İsmail ZORBA

İsmail ZORBA


ABDÜLHAMİT VE SARAYINDAKİ AMERİKALI: WALLACE

21 Ekim 2020 - 15:48 - Güncelleme: 21 Ekim 2020 - 15:53

ABDÜLHAMİT VE SARAYINDAKİ AMERİKALI: WALLACE
 
          Kıymetli bir eser daha dilimize çevirildi. II. Abdülhamit döneminin Amerika Büyükelçisi ve aynı zamanda Ben-Hur ve İstanbul Düşerken/Hint Prensi kitaplarının yazarı Lew Wallace'in ve eşinin hatıraları. Pierre Loti'den sonra bir Batılının hatta bir Amerikalının objektif yorumlarıyla hakkaniyetli bir Türk dostluğu. Genç çevirmen Nusret Emre İkiz'in titizlikle yapılmış güzel çevirisi ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğretim üyesi Dr Ahmet İkiz'in sunumuyla Çınaraltı Yayınları'dan tarihimize aydınlatacak bir eser: “Abdülhamit ve Sarayındaki Amerikalı Wallace”... Tebrikler Çınaraltı Yayınları

           Bir kitabın yayınlanma aşamasındaki tüm hikâyeyi bilmek ayrı bir heyecan ve de mutluluk katıyor. Yazar İdris Koç bir sohbetimizde İbrahim Kalın’ın bir makalesinde Abdülhamit dönemine tanıklık etmiş bir büyükelçiden bahsettiğini, bu büyükelçinin aynı zamanda 1950li yılların Holywood sinema sektöründe zirveye yerleşmiş Ben-Hur filminin uyarlandığı romanın yazarı Lew Wallace olduğunu anlatırken tatlı keşfin heyecanını yaşıyordu. O günkü sohbetimizde aklımda kalan Büyükelçi Wallace’in Türkiye’den ayrıldıktan sonra da Amerika’da gereçktiği konferanslarda o dönemin Osmanlı siyasetini, devlet yapısını ve siyasetini nasıl hakkaniyetle savunduğu ve özellikle büyükelçinin eşinin İstanbul hatıralarını kaleme alıp o dönemi nasıl güzel kayda geçirdiğiydi.

            Bu sohbetin ardından merakla bu konu üzerinde neler yapılacağını bekledim. Hatta Wallace’i araştırırken sadece Ben-Hur’u değil bizim tarihimiz daha dikkat çekici bir romanı daha yazdığını öğrendim. İstanbul Düşerken ya da Hindistan Prensi adlı roman Büyükelçi Wallace’in İstanbul’da kaldığı süre zarfında İstanbul’u ve İmparatorluk coğrafyasındaki tarihi, siyasi ve kültürel durumu nasıl da araştırma ve gözlem altında tuttuğunu gösteriyordu. Gerçi tarihin her döneminde topraklarımızı ziyaret eden yabancıların seyahatlerinde bu ciddi araştırma ve gözlemlerini nasıl gizli tuttuklarını ve özellikle misyonerlik adı altında aleyhimizde hangi siyasi entrika planlarını gerçekleştirdiklerini biliyoruz. Bu durumda nadir Türk dostlarından Wallace’in konumu ve paylaşımları çok önemli bir yer teşkil etmekteydi.

               Bir zaman sonra İdris Koç’la sohbetimiz Wallace ve hatıraları üzerine seyrederken sohbetimize eşlik eden Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğretim üyesi Dr Ahmet İkiz’e kendi alanında bir sürü İngilizce yayın yaptığından dem vurarak Wallace’in hatıralarının dilimize çevrilme işini yapmasını rica ettiğimizde seve seve kabul edebileceğini yalnız İngiliz Dili ve Edebiyatı Mezunu oğlu Nusret Emre İkiz’in alana ve dile hakimiyetiyle çeviriyi üstlenmesinin daha doğru olacağını söyledi. Çeviri işini sağlama alan İdris Bey’de birlikte eserlerimizin yayınını yapan Çınaraltı Yayınları’na bu projeyi ileteceğini söyledi. Hatta sohbetin üzerinden çok süre geçmedi, Çınaraltı Yayınları sahibi Fatih Demir’in bu projeyi büyük bir mutlulukla sahiplendiğini söyledi. Ve böylece Wallace’ın Hatıraları dilimize neredeyse bir asır sonra aktarılacak ve Ermeni Diasporası’nın Amerika’da neredeyse her yerde aleyhimize propagandalar yürüttüğü bir ortamda Büyükelçi Wallace hakkaniyetle Türkiye’yi savunma cesaretini gösterecek, bizim kendimizi savunamadığımız bir ortamda sesimizi duyuracaktı.

                 Abdülhamit döneminin ABD Türkiye büyükelçisi romanının yazarı, Lew Wallace’ın Türkçe’ye ilk kez çevrilen anıları ve mektuplarının bir kitaba dönüşmesi sohbetlerimizde yaptığımız konuşmalar, çeviri işinin üstlenilmesi, yayınevinin projeyi sahiplenmesi derken kısa sürede kitabı elimize aldığımızda tamamlandığında sanki çeviren yazan benmişim gibi bende bir onur kaynağına dönüştü. Kitabın basım aşamasında Dr Ahmet İkiz’le yaptığımız paylaşımlarda Lew Wallace’in Amerika’nın İndiana eyaletine bağlı Crawfordsville şehrinde bulunan evinin bir müzeye dönüştürüldüğü ve bu müze ile Ahmet Bey’in temasa geçip önemli kaynak bilgilerine ve fotoğraflara ulaştığını öğrendiğimde kitabın içeriğinin ne kadar değerli bilgilerle desteklendiğini öğrenmiş bulunuyordum. Kitabın içeriğinde Wallace’ın hatıralarının arasına eklediği tespitlerin dönem hakkında çok önemli konuları aydınlattığını da görüyoruz. Lew Wallace ABD’de Kuzey-Güney savaşlarında bizzat savaşmış, komutanlık yapmış askeri bilgisinin dışında tarihi, kültürel donanımıyla Ben Hur gibi bir romanı yazacak kadar bilge ve Amerika’da herkesin saygı duyduğu önemli bir şahsiyetti.

           Bu bağlamda Wallace’in gözünden hatıralarında tanık olduğumuz tespitler sadece Abdülhamit döneminin değil genel anlamda Türk devlet yapısının, Türk şeceresinin, aile yapısının, millet olarak kültürel kimliğinin de objektif ayrıntılar üzerinden tespitidir. Lew Wallace hatıralarında yakından tanıdığımızda son derece onurlu, ilkeli kimliği ile dikkatimizi çekiyor. Abdülhamit Han kendisine ilk geldiğinde özel bir hediye ile taltif etmek istediğinde ben ülkemi temsil ediyorum, bu görevimin bana getirdiği temsil yetkisiyle verilen hediyeyi geri çeviriyor. Ancak büyükelçilik görevi sona erdiğinde ve görevini halefine devrettiğinde kendisine taltif edilen nişanı ve hediyeleri kabul ediyor. Yine Wallace’in şahsiyetini değerlendirmek açısından padişahın kendisine önerdiği yüksel maaşlı görevi kabul etmiyor ama padişaha Amerika’da Türkiye konusunda her türlü yardımı ve desteği vereceğini söylüyor. Wallace’i hatıralarında yakından tanıdıkça tarihi seyirde yetişmiş onurlu ve bilge şahsiyetlerin sömürge anlayışın  “beyaz efendi” yaklaşımıyla değiştirmek istediği hakikatleri hakkaniyetle savunmak için nasıl cansiperane savunduklarını görüyoruz. Öznesi insan olan Pierre Loti tarihimizde nasıl önemli bir yerde duruyorsa Wallace’i da bu açıdan hatıralarını ve eserlerini onun bir Batılı olduğunu unutmadan değerlendirme altına alabiliriz.

             Eserin oluşumunda araştırmalar yapan Dr Ahmet İkiz eseri dört bölüm üzerinden meydana getirmiş. Birinci bölümde Osmanlı İmparatorluğu ve ABD : İki Hegemon Gücün Tarihi İlişkisi başlığı değerlendirme altına alınmış. İkinci bölümde Lew Wallace yaşamı, çocukluk ve gençlik yılları, askerlik mesleği, Amerikan iç savaşı yılları ve Ben Hur romanının yazılış öyküsü verilmiş. Üçüncü bölümde Wallace’ın Abdülhamit dönemi ABD büyükelçiliği yaptığı dönem hatıraları ve Abdülhamit’le ilişkisi üzerine tespitlerine yer veriliyor. Dördüncü bölümde Wallace’in eşi Susan Wallace’in İstanbul’da bulunduğu döneme dair hatıralarını “Boğaziçi Kıyısında ve Diğer Hikayeler” adıyla yayınladığı kitaptan bölümler var. Böylece kitapta siyaset, ekonomi, kültür ve medeniyet, sanat hakkında çok yönlü tespitlere ve şahitliklere yer verilmiş bulunuluyor.

             Dünya sahnesinde bir Batılının çok nadir örneklerine rastladığımız ve Türk’e ve Türklüğe ait hakkaniyetli tespitlerden birine sahip olan “Abdülhamit ve Sarayındaki Amerikalı Wallace” adlı kitabın dilimize çevrilmesiyle önemli bir hizmet yapıldığını vurgulamamız gerekir. Wallace hakkında ilk dikkat çekici bilgileri aldığımız İbrahim Kalın’ın izlenimleriyle değerlendirmemize bir yön verebilriz : “Salonun tavanını kaplayan kemer, Türk motifleriyle be-zenmiş. Ana kapının sağ tarafındaki duvarda, Abdülhamid’in şehzadelerinden birine ait büyük bir yağlı boya tablo asılı. Sol taraftaki camlı dolabın içinde, Wallace’ın Türkiye’den getirdi-ği bir çift terlik, kahve fincanı, porselen demlik ve birkaç tane gravür var. Bunların ortasında, Abdülhamid’in henüz 40 ya-şına varmadan çizilmiş orta büyüklükte kara kalem bir resmi var. Wallace’ın hatıralarında –ki buna aşağıda değineceğim— anlattığına göre bu resimleri Sultan Abdülhamid Wallace’a birer hatıra olarak vermiş. Bunların yanındaki bir camekânın içinde, yine Abdülhamid’in Wallace’a bir onur nişanesi ola-rak verdiği 1268/1852 tarihli bir Mecidiye var. Ortası altın ve enfes bir isçiliği olan Mecidiye, Ben Hur Müzesindeki en göz kamaştırıcı eserlerden biri.”

             Kitaptan alacağımız alıntıyla da isterseniz bu konuda daha net bir bakış açısına sahip olabiliriz: “Sultanla son görüşmemi yapmak için bekledim ve üç defa tehir edilmesinin hayal kırıklığı ardından, dün nihayet gerçekleştirdim.
 
Türklerin, hatta çok çalışan Sultanın bile tatil yaptığı pazar günü olan, Cuma olarak bildirildiğinde başarıya ulaştığımı bilerek ve selamlık zamanı sonrası kararlaştırıldığında, Sultanın bütün öğleden sonrasını bana bahşettiğini anladım. Böylece saraya giden tepenin önünde, arabamı izleyen muha-fızları ile tam zamanında hazırdım. Bu fırsat kaçmasın diye önem verdim. Dinleyiciler kesinlikle özel olduğu için yanımda sadece Bay Gargiulo vardı.
 
Geldiğimiz bildirildi. Sultan, öğle yemeği aldık mı sorusuna olumsuz cevap vermemiz üzerine hemen masa hazırlanması emrini verdi ve yemekten hemen sonra ona yöneltilecektik. Sultanla son görüşmemi yapmak için bekledim ve üç defa tehir edilmesinin hayal kırıklığı ardından, dün nihayet gerçekleştirdim.

   ……… Haberci, majestelerinin bizi beklediğini ilettiğinde purolarımızı bitirmiştik. Kılıç ve şapkalı resmi üniformamla güller ve çiçeklenmiş ağaçlarla göz alıcı bahçede büyük üstadı takip ettim. Kafesli pencerelerine göz atıp içeriyi bakmanın bile mümkün olmadığı, haremin kutsal kısımlarına doğru biraz yürüdükten sonra bir at arabasına yöneldik ve içinde çi-çekler, göl, küçük çağlayanlar, eski ağaçlar, taş döşeli bahçeler, çeşmeler ve ev olan yeni inşa edilmiş bir bahçenin içinde güzelce yerleştirilmiş, Padişahın geçen şubatta yapılmasını emrettiği ve bir alay çalışanın akıllıca yönetilmesi ile hemen yapımı bitirilen, yeni köşklerden birine geçtik. İşte orada Sultanı bulduk.
 
Şimdi son görüşmemizden sonra kendime sorduğum gibi, acaba benimle yaptığı sohbetlerdeki hoş sözleri samimiyet mi içeriyordu yoksa sadece diplomatik miydi? Bu konuda karar vermeye hazırlanmıştım. Bir kişinin diğerine sıradan olmayan hürmet göstermesinin sezgisiyle beni gerçekten ve doğal bir şekilde sevdiğine tamamı ile inanıyorum.

El sıkıştıktan sonra resmi görevimin sona erme işlemi sürecinde ayakta bekledi. Sessizce ve belagatle olmadan majestelerinin beni fevkalade özel olarak ve resmi tören yapmadan kabul ettiklerini, bu nedenle elçilik ayrılma mektubumu kabul etmeyi uygun bulabilecekler mi diye söyledim. “Resmi mektubu tören olmadan kabul etmeyi ben istedim, çünkü seni bir elçiden daha çok takdir ediyorum.” diye cevap verdi. “Tahtta olduğum için, senin gibi arkadaşlık yapmadığım hiçbir yabancı resmi veya özel olarak bana gelemez. Burada kaldığın yıllar boyunca ilişkimize bakarsan seninle dürüst ve samimi konuştuğumu görmelisin. Senden ayrılmak zor olacak, burada benimle kal, sana daha önce saygın görev teklif etmiştim. Teklifimi kabul etmedin, doğal olarak kendi ülkende yaşamak istiyorsun………….”

         Bu kitabın basımından sonra Çınaraltı Yayınları’ndan, çevirmen Nusret Emre İkiz’den ve Dr Ahmet İkiz’den ve de editör yazar İdris Koç’tan bir beklentimiz daha var. O da en kısa zaman Lew Wallace’in kaleme aldığı “Hindistan Prensi ya da İstanbul Neden Düştü?” romanının dilimize çevrilmesi ve kültür kayıtlarımıza kazandırılmasıdır.
 
*Abdülhamit ve Sarayındaki Amerikalı Wallace: Abdülhamit döneminin ABD Türkiye Büyükelçisi ve “Ben Hur” romanının yazarı Lew Wallace’ın Türkçe’ye ilk kez çevrilen anıları ve mektupları.. Çeviren: Nusret Emre İkiz, İstanbul, 2020, Çınaraltı Yayınları
  
İsmail ZORBA
([email protected])
 
 Abdülhamit ve Sarayındaki Amerikalı - Lew Wallace - 9786257131186 - Kitap | imge.com.tr
 
 
 

Bu yazı 4417 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum