Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN

[email protected]

Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'na Girmesi

13 Kasım 2020 - 15:04 - Güncelleme: 13 Kasım 2020 - 17:39

Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’na Girmesi

28 Haziran 1914: Avusturya Veliahdı Ferdinand ve eşinin, Saraybosna'da bir Sırp tarafından öldürülmesi ile savaşın ilk kıvılcımı ortaya çıkmıştır. Savaşın görünürdeki sebebi; bu fiili durum olsa bile, gerçek sebep olarak; 19’uncu yüzyıldan itibaren büyük devletlerin sömürgeci anlayışlarının siyasi davranışlarını etkilemeye başlaması, gelişen endüstri için ihtiyaç duyulan hammaddenin karşılanma isteğinin kuvvetli bir şekilde belirmesi, ekonomik rekabetler, hanedana dayalı sistemler yerine ulus devlet sisteminin benimsenmesi ve imparatorluklar bünyesinde gelişen etnik milliyetçilik hareketler gibi nedenleri sayabiliriz[1].
İngiltere, Fransa ve Rusya gibi ülkeler, henüz Sanayi Devrimi başlamadan önce, emperyalizmin ticaret aşamasındayken sömürgeci faaliyetlerine başka kisveler altında başlamışlardır. İtalya ve Almanya gibi Avrupa ülkeleri ise 1861 ve 1871’'de ulusal birliklerini tamamladıktan sonra sömürgeci faaliyetlerini hızlandırmışlardır.  İtalya’da emperyalizmin fikir babası Mazzini’ye göre; “Akdeniz bir İtalyan denizi olmalı, Afrika ile Akdeniz kıyılarında henüz İngiliz ve Fransız hâkimiyetine girmemiş topraklar; Trablusgarp, Habeşistan (Etiyopya), Eritre ve Somali bir an önce İtalyan hâkimiyetine girmelidir.” Almanya: Başka ülkelerin (Danimarka, Fransa, Avusturya) hakimiyetinde bulunan, parçalanmış Germen Prensliklerinin,1860'dan sonra Prusya Şansölyesi Bismarck'ın önderliğinde başlattığı bağımsızlık savaşlarını; ulusal birliğini sağlayarak 1871 de Almanya İmparatorluğunun kurulması ile sonlandırmıştır. Ancak bunu yeterli görmeyen Şansölye Bismarck'a göre; “Almanya’nın ulusal hakları Avrupa'nın ve barışın üzerindedir ve ulusal savaşları sömürge savaşları izlemelidir.”
19’uncu yüzyılın başlarına gelindiğinde; Osmanlı Devleti yöneticileri, Avrupa Devletleri’nin emperyalist davranışları ile topraklarını parçalama ve paylaşma niyetlerinin farkına varmışlardır. Zaten İngiltere ‘nin; Mısır ve Kıbrıs’ı, Fransa’nın; Cezayir ve Tunus’u ele geçirmesi; Avrupa Devletleri’nin Osmanlı Devleti hakkında güttükleri amacı ortaya koymuştur[2]. Avrupa, Birinci Dünya Savaşı’nın arifesindeyken, Osmanlı İmparatorluğu, 1911 Trablusgarp ve 1912-1913 Balkan Savaşları’ndan yeni çıkmıştır. Balkan Savaşları’nda alınan yenilgi, Osmanlı Devleti’ni; ordu ve donanmanın ıslahı ile siyasal yalnızlıktan kurtarmak için iki bloğa ayrılmış Avrupa Devletleriyle, ittifak yapma girişimlerinde bulunmaya itmiştir.  İtalya’nın Trablusgarp’a saldırması, Osmanlı Devleti’nin üçlü İttifaka (Almanya-İtalya-Avusturya-Macaristan) soğuk bakmasına neden olmuş ve ilk ittifak girişimi İngiltere ile yapılmıştır. İngiltere’nin, Rusya faktörü üzerine ittifakı reddetmesi üzerine, ikinci girişim Bulgaristan ile olmuş, ancak Bulgaristan’ın geniş topraklar ve Makedonya’yı istemesi üzerine bu ittifakta sonuçsuz kalmıştır. Üçüncü ittifak girişimi ise Fransa ile olmuş, Fransa, Rusya olmadıkça böyle bir ittifakın olamayacağını bildirerek teklifi reddetmiştir[3].
20’nci yüzyılın başlarında; yayılmacı anlayışları ve amaçları aynı, çıkarları farklı, ihtirasları büyük olan devletler, dünyayı savaşa doğru sürüklemişlerdir. Emperyalist devletler; amaçlarına ulaşmak ve istediklerini elde etmek için yalnız kendi güçlerinin yeterli olamayacağının farkına vararak, ortak emellerini yerine getirmek için birlik olmaya yönelmişlerdir. 1699’dan bu tarafa toprak kaybeden ve küçülen Osmanlı Devleti; Birinci Dünya Savaşı’nın ayak seslerinin duyulmaya başlandığı 1914 yılının başlarında; artık Kuzey Afrika’yı, Macaristan’ı ve Güneydoğu Avrupa’nın büyük kısmını yönetemez hale gelmiştir[4].
Birinci Dünya Savaşı öncesinde İngiltere, Fransa ve Rusya Uzlaşma (İtilaf) Devletleri, Almanya, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu ve İtalya (savaş çıkınca tarafsız olmuş,1915 yılı Nisan ayında Londra Anlaşması ile Uzlaşma Devletleri’ne katılmıştır) Anlaşma (İttifak) Devletleri olarak birlikteliklerini sağlamışlardır.
28 Temmuz 1914; Avusturya İmparatorluğu’nun Sırbistan'a savaş ilanı ile Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. Savaş başladığında Osmanlı Devleti’nin Padişahlık tahtında V. Mehmet Reşat ile Hükümette; Sadrazam Sait Halim Paşa, Dâhiliye Nazırı Talat Paşa, Harbiye Nazırı Enver Paşa, Bahriye Nazırı ve aynı zamanda 4‘üncü Ordu komutanı Cemal Paşa bulunuyorlardı. Savaş başlayınca Osmanlı İmparatorluğu önce tarafsızlığını ilan etmiş, sonra da Uzlaşma Devletleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya tarafında yer almak için tekrar girişimlerde bulunmuştur. Bu çerçevede; Enver Paşa İstanbul'da Rus Askeri Ataşesi ile Talat Paşa Kırım’da bulunan yazlık sayfiyesine gelen Rus Çarı ile Cemal Paşa’da Paris'te Fransız Amiral ve subaylarla görüşmeler yapmıştır.
Osmanlı Hükümeti’nin ve ülke yönetiminin tartışmasız tek sahibi olan Talat, Enver ve Cemal Paşaların, Uzlaşma Devletleri nezdinde yaptıkları girişimler, özellikle Rusya'nın reddetmesiyle olumsuz sonuçlanmıştır. İngiltere; üç milyon askere sahip ve Almanya'nın Avrupa Batı Cephesine yüklenmesini zaafa uğratacak Rusya'dan vazgeçmektense, zaten çöküş içinde olan asker, silah, araç ve gereç yönünden zayıf Osmanlı'dan ve Müslüman olan Türklerden vazgeçmeyi çıkarlarına ve inançlarına daha uygun görmüştür. Uzlaşma Devletleri’nin Osmanlı toprakları üzerinde emperyalist emelleri vardı ve savaşa girse de girmese de Osmanlı Devlet paylaşılacaktı. Bu durum Osmanlı Devleti’ni Almanya’nın kucağına doğru itmiştir.
Osmanlı Devleti, tarafsız kalmayı arzu etmesine rağmen; yaşanan ekonomik zorluklar, acil likidite ihtiyacının olması, Balkan Savaşları’nda kaybedilen toprakları tekrar geri alma duygusu ve yalnız kalıp özellikle Rusya’nın işgaline uğrama korkusu ile, Anlaşma Devletleri’nin yanında girmeyi savaşa girmeyi cazip gören yöneticiler olmuştur. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik güçlüğün, savaşa girmek için en önemli gerekçelerden birisi olduğunu Cemal Paşa’nın, savaştan sonra Yakup Kadri’nin; savaşa neden girdik? sorusuna verdiği cevaptan anlıyoruz. Cemal Paşa; “savaşa aylık vermek için girdik” demiştir ve savaş boyunca Almanya, Osmanlı Devleti’ni borç para ile desteklemiştir[5] Anlaşma Devletleri, özellikle de Almanya, savaş öncesinde izledikleri politikalarla Osmanlı topraklarında barışçı sızma yöntemiyle imtiyaz ve çıkar peşinde olmuşlardır. Osmanlı Devleti, İçinde bulunduğu şartlar ve yukarıda anlattığım gerekçelerden dolayı; tarafsız kalma imkânını sonuna kadar denemesine rağmen, varlığını ve topraklarını korumak için; kötünün iyisi olan Anlaşma Devletleri tarafında yer almak maksadıyla Almanya ile 28 Temmuz’dan itibaren kapalı kapılar ardında görüşmelere başlamıştır.
Osmanlı Hükümeti, görüşmelerde Almanya'ya; kapitülasyonların kaldırılması, Bulgaristan'ın (Almanya'dan gelecek yardım için tek bağlantı yolu) ittifaka dâhil edilmesi, silah, araç gereç ve para yardımı yapılması gibi bazı şartlar öne sürmüştür. Almanya önceleri ağırdan aldığı Osmanlı isteklerini, sonradan yerine getirmeyi garanti ederek (savaşta şartlar değişmeye başlayıp, özellikle ilk tahlilde Rusya'ya yeni cephe açmak gerekliliğinden) Osmanlı Hükümeti ile anlaşmaya gitmek istemiştir.  Görüşmeler sonunda; 2 Ağustos 1914 tarihinde Sait Halim Paşa yalısında Türk- Alman ittifakı imzalanmıştır[6]. Harbiye Nazırı Enver, Dahiliye Nazırı Talat, Sadrazam Sait Halim Paşalar ile Meclis Başkanı Halil Bey’in bilgisi dahilinde gizli yapılan görüşmelerden haberdar olmayan, İngiltere ve Fransa yanlısı olarak bilinen Maliye Nazırı Cavit Bey ve Bahriye Nazırı Cemal Paşa ile diğer Bakanlar Kurulu üyeleri; antlaşmayı ise imzalandıktan sonra öğrenmişlerdir[7]. Antlaşma metni özetle şöyledir;[8]

  1. İki devlet (Osmanlı ve Almanya) Avusturya ile Sırbistan arasında yaşanan anlaşmazlıkta tam bir tarafsızlık göstereceklerdir.

  2. Rusya’nın aldığı asker tedbirler sonunda, Avusturya ve Rusya savaşa girerse ve Almanya Avusturya yanında savaşa tutuşmak zorunda kalırsa, Osmanlı Devleti savaşa girecektir.

  3. Osmanlı Devleti tehdit altında kalır ve savaşa girerse, Almanya, Osmanlı Devleti’ni savunacak ve Almanya; Alman askeri heyetini Türkiye’nin emrinde bırakacaktır.

  4. İttifak, 31 Aralık 1918 tarihine kadar yürürlükte kalacak, taraflardan biri antlaşmayı bozmazsa 5 yıl için yeniden geçerli sayılacaktır.

 Osmanlı İmparatorluğu’nun, Birinci Dünya Savaşı’na girmesinden bir gün önce 10 Kasım 1914 tarihinde, Almanya adına Baron Wangenheim ve Osmanlı Devleti adına Talat Paşa’nın imzaladıkları gizli anlaşma ile Almanya’dan 5.000.000 Osmanlı lirası borç alınmıştır[9].
1914 yılında, savaş ilanları, tetikleyen olaylar ve resmen başlama tarihleri şöyledir;
-Almanya; 1 Ağustos'ta Rusya'ya, 5 Ağustos'ta Fransa'ya savaş ilan etti,
-İngiltere; 3 Ağustos’ta Osmanlı Devleti tarafından parası (5 milyon altın) peşin ödenerek satın alınan Sultan Osman ve Sultan Reşat adlı iki Zırhlı Savaş Gemisini, savaşı gerekçe göstererek teslim etmeyeceğini ilan etti[10].
-İngiltere; 5 Ağustos'ta Almanya'ya savaş ilan etti.
-10 Ağustos; İngiliz donanmasından kaçarak Çanakkale Boğazı’na gelen iki Alman Savaş Gemisi, Goben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) satın alındığı bildirilerek personeli ile birlikte Osmanlı Donanması’na katıldı.
-29 Ekim; Amiral Souchon komutasındaki Osmanlı Donanması, Karadeniz'de Rus filosuna saldırarak, kıyı şehirleri Sivastopol, Poti, Novorossisk ve Odessa limanlarını bombaladı.
-2 Kasım; Rusya, Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etti.
-3 Kasım; iki İngiliz ve iki Fransız Savaş Gemisi, Çanakkale Boğazı’nda; Seddülbahir ve Kumkale’de bulunan Türk tabyalarını bombaladı. Osmanlı Devleti, Seddülbahir’de savaşın ilk şehitlerini (5 subay 81 er) vermiştir.
-5 Kasım; İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etti.
-11 Kasım; Osmanlı İmparatorluğu, Ayan ve Mebuslar Meclisinin onayını alarak, İngiltere, Fransa ve Rusya'ya savaş ilan etti.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber açılan cephelerde; Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarının genişliği nedeniyle geniş mesafelere yayılan savaşın koşulları, Türk Ordusu için gün geçtikçe zorlaşmıştır. Hem saldırı hem de savunma planlarının yapıldığı farklı birçok cephe oluşmuştur. Bu cepheler şunlardır: Suriye, Filistin, Kanal ve Irak Cepheleri, Ermenilere karşı İç Cephe, Boğazlar ve Çanakkale Cephesi, Galiçya, Dobruca ve Makedonya Cepheleri, Hicaz, Arabistan Cephesi ve Kafkas Cephesi[11].
Keyifli okumalar, sağlıklı günler diliyorum.
_________________:
Hüseyin ALPASLAN                                                                                                          
Tarihçi-Yazar.
[email protected]

[1] Enver Ziya KARAL; “Osmanlı Tarihi IX. Cilt”, s.355-356. Türk Tarih Kurumu,2011, Ankara.
[2] Şerif AKSOY; “İttihat ve Terakki, s.91, Nokta Kitap, 2008, İstanbul.
[3] Fahir ARMAOĞLU; “20.Yüzyıl Siyasi Tarihi”, s.87-88, Kronik Kitap, 2019, İstanbul.
[4] David FROMKİN; “Barışa Son Veren Barış”, (Çev. Mehmet HARMANCI), s.37, Epsilon Yayıncılık, 2013, İstanbul.
[5] Sina AKŞİN; “Kısa Türkiye Tarihi”, s.95, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019, İstanbul.
[6] Yusuf Hikmet BAYUR; “Türk İnkılabı Tarihi Cilt: III 1914-1918 Genel Savaşı Kısım: I”, s.642, Türk Tarih Kurumu,1991, Ankara.
[7] Fahir ARMAOĞLU; “20.Yüzyıl Siyasi Tarihi”, s.88.
[8] Mehmet Cemil BİLSEL; “Lozan I. Cilt”, s.154, Sosyal Yayınlar, 1998, İstanbul.                                                          [9] Cengiz, ÖZAKINCI; “Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı” s.190, Otopsi Yayınları, 2009, İstanbul.
[10] Hüseyin ALPASLAN; “Reşadiye ve Sultan I. Osman”, Ticari Hayat Gazetesi, 30.07.2020, Ankara.
[11] Hüseyin ALPASLAN; “Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkas Cephesi’ndeki Faaliyetleri”, s.140, Türk Dünyasından Parlamenter Bakış Dergisi, Sayı:7, Nisan, Mayıs, Haziran 2020.

Bu yazı 1674 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum