEK KALPLERDİR.

27 Ocak 2021 - 11:06

İdris Koç’un “Dost Seçme Sanatı” adlı kitabı hakiki mânâda kayda değer yepyeni bir pencere açıyor konuya. Kitap baştan sona “İnsan ve dost” sözcüklerini bir arada her açıdan değişik temaslarla ve yorumlarla aktarıyor. Hatta yazar kitabın slogan cümlesinde bu asrın yalnızlığa mahkum edilmiş insanına sesleniyor: “Dostlar, yedek kalplerdir"

İsmail ZORBA
([email protected])

DOSTLAR, YEDEK KALPLERDİR.

Bu asrın yalnızlığa mahkum edilmiş benlikleri ile karşı karşıyayız. Salgın döneminde ayan beyan ortaya çıktı ki insanlar ruhlarıyla tamamlandıkları; onları yaratılanların en şereflisi kılan “insan” olma hasletinden uzaklaştırılmakta. Yazılmışların ve yaşanmışlıkların çok ötesinde insan sadece dili vasıtasıyla, sadece adı geçen çoktan mânâsını ve hükmünü kaybetmiş belleklerin peşinde koşuyor. İnsanız yaşamadığımız ya da yaşayamadığımız hiçbir duyguya, düşünceye tam anlamıyla vakıf olamayız. Dile getirdiğimiz sözler tam mânâsıyla “ben”de hükmünü bulmadan gerçeğini bulamaz.

               Karakterimiz, belleğimiz, hafızamız, hatıralarımız hakiki mânâda dilden dile aktarılan kuru ifadelerden ibaret. Mısralara aktarılan hüznün gerçek mânâda bir hüznü yaşattığı söylenebilir mi? Ya de sevgiyi aktaran bir hikâyenin cümlelerinden bize geçen kurgunun ne kadarının bizde tamamlandığını söyleyebilir miyiz? Benliğin girdabında savrulup giden insanımıza bu asrın senaryosunu yazanların biçtiği bir roldür bu aslında. Kökü mazide olan atiye sahip çıkma gayreti gösteren geçmişimizin mirasından bize kalanlar nerede? Daha bir asır öncesinde Kurtuluş Savaşını kazanan ruhtan, kimlikten, ahlâktan ne kadar da çabuk uzaklaştık?

               Kendimize dönmemiz, kendimizi sorgulamamız gerekiyor. Bugün gölgesi bile olmayan insanın gelecekte ne mazisi olacak ne de atisi? Bizi “biz” yapan “insan” yapan değerlerimiz nerede? Son beş yıldır çocuklarımıza, gençlerimize; “Değerlerimize sahip çıkalım.” sloganıyla bu değerlerimizi yaşatmak adına eğitimler veriyoruz. Yaşayamadıktan, yaşatamadıktan sonra ne hükmü kalır ki? Vicdanı ruhunda hissetmedikten sonra, merhameti yaşayamadıktan sonra, sorumluluğu üstlenmedikten sonra, birlik ve beraberlikten güç almadıktan sonra tek başına “ben” bu değerlerin mânâsına nasıl ulaşılabilir? Birkaç fotoğraf, birkaç slogan ve birkaç cümle. Dosya içerisinde yapmış olmak için yapılmış ve de aferin almış birkaç proje. Proje sözcüğü bana hayata geçmeyen hayâlleri çağrıştırıyor. Hep sayısal verilerde kalan istatistiki ifadeler.. İnsana dokunan, hayata dokunanlar nerede?

                 Bu asrın yalnızlığına mahkûm edilmiş insan yârsiz, yârensiz, dostsuz, kimsesiz bırakıldı. İnsan insanla soluklanır, insan insanla hayat bulur, insan insanla kimlik bulur. Mânâya insan; tek başına bir “ben”den yola çıkarak hüküm veremez. Yazılmışlar, yaşanmışlar adına verilen hüküm ancak insanla tamamlanır. Bizi kimsesiz ve çaresiz bırakan en büyük yara dostsuz kalmamızdan kaynaklanıyor. İnsan hayatının bir mânâsı olması için dosta ihtiyaç var. Yaşamak için peynir, ekmek, su gibi dosta ihtiyaç var. Bu asrın çaresiz ve kimsesiz insanının şifası da devası da dosttur.

                    Dostunla bir davan olur, dostunla çıktığın yolda hedeflerin vardır. Dost sevgiye, merhamete, adalete, akıla, edebe, vefaya, ahlâka ve nice insani erdeme rehber olur. Dost kelimesinin mânâsını lugatten çıkarıp hayata taşımak gerek. Dostun eksikliği, yokluğunu an be an hissediyoruz. “Ben” iradesine bıraktığımız her rotasını kaybetmiş gemi gibi bir türlü yolunu bulamıyor. Dost öyle bir varlık ki hem maddi hem manevi anlamda bir tamamlayıcı. Asırlarca en büyük sevdasını en büyük “Dost” hasreden müslüman Türk’ün yüreği gönülleri dost evi kılmış, hayatına sevginin, imanın yanında dostluğu da eklemiştir. Bu dost gönüller Yunus Emre’de, Mevlânâ’da, Hacı Bektaş Veli’de ve yüzlerce gönül erinde mayasını bu topraklara çalmış ve asırlarca yaşadığı onca çileye ve zulme rağmen bu toprağın insanı dost yüreklerden almıştır bütün direncini, gücünü.

                      Bu dost gönüllerin efendileri de liderlikleri boyunca “dost” yüreklere sığınmış ve bu yüreklerin asaletince Oğuz Kağanlar, Alparslanlar, Fatihler, Yavuzlar, Mustafa Kemaller olarak dünyaya dost hükmünce adalet ve insanlık dersi vermişlerdir. Dost yeri geldi gönlü temsil etmiş, yeri geldi devleti. Öyle ki dost gönüllü hükümdarlar, liderler hükümran değil hizmetkar olmuşlardır. Yunus Emre hâllince bütün davası gönüller yapmak olan dostluğun yazılacak eserlerle yaşatılması Türk gencinin, Türk çocuğunun geleceğe aktaracağı elzem bir kaynak olacaktır.

Dostu bir sözcük olmaktan çıkarıp cümleye kattığımız anda dostluk kavramı, insanla tamamlanması, insan ve dostun ilişkisi, dostluk hikâyeleri, dostun insana dokunuşu, dostluk şiirleri, dostluk üzerine yaşananlar bir kitapta toplanmalı ve dost sözü ile başlayacak ve “Dosta gidelim gönül!” dedirtecek şiirlere, hikâyelere, romanlara, söyleşilere kaynak olacak, belgelik olacak eserlerin yazılması gerekiyor. Bu alanda yazılmış eserlerin yanında bir seçki örneği olacak bir eser “Dost Seçme Sanatı”nı kuramsal bir veriyle karşımıza çıkarmalı, derken İdris Koç bu zor işi üstlendi. Bu içerikte adı geçen güzel ve rehber bir eser yazdı. Kalemine sağlık.

Dostluğu yaşatacak, temsil edecek örnekler o kadar çok ki ama bu asrın büyük ihtiyaç duyduğu dost sözcüğünün cümle kapısından geçip tekrar yüreklere nakşedilmesi gerekiyor. Dostun insanın hakikatine ermesindeki önemi o kadar büyük ki özellikle “Dostluk Üzerine” başlı başına her yaş grubuna içi doldurulmuş dersler verilmeli, seminerler düzenlenmeli. İdris Koç’un “Dost Seçme Sanatı” adlı kitabı bu mânâda kayda değer yepyeni bir pencere açıyor konuya. Kitap baştan sona “İnsan ve dost” sözcüklerini bir arada her açıdan değişik temaslarla ve yorumlarla aktarıyor. Hatta yazar kitabın slogan cümlesinde bu asrın yalnızlığa mahkûm edilmiş insanına sesleniyor: “Dostlar, yedek kalplerdir.” Kitap yedi bölümden oluşmuş. Birinci bölümde dost kelimesi bir sözcük olmaktan çıkarılıp insan ve hayatındaki mânâ bulduğu yere yerleşiyor. Yazar, bu bölümde dostluğun insan için taşıdığı anlamları sıralıyor. “ Dostluk; sevmekle başlar, insanın doğasında vardır, gerektiğinde geri çekilmektir, bağ kurmaktır, nezakettir.” v.b yorumlarla dostluk kavramının insan için her cihetten vazgeçilmezliği üzerinde duruluyor.                                                     

Kitabın ikinci bölümü “dost kimdir?” ile başlıyor. Dost kelimesinin sahip olduğu tüm alan taranarak mahiyetinin büyüklüğü ortaya konuyor. Dost insana armağandır, dost razı olunandır, dost “biz” olabilendir, dost tamir edendir vb önemli başlıklarla dostun karakter haritası da çıkarılmış oluyor. Üçüncü bölüm “Dostluk ve Dosta Dair” başlığı altında dost ve dostluğun yaşanmış ve yazılmış sonuçları ortaya konuyor. Dostluğun sınırları, dostluğun doğası, dostluğun âdâbı, dostluk üzerine atasözleri, deyimler, kelimeler ilgi çekici ve hatırda kalıcı yazılardan oluşuyor. Dördüncü bölüm “İslâm’a Göre Dostluk” başlığı altında bu milletin her bir ferdinin gönlüne mayalanmış ve karakterinin vazgeçilmez bir özelliği olarak nakşedilmiş dostluğun hakiki kaynağını İslâm’ın esaslarında gözler önüne sermiş. Hz Ebubekir’in emsalsiz dostluk örneği bu bölümün en ilgi çeken örneklemelerinden biri. Beşinci bölümde dost ve dostluk üzerine yazılmış şiirleri içerirken altıncı bölümde hikâye örneklerine yer ver verilmiş. Ve yedinci bölüm; başta dostluk üzerine yazılmış bir beyanname niteliği taşıyan Fethi Gemuhluoğlu’nun “Dostluk Üzerine” adlı muhteşem konuşmasını da içeren örnek yazıları içeriyor. Bu yazılar Muallim Naci, Nurettin Topçu, Mevlânâ, Çiçero, Yusuf Has Hacip, Platon, Aristoteles, Mustafa Kutlu, Halime Gürbüz, Dücane Cündioğlu gibim güçlü kalemlerin dostluk üzerine yazılmış güzel bir seçkisi olmuş. Sevgili İdris Koç, bu seçkiye benim de “Dostlar Meclisi” yazımı koyarak bir güzellik yapmış; sağolsun.

İdris Koç, kitabın önsözünde; “Dostluk, yüksek bir değerdir. İleri düzeyde bir yakınlığı ve samimiyeti ifade eden dostluk, insani bir gerekliliktir. Oysa insan, kendi kendine yeterliliği zayıf olan, yaşamını bir başkasının varlığı ile etkinleştirebilen ve kendi varlığı bir başkası ile anlam kazanan bir varlıktır.” diye kitabın dostluk üzerine ulaşmak istediği noktayı işaret ederken  son sözünde “Özetle; dostluk; modern zamanların her şeyi hesaba bağladığı ve maddeye indirgediği bir çağda insanın kaybettiği bir değerdir. İnsani bir ilişki düzeyi olarak dostluk, bütün insanlık tarihi boyunca bugün de ihtiyacımız olan bir değerdir.” diyerek kitabın hedeflediği amaca ulaştığını gösteriyor.      

Biz de dostluk üzerine yazılmış bir şaheser, bir başucu kitabı olan Fethi Gemuhluoğlu’ndan yapacağımız, “Nefesler pâyende ola. Demler , safâlar müzdâd ola. Kulûb-ı âşıktan küşâde ola…” sözlerimize nihayet verelim ve bu kitabın yanına İdris Koç’un Çınaraltı yayınlarından çıkan “Dost Seçme Sanatı’ adlı kitabını da koymayı ihmal etmeyelim.


 

Bu yazı 6834 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum