Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN

[email protected]

ANADOLU'NUN TÜRK YURDU OLMASI

19 Şubat 2021 - 10:12 - Güncelleme: 19 Şubat 2021 - 17:58

ANADOLU’NUN TÜRK YURDU OLMASI
           
Tarihin bilinen başlangıcıyla beraber ortaya çıkan ve günümüze kadar varlığını sürdüren çok az milletten birisi de Türklerdir. Türkler tarih sahnesine çıktıkları M.Ö. IV. binden sonra ilk yurtları Batı Sibirya ve Orta Asya’da varlıklarını koruyarak yeni yurtlar edinmişlerdir[1]. İslam öncesi Türk tarihinde, Türkler sadece Orta Asya’da değil, Kafkaslar ile Karadeniz’in kuzeyinden Macaristan ovasına kadar uzanan ve benzer iklimleri gösteren geniş bir alanda varlıklarını sürdürmüşlerdir[2]. Türklerin, Orta Asya’da başlayan tarihî varlıkları, benimsedikleri kültür ve hayat tarzı sebebiyle “ana yurt” olarak nitelendirdikleri bu bölgenin dışına taşmış ve tüm dünyada önemli izler bırakmıştır. Yazılı kaynaklarda yer alan bilgilere ve bugüne kadar yapılan tespitlere göre Türkler, tarihte 16’sı büyük dünya devleti olmak üzere 100’ün üzerinde devlet kurmuşlardır.

 Orta Asya coğrafyasında yaşayan Türk boylarının göç hareketlerinin dört ara yönde sürdüğünü görürüz: Güneydoğu yönüne (Uygurlar vb.), kuzeydoğu yönüne (Sakalar, Yakutlar), kuzeybatı yönüne (Oğurlar, Kıpçaklar), güneybatı yönüne (Oğuzlar, Kıpçaklar) göç etmişlerdir [3]. Orta Asya’dan dört bir yana gerçekleşen Türk göçlerinin en önemlisi batı yönünde olmuştur. Batı yönünde gerçekleşen ve milattan önceki devirlerden milattan sonra XI. yüzyılın ortalarına kadar devam eden göçler sonucu, Anadolu coğrafyası Türkleştiği gibi Türkler daha sonra Avrupa içlerine kadar da yayılmışlardır. Anadolu’ya, milattan sonra III. yüzyılda başlayan Hun Türkleri’nin göç dalgasını daha sonra XI. yüzyılda Oğuz Türkleri takip etmişlerdir.

Anadolu’ya yapılan Türk akınları ve özellikle Balkanlar, Doğu Avrupa ve Karadeniz’in kuzeyinde yurt tutma, vatan kurma çabaları çok daha eski tarihlere dayanmaktadır. Kimmerler, İskitler, Avrupa Hunları ve Avarların İslamiyet öncesi göçleri ve hakimiyetleri bu savımıza bir kanıttır. Ancak, Anadolu’nun tam anlamıyla bir Türk yurdu hâline gelmesi ve Türklerin Anadolu’da kökleşmesi Selçuklu Devleti dönemine denk gelmektedir[4].

Selçukluların Anadolu’daki varlıklarından daha önce Emevi ve Abbasi ordusu içerisinde yer almış ve önemli makamlara gelmiş Türk komutanlar Anadolu’ya seferler düzenlemişlerdir. Bunlar arasında, Aşnas, Boğa et-Türki, Feth b. Hakan, Nurşi b. Tacbek etTürki, Asatekin, Amacur et-Türki ve oğlu Ali, Mancûr, Bektemir b. Taştemir, İshak b. Kundacık, Afşin, Boğa es-Sagir gibi Türk beylerini sayabiliriz[5].

XI. yüzyıldan önce çoğunlukla ve büyük önemde Türk kavimlerinin göçleri Karadeniz’in kuzeyini takiben Tuna havzasına kadar alanda gerçekleşmiştir. Hunlar, 374-375 tarihlerinde Balamir önderliğinde İtil Nehri’ni geçerek Alanları batıya doğru sürmüşler ve Ostrogotları yenilgiye uğratmışlardır. Hunların batıya doğru ilerleyişi Avrupa tarihinin Kavimler Göçünü başlatmıştır. 400 yılına gelindiğinde Hunlar, Karpat Dağları’na ulaşmışlar, Uldız liderliğinde batıya doğru akın ederek ikinci kavimler göçüne sebebiyet vermişlerdir. Çin kaynakları, İtil boyu Hunları ile Avrupa’da bulunan Hunların aynı kavimler olduklarını doğrulamaktadır[6]. Hunlardan sonra Avarlar, Bulgarlar, Peçenekler, Uzlar ve Kıpçakların aynı yolu takiben Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a ve Tuna havzasına giden yolu takip ettiklerini görmekteyiz.         
  

  Göktürk Devleti’nin dağılmasından sonra batıya göç eden Oğuz boyları Maveraünnehir bölgesinde Seyhun (Siriderya) civarında başkenti Yenikent olan Oğuz Yabgu Devleti’ni (750-1055) kurmuşlardır[7]. 860’lı yıllarda Peçenekleri itil ötesine iten Oğuz grupları, 1030 yılından sonra Don Nehri boylarında yaşamışlar, Kuman baskısı üzerine ise 1048’de Dinyeper, 1065’de Tuna boylarına kadar gitmişlerdir.1065’ten sonra salgın hastalıklar, Peçeneklerin saldırıları, soğuk kış şartları ve Bizans entrikaları Oğuzların büyük nüfus kaybı yaşamalarına sebep olmuştur. Oğuzların hayatta kalanlarından bir kısmı Selçuklu Ordusu’na katılmışlardır. İkinci bir kısımda Oğuzların Kınık boyuna mensup Selçuklular ile birlikte Cend şehrine göç etmişlerdir. Müslüman olan Oğuzlar, bundan sonra Türkmen adıyla anılmaya başlamışlardır.

1040 yılında Selçuklular ile Gazneli Devleti arasında meydana gelen Dandanakan Savaşı’ndan sonra gittikçe büyüyen dalgalar hâlinde gelişen “Büyük Oğuz Göçü” ve onun neticesinde Ön Asya ve Anadolu'nun fethi, geleneksel Türk göçünün yönünü de değiştirmiştir[8]. Oğuzların 24 boyuna mensup Türkmenler kitleler hâlinde, Maveraünnehir bölgesini boşaltarak, Azerbaycan ile Doğu Anadolu doğrultusunda hareket ederek Ön Asya’ya girmişlerdir. Ön Asya'da hâkimiyetini süratle kuran Tuğrul Bey (995-1063), Abbasilerin başkenti ve İslam Halifesinin oturduğu Bağdat şehrine girerek hilafet makamının hamiliğine soyunmuştur.  Halife, Büyük Selçuklu Devleti’nin sultanı Tuğrul Bey’i “İslam Milletlerinin ve Ülkelerinin Büyük Sultanı” olarak ilan etmiştir. Bu tarihten sonra Türkler, Haçlı anlayışın ve Hristiyan dünyasının doğudaki koruyucusu ve kollayıcısı olarak gördükleri Doğu Roma Devleti’ne karşı hilalin ve İslam’ın müdafaasını yapacaklardır.

 Türklerin Anadolu’yu yurt edinmelerinden önceki tarihlerde özellikle 6 ve 11. yüzyıllar arasında süren savaşlar Anadolu şehirlerini harabeye çevirmiş ve önemli oranda nüfus kaybına sebebiyet vermiştir. Bizans-Sasani savaşlarında, Anadolu’ya giren Sasaniler, büyük yıkım, yağma ve tahrip yapmışlardır Köy ve kasabaların boşalması Anadolu'yu ıssız ve terk edilmiş ülke hâline getirmiştir. Türklerin, Anadolu’ya 11’nci yüzyılda yönelen büyük göçlerinden önce, Anadolu’nun doğusunda Ermeniler, batısında ise Rumlar bulunmaktaydılar.

Anadolu’ya giren Oğuzlar, 1048 yılında Erzurum’a yakın Hasankale “Pasinler” de Bizans’a karşı ilk zaferini kazanmıştır. 1048’de Erzurum, 1057’de Malatya, 1059’da Sivas, 1064’te Kars ve Antakya şehirleri 1067’de Kayseri, Niksar ve Konya şehirleri 1068’de Amoryum: Amuriyye (Emirdağ yakınlarında eski bir kale) ve 1069’da Honas (Sandıklı yakınlarında eski bir kale), Türklerin hakimiyetine geçmiştir[9].

Sultan Alparslan’ın, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Selçuklu Ordusu’ndan beş misli büyük Bizans Ordusunu darmadağın etmesinden sonra Türk akıncıları, Anadolu’yu doğudan batıya kat ederek Ege Denizi (Adalar Denizi) ve Marmara sahilleri ile, Boğazlar’a kadar hâkim oldular. Selçuklu Türkleri, daha batıya, Trakya’ya ve Balkanlar’a yeni fetihler yapabilmek için ilk başkent olarak İznik şehrini seçmişlerdir. Ancak, Türklerin Anadolu’da hızla ilerlemeleri ve batıya doğru hakimiyet alanlarını genişletmeleri Avrupa devletlerini ve Hristiyan dünyasını büyük telaşa düşürmüştür. Vatikan’ın haçlı hegemonyasını koruma doktrini, Kralların ekonomik ve sosyal sorunlardan sıyrılmayı hedeflemeleri neticesinde kurulan haçlı orduları ile başlatılan haçlı seferleri üzerine Selçuklu Devleti’nin başkenti, jeostratejik konumundan dolayı Konya olarak seçilmiştir.
Anadolu, Türk göçü ile birdenbire canlılık kazanmıştır. Anadolu’da köy, kasaba, şehirler ve yollar yeniden imar edilmiştir. Anadolu’da kurulan köy ve kasabaların Türkçe adlar taşımaları buraların Türkler tarafından kurulduğunun bir kanıtıdır.  Türkler kendi kurmadıkları şehirleri fethettiklerinde içerisinde yaşayan eski unsurları esas alarak isim değişikliği yapmamışlardır. Ancak kendilerinin imar ve ihya ettikleri şehirlere Türk nüfus iskân ederek şehirlerin de Türkleşmesini sağlamışlardır. Türkler yeni kurdukları şehirlere Karaman, Aksaray, Akşehir, Kırşehir, Eskişehir, Denizli, Aydın gibi Türkçe isimler vermişlerdir[10].
Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devletleri içinde varlıklarını sürdüren Oğuz boyları, beylikler kurarak Anadolu’ya yerleşmişlerdir. Moğol istilasına ve karmaşık duruma karşın Anadolu’da kurdukları beyliklerle varlılarını sürdüren Oğuz boyları, Doğu Anadolu’da Akkoyunlu, Karakoyunlu, İran’da Safevi, Batı Anadolu’da Osmanlı Devletlerini kurmuşlardır ve Anadolu’yu ebediyen kendilerine yurt edinmişlerdir.
Sağlıcakla kalın…
__________________
Hüseyin ALPASLAN
Tarihçi-Yazar

Kaynakça

[1] Taşağıl, A. (2013). Orta Asya Türk Tarihi, Bölüm: 1-4. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayını.s.5-6.
[2] Günay, U.T. (2015). Türklerin Tarihi. Ankara: Akçağ Yayınları. s.21.
[3] Jorma, A. (2020). Kuman Kıpçakların Dil Sürümü. Türk Dünyasından Parlamenter Bakış Dergisi, sy.7, Ankara, s.158.
[4] Turan, R. (2008). Türklerin Anadolu’ya Akınları ve Malazgirt Zaferi’nden Önce Anadolu’da Türk Varlığı. ATASE yayınları, Eski Ön Asya Uygarlıklarından Günümüze Anadolu’da Türk Varlığı. Ankara, s.57.
[5] Yazıcı, N. (1992). İlk Türk-İslam Devletleri Tarihi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, No:192, s.22-25.
[6] Kurat, A.N. (2019). IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri. Ankara: TTK.s.13.
[7] Gündüz, T. (2002). Oğuzlar-Türkmenler. Türkler, Cilt:2, Ankara: YTY, ss. 263-276.
[8] Kafalı, M. (2008). Anadolu'nun Fethi ve Türkleşmesi. ATASE yayınları, Eski Ön Asya Uygarlıklarından Günümüze Anadolu’da Türk Varlığı. Ankara, s.45.
[9] Kafalı, M. a.g.e., s.47.
[10] Kafalı, M. a.g.e., s.49.

Bu yazı 3072 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum