TOPLUMSAL BİR FELAKET: İÇKİ REZALETİ - Prof. Dr. Nurullah Çetin

TOPLUMSAL BİR FELAKET: İÇKİ REZALETİ - Prof. Dr. Nurullah Çetin
02 Ekim 2020 - 15:16

TOPLUMSAL BİR FELAKET: İÇKİ REZALETİ
Prof. Dr. Nurullah Çetin

Bugün Türk milletinin en önemli sorunlarından biri aşırı içki düşkünlüğüdür. Zenginlerin, büyük şehirlerde yaşayan belli bir seviye sahibi insanların içki içmesini bir tarafa bırakalım; Anadolu Türk köylerinde, özellikle de sahil kesimlerinde, tamamı değil ama önemli bir kısım fakir ve cahil halk arasındaki içki bağımlılığı tam bir millî felaket örneği olarak karşımızda duruyor. Bunlar, gece gündüz her fırsatta içki içerek mallarını mülklerini, paralarını pullarını bu zıkkım için sarfediyorlar, ailelerini yıkıyorlar, sarhoş sarhoş naralar atarak etrafa zarar veriyorlar, karılarını, çocuklarını dövüyorlar, boşanıyorlar. İçki masasında birbirlerini öldürüyorlar, oğlu içki parası vermedi diye anasını kesiyor.

Neresinden baksanız tam bir rezalet ve kepazelik. Her şeyiyle her alanda zararlı olan bu içki düşkünlüğü tarih boyunca hep yasaklandı. Başta İslam dini bunu şiddetle yasakladı, Osmanlı döneminde Müslümanlara yasaktı.

Hatta 1921 yılında Atatürk, Devletin başında iken men-i müskirat kanunu çıkardı. Yani içki yasağı kanunu. Dönemin önde gelen yazarlarından İsmail Habib Sevük o yıl, ”En Hayırlı Kanun” başlıklı yazısında bu kanunun ne kadar hayırlı olduğundan ve faydasından bahseder.

Aslında o yazı, bugün de fazla bir şeyin değişmediğini, o günkü manzaraların, olay ve durumların aynı şekilde çevremizde görülmekte olduğunu ortaya koyması bakımından güncelliğini koruyan bir yazıdır. Bu yazının önemli bir bölümünü buraya alıyorum:

“Meşrûtiyetten beri neşrettiğimiz (yayınladığımız) en hayırlı kanun hangisidir derlerse artık bilâtereddüt (tereddüt etmeden) cevap verebiliriz: Men-i Müskirat (içki yasağı) Kanunu!

Hiç bir kanun bu kadar âni ve feyzli bir tesir yapmadı. Hiç bir kanun bu kadar memleketin her sınıf tabakasını birden memnun ve minnettar edemedi. Bir kanun ki şehirlisi de hoşnut, köylüsü de; bir kanun ki içeni de taraftar, içmeyeni de; hatta bir kanun ki İslâmı (müslümanlar) da şükrediyor Hıristiyanı da!

Bir kere bu kanunun neşrinden evvelki Anadolu'yu gözünüzün önüne getiriniz: Her elde bir kadeh, her sokakta bir nâra vardı. Ebânî sarıklı adamlar, ben de rakı içerim demeyi bir yeni fikirlilik, bâliğ olmamış çocuklar, ben de dün akşam sarhoştum demeyi bir kabadayılık sanıyorlardı.

Her rakının yanında bir çalgı, her çalgının yanında bir kadın, her kadının yanında bir kavga gördünüz!
Evlerde ısıtıla ısıtıla soğumuş yemekler hâlâ gelmeyen pederi, uykusuz kala kala gözleri kızarmış zevceleri hâlâ evine dönecek kocalarını beklerdi.

Her "perde" de bir adam devrilir, her meyhanede bir cinayet olur, her düğünde bir kan akardı. Artık rakı "ümm'ül-habâis"(bütün kötülüklerin anası) likten çıkmış, bütün Anadolu'yu saran bir yangın olmuştu. Bir yangın ki seyyal ve serin bir alevdi, bir yangın ki görenek rüzgârıyla en ücra köylere kadar uzamıştı, bir yangın ki dimağları köreltiyor, ciğerleri çürütüyor, bütün bir ırkı göçürüyordu:

İşte Men-i Müskirât Kanunu bu yangını söndüren semâvî bir rahmet oldu!
Vâkıâ yine gizli gizli rakı yapılıyor, saklı saklı rakı satılıyor ve korka korka rakı içiliyor, fakat kanunun yaptığı o hayırlı, o feyzli inkılâb işte hep o gizlilikte, o saklılıkta, o korkudadır: Artık dinimizin en büyük haramı en açık bir mübah olmaktan kurtuldu. Artık her cepte bir şişe, her sokakta bir nârâ yok. Artık eğlencelerde kavga, "perde"lerde cinayet, düğünlerde kaza ve ölüm görülmüyor.

Anlaşıldı ki cerâimin (suçların, cinayetlerin) yüzde doksanı buharlı dimağlardan doğuyormuş: Victor Hugo "Bir mektep yapmak bir hapishane yıkmaktır" diyor. Şimdi anladık ki mektebi yapmadan evvel meyhaneyi yıkmak lâzımmış.

Meyhane yıkıldı: Artık her aklına esen bir kadeh bulamıyor; her parasına güvenen bir şişe yakalayamıyor.
Artık atların heybelerinde köylere binlik taşımak, artık kırk, elli kişilik "perde"lerde testiyle rakı dolaştırmak birer efsane oldu. En eski ayyaşlar var ki tevbe ederek birer zâhid, en azılı kabadayılar var ki bıçaklarını atarak birer koyuna döndüler.

Size istatistiklerle müddeamı (iddiamı) isbata çalışmıyacağım: Herhangi bir polise sorsanız size cerâimin yüzde seksen azaldığını söyleyecek.

Herhangi bir alüfteyi (fahişeyi) istintak ediniz (sorguya çekiniz), bıçak ve tabanca oyunlarının kalktığını tasdik edecektir.

İşte bir baba ki oğlunun vaktiyle eve gelmeye başlamasından mesut ve işte bir çocuk ki babasının her akşam sofrada bulunmasından memnundur. O kanunun neşriyle (yayınlanmasıyla) aileler sallantıdan, ahlâklar sarsıntıdan, din en büyük bir mübalâtsızlıktan kurtuldu. Artık köyler zehirsiz, şehirler sakin ve halk müsterihdir. Lâkin neye sayıyorum? İşittim ki bir maliyeci:
- Müskirâtın men’i üzerine beş, altı milyon liralık bir zarara uğradık, demiş.
- Haydi aptal, altı milyonluk bir zarara mukabil bütün bir Anadolu'yu kazandık!” (Açıksöz, 3 Temmuz 1921, Sayı: 224.)
Ancak zaman içerisinde bu kanun da işlevini yitirdi, tekrar eski kötü durumlara döndük, içki felaketi hızla yayılmaya devam etti. Zira kötülükler çabuk yayılır. Hatta içki rezaletinin Türkler arasında yayılmasını teşvik eden yüz kızartıcı, aşağılık reklamlar, ilanlar da etkili oldu.

Mesela bunların biri, resimde gördüğünüz 1962 yılına ait Tekel afişi. Burada içkiyle mücadele kurumu olan Yeşilay’a karşı bir kampanya açılmış. Bu afişte vatandaşa içkiyi sevdirmek için şu gibi rezilce ifadelere yer verilmiş:
“Vatandaş! Yeşilay’a inanma, iç bade (içki) güzel sev, var ise akl u şuurun, Evde ne yerlerse yesinler ne umurun, çek kafayı sür sefayı, bir yanında rakı bir yanında şarap.”

Bir de bir eşek resmi koymuşlar, güya içki içmeyen bizim gibi insanları eşek yerine koyuyorlar ve hem sağlığımızla, hem ailemizle, hem geçimimizle, hem dinimizle, hem devletimizle şu yollu alay etmişler:

“Pekiy bu eşek neden içmez? Merkepliğinden mi? Estağfurullah… Zavallı alışmamış da ondan. İçse o bile adam olur. Tekel içkilerini tercih ediniz. Ne kadar içerseniz devlet bütçesinin geliri o kadar artar. Sonra o paralarla İmam Hatip Okulu ve cami yapılır. Kim içerse Tekel rakısını, O unutur geçim baskısını.”

Bugünkü Hükümetten isteğimiz şudur: Men-i müskirat kanunu hayata geçirilsin, içki üretimi ve satışı kesin olarak yasaklansın. İçki alışkanlığı tamamen ortadan kalkmasa da büyük oranda azalır; en azından fakir köylüleri kurtarmış oluruz.

Bu haber 4348 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum