Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN

[email protected]

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONUNDA TEHCİR YARGILAMASI TARTIŞMALARI

03 Eylül 2021 - 09:44

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONUNDA TEHCİR YARGILAMASI TARTIŞMALARI
                                                                     Hüseyin ALPASLAN

Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında savaşın kaybedildiğini anlayan İttihat ve Terakki Hükûmeti görevden çekilmiş, yerine Ahmet İzzet Paşa’nın sadrazam olduğu yeni bir hükûmet kurulmuştur. 19 Ekim 1918 tarihinde Meclis-i Mebusan’da okunan hükûmet programında, ilk hedeflerinin içeride ve dışarıda barışı sağlamak olduğunun vurgulanması, Osmanlı Devleti’nin bundan sonra şekillenecek siyasetinin ana hatlarını göstermesi bakımından önemlidir. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa konuşmasında; İçeride barışı sağlamanın ilk şartlarından birisinin savaş koşullarında zorunlu olarak tehcire tabi tutulan Osmanlı vatandaşları Ermeniler ve Rumların memleketlerine dönüşlerine izin verilmesi, mallarının iadesi ve tehcirde suç işleyenlerin cezalandırılması olmalıdır demiştir.[1]. Hükûmet programına karşı çıkan ve tehcir yargılamaları ile vatansever asker, bürokrat ve memurların İtilaf Devletleri’nin istekleri doğrultusunda bertaraf edilmesinin düşünüldüğü kanaatini taşıyan mebuslar, mecliste söz alarak hükûmete ağır eleştiriler yapmışlardır. Türk mebuslar, savaşın suçunun Türk Milletine ve İttihatçılara yıkılmak istendiğini, ancak savaş esnasında suç işleyen, Müslümanlara zulüm yapan Ermeniler bulunduğunu, bunların görmezden gelinmesinin çok büyük bir infial yaratacağını, zaten Türklerin yüzyıllardır vefasızlığa ve haksızlığa uğramış olduklarını ifade etmişlerdir[2]. İttihatçıların hükûmetten çekilmelerini Osmanlı Devleti’nin yönetiminde kaos ve zayıflık olarak değerlendiren ve Türk vekillerin konuşmalarının yarattığı etkiyle oluşan siyasi ortamdan yararlanmak isteyen Rum ve Ermeni vekiller, hükûmete karşı seslerini yükselterek, kendi istedikleri şartlara ve zamanın ruhuna uygun olmayan barışa dair düzenlemelere güven oyu vermeyeceklerini söylemişlerdir[3]. Mecliste, hükûmete karşı yapılan aynı minvaldeki tenkitler sadece gayrimüslim vekiller tarafından değil, İttihat ve Terakki Partisi muhalifi diğer vekiller tarafından da yapılmıştır. Gayrimüslimlerle asgaride aynı düşünceye sahip vekillere göre; Osmanlı Devleti’ni Birinci Dünya Savaşı’na hesapsızca sokan, Ermenileri tehcire tabii tutan, devleti şu an içinde bulunduğu duruma düşüren, halkı aç, yoksul ve perişan bırakan ittihatçılar yargılanmalıdır. Gayrimüslim vekiller ise İttihatçılar hakkında bu olumsuz tavrı sergileyen vekillerin taleplerinden farklı olarak, Osmanlı Devleti’nin tüm idarecilerinin soykırım suçlamasıyla yargılanmalarını istemişlerdir.
Osmanlı Hükûmeti tarafından 24 Ekim 1918 tarihinde ivedi görüşülmesi talebiyle meclise sunulan tezkere ile 1915’te tehcir uygulamalarına dair çıkartılan kararnamelerin tartışmaya açılarak, Ermenilerin geri dönüşlerinin ve mallarının iadesinin sağlanmasına yönelik hızlı adımlar atılmıştır. Hükûmetin, 1915 tehcir uygulamalarının hükümsüz bırakılmasına ve tehcir dönemine dair yargılamaların yapılmasına yönelik aceleci tutumu bazı vekillerin şüphelerine yol açmıştır. Hükûmetin asıl amacının 27 Mayıs 1915 tarihli sevk ve iskan geçici kanununu iptal ettirmek olduğunun bilinmesine rağmen, hükümetin  tezkeresine ve telaşlı davranışlarına karşı müphem bir tavır içerisine giren ve meclisteki etkin pozisyonlarını devam ettirmek isteyen ittihatçıların konuşmalarına cevap veren Dahiliye Nazırı Ferit Bey, aceleci davranmalarının sebebinin bir an önce barış ortamını tesis etmek ve bunun içinde ilk hedeflerinin tehcir  kanunun reddedilmesini sağlamak olduğunu söylemiştir[4]. İtilaf Devletleri ile ateşkes görüşülürken ve hala Mondros Mütarekesi imzalanmamışken 28 Ekim 1918 tarihinde Divâniye[5] mebusu Fuat Bey, savaş zamanında görev yapan Sait Halim Paşa ve Talat Paşa kabinelerinin Divan-ı âli’ye sevklerini isteyen bir takrir vermiştir[6]. Fuat Bey’in önergesi, İttihatçı liderlerin yurt dışına kaçışına kadar mecliste okunmamış, 4 Kasım’da gündeme alınmıştır.
Fuat Bey tarafından verilen 10 maddelik önerge; savaş zamanındaki kabinelerin, savaşa giriş gerekçelerinin sorgulamasını, 1914-1918 tarihleri arasındaki yaptıkları tüm uygulamaların ve aldıkları kararların hesabının verilebilmesini sağlamak amacıyla düzenlenmiştir. Önergeye göre sorgulanması gereken maddeler şöyledir[7]:
1.Birinci Dünya Savaşı’na manasız ve sebepsiz girmeleri,
2. Savaşın ilanının nedenleri ve gerçek faktörler ile meydana gelişi hakkında meclise doğru olmayan açıklamalarda bulunmaları,
3. Seferberlik ilanından sonra ve savaş ilanından önce İtilaf Devletleri tarafından ortaya çıkan onurlu ve yararlı teklifleri reddetmeleri, Almanya’dan bir garanti almaksızın ve fayda sağlayacak bir gayeyi elde etmeden savaşa girmeleri,
4. Savaşı kabiliyetsiz kişilerin ellerine vererek, cephelerde savaş taktiklerine aykırı aklı hiçe sayan ve sırf şahsi emeller uğruna milletin önemli kuvvetlerinin gasp ve israfına sebep olmaları, (Sarıkamış faciası ve kanal cephesinde yaşananlar   kastedilmiş olmalı)
5. İnsanlığa ve hukuka aykırı, Osmanlı Anayasası’nın ruhuna ters yasalar ve tamimlerle memleketi üzüntü veren olaylara sürüklemeleri, (1915 Tehcir Kanunu ve bağlantılı talimatlar ile sevkler sırasında yaşanan bazı üzücü hadiseler kastedilmiş olmalı)
6. Savaş sırasında gizli kalması gerekmeyen bazı olumsuz olayları, şahsi çıkarları ile makam ve mevkilerini korumak için milleti haberdar etmemeleri (düşmanın işgal ettiği topraklarda halkın düştüğü zor durumlar, bazı cephelerde ordunun yenilmesi ve verilen ağır zayiatlar, firar edenlerin durumu, ekonomik darboğazlardan dolayı ödenemeyen maaşlar, askerin giyecek, yiyecek ve silah sıkıntısı gibi zaman zaman gizlenen durumlar kastedilmiş olmalı)
7. Savaş sürerken İtilaf Devletleri’nin Almanya’yı yalnız bırakmak adına yaptığı barış teklifleri ile Çarlık Rusya’sının 1917 Ekim Devrimi ile yıkılmasıyla savaştan çekilmesinden sonra yaptığı barış önerilerinin kabul edilmemesinin bugün ortaya çıkardığı kötü neticeleri,
8. Savaş koşullarını ortaya çıkardığı yoksulluğu gidermek yerine, birtakım kişilerin zenginleşmelerine yönelik olarak yapılan yasadışı karaborsacılık vb. faaliyetler neticesinde ekonominin çöküşüne sebep olmaları,
9. Kanunlara aykırı olarak haber alınmasını engelleyerek ve sansür uygulayarak basın özgürlüğünü ortadan kaldırmaları,
10. Ülke halkının can ve mal güvenliğini tehdit eden bazı çetelere hamilik ederek işledikleri üzücü hadiselere ortaklık etmeleri.
Hükûmet değişikliğini, Fuat Bey’in önergesini ve ittihatçı liderlerin ülkeden dışarı çıkmaları ile oluşan siyasi ortamı fırsata çevirmek isteyen gayrimüslim vekiller, 1915 tehcir uygulamasını da kastederek Türkler ile ilgili çok ileri giden suçlamalarda bulunmuşlardır. Önergede Ermenilerle ilgili doğrudan bir madde bulunmamasına rağmen kendilerine göre çeşitli çıkarımlarda bulunan Ermeni mebusların Türkler ile ilgili ağır isnatlarına karşı tepki gösteren Ayan ve Mebusan Meclisindeki Türk bürokrat ve mebuslar, mesnetsiz ve iftira olarak değerlendirdikleri suçlamaları reddederek, meydana gelen olaylarda Ermenilerin kendi sorumlulukları olduğunu delilleriyle ortaya koyan açıklamalarda bulunmuşlardır. Ancak, Ermeni ve Rumların Türkler hakkındaki düşüncesini değiştirmek mümkün olmamış, onlar yine de İttihat ve Terakki hükûmetleri dönemindeki kabinelerin en şiddetli cezalara çarptırılmasını istemişlerdir. Aydın mebusu Emanuel Efendi ve iki Rum vekil tarafından meclise verilen önergede; Ermenilerin ve Rumların, İttihat ve Terakki hükûmetlerinin aldığı kararlara bağlı olarak yerlerinden haksızca sürgün edildiklerinin, mallarının ellerinden alındığının ve öldürüldüklerinin iddia edilmesi üzerine meclis karışmıştır.  Önergenin müzakeresi sırasında şiddetli itirazlar ve münakaşalar olmuştur. Sadeleştirilmemiş metnine, TBMM’nin web arşivinden ulaşılabileceğiniz önergenin maddeleri şöyledir[8]:
1. Ermeni milletine mensup olmaktan başka hiçbir suçları bulunmayan bir milyon nüfus, kadınlar ve çocuklar ayrı tutulmayarak öldürülmüşlerdir.
2. En az kırk asırdan beri memlekette gerçek manada medeniyet sahibi olan Rum unsurlarından iki yüz elli bin nüfus, Osman sınırları dışına sürülerek mallarına el konmuştur.
3. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra [30 Ekim 1918] beş yüz elli bin Rum nüfus daha, Karadeniz, Çanakkale, Marmara ve Adalar denizleri kıyı ve civarında ve diğer mahallerde öldürülmüş, ortadan kaldırılmış ve malları da gasp edilmiştir.
4. Memlekette gayrimüslim unsurlar ticaret yapmaktan men edilmiş ve ticaret, yalnızca güç ve etki sahibi insanların tekeline terk edilmiş olduğundan, milletin bütün fertleri adeta soyulmuştur.
5. Milletvekillerinden Zöhrap ve Varteks efendiler yok edilmiştir
6. Arap milletine reva görülen kötü muameleler şimdiki felaketlerin başlıca sebeplerini teşkil etmiştir.
7. Seferberlik vesilesi ile teşkil edilen işçi taburu fertlerinden iki yüz elli bin kişinin açlık ve mahrumiyetten üzücü bir şekilde telef olmalarına sebebiyet verilmiştir.
8. Sebepsiz yere Birinci Dünya Savaşı’na girilmiş ve bundan dolayı Bulgarlara memleketin bir kısmı da terk edilmiştir.
9. Failler hakkında yeni hükûmetin malumatı neden ibarettir? Yeni hükûmet konunun içyüzü hakkında ne düşünmektedir ve alabileceği tedbirlere ne vakit başlayacaktır? Bu noktaları yeni hükûmetten sual ederiz.
Gayrimüslim vekillerin verdikleri takrirde öldürme olaylarının geniş bir kitle tarafından gerçekleştirildiğini ima ederek Türk Milletini toptan zan altında bırakmaları[9], Türk vekiller tarafından şiddetli bir şekilde itiraz görmüştür. Türk vekiller bu haksız isnat karşısında çok hiddetlenerek ateşli konuşmalar yapmışlardır. Türk vekiller, Birinci Dünya Savaşı’nda düşman ülkelerle iş birliği yapan, Türk askerini arkadan vuran, Müslüman köylere baskınlar düzenleyerek katliamlar gerçekleştiren Ermenilerin, başkalarına iftira atmadan  önce kendi öz eleştirilerini yaparak mesuliyeti kendilerinde aramaları gerektiğini, tehcirin, devletin bekası, halkın zulüm altında kalmaması ve ordunun özellikle cephe gerisinde güvenliğinin sağlanabilmesi için tüm uyarıların yapılmasına ve şartların zorlanmasına rağmen tehlikenin önü alınmayacak boyutlara çıkmasından sonra mecbur kalınarak yapıldığını söylemişlerdir. Böyle bir suçlamanın Türk milletine iftira olduğu, bu haksız iddiayı kabul etmeyeceklerini söyleyerek, tehcirin maksadının Ermenilere soykırım yapmak olmadığını, her şeyin sarih olduğunu ifade etmişlerdir[10].
Mecliste yapılan müzakereler ve zaman zaman şiddetlenen tartışmalardan sonra, suçlamalarla ilgili savaş kabinesi üyelerini sorgulama işini yapmak ve Divân-ı âli’ye vermek için, Meclis-i Mebusan’ın salahiyetinde olan meclisteki görevli şubelerden birisini vazifelendirmek maksadıyla kura çekimine gidilmiştir. İttihat ve Terakki Partisi döneminin iki hükûmetinin sadrazamları Said Halim Paşa ve Talat Paşa kabinelerinin sorgulanması görevi Beşinci Şube’ye verilmiştir.

Hüseyin ALPASLAN;
Tarihçi-Yazar
[email protected]

Kaynakça

[1] Meclis-i Mebusan Zabıt Cerideleri (MMZC), 4. İnikad. s.29.
[2] Feridun Ata, “İşgal İstanbul’unda Tehcir Yargılamaları”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2017, s.22-23.
[3] MMZC.,4. İnikad. s.35.
[4] MMZC.,4. İnikad. s.47.
[5] Divâniye: Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde Bağdat vilayetine bağlı Fırat Nehri’nin doğusunda yer alan bir kasabadır. Bkz. Şemsettin Sami, “Kâmûsu’l A’lâm”, Cilt: 3, Kaşgar Neşriyat Ankara,1996, s. 2219.
[6] Feridun Ata, a.g.e., s.24; Bülent Bakar, Ermeni Tehciri” Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2013, s.212.
[7] Feridun Ata, a.g.e., s.26.
[8] MMZC., 11. İnikad, s.109-110; 4 teşrinisani (Kasım) 1334 (1918) Pazartesi.
[9] Feridun Ata, “Tehcir Yargılamaları Üzerine Bir Değerlendirme”, Türk Yurdu Dergisi, Haziran 2006, Yıl: 95, Sayı: 226. 
[10] MMZC., 11. İnikad, s.115-116.


 

Bu yazı 176 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Son Yazılar