Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN

[email protected]

TRABZON TEHCİRİ YARGILAMASI-I

19 Kasım 2021 - 12:49

TRABZON TEHCİRİ YARGILAMASI-I

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin birçok bölgesinde düşmanla iş birliği yapan Ermeni çeteler, Trabzon Vilayeti ve çevresinde de Osmanlı İmparatorluğu ile savaş halinde olan Ruslar ile birlikte hareket ederek Türk yerleşim yerlerine saldırıda bulunmuşlar ve masum insanları öldürmüşlerdir. Trabzon’un önemli bir limana sahip olması ve Karadeniz’den Avrupa’ya geçiş için stratejik konumda bulunması sebebiyle Ermeni komiteler Kafkaslardaki soydaşları aracılığıyla Trabzon Vilayeti bölgesinde casusluk ve kaçakçılık faaliyetlerinde bulunmuşlar ve Kafkas Cephesi’nde savaşan Osmanlı Ordusu’nun güvenliğini tehlikeye atmışlardır. Aynı dönemde ülke genelinde Ermenilerin isyanları ve düşmanla yaptıkları iş birliği neticesinde devletin bekasının ve ordunun emniyetinin tehlikeye düştüğünü gören Osmanlı Devleti yetkilileri, çeşitli önlemler almak zorunda kalmışlardır. Nihayetinde Osmanlı Hükûmeti, Trabzon’da oluşan asayişsizlik ile askerin ve halkın güvenliğinin tehlikeye düşmesine sessiz kalmayarak, Birinci Dünya Savaşı’na girildikten 7 ay sonra 8 Haziran 1915 tarihinde Trabzon Vilayeti’ne bir emir göndererek, cephe gerisinde bulunan ve zararlı faaliyetlerde bulunan Ermenilerin Musul vilayeti ile Urfa ve Zor bölgelerine sevk edilmeleri emrini vermiştir[1].
Trabzon’daki tehcir uygulaması ülke genelinde yapılan sevklerle paralel olarak 1916 yılının mart ayına kadar devam etmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılında Trabzon vilayetinde 1.123.046 kişi yaşamakta olup, nüfus dağılımı ise, 921.128 Müslüman, 161.574 Rum, 40.327 Ermeni, 99 yabancı ve 1 Yahudi olarak kayıtlarda yer almaktadır[2]. Genelkurmay Başkanlığı arşiv belgelerinde 40.327 kişi olarak görünen Ermeni nüfustan sicile kayıtlı olanların sayısının 35.400 kişi olduğu anlaşılmaktadır. Trabzon’da bulunan Ermenilerin 28.000’i Gümüşhane istikametinden Zor ve Musul’a sevk edilmişlerdir. Ermenilerin 14.409’u Trabzon merkezinden, 12.084’ü ise Ordu kazasından sevk edilmişlerdir. Sevke tabi tutulmayan yaklaşık 6000 kişi haricinde 40.327 kişilik Ermeni nüfustan geriye kalan 5000 civarında Ermeni ise çatışmalarda ölmüştür[3].
Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan Mondros Mütarekesi’ni müteakiben tehcir yargılamaları yapılmak üzere Divan-ı Harbi Örfi mahkemelerinin nasıl ve hangi şartlar altında kurulduğunu önceki yazılarımızda anlatmıştık. Soruşturma heyetlerinin yaptıkları araştırmalar ve incelemeler neticesinde 1919 yılının başlarından itibaren tehcir suçlamasıyla tutuklamalar başlamıştır.  Trabzon tehcirinde meydana gelen olaylardan sorumlu görülen Trabzon eski gümrük müdürü Mehmet Ali Bey, Trabzon eski valisi Cemal Azmi Bey, Acente Mustafa ve Niyazi Beyler tutuklanarak Bekirağa Bölüğü’nde hapsedilmişlerdir[4]. Trabzon tehciri soruşturması kapsamındaki tutuklamalara Trabzon Sıhhiye Müdürü Ali Saib Bey’in İzmir’de göz altına alınması ile devam edilmiştir. Almanya’ya firar eden Cemal Azmi Bey’e ise 3 Mart’ta yayınlanan bir kararname ile teslim olması için on gün mühlet verilmiş, teslim olmaması durumunda yargılamasının gıyabında yapılacağı ve Türkiye’de bulunan mallarının haczedileceği belirtilmiştir. Trabzon tehciri ile ilgili ön soruşturma 27 Şubat 1919’da sonlandırılmış, 26 Mart’ta başlayan yargılama, 29 Mayıs’ta mahkemenin kararının Padişah tarafından onaylanmasıyla sonuçlanmıştır. Ancak, aynı davada yargılanan Dr. Ali Saib Bey’in muhakemesine ayrıca devam edilmiş ve 21 Aralık 1919’da verilen beraat kararı ile dava nihayete ermiştir[5].
Trabzon tehciri davası, Yozgat tehciri davasından sonra Divan-ı Harbi Örfi mahkemesinde Mustafa Nazım Paşa başkanlığında aynı heyet tarafından yürütülen ikinci davadır. İddia makamında Haralombos Efendi, Talat Bey, Feridun Bey, Cevad Bey, Reşad Bey ve Kudretullah Bey, savunma avukatları olarak ise Osman Bey, Kutsi Bey, Şefkati Bey, Selahattin Bey ve İbrahim Bey bulunmuşlardır[6]. Davada yargılanan 9 kişinin kimlikler şöyledir;
  1. Trabzon Genel Valisi Cemal Azmi. Savaştan sonra Berlin'e kaçmıştır.
  2. Acente Mustafa.
  3. Gümrük müdürü Mehmed Ali.
  4. Otel Yöneticisi Niyazi.
  5. Polis Müdürü Nuri.
  6. Jandarma müfettişi muavini Kaymakam Talat.
  7. Sağlık Ocağı doktoru ve Müdürü Dr. Ali Saib.
  8. Topçu binbaşılıktan emekli ve özel bir organizasyonun şefi Yusuf Rıza.
  9. Trabzon İT parti sekreteri ve temsilcisi Nail Bey.

Trabzon tehciri davasında 22 Mayıs 1919 tarihine kadar 20 duruşma yapılmıştır. Mahkemede yapılan birinci duruşmada ilk konuşmayı yapan savcı; “Trabzon'da Ermenilere karşı işlenen cinayetlerin insanlık tarihinin en vahim olayı olduğunu, yargılanan kişilerin görevlerini suistimal ettiklerini, bazı Ermenileri öldürdüklerini, mallarını aldıklarını ve deniz attıklarını, ayrıca yüz Ermeni çocuğun zehirlenmesinden dolayı mesul olduklarını ifade ederek mahkemenin kararını en kısa zamanda vermesini” talep etmiştir[7]. Savcı Feridun Bey, iddianamesinde, Trabzon Vilayeti’nde tehcir uygulaması sırasında Ermeni erkekler, kadınlar ve çocukların Değirmendere bölgesinde öldürüldüklerini, kadınların ve çocukların bir kısmının denize atılarak, bazılarının da Kızılay Hastanesi’nde öldürüldüklerini ve Ermenilerin değerli eşyalarının çalındığını ileri sürmüştür[8].
Trabzon tehciri davasının mahkeme safahatını anlatmaya geçmeden önce Trabzon Vilayeti’nde tehcir sırasında yaşananlarla ilgili Ermeni ve Türk bazı araştırmacıların iddialarına kısaca bakmakta fayda var. Sözde Ermeni soykırımının başta gelen savunucularından Vahakn Dadrian, Trabzon’da yapılan tehcir sırasında  “Doktorların rolünü” anlattığı bir yazısında, Dr. Ali Saib Bey tarafından Trabzon Kızılay Hastanesi’nde çocukların, yetişkinlerin ve hamile kadınların zehirlediğini, ayrıca Ermenilerin denize atılmak suretiyle boğulduğunu, bu olaylar sırasında Trabzon’da bulunan görgü tanığı Ermenilerin ifadelerinde Dr. Ali Saib tarafından hastaneye yapılan ziyaretler sırasında bir çok Ermeni’nin kayıp olduğunu beyan ettiklerini ve iki Türk şahit tarafından da olayların doğrulandığını anlatarak,  Dr. Ali Saib Bey’in Trabzon’da Ermenileri çeşitli vasıtalar kullanarak öldürdüğünü  iddia etmiştir. Dadrian, yazısının devamında tehcir sırasında Trabzon’da görevli Dr. Ziya ve Adnan Beylerin zehirlenme ve öldürme iddiaları ile ilgili isnat edilen suçlamaları kabul eden ifade verdiklerini, ancak, Ali Saib Bey tarafından hakkındaki isnatların reddedilerek kabul edilmediğini, suçlamaların kesin delillerle ispat edilemediğinden beraat kararı verildiğini söylemiştir. Kesin ve şüpheye yer bırakmayan kanıtlar olmamasına rağmen, Dadrian, duruşmalarda bir kadının hastanedeki çocukların etüv cihazı ile boğdurulduğuna dair şahitliğini öne sürerek ve Dr. Adnan’ın ifadesinde buharlar, sıvılar ve enjeksiyon uygulanarak öldürme olaylarının yapıldığını anlattığını söyleyerek iddiaların gerçek olduğuna dair ısrarını sürdürmüştür[9]. Dadrian’ın diğer bir yazısında Amerika’da bulunan bir belgede Dr. Ali Saib ile ilgili iddiaların doğrulandığını, Trabzon’da bulunan Fransisken Başrahip Laurent ile Dr.  Adnan’ın mahkemede suçlamaları teyit eden ifadeler verdiklerini, yine duruşmalarda Gümrük Müdürü Mehmet Ali’nin, eski Van valisi Nazım’ın, Müfettiş Kenan’ın, Alman Yarbay Ştange’nin yaveri Teğmen Fadıl Harun’un da öldürme olaylarına dair beyanlarını anlatmıştır[10].
Ermeni asıllı Amerikalı Jack Kevorkian, Trabzon’da tehcir sırasında Ermenilerin öldürülmesi ile neticelenen olayların cereyan ettiğini ve Dr. Ali Saib Bey’in bu hadiselerden ikinci derecede sorumlu olduğunu iddia etmiştir. Kevorkian, Trabzon tehciri sırasında İstanbul’da Fransızca ve Ermenice dillerinde yayınlanan gazetelere gönderme yaparak, olayların birinci sorumlusunun Kızılay Başkanı Mehmed Ali Bey’in olduğuna ve çevresindekilerle beraber Ermeni kadın ve çocukları öldürdüklerine dair bir kurgu oluşturarak, bunu gerçek olay gibi anlatmıştır[11].
 Ahıska Türklerinden tarihçi ve toplum bilimci Altuğ Taner Akçam ise Ermeni meselesi üzerine neşredilen eserlerinde; tanıklardan Dr. Ziya’nın mahkemeye verdiği ifadesindeki, Ermeni çocukların Dr. Ali Saib tarafından şırınga enjekte edilerek öldürüldüklerine ve küfelere doldurularak yok edildiklerine dair beyanının dikkate alınmadığını, doğrudan olayları gören şahitlerin dinlenmediğini ve böylece Dr. Ali Saib’in beraat ettiğini iddia etmektedir[12].
Dadrian ve Kevorkian, Trabzon tehciri sırasında yaşanan olaylar ile ilgili görüşlerini ve iddialarını; mahkemede tanıkların verdiği ifadeler ile İstanbul’da faaliyet sürdüren yabancı basının yayın organlarında ve Ermeni gazetelerinde çıkan yazılara ve yine sonradan yazılmış anılar ile diplomatların raporlarına dayandırmışlardır. Dadrian ve Kevorkian iddialarının doğruluğunu ve bu savlarına dair dayanaklarını anlatmaya çalışırlarken, duruşmalar sırasında savunmanın ortaya koyduğu delillerden ve zanlılar lehine verilen tanık ifadelerinden hiç bahiste bulunmayarak sübjektif bir araştırmayı bilimsel bir çalışma gibi öncelemişlerdir. 
 Akçam ise konuya daha ihtiyatlı yaklaşmakla birlikte Trabzon tehciri davasında görgü tanıklarının dinlenmemiş olduğunu iddia etmiştir. Akçam’ın ileri sürdüğü bu husus ilginç ve araştırmaya değer olarak görülmektedir. Biz burada tarafsız araştırma yapan bir Türk tarihçisi kimliğiyle her iki tarafın iddialarını açıkça ortaya koyarak gerçeğin peşinde olduğumuzu bir kez daha göstermek istiyoruz. İddialar ve karşı iddialar ile ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek amacıyla yazımıza, Trabzon Tehciri davasında önemli bilgilerin, şahitlerin ve zanlıların ifadelerinin yer aldığı duruşmaları anlatarak devam edeceğim.
İKİNCİ BÖLÜMLE DEVAM EDECEK

Hüseyin ALPASLAN;
Tarihçi-Yazar

Kaynakça
[1] Zeynep Tüfekçi, “Trabzon ve Çevresinden Yapılan Ermeni Tehciri ve Yargılamalar”, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2001.s.90.
[2] Arşiv Belgeleriyle Ermeni faaliyetleri, 1914-1918, Cilt:1, Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Başkanlığı Denetleme Yayınları, Ankara, 2005, s.609,631,689.
[3] Arşiv Belgeleriyle Ermeni Faaliyetleri, s. 439, 445, 454.
[4] Feridun Ata, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2017, s.175; Yenigün, 6 Ocak 1919, nr.124.
[5] İkdam, 22 Aralık 1919.
[6] Ata, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, s.175-176.
[7] Muzaffer Tepekaya ve Ramazan Çalık, “Türk ve Alman Belgeleri Işığında Trabzon'da Ermeni Tehcirinin Uygulanması”, Tarih İncelemeleri Dergisi Cilt: 20, Sayı: 1 Temmuz 2005, s.191. 
[8] Ata, İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları, s.182.
[9] Vahakn N. Dadrian, Ermeni Soykırımında Kurumsal Roller, Toplu Makaleler Kitap 1, çev. Attila Tuygan, Belge Yayınları, İstanbul 2004, S.159-161.
[10] Dadrian, a.g.e., s. 213. 
[11] Raymond Kevorkian, Ermeni Soykırımı, çev. Ayşen Taşkent Ekmekçi, İletişim Yayınları, İstanbul 2015, s. 666- 673.
[12] Taner Akçam, “Divan-ı Harb-i Örfi’de Görülen Davaların Listesi: Ermeni Tehciri ve Öldürmeler ile İlgili Davalar”, “Tehcir ve Taktil” Divan-ı Harb-i Örfi Zabıtları İttihad ve Terakki’nin Yargılanması 1919-1922, Derl: Dadrian, Vahakn N. – Taner Akçam, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2008, s. 168.

 

Bu yazı 142 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum