Futbol ve antropoloji - HALİL TURHANLI

‘Gerçekliğe ve Geleneğe Karşı’ kitabının yazarı Halil Turhanlı, Max Gluckman’ın Afrika kabilelerindeki törensel sembolizm ile spor müsabakaları arasındaki benzerliği işleyen tezine dikkat çekiyor.

Futbol ve antropoloji - HALİL TURHANLI
16 Eylül 2021 - 18:08

Madım ileri giderek onun “sömürgeciliği açıkça eleştiren ilk sosyal antropolog” olduğunu belirtir. (Gordon, The Enigma of Max Gluckman, University of Nebraska Press, 2018, 40). 1940’larda Güney Afrika’da gerçekleştirdiği saha araştırmalarında ırk ayrımı ve sömürgecilik sorunlarını ele alan Gluckman, hukuk antropolojisi üzerine yaptığı çığır açıcı çalışmalarla da biliniyor. O, toplulukların, sosyal sistemlerin denge ve istikrarını, bu sistemlerin içerdiği çatışan güçlerin dinamiğini inceledi.

Kabilelerdeki çatışmaları, bunların çözümünü, siyasi otoriteyi temsil eden şefe (krala) karşı sembolik başkaldırıyı analiz ederek söz konusu başkaldırıyı dramatize eden ritüelleri “isyan ritüelleri” olarak niteledi. Güney-Doğu Afrika kabilelerinin kralın otoritesini reddeden, onu aşağılayan “simemo” şarkılarında “isyan ritüelleri”nin mükemmel örneğini gördü. Ritüellerin anti-kolonyalist mücadeledeki işlevini de konu edindi. Bu konudaki incelemelerini önce 1952 tarihli Frazer Dersi’nde açıkladı. Konuyu ele alan yazıları daha sonra Güney-Doğu Afrika’da İsyan Ritüelleri başlığı altında yayımlandı.

Gluckman, Malinowski’nin etnografik alan çalışmalarını takdir etmekle birlikte onu tek bir kültüre odaklanarak bu kültür üzerinden genellemeler yapmakla eleştiriyordu. Sonuçta Malinowski tarzı işlevselciliği reddetti. Yaklaşımı Evans-Pritchard’ınkine daha yakındır. Sosyal antropolojinin gelişmesine öncülük eden Evans-Pritchard sosyal düzenleri tartışma, çatışma süreçlerinden yola çıkarak açıklamaya çalışmıştı. Gluckman da 1940’lardan itibaren “çatışma durumları”nı ele aldı.
Gluckman’ın 1940 tarihli denemesi “Modern Zululand’daki Sosyal Durumun Analizi” onun en önemli temsilcisi kabul edildiği Manchester Ekolü’nün metodolojisini ve tezlerini önceleyen kurucu bir metin kabul edilir ve antropolojiye yeni bir yaklaşım getirmiş olduğunu vurgulamak amacıyla “paradigmatik metin” olarak nitelenir. Kimilerince Marksist bir perspektiften yazıldığı ileri sürülen söz konusu metin antropoloji disiplininde sömürgeciliğin eleştirisine bir giriştir. Gluckman’ın yaptığı Afrika’da belirli bir halkın geleneklerini aktarmaktan ve açıklamaktan ibaret değildi; Afrika ve Avrupa arasındaki çatışmaları da ele alıyordu.

Max Gluckman 1911 yılında, Güney Afrika’ya yerleşmiş göçmen bir Rus-Yahudi ailenin çocuğu olarak Johannesburg’da dünyaya geldi. Hukuk öğrenimine başladı, sonra antropolojiye geçti. Doktorasını Oxford’da tamamladı. Manchester Üniversitesi’nde sosyal antropoloji kürsüsünü kurdu. Antropoloji disiplinine yeni yaklaşımlar getiren ve Manchester Okulu olarak anılan ekolün önde gelen temsilcilerinden biri oldu. Afrika’ya bir daha dönmedi, fakat öğrencilerini Afrika’da alan çalışmaları yapmaya özendirdi.

Manchester Okulu, 1940’larda metodolojik olarak hem etnografik sunumu hem kuramlaştırmayı eşit ölçüde önemsiyordu. Okulun anlayışı etnografi ve analiz diyalektiği, bir başka ifadeyle “analitik etnografi” üzerine kuruluydu. Toplumsal hayatın ayrıntılarını ve karmaşıklığını gözden kaçırmayan, zaman içinde gerçekleşen değişiklikleri dikkate alan, bunların da kuramını inşa eden bir yaklaşımdı bu.

Gluckman aynı zamanda sporu, özelde futbolu analiz eden ilk sosyal bilimcilerden biriydi. Futbol sahasının kimlik oluşturan, tribünlerin aidiyet ve dayanışma ilişkileri üreten mekânlar olduğunun ilk altını çizenlerden. Futbolun “toplumsal kimlikler üreten bir sembolik alan “ olduğunu ileri sürmüştü. Ona göre taraftarlar arasındaki ilişkiler, topluluk ruhu oluşturuyor, insan ilişkilerini biçimlendiriyordu.

Güney Afrika kökenli antropolog koyu bir Manchester United taraftarıydı. Akademisyen arkadaşları ve öğrencileriyle birlikte maçlara gidiyorlar; hafta sonlarında Old Trafford Road’da biraraya geliyordu. Öğrencileriyle “devre arası seminerleri” yapıyor, ilk yarıyı analiz ediyorlardı. Bazen bu seminerlere maçı ayakta izleyen diğer taraflardan da katılan oluyordu. Cumartesi öğle sonrasının en eğlenceli yönlerinden biriydi bu tartışmalar. Daha sonra communitas, ritüeller, eşikte varoluş (liminality ) gibi konu ve kavramlar hakkında yazacak, araştırma yapacak olan Victor Turner da maça götürdüğü öğrencileri arasındaydı.

Gluckman maçı işçi sınıfı kökenli taraftarlarla birlikte ayakta izliyordu. Öğrencilerinden birinin sözleriyle “ bir pound vererek turnikeden içeri girip ayakta ve sıradan insanların arasında maç izlemekten, keyif alıyordu”. Ayakta akademisyen arkadaşları, öğrencileri ve hiç tanımadığı işçi kökenli taraftarlar ile maç izlemek bir ”dayanışma ritüeli”ydi .Duygusal enerji yaratan bir ritüel. Sahadaki oyunun yanısıra seyircilerin topun hareketine, topun yön alışına göre topluca sağa ya da sola eğilmelerini, salınmalarını izlemek, onların tepki ve tezahüratlarını duymak da keyif vericiydi. Her hafta birlikte maç izlediği insanlarla diyalog kurmayı, taktik ve oyun stratejileri konusunda sohbet etmeyi de seviyordu. Manchester’da doğup büyümemişti, bu şehirle ilgili çocukluk anıları yoktu, ama Old Trafford’dayken kendini tam anlamıyla şehre ait hissediyordu. Old Trafford’da takımlarını desteklemek için biraraya gelen United taraftarları giderek büyüyen şehre hâkim olan anonimlikten, bunun getirdiği yalnızlıktan kurtuluyor, bir “komünitas” oluşturuyorlardı.

Manchester İkinci Dünya Savaşı’nda hava saldırılarından en çok etkilenen şehirlerden biriydi. Sorti yapan Alman bombardıman uçakları bitişik sıralı evlerin bulunduğu işçi mahallelerine de epey bomba bırakmışlardı. Ayrıca, şehrin gıda ihtiyacını karşılamada yaşamsal önem taşıyan un ve tahıl silolarını da vurmuşlardı. Old Trafford’a da çok ciddi hasar verdiler. United savaş sonrasında stadı onarılıncaya değin iç saha maçlarını şehrin diğer takımı City’nin stadında oynamak zorunda kaldı.

Savaşın ertesinde İngiltere’nin bombalanan bütün şehirlerinde olduğu gibi şehrin iki takımının da maçları birer “ dayanışma ritüeli “ olarak halkın kenetlenmesinde, onların şehirle kurdukları aidiyet bağlarının kuvvetlenmesinde, yaralarını sarmalarında, hayatın normale dönmesinde rol oynadı. Bu gelişme Gluckman’ın ritüeller hakkındaki tezlerini doğruluyordu. Manchester’ın iki takımı arasındaki rekabet yaratıyor, beri yandan aynı takımın taraftarları arasında da dayanışma bağlarını, şehre aidiyet duygularını pekiştiriyordu.

Savaşın hemen bitiminde takımın başına Matt Bushby getirildi Hiçbir koşul altında. umutsuzluğa, karamsarlığa teslim olmayan Bushby, United’ı her anlamda yeniledi; stadın kısa süre içinde onarılmasını sağladı, gençlerden oluşan bir takım yarattı. İşte Gluckman’ın izlediği takım buydu. Fakat sonra o trajik kaza vuku buldu.

1958 yılında Belgrad’daki Avrupa Kupası maçının dönüşünde Münih’de geçirdikleri uçak kazasında Matt Busby’nin takıma kazandırdığı oyunculardan sekizi hayatını kaybetti. Gluckman aynı yılın baharında bir dostuna yazdığı mektupta şehrin henüz bu trajik olayın etkisi altında olduğunu şu sözlerle dili getiriyordu: “Pencereden baktığımda tam açmış çiğdemleri görüyorum. Kuşkusuz uçak kazasından dolayı son bir ay Manchester’da yaşayan herkes için çok üzücüydü. Bütün aile, Mary de dâhil bu takımın taraftarıyız. Bölümün yarısı her hafta sonu onları izlemeye gidiyorduk Gerçekten büyük kayıp “(Aktaran R.Gordon ve M.Martzenne ,’ Going for the Reds: Max Gluckman and the Antropology of Football’, New Ethnographies of Football in Europe, ed. A.Schwell, Palgrave MacMillan, 2016 içinde, s. 23)

Ancak bu trajedinin şöyle bir etkisinden de söz edilebilir: Sekiz oyuncunun ölümüne yol açan kaza bütün şehri birleştirdi. Takımın taraftarı olmayanlar da dâhil, gurur duydukları yerel kahramanlarını kaybetmiş, yas tutan bir şehir halkı olarak kenetlendiler. Bunun yanısıra, İngiltere’nin dışında da çok sayıda futbolsever Manchester United’a büyük empati duydu. Haritada Manchester’ın yerini gösteremeyen insanlar United taraftarı oldular.

Gluckman’ın öğrencisi olan ve ileride antropolojiye önemli katkılar sağlayacak Ronald Frankenberg, Galler’de bir köyde alan araştırması yapmış, Sınırdaki Köy başlığı altında yayımlanan çalışmasında yerel futbola da yer vermiş, kulüplerle taraftar arasındaki bağları, rakip takımların taraftarları arasındaki çatışmaları ele almıştı. Bu monografiye önsöz yazan Gluckman, futbol kulüplerinin aidiyet duyguları ve bağları yaratmadaki rolünü vurgulamıştı.

Manchester Okulu’nun Güney Afrika kökenli temsilcisine çok önceden, henüz İngiltere’ye gelmeden önce Afrika toplulukları arasında yaptığı araştırmalar neticesinde bir sistemin uyumlu bir bütün olabilmesinin daha küçük alt-sistemlerdeki çatışmaların mevcudiyetine dayandığını tespit etmişti. Kuşkusuz şehir mekânında ve hayatındaki sosyal katmanlaşmanın çok daha karmaşık, farklı sosyal gruplar ve değişik topluluklar arasındaki rekabet ve çatışmaların daha yoğun olduğu gerçeğini göz ardı etmeden bu tezi futbol antropolojisine uyguladı. Afrika kabilelerindeki törensel sembolizm ile spor müsabakaları arasındaki benzerliğe dikkat çekti. Ona göre törensel (seremonial) sembolizmlere benzerlik arz eden futbol gibi sporlar topluluk içinde “dayanışma ritüelleri” üretirken belirli bir topluluğun diğer topluluklarla çatışmasını da ortaya koyuyordu.

https://www.karar.com/gorusler/futbol-ve-antropoloji-1629356


Bu haber 65 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum