Mehmet Ertuğrul Bilgehan: ZAMANIN RUHUNDA "ÜLKÜCÜNÜN FİKİR ÂLEMİNİ MURÂKABE ETMEK"

Mehmet Ertuğrul Bilgehan: ZAMANIN RUHUNDA "ÜLKÜCÜNÜN FİKİR ÂLEMİNİ MURÂKABE ETMEK"
20 Ocak 2021 - 20:32

ZAMANIN RUHUNDA “ÜLKÜCÜNÜN FİKİR ÂLEMİNİ MURÂKABE ETMEK”

Ülkücü için “Cuma seminerleri” akademik bir kürsü gibiydi: Antakya’da “Hatay Türk Ocağı”nda ve “Ülkü Ocakları”nda her Cuma okul çıkışı seminerler düzenlerdik. Cuma Seminerleri, “benim neslim” için çok etkili bir okul, akademik bir kürsü olmuştur. Bir Cuma günü konumuz “Ülkücülük” idi.  “Ülkücü kimdir?”, “Ülkücülük nedir?” dediğimizde, aklıma hemen, Galip Erdem ağabeyimizin “Ülkücünün Çilesi” adlı eseri gelir ve bu eser bizim en önemli kaynağımız olurdu! Galip Erdem, hayatıyla, her zaman feragatin, fedakârlığın, dava arkadaşlarına karşı tevazuun, din ve millet düşmanlarına karşı vakarın timsali olarak yaşamış ve inandığı kutsal değerler ve Türklük için yapamayacağı fedakârlık olmayan sessiz ve şöhretsiz bir kahramandır; ancak, bizim neslimiz üzerinde derin izler bırakmış bir dava adamıdır!
“Ülkücülük çetin bir yoldur, yürümek için bacaklarının kudretinden önce sevdiğine sonsuz bir inançla bağlanacak zengin ruhlara, çekilen her cefayı, sefa gibi karşılayacak yüreklere ihtiyaç vardır.”
‘’Davanızın gururu ve şerefi ağır bir yüktür, herkes kaldıramaz. Sizin zengin ruhlarınıza, büyük yüreklerinize ihtiyaç vardır. Yaşadığımızı yaşamadan destanımızı anlamak çok zordur!’’
‘’Mademki ülkücüsünüz, Allah’tan başka hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceksiniz…”
Elbette bu konuda seminer hazırlamadan önce bu konuyu araştırmak, iyice özümsemek gerekecekti.
Kendi kendime sordum, o zaman hakikaten ülkücü kim, ülkücülük nedir?
Elbette “Ülkücülük”, ülküsü bir amacı, bir ideali, varmak istediği bir hedefi, bir mukaddesi, kutsalı, sevdalısı olduğu bir kırmızıçizgiye sahip olmaktır!
Ülkücü için “Ülküsü” sevgilisidir, namusudur, haysiyetidir, ırzıdır kırmızıçizgisi!
Ülkücü olarak her zaman İslâm’ın peygamberinin, efendimizin şu sözleri gelirdi hatırıma: “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz ben davamdan dönmem!” Bu ne yüce bir ifade! İşte o zaman, “Ülkücü” davasına peygamberinin sevdasıyla bağlanan kişi olabilir dedim!
Galip Erdemle aynı nesilden gelen Nevzat Köseoğlu’nun dediği gibi; ‘’Ülkücülük Türk Milliyetçiliğinin ahlakıdır.’’ Galip Erdem’in “Ülkücünün Çilesi” yazısının ilk neşrindeki başlık “Mefkûrecinin Kaderi”dir. Gençlerimiz ve kendini ‘ülkücü’ kabul eden herkes bu yazıyı dönüp dönüp yeniden okumuştur. Ülkücülük” Galip Ağabey’in bu yazısındaki tarif ve tadatları üzerine kurulmuştur. Bu itibarla, ‘Ülkücülük’, 1970 sonrası Türk milliyetçiliğinin, Türkçülüğün adı “Ülkücülük” olmuştur. “Ülkücü Hareket” tabiri de bu fikir sisteminin eylem alanını ifade etmiştir. “Ülkücü” dediğimizde ne anlamalıyız!
Ülkücü öncelikle İslâm öncesi cetlerinin “alp” ve İslam sonrası cetlerinin “eren” m ruhunu taşır:
Ülkücü, vatan ve milletleri için canları pahasına mücadele edem kişidir!
Ülkücü, “Ülküsü, mefkûresi uğrunda rahat yaşamı terk eden, tercih etmeyen kişidir!
Ülkücü, davası uğrunda çakıllı, dikenli bir yolda çıplak ayak yürümeyi göze alan kişidir!
Ülkücü, bataklıklar içindeki bir adayı imkânsızlıklara karşı mücadele ederek fethetmeyi göze alan kişidir!
Ülkücü, hayatı boyunca vatanı ve milleti uğrunda fedakârlık ağı ören kişidir!
Ülkücü, vatanının ve milletinin menfaatinden gayrısın düşünmeyen kişidir!
Ülkücü, vatanının ve milletinin menfaatine sevdalanmış kişidir!
Ülkücü, sadece seven değil, sevdiği için her türlü fedakârlığa hazır olan kişidir!
Ülkücü, sevdiği uğrunda yaşamayı da,  ucunda zindanda çile doldurmayı da, gerekirse ölümü göze alam kişidir!
Ülkücü, ilkelidir, ilkelerinden asla taviz vermez; bu yüzden, ülkücünün hayatında “rahat” kelimesi yer almaz!
Ülkücü, bir eline ayı, bir eline güneşi de verseler dün yanlış dediğine bugün doğru, dün doğru dediğine bugün yanlış demez ve asla davasından dönmez!
Ülkücü, davası uğrunda çoğunlukla çatışmaya hazır olduğu için hemen herkesle zaman zaman arkadaşlarıyla, aileleriyle, hatta sevdikleriyle de çatışırlar!
Ülkücü, bu yüzden ülküsüz, idealsiz, gayesiz ve mefkûresiz insanlarla anlaşamaz ve ülkücü ülküsünün, mefkûresinin belli esaslarından asla taviz vermez!
Ülkücü, hak bildiği yoldan bir adım dahi geri adım atmaz!
Ülkücü, bu yüzden; daha ziyade siyasetin değişim icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleriyle de sık sık çatışır, çoğunlukla ihtilafa düşer ve ülkücünün bu yüzden kudret sahipleriyle sık sık yolu kesişir!
Ülkücü, bu durumda; yalnız Allah’a sığınır, bu yüzden başkalarına göre umumiyetle dikkatsiz hareket ediyormuş gibi algılanır!
Ülkücü, şahsı ile ilgili her konuda hoşgörülüdür,  kolay affeder, düşmanına dahi kin tutmaz; ancak, ülkücünün hoşgörüsü bir yere kadardır, ülkücünün sevgilisi bahis konusu, söz konusu oldu mu her şey değişir ve ülkücü bu durumda baştanbaşa hassasiyet kesilir.
Ülkücü, işte bu yüzden; nazlı gelinine, sevdalısına, davasına, ülküsüne yan gözle bakanlara tahammül edemez!
Ülkücü, bu sadakatinden ötürü asla karşılık beklemez, yaptığı hizmetlerden dolayı asla bir mükâfat beklentisi içine girmez, ülkücü yaptığı hiçbir işte maddi kaygıya girmez,
Ülkücü, nerden bakarsanız bakın; böyle bir garip kişidir ve ülküsüne hizmet edenlere son derece minnettardır ve gerçek âşıklar gibidir, bir mecnun gibi, bir Ferhat gibi ülküsünün sevdalısıdır ve kıskanmaz, vuslat halindeki âşık gibi davasına karşılık beklemeden bağlıdır.
Ülkücü, “fikir ve ahlak abidesi” dir:
Ülkücü, aşkla bağlı olduğu hedefine yürürken öncelikle, “fikir ve ahlak abidesi” olamaya adaydır!
Ülkücü, bu yüzden; hedefi için mücadele verirken bir fikir ehlinin önce ahlaklı olması gerektiğini kabul eder!
Ülkücü, “Aşk, insanlardan öğrenilmez; o, bir Allah vergisidir ve O’nun bir ihsanıdır” inancıyla Türk-İslam Ülküsüne aşk derecesinde bağlıdır!
Ülkücü, zalimin karşısına dikilmeye ve mazlumun duasını almaya adaydır!
Ülkücü, mücadelesinde dünyevî hiçbir karşılık beklemeden yalnız Allah'ın rızasına taliptir!
Ülkücü, çağımızda hedefini Türk-İslam Ülküsü olarak belirlemiştir!
Ülkücü, Allah’ın nizamını dünya yayma mefkûresini bu çağda da kendine hedef olarak belirlemiştir, bu yüzden; Allah’ın nizamını (ila’i kelimatullah), dünyada hâkim kılmak için mücadele etmeye adaydır!
Ülkücü, Türk milletinin mutlu ve müreffeh olması için her türlü çileye taliptir!
Ülkücü, Türk-İslam ülküsü olarak belirlediği hedefine ulaşmanın birinci öncelliğinin muasır medeniyetler düzeyine ulaşmak olduğunun bilincinde olan kişidir!
Ülkücü, Allah’ın nizamını dünyaya yayma mücadelesinde en önemli önceliğinin kendini yetiştirmek olduğunu bildiğinden bilimde ve ilimde çağlar üzerinden aşmak için devamlı bulunduğu ortamda en çalışkan olmaya aday kişidir!
Ülkücü, her çağın kendine mahsus Kuvayı millîyesi olduğunun bilinciyle “Ülkücü Hareket”i günümüzün Kuvayı millîyesi olarak kabul eder!
Ülkücü, Yüce Yaradan onları halk ederken kumaşlarını bayraklarının kumaşıyla birlikte dokuduğundan davası uğruna canlarını bile vermekten çekinmeyen kişidir!
Ülkücü, haysiyet ve feragat imbiğinden geçirilerek süzülmüş ana sütleri onlara vatan söz konusu olduğunda her şeyin bir teferruat olduğunu anasının söylediği ninnilerle “ana belleklerine” yazdıklarından “Vatanın, ha ekmeğini yemişim, ha uğruna kurşun!” diyebilecek cesarete sahip olan kişidir!
Ülkücü, har devirde; haysiyet ve feragat imbiğinden geçirilerek süzülmüş ana sütlerini kana kana içtiklerinden kendileri “Maznun” olmaya, “mahpus” olmaya ve “mağdur” olmaya aday oldular ama hep güzel, onurlu ve başları dik kaldılar ve bu çağda da onurlu başları dik kalmaya adaydırlar!
Ülkücü, yüksek bir ruh, iman ve heyecanla varlığını Türk Milletine ve Türk İslam Ülküsüne adamaya adaydır!
Ülkücü, Türk milletinin siyasi idari yapısı ve gücünün temsilcisi olan devleti “Daru’l saadet kapısı” yapmaya adaydır!
Ülkücü, devletin kadife eldiven içinde demir yumruk olması gerektiğine inandığından; çirkinlikle, zulümle, zalimle mücadele etmeye ve dünyaya; adaletle, estetik bir güzellikle, dünya medeniyetinin ve insanlığın kabul ettiği değerlerle nizam vermeye adaydır!
Ülkücü, Türk milletini en kısa yoldan en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmayı; mutlu, müreffeh hale getirmeyi; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmayı amaçlayan ve kendi varlığını milletinin varlığında yok etmeye adaydır!
Ülkücü, din, felsefe, matematik, astroloji, tıp, teknoloji vb. alanlarda dünyaya örnek hem bilim adamı hem de mutasavvıf şahsiyetler ve eserler zincirine yeni halkalar takmaya adaydır!
Ülkücü, Türk milletinin büyüklerini örnek alarak başta “Kutadgu Bilig” olmak üzere Türk töresine ve İslam ahlakına göre yazılmış siyasetnamelere, pendnamelere uygun devlet anlayışını çağın gereklerine uygun olarak bir örgü gibi biteviye örerek asrımıza ve günümüze uygulayabilmeye adaydır!
Ülkücü, doğusundan batısına kadar, ayni fikri çatının kardeşleri olduğunun bilinciyle bilge liderinin öncülüğünde aynı kıvancı yaşamaya, aynı kaderi paylaşmaya, aynı elem ve kederde ortak üzüntüde birleşmeye adaydır!
Ülkücü, en zor şartlarda fedakârlık yapmaya, Allah, hak ve hakikat yolunda Kur’an’ın rehberliğinde elde bayrak dilinde “Allah, Allah” nidalarıyla her türlü şer odağıyla mücadele etmeye ve gerektiğinde şehit olamaya adaydır!
Ülkücü, “Ölürsem şehit kalırsam gazi olurum! Şehit olursam nurlanır, gazi olursam onurlanırım!” diyerek “Turan”a varıncaya kadar yılmadan, çakalların ulumasına aldırmadan yürümeye adaydır!
Ülkücü, birliğimiz daim, gücümüz kavi, rehberimiz “Kur’an”, hedefimiz Turanolsun diyerek, “Bozkurtça” kükremeye adaydır!
Ülkücü, öncelikle analarının, kadınlarının rızasını alarak “Kadınına zulmeden milletin kaderi yoktur!” inancıyla mazlum kadınlarımızın yanında olmaya adaydır!
Ülkücü, Allah Teâlâ’nın mazlumun bedduasının geç de olsa tecelli edeceğine inanır, kadına zulmedip, onların bedduâsını alan bir milletin zelil olmaya mahkûm olacağını, kaderî hüküm olarak o millete iktidar ve devlet imkânı verilmeyeceğini kabul ettiği için “Anasını/Hatununu/Asenasını” baş tacı yapmıştır ve yapmaya adaydır!
Ülkücü, ülkü sancağını çağın şartlarına göre açarak dünyaya nizam vermeye,  bu yolda Kur’an’ı rehber bilmeye, birleşip nihai hedefi Turan’a el ele yürümeye adaydır!
Ülkücü, çıktığı kutsal yolda birlik olmak bize Hakk’ın emridir diyerek; bilge liderinin etrafında bir olarak tekbir Allah diye diye yürüyerek, Türk illerini lider ülke yapmaya adaydır!
Ülkücü, kardeşlik akidesiyle ve Alparslan Türkeş’in tespit ettiği prensiplerle birbirine bağlısdır:
Ülkücü, “Ülkücü, ülkücünün kardeşidir!” diyerek kardeşliğimizi perçinleyen Rahmetli Başbuğumuz Alparslan Türkeş’in gençlik temsilcileri ile yaptığı bir konuşmada, tespit edilen prensipleri ihtiva eden ve başına milliyetçiliği koyduğu “Dokuz Işık” prensibinin maddelerinden birinin “Ülkücülük” olduğunu idrak eder ve bu fikrin sadece “Ülkü Ocakları”nın çatısı altında filizlenip gelişeceğine inanır!
Ülkücü, “Türk Milletini, insanca usullerle, en kısa yoldan, kendi gücüyle ayakta durabilecek, kuvvetli, müreffeh, mutlu, hak ve şereflerine sahip bir millet hâline getirme ve modern uygarlığın en ön safına geçirme” gayesine bizi götürecek yolları en isabetli şekilde tespit etmeye adaydır!
Ülkücü, insan olarak önce kendi kendisine hürmetkâr olmayı ve kendi varlığına güvenmeyi esas alır ve bunu yaşamının en temel prensibi kabul eder ve kendi varlığına duyduğu saygı ve güvenle işlerini yapar!
Ülkücü, Türk milletinin bir ferdi olarak önce Türk milletine hürmet etmeyi yaşamının temel prensipleri arasında görür ve Türk için, Türk tarafından, Türk’e göre tavır alır!
Ülkücü, bir insanın; kendine saygısı yoksa kendini aşağı görürse, kabiliyetsiz hissederse, o insanın büyük iş yapması ve içinde bulunduğu çevreye yararlı olmasının mümkün olmayacağına inanır!
Ülkücü, insan ve Türk milletinin bir ferdi olarak öncelikle kendine saygı duyar ve üstün bir tarihi geçmişe sahip olduğuna, kabiliyetine, büyük işler yapmak için dünyaya geldiğine ve çevresine faydalı olacağına inanır!
Ülkücü, kendi varlığının değerini bilir, Türk olmanın gururuyla yaşar ve coşar, kendi kudretine inanır, kendi izzetinefisini her şeyin üstünde tutar, kendi varlığına saygı duyar
Ülkücü, uygarlık âleminde büyük varlık gösterme amacı taşır, büyük eserler meydana getirmek için çalışır ve aynı zamanda kendi toplumu içinde yaşayan bütün insanları mutluluğa, refaha erdirme gayesi taşır!
Ülkücü, ülküsünün bilinciyle bir insanın, insan olarak insanlığa hizmet etmek için evvela kendi milletine hizmet etmenin, kendi milletini yükseltmenin, kendi milletini mutlu kılmanın gerekli olduğuna inanır!
Ülkücü, Türk milletine hizmet ettiği takdirde, aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olacağına inanır!
Ülkücü, bir insanın önce kendi ailesini düşünerek, ona karşı her zaman vefalı kalırsa, insanlık duygularının en olgun seviyeye erişeceğine ve kendi ailesi dışındaki insanlara karşı da yararlı ve vefalı olacağına inanır!
Ülkücü, bir insan kendi milletine faydalı olmazsa, kendi milletine karşı bağlılık duymazsa, onun insanlığı düşünmekten bahsetmesinin nihayet bir fantezi olacağına inanır!
Ülkücü, bir insanın yetiştiği toprağın, yetiştiği milletin refahını, iyiliğini, saadetini ve şerefini temin etmesi gerektiğine inanır!
Ülkücü, Türk milletin refahını, iyiliğini, saadetini ve şerefini temin ettiğinde, Türk milletinin insanlığın bir parçası olduğu için, dolayısıyla insanlığa da hizmet etmiş olacağını kabul eder!
Ülkücü, ülkücülüğünün; Türk milletini en kısa yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak, mutlu, müreffeh hale getirmek, bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmak olduğuna inanır!
Ülkücü, ülkücülüğünün; önce kişilere hürriyet, milletlere istiklal sağlamanın en başta gelen prensip olduğunu kabul eder!
Ülkücü, insanların hür ve eşit haklara sahip olarak doğduğuna, kabiliyet ve görevlerinin, dışında insanlar haklarına tam olarak sahip kılınması gerekliliğini kabul eder!
Ülkücü, toplumun ve kurumların kişisel liyakat ve kabiliyetlerine göre görevlendirilmesine çalışır!
Ülkücü, ayrımsız olarak herkese bir imkân eşitliği (mücerret anlamda bir eşitlik değil) sağlamak için çalışır!
Ülkücü, Türk adı taşıyan herkese sevgi ve ilgisi duyar!
Ülkücü, Türkiye’yi hiçbir zaman tehlikelere, risklere, maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul eder!
Ülkücü, ülkücülüğünün; Türk Milletinin en kısa yoldan, en kısa zamanda modem uygarlığın en üst kademesine yükseltilmesi, müreffeh, mutlu bir hayata erdirilmesi, kendi gücüyle ayakta durabilecek bir hale getirilmesi ve her çeşit korkudan, baskıdan uzak olarak, hür, müstakil yaşaması ülküsü olduğunu kabul eder!
Ülkücü, ülkücülüğünün; aynı zamanda Türk olan herkese karşı ilgi ve sevgi göstermeyi, onların mutluluğunu dilemeyi ve onların mutluluğunu, Türkiye’yi risklere, tehlikelere maruz bırakmadan, bırakmaksızın, bırakmamak şartıyla sağlamaya çalışmayı uygun görür!
Ülkücü, ülkücülüğünün gereği olarak; basit gündelik ve siyasi gayelerle basit sokak kavgalarına girmez!
Ülkücü, tarihi bir perspektif ışığında “feraset” bir bakış açısına sahiptir:
Ülkücü, gerçekleri anlamak, bilmek ve öğrenebilmek için uzakta olabilecekleri yakından görebilme, yakındakilere ise uzaktan bakabilme ferasetine ve donanımına sahiptir!
Ülkücü, hem başkalarını hem de kendini bilmesi gerektiğini idrak ederek çevresindeki olaylara hem geçmişin bilgisiyle hem günün işaretini okuyarak geleceğe bakar!
Ülkücü, milletlerin başkalarını bilmeyip, kendini bilirse bir kazanıp bir kaybedeceğine; ne kendini ne de başkasını bilirse girdiği her savaşta tehlikeye gireceğini inandığından hem kendini hem de başkalarını bilme ferasetine sahiptir!
Ülkücü, Türk devletinin Mete Han tarafından, M.O. 209 yılında ordu-devlet anlayışıyla kurulduğundan egemen bir devletin ancak askeri varlıkla şekilleneceğine ve devam edeceğine inanır!
Ülkücü, milletlerin ekonomik, siyasal, sosyal, bilim ve teknik zorunlulukları yerine getirerek bir araya gelip belli bir coğrafyada kümelendiği bilinciyle hareket eder, endüstride ve teknolojide dünyanın en ön safında yer almak için çalışır!
Ülkücü, bir milletin dünya coğrafyasında diğer milletlerden daha etkin olmadığı takdirde başka milletler tarafından parçalanarak asimilasyona uğrayacağını bilir ve bu nedenle, medeniyetine, kültürüne ve diline sahip çıkar!
Ülkücü, diğer milletlerle anlaşabilmek için kendi kültürünün ve diğerlerinin yanında başkalarının da kültürlerini ve değerlerini tanıması gerektiğini kabul eder; ancak, millî karakterini korumak için de kendi kültürünü, diğerlerini diğerlerinin üstünde tutar!
Ülkücü, bu amaçla; “Hun Devleti”; “Kök-Türk Devleti”, “Uygur Devleti”, sonrasında Türk-İslam Devletleri yapısında kurulan; “Karahanlı Devleti”, “Çağatay Devleti”, “Büyük Selçuklu Devleti”, “Anadolu Selçuklu Devleti” ve “Osmanlı Devleti” döneminin tarihsel ve kültürel zemininde Baltık’tan Çin Seddi’ne kadar geniş bir coğrafyada oluşan Türk-İslam medeniyetine ve kültürüne sahip çıkar!
Ülkücü, “Bulgarlar”, “Finliler” hatta “Kızılderililer”, “Kumanlar”, “İskitler”, “Traklar”, “Hunlar” (Macar), bir kısım “Tatarlar”, “Rus” ya da “Rum” olarak görülen Ortodokslar Türk’tür; ancak bugün Türklüklerinden bahsedilememektedir bu nedeni İslam olmamaları olduğunu bilir ve kabul eder!
Ülkücü, günümüzde; Türkiye’de dış güçler ve içteki uzantıları yoğun psikolojik ve kültürel savaş ile İslam’ı Türk kimliğinden soyutlama mücadelesi verdiğinin farkındadır; bu nedenle bununla mücadele eder!
Ülkücü, Türklüğümüzü İslam’ın Hanefi ve Sünnî akidesi sayesinde muhafaza ettiğimizin idrakinde, bu yolun Hz. Resûlullah’ın yolu olduğunu kabul eder; bu nedenle, “Gönenli Mehmet Efendi”nin teşvik ve gayretleriyle günümüze intikal eden “Ehlisünnet” itikadına ve “Hanefi” mezhebine bağlıdır, ancak diğer mezheplere hoş görüyle bakar!
Ülkücü, Orta Asya Türk devletlerinin, 70 yıllı aşkın “Marksist” Sovyet rejimine karşı ayakta kalmasını sağlayan gücün sadece İslam ve Türklük olduğunun farkındadır!
Ülkücü, Türkiye’nin çağdaş küresel bir devlet yapısında ve bunun için gerekli tarihi birikime ve dinamizme sahip olduğuna inanır; ancak Türkiye’nin, dünyadan ayrı kalamayacağından devletin kendi değerlerini çağın değerleriyle bütünleştirerek, insanına huzuru ve mutluluğu sağlayacak ortamı yaratmaya adaydır!’
Ülkücü, Türk Milletinin kendi değerleri ile bilgi çağının değerlerini içselleştirerek, bilgi cağının teknolojilerinden yararlanarak varlığını koruması ve geliştirmesi gerektiğine inanır!
Ülkücü, Türk Solunun halktaki ve dünyadaki gelişmelere karşı kısır politikalarını, tarih, inanç ve milli kültüre yabancılığını bir tarafa bırakarak Atatürk milliyetçiliğine ve kurucu ilkelere bağlılığını gerçekçi olarak göstermesini bekler!
Ülkücü, Türk Solunun çağımızı ve günümüzü iyi algılayıp Türkiye’ye karşı geliştirilen her türlü tuzağa karşı; özellikle, dünya ile arasının açık olduğu meselelere karşı birlikte tavır sergilemeleri gerektiğine inanır!
Ülkücü, Türk Solunun bir an önce unuttuğu emperyalizme karşı tavrını hatırlayarak emperyalist bir takım ülkelerin kuklası olan FETÖ’ye, PKK’ya karşı, emperyalist güçlerle mücadele edenlerle aynı tavrı takınarak aynı safta yer alması gerektiğine inanır!
Ülkücü, Türkiye’de kendilerini ait oldukları birlikten ayırarak; bugün kurdukları partilerde kendilerine sağcı, muhafazakâr hatta ülkücü ve İslamcı görüşe ait olduklarını söylemelerine rağmen, içlerine düştükleri siyasî girdapta, kendilerinden beklenmeyen davranışlar sergileyen bazı değerlerimizin popülizmden, sığlıktan kurtulması gerektiğine ve aynı şekilde FETÖ’ye, PKK’ya karşı gerçek bir duruş sergilemeleri gerektiğine inanır!
Ülkücü, medyada konuşan ve siyasi görüş farklılığına sahip aydınların da aynı duruşu sergilemesi gerektiğine inanır!
Ülkücü, Türk Sağı, Türk Solu ve siyasi görüş ayrılığına sahip aydınların derin kamplaşmalarının bir an önce sonlandırılması gerektiğine inanır!
Ülkücü, bütün siyasi partilerin; Türk milletinin menfaatlerini gözetmek amacıyla bir araya geldikleri takdirde, Türkiye’nin yeni yüzyılın onurlu-güçlü ülkesi olması konusunda gerekli adımları atarken here türlü güç ve güçlüklerle kolay başa çıkacağını ve bu yüzyılı “Türk Çağı” yapacaklarına inanır!
Ülkücü, yaşadığı coğrafyadaki tehdit unsurlarını ferasetiyle tespit eder:
Ülkücü, bugün devletinin karşı karşıya kaldığı tehditleri iyi analiz etmek zorunda olduğuna inanır ve çeşitli tehditlerle karşı karşıya olduğunu tespit eder!
Ülkücü, Türk Milleti ile bir şekilde millî bir husumet içinde olanların; ülke içinde takiye yaparak cumhuriyeti, demokrasiyi, İslamiyet’i savunur gözükerek, bütünlüğümüzü, birlik ve beraberliği zaafa uğratacak dış bağlantılarla ikiyüzlü politika uyguladıklarını asla göz ardı etmez!
Ülkücü, Milli birliğin ve bütünlüğün sağlanmasında ve korunmasında dinin ve milliyetçiliğin önemli olduğunu ancak etnik milliyetçiliği ve mezheplere dayalı bölünme ve farklılığın ülkesi için önemli bir tehdit olduğunu kabul eder!
Ülkücü, Türk milletinin toplumsal barış için birlik ve bütünlüğünün korunması için bazı sivil unsurların, devamlı olarak, vatandaşı korkutup “irtica” ya da “darbe” söyleminde bulunmasını ve bu konuyu ülkenin gündemde bir tehdit unsuru olarak tutulmasını ülkesi için tehlikeli görür ve bunları göz ardı etmez!
Ülkücü, darbelerde ve müdahalelerde darbecilerin hemen NATO’ya, Pentagon’a ve dış askeri bağlantılara sadakat vurgulanması yaparak bağlılıklarını ilan etmelerinin esasını bir şekilde ABD desteği ile darbe yapıldığının bir delili olarak görür ve bunu asla kabul etmez!
Ülkücü, Türkiye’nin bir şekilde kısır bir döngüyle hala eski basit meselelerle uğraşmasını ve uğraştırılmasını zaman kaybı görür, geçmiş odaklı olmaktansa gelecek odaklı olmanın önemine inanır ve Türkiye’nin ısrarla bazı kavramlara takılı kalmasını, yanlış tanım, teşhis ve tespitler yapmasını tehlikeli bulur!
Ülkücü, Türkiye’de din istismarcılarının ve baronların, dini kendi düşünce ve çıkarlarına göre istismar edecek mürtecilerin her zaman karşımıza çıkabileceğini kabul eder ve bu konuda önleyici tedbirler alınması gerektiğine inanır!
Ülkücü, tarih boyunca ve diğer ülkelerde olduğu gibi bazı fikir, düşünce ve eylemlerini tarihin mistik gizli akımlardan alan gizli ve illegal çalışarak kendilerini gizlemiş ve gizlilik perdesi arkasında hareket etmeyi tercih eden başka ülkelerin istihbaratları tarafından yöneltilen yapıların ülkemizde halen tehdit unsuru olduğunu bilir ve bunlara karşı tedbirler geliştirir!
Ülkücü, Türkiye’de ayrılıkçı akımların başında gelen PKK terör örgütünün uzantısı olan ve onlar gibi çalışan dernek, yardım ve siyasi kuruluşların faaliyetlerinin tespit edilmesine ve bu kuruluşların bir daha açılamayacak şekilde kapatılması gerektiğine inanır!
Ülkücü, PKK gibi terör örgütlerine bağlı kuruluşların tehlikeli ama terör olmayan eylemlerinin terörden de tehlikeli olduğunu tespit eder ve bu faaliyetler arasında şu faaliyetlere dikkat edilmesi gerektiğine inanır: “Terör örgütlerinin amaçları doğrultusunda propaganda yaparak siyasi görünüm adı altında faaliyet yapmak,
Türk milletinin tarihi kahramanlarını, Batılı gözle bir bakışla gözden düşürmek,
Tarihi ve dinî değerleri tartışma konusu yaparak bunlar üzerinden ayrımcılık yapmak,
Etnik kimliklere hayali dil, kültür yükleyerek toplumu birbirinden ayırmak,
Bazı tarihi yerlerin Türkçe adlandırılmasını engelleyerek bu toprakların başkalarına ait olduğu fikrini canlı tutmaya çalışmak.”
Ülkücü, her türlü yıkıcı ve bölücü faaliyetlere karşı Türk Milleti uyanık olması gerektiğine inanır ve bunun için gerekli uyarıcı çalışmaları yapar!
Ülkücü, ülkemizde kurulan ve dış güçlerin bazı bölücü emellerine, etnik kimliklere hizmet eden şirket örgüt, kuruluş, dernek ve vakıfların hangi iç ve dış ihanet şebekesine bağlı olduğunun deşifre edilmesi gerektiğine inanır!
Ülkücü, suç kraterlerinin desteklediği mafya veya organize suç olarak değerlendirilecek faaliyetlerin terör örgütüyle bağlantılarını ülkede büyük tehlikeler yaratacağına inanır
Ülkücü, her türlü suç örgütünün bazı bölgelerde ekonomik ve mali bir örgütlerini kurmak için bölgesel hâkimiyet kurmasını ve bu amaçla kendisine pazar yaratmasını tehlikeli görür ve engellenesi gerektiğine inanır!
Ülkücü, Mafya ekonomik kazançla birlikte, siyasi hedeflere de sahip olabileceğine inanır ve yenidünya düzeni, globalleşme ve her turlu alanda özgürlükleri artıracak sözde batılılaşma çabalarını tehlikeli görür bu nedenle mafya türü suç örgütlerinin siyasi partilerle ilişkilerinin takip edilmesi gerektiğine inanır!
Ülkücü, bu tür yapıların özellikle etki alanını yerel kuruluşlar üzerinde etkinleştirmesini ve bu konuda kendine alan yaratmasını ve gizli olarak yönetsel yapıyı da etki alanına almasını ülke için tehlikeli görür!
Ülkücü, özellikle ülke dışına lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim için gönderilenlerin kısa sure içinde yabancılaştığı, gittiği ülkenin değerlerinin taşıyıcılığını yapmasının tehlikeli olacağına inanır!
Ülkücü, özellikle sivil kesimde üniversitelerde okumaya gidenler yanında askeri eğitim anlaşması için gidenler başka ülkelerin ve buralarda örgütlenen FETÖ gibi kuruluşların ağına düşmesi tehlikesi olduğunu görür!
Ülkücü, başka ülkelerde kendi kültürlerine yabancılaştırılan bu öğrencilerin CIA, MOSSAD, KGB, İngiliz, Fransız, Alman istihbarat servislerinin tuzağına düşürülerek ülkemizi sağcı - solcu, Sünni - Alevi, Türk - Kürt, laik- dindar şeklinde bölücü faaliyetler içine girebilecekleri tehlikesi olduğunu görür!
Ülkücü, bugün de bilge lideri Devlet Bahçeli’nin Türkiye Cumhurbaşkanı ile birlik ve beraberle Türkiye’yi dünyada lider ülke yapacaklarına inanır ve Türkiye’nin öncelikle kendi bölgesine, Ortadoğu’ya, Asya’ya ve Mavi vatana yoğunlaşması gerektiği öngörüsüne sahiptir!
Ülkücü, zalim Batı güç ve tekellerine dur diyebilecek ve dünyada kurulan tuzak dolu oyunları değiştirecek tek ülkenin Türkiye olduğuna ve tek milletin Türk milleti olduğuna inanır!


Bu haber 375 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum