Peyami Safa - DR. NECATİ TONGA

Peyami Safa - DR. NECATİ TONGA
15 Haziran 2020 - 23:29 - Güncelleme: 15 Haziran 2020 - 23:33

Safa, Peyami

Server Bedi, Çömez, Serazad, Safiye Peyman, P. S., Bir Muharrir, Türk Düşüncesi, Peyami, Bedia Servet, Cingöz Recai, Bedii Nuri, Hafta, Mi-Fa

(d. 2 Nisan 1899 / ö. 15 Haziran 1961)

Yazar, romancı, gazeteci, ideolog, mütercim, hikâyeci

(Yeni Edebiyat / 19. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)

Yazılarında ve bazı eserlerinde Server Bedi, Çömez, Serazad, Safiye Peyman, P. S., Bir Muharrir, Türk Düşüncesi, Peyami, Bedia Servet, Cingöz Recai, Bedii Nuri, Hafta, Mi-Fa müstear isimlerini kullandı (Yıldırım 2006: 359). 2 Nisan 1899 tarihinde İstanbul'un Gedikpaşa Mahallesi'nde doğdu. Babası Trabzonlu köklü bir aileye mensup olan Tanzimat döneminin ünlü şairi İsmail Safa, annesi Server Bedia Hanım'dır. Peyami Safa'nın ailesinde edebiyatla özellikle de şiirle ilgilenen pek çok isim vardır. "Şair-i maderzad" (anadan doğma şair) olarak ün yapmış babası İsmail Safa'dan başka, bir divan oluşturacak kadar şiir yazmış olan dedesi Trabzonlu Mehmet Behçet Efendi, lirik şiirleriyle tam dikkatleri üzerine çekmişken cinnet getirerek genç yaşta vefat eden amcası Ahmet Vefa, yine şiirle ilgilenen, eğitimle ilgili kitapları ve tercümeleri bulunan amcası Ali Kâmi Akyüz ve birlikte dergi de çıkardıkları, uzun yıllar gazetecilik yapan ağabeyi İlhami Safa, Peyami Safa'nın ailesinde edebiyatçı kimlikleri ile ön plana çıkan isimlerdir. Peyami Safa'nın isim babası, İsmail Safa'nın Gedikpaşa'daki evinde yapılan toplantılara sık sık katılan ve aile dostu olan Tevfik Fikret'tir. İsmail Safa, Transval Savaşı dolayısıyla İngilizlerin tarafını tutan bir bildiriyi İngiliz elçisine takdim edenler arasında bulunduğu için Sivas'a sürüldü. Peyami Safa bir buçuk yaşındayken, önce kendisinden üç yaş büyük ablası Selma, ardından da babası İsmail Safa sürgünde bulundukları Sivas'ta öldüler. Peyami Safa, annesi ve ağabeyi İlhami ile birlikte İstanbul'a dönmek zorunda kaldı, annesi tarafından zor şartlarda yetiştirildi. Menbau'l-İrfan İptidai Mektebinde ilköğrenime başladı. İlköğrenimine devam ederken sağ kolunda ortaya çıkan mafsal enfeksiyonu yüzünden kendini çok küçük yaşta doktorların, hasta bakıcıların ve ilaç kokularının arasında buldu (1908). 1910'da başladığı Vefa İdadisini bu hastalık ve ailesinin geçim zorlukları sebebiyle bırakmak zorunda kaldı. Babasının yakın arkadaşlarından Abdullah Cevdet'in hediye ettiği Petit Larousse'u ezberleyerek başladığı Fransızcasını ilerIetirken edebî eserlerin yanı sıra tıp, psikoloji ve felsefe kitaplarına ilgi duydu. Tiyatro eğitimi almak için Darülbedayi imtihanlarına girdi, başarılı olmasına rağmen bu okula devam edemedi (1914). Savaş şartlarında geçim sıkıntısı artan annesinin yükünü hafifletmek için Posta-Telgraf Nezareti'nde çalışmaya başladı. Ardından Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihad Mektebine muallim olarak girdi (1917) ve bir süre Düyun-ı Umumiye İdaresi'nde çalıştı (1918). Mütareke döneminde öğretmenlikten ayrılıp ağabeyi İlhami Safa ile birlikte Yirminci Asır gazetesini çıkardı (1919). Bu gazetede "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yayımlanan küçük hikâyeleriyle dikkat çekti ve ilk kalem kavgasını Küçük Beyler adlı adapte piyesini eleştirdiği Cenap Şahabeddin'le yaptı (1919). Alemdar gazetesinin açtığı hikâye yarışmasında derece alınca devrin yazarları tarafından teşvik edildi (1920). Bu tarihten itibaren geçimi ve mesleği hemen tamamıyla yazarlık oldu. Yirminci Asır gazetesi kapandıktan sonra Tercüman-ı Hakikat ve Tasvir-i Efkâr (1922), Cumhuriyet'in ilanının ardından Son Telgraf, Son Saat ve Son Posta gazetelerinde çalıştı. Halil Lutfi Dördüncü ile birlikte Büyük Yol adlı kısa ömürlü bir gazete çıkardı (1925). Aynı tarihlerde hem Server Bedi hem Peyami Safa imzasıyla Cumhuriyet gazetesinde de yazıyordu. Bu gazeteyle ilişkisini fıkra yazarı ve edebiyat sayfası yöneticisi olarak aralıklarla sürdürdü (1928-1940). Hilal-i Ahmer dergisinde çıkan "Yeni Edebiyat Cereyanları" başlıklı yazısı Ahmet Haşim'le kalem kavgasına girmesine yol açtı (1928). Peyami Safa, Cumhuriyet'in edebiyat sayfasını yönetmeye başladığı günlerde çıkarılan af kanunundan faydalanmak amacıyla Türkiye'ye dönen ve tutuklanan Nâzım Hikmet'in affedilmesini sağlamak için onun "Yanardağ" şiirini yayımlamıştı. Ancak gazete ertesi gün bu şiirin ve altındaki imzanın kendi görüşleriyle hiçbir alakasının bulunmadığına dair bir açıklama yaptı. Bu olay üzerine gazeteyle arası açılan Peyami Safa bir süre sonra işinden ayrılıp Nâzım Hikmet'in de yazdığı, Zekeriya Sertel tarafından çıkarılan Resimli Ay mecmuasında yazılarını yayımlamaya başladı. Hareket dergisinde de Nazım Hikmet'le birlikte yazılar kaleme alan Peyami Safa'nın bu derginin ilk sayısında çıkan "Varız Diyen Nesil" başlıklı yazısı genç edebiyatçı neslin görüşlerini yansıtan bir beyanname niteliği taşıyordu (1929). Bu nesil, Yakup Kadri Karaosmanoğlu tarafından Milliyet gazetesinde eleştirilince basın tarihine "Saman Ekmeği Kavgası" adıyla geçen ünlü kalem tartışması başladı. Aynı yıl Resimli Ay'da başlatılan "Putları Yıkıyoruz" kavgasında da Nâzım Hikmet'le beraber hareket eden Peyami Safa bu yüzden sık sık Bolşeviklikle suçlandı, fakat kendisi her seferinde bu iddiayı reddetti. Nâzım Hikmet ve çevresiyle ilişkilerini Resimli Ay kapandıktan sonra da sürdürdü. 1930'ların başında Ahmet Ağaoğlu'nun çevresinde oluşan fikir hareketine katılarak kendisine liberal bir çizgi belirledi (1932). Bu arada keşfettiği Cahit Sıtkı Tarancı'yı Cumhuriyet gazetesinde üç yazıyla kamuoyuna tanıttı. Aynı yıl annesini kaybetti. Daha sonra ağabeyi İlhami Safa ile birlikte 1934-1936 yılları arasında Hafta adlı magazin dergisini çıkardı (Tonga, 2015: 505-548). Nâzım Hikmet'in de yazdığı Tan gazetesinde köşe yazılarına başladı (2 Ağustos 1935). İki yazarın aynı sayfada ima yollu birbirini eleştirmesi daha sonra büyük bir kavgaya dönüştü. Bu çatışma, Peyami Safa'nın ömrünün sonuna kadar sürecek antikomünist mücadelesinin başlangıcı oldu. Hafta dergisinin ardından 1936 yılında yirmi bir sayı çıkarabildiği Kültür Haftası (Kumsar, 2015: 549-587) kapanınca Avrupa gezisine çıkan Peyami Safa, yaklaşık bir ay süren seyahat izlenimlerini önce Cumhuriyet gazetesinde tefrika etti, daha sonra Büyük Avrupa Anketi adıyla kitap halinde yayımladı (1938). Kemalist inkılâbın felsefi temellerini kurmaya çalıştığı Türk İnkılabına Bakışlar da aynı yıl neşredildi. Cumhuriyet gazetesinin edebî sayfasını yönetti ve 1940 yılına kadar bu gazeteye hikâye, makale ve günlük fıkralar yazdı; romanlarından Şimşek (1926), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1929), Bir Tereddüdün Romanı (1932), Biz İnsanlar (1937) önce tefrika halinde bu gazetede yayımlandı. Cumhuriyet'ten ayrıldıktan sonra (9 Ağustos 1940) Yeni Mecmua'da yazmaya başlayan Peyami Safa ardından Tasvir-i Efkâr'a geçti. Bu arada Orhan Seyfi Orhan ve Yusuf Ziya Ortaç tarafından çıkarılan Çınaraltı mecmuasında Türkçü-milliyetçi düşüncelerini vurgulayan yazılar neşretti. Almanya'yı desteklediği ve ırkçılık yaptığı iddiasıyla aleyhinde Rıza Çavdarlı imzasını taşıyan bir broşür yayımlandı (1943). Çalıştığı Tasvir-i Efkâr gazetesi bir süre sonra kapatıldı (1944). Irkçılık-Turancılık konusunda hazırlanan bir raporda kırk yedi kişi arasında adı geçti fakat yargılanan yirmi iki kişi arasında yer almadı. Ziyad Ebüzziya'nın 1945'te Tasvir-i Efkâr yerine çıkarmaya başladığı Tasvir gazetesinde yazmaya devam etti. Aynı yılın Kasım ayında yayımlanan Büyük Doğu'nun ikinci dönem yazı kadrosuna katıldı. Öteden beri tek partiye ve Milli Şef'e muhalif olan Ziyad Ebüzziya çok partili sistemi ve demokrasiyi, dolayısıyla Demokrat Parti'yi desteklemeye başlayınca bu gazeteden ayrıldı. Savunduğu görüşlerin tabii bir sonucu olarak demokrasiye karşı olduğu için Nisan 1946'da yeni bir hamle yapan Vakit gazetesinin kadrosunda yer aldı ve Demokrat Parti aleyhinde yazılar yazdı. Savaş yıllarında ilgi duymaya başladığı mistisizm, parapsikoloji ve metapsişik merakını da yeni gazetesine taşıdı. Bu arada Cumhuriyet Halk Partisi'ne yakınlaştığı için Necip Fazıl Kısakürek tarafından eleştirildi, bu yüzden aralarında büyük bir polemik yaşandı. Demokrat Parti'ye muhalefeti dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi mensuplarının dikkatini çekince o sırada milletvekili olan Yusuf Ziya Ortaç tarafından Mart 1948'de yayın hayatına yeniden başlayan Çınaraltı'na davet edildi ve Ulus gazetesinde yazmaya başladı (1949-1953). Bursa'dan milletvekili adayı olduysa da seçimi kazanamadı (1950). Demokrat Parti'ye kuruluş döneminde sosyalistlerle iş birliği yaptığından muhalefet eden ve 1950'de Nazım Hikmet için açılan af kampanyasına şiddetle karşı çıkan Peyami Safa bir süre sonra 1953-1960 yılları arasında 63 sayı çıkaracağı Türk Düşüncesi dergisini yayımlamaya başladı (Aralık 1953) ve Milliyet gazetesi yazı kadrosunda yer aldı (1 Ekim 1954). Demokrat Parti'nin antikomünist kimliği belirginleştikçe bu partiye ve liderine ilgi duymaya başladı. Milliyet'teki "Objektif' adlı köşesinde Aziz Nesin ve Çetin Altan ile kalem tartışmalarına girdi (1958). Yönetimin sola yakın bir kadronun eline geçmesi üzerine bu gazeteden ayrılarak Tercüman'a geçti (Mart 1959) Büyük Doğu'da da yazılarına yeniden başlamıştı; fakat bir süre sonra Necip Fazıl ile ikinci büyük kavgasını yaparak yollarını ayırdı. Çok geçmeden yazı işleri müdürüyle anlaşamadığı Tercüman'dan da çıkarıldı (29 Nisan 1960). Peyami Safa, son aylarında Demokrat Parti iktidarının icraatlarını savunduğu için 27 Mayıs askerî darbesinden sonra ağır suçlamalara maruz kaldı, Türk Dil Kurumu ve Türk Edebiyatçılar Birliği ile ilişkisi kesildi. Türk Düşüncesi'nin yayınına ara vererek Havadis gazetesine geçti (21 Temmuz 1960). Bu gazetedeki yazıları yüzünden aleyhinde protesto gösterileri yapıldı. Düşünen Adam dergisinde (5 Ocak 1961) ve Son Havadis gazetesinde (10 Mart 1961) yazmaya başladı. Bütün bu olaylar sırasında çok yıpranan Peyami Safa, Erzincan'da yedek subay öğretmen olarak görev yapmakta olan tek evladı Merve'yi kaybedince (27 Şubat 1961) büsbütün sarsıldı. Türk Musikisi Federasyonu, Güzel Sanatlar Birliği, Türk Felsefe Cemiyeti, Türk Dil Kurumu, Türk Edebiyatçılar Birliği gibi kuruluşlarda kurucu ve üye olarak yer alan Peyami Safa, 15 Haziran 1961 tarihinde Çiftehavuzlar'da bir dostunun evinde geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. İki gün sonra naaşı Edirnekapı Mezarlığı'nda toprağa verildi. Ötüken Neşriyat tarafından 1974 yılında yazarın anısına başlatılan Peyami Safa Roman Yarışması, 1978 yılında kaldırıldı.

Vefa İdadisinde öğrenciyken okumaya ve yazmaya ilgisi başlayan Peyami Safa, henüz lisede öğrenci iken ilk kalem denemelerini yapmaya başladı. On bir yaşında bir çocukken "Piyano Muallimesi" adlı bir hikâye yazan Peyami Safa, on üç yaşında iken Eski Dost adlı bir roman denemesi kaleme aldı. Pek çok şairin bulunduğu bir aile muhitinde yetişen ve lise yıllarında şiirler de yazan Safa, daha sonra şiiri bırakarak roman ve hikâye türlerine yöneldi. Babasının sürgünde ölümü, bu yüzden, eski edebiyatçı dostların çevresinden uzak kalınması, ailenin geçim yükü sebebiyle tahsilin ikinci planda kalarak kısa zamanda bir meslek arayışına girişilmesi, bütün bunların üzerine eklenen ve uzun süre tedavi gerektiren hastalığı gibi zorlaştırıcı âmillerin her biri Peyami Safa için hayata karşı mukavemet, hatta sanatında yaratıcı güç teşkil etmiştir. Böylece daha okul sıralarında iken, yine öğrencilik yaşlarında intisap ettiği küçük memuriyet yıllarından başlayarak kalem tecrübelerine de girişmiş, bunların yayımlanmasında babasının şöhreti veya hatırıyla aile dostlarının himmetlerinden çok, kendisinin inada varan ısrar ve direnişleri rol oynamıştır. Çocuk yaşta Abdullah Cevdet'in hediye ettiği Petit Larousse'u adeta ezberleyerek öğrendiği Fransızca yoluyla kendisine birdenbire zengin bir bilgi ve kültür dünyasının kapılarını açılmış bulan genç Peyami Safa'nın tecessüsü, bu kapılardan geçerek keşfettiği Batı dünyasında, önce hastalığı dolayısiyle tıbba, oradan psikolojiye ve felsefeye kadar uzanır. Bir ara aktör olma niyetiyle Darülbedayi'ye bile girer. İlk yazı tecrübelerinden sonra henüz yönünü bulamamış bir ihtirasla macera ve polis romanlarından başlayarak Batı edebiyatının büyük yazarları arasında ikinci, üçüncü derecede olanlarıyla karşılaşır (Okay, 2002: 434).

Peyami Safa, bir çocuk polisiyesi olan Bir Mekteplinin Hatıratı / Karanlıklar Kralı (1913) adlı ilk kitabını Vefa İdadisindeki öğrenciliği sırasında yayımladı. Rehber-i İttihad Mektebinde öğretmenlik yaparken Servet-i Fünun ve Fağfur gibi dergilere hikâye, makale ve tercüme denemeleri gönderen Peyami Safa, ismini Yirminci Asır'da bir kısmı imzasız yayımlanan Asrın Hikayeleri'yle duyurdu (1919). Abdullah Cevdet'in etkisindeki ilk gençliğinde fikirleri henüz tam şekillenmemiş bir Garpçı olarak Beyoğlu, Şişli, Harbiye gibi semtlerde yaşanan hayatın cazibesine kapılan ve sosyal baskıya isyan eden Peyami Safa'nın ilk hikâye ve romanlarında tatmin edilmemiş gençlik arzularıyla millî idealler arasında yaşadığı bocalama açık biçimde görülür. Mütareke yıllarında, tereddütleri artmakla beraber pozitivist ve materyalist eğilimleri henüz devam etmektedir. Nitekim o yıllarda imzasına birçok arkadaşının yer aldığı Dergâh gibi bir dergide değil İctihad'da rastlanmaktadır. Yazar, ilk uzun hikâyesi Gençliğimiz'i 1922 yılında yayımladı. İlk edebî romanı Sözde Kızlar'ın bir kısmı "Serazad" takma adıyla Sabah gazetesinde kısmen tefrika edildikten (1922) sonra kitap halinde de basıldı (1923) ve o dönemde büyük ilgi gördü. İşgal ve Millî Mücadele yıllarında İstanbul'un kendi zevkinde olmasını konu alan roman, Cumhuriyetin ilk yıllarının heyecanlı atmosferi içinde Ertuğrul Muhsin tarafından da filme alındı (1924). 1920-1930 yılları arasında daha çok hikâyeci kimliği ile karşımıza çıkan Peyami Safa, hikâyelerinden bir kısmını İstanbul Hikâyeleri (1923), Siyah Beyaz Hikâyeler (1923) ve Ateş Böcekleri (1925) adlı kitaplarında bir araya getirdi. Bu kitaplarla dergilerde kalan bazı hikâyeleri Halil Açıkgöz tarafından yayına hazırlandı ve 1980 yılında Hikâyeler adı altında neşredildi. Peyami Safa'nın hikâyelerinin hemen tamamı, magazin dergilerinde ve benzeri gazete sayfalarında yayımlanmış ve bu gibi yayınların okuyucusuna hitap edecek seviyede hafif konular üzerine kurulmuştur. Çoğu İstanbul'un çeşitli semtlerinde geçen olaylarda kadın-erkek ilişkileri, basit aşk, kıskançlık ve çapkınlık vakaları, arada dolandırıcılık, sahtekârlık, hırsızlık gibi biraz da zekâ oyunları tekrarlanır. Hepsi kolay yazılmış izlenimini veren bu küçük hikâyeler Peyami Safa'yı bir tarafıyla kendisinin ve ailesinin ekonomik sıkıntılarını kalemiyle telafi edecek bir yazar haline getirirken, bir taraftan da zorlanmadan yazma alışkanlığını kazandırmıştır (Okay, 2002: 435). Halil Açıkgöz, Peyami Safa'nın hikâyeciliği hakkında şu tespitleri yapar: "Hikâyeler, okununca anlaşılacağı üzere; Peyami Safa’nın kalemi, içinde yaşadığı devirden muhtelif anekdotlar tespit etmektedir. Onda, Ömer Seyfeddin ve Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nda olduğu gibi veya manzum destan ve masallarıyla Orhan Seyfi, Ziya Gökalp’te rastladığımız tarihî malzeme yoktur. Peyami Safa, milletin geçmiş asırlarından ve muhteşem maziden ilham almaz; peş peşe gelen harp felâketlerinin ezdiği cemiyetin anlık meseleleri üzerinde durur. Ayrıca yukarıdaki müelliflerin telkin ettiği istikbal duygusuna da rastlanmaz.” (Safa, 1980: 8-9).

Peyami Safa, bu arada geçinebilmek amacıyla "Server Bedi" imzasıyla aşk ve cinayet romanları yazmaya başladı. 1924'te Maurice Leblanc'ın Arsen Lupin'ini örnek alarak yarattığı Cingöz Recai tipi beklenmedik bir ilgiyle karşılandı. 1924-1928 arasında onar kitaplık Cingöz Recai'nin Harikulade Sergüzeştleri ve Cingöz Recai Kibar Serseri dizileri çıktı. Yakın yıllara kadar birkaç defa basılan ve hemen her nesil tarafından okunan Cingöz Recai polisiye romanlarından hareketle hazırlanan senaryolar 1954, 1969 ve 2017 yıllarında Metin Erksan, Safa Önal ve Onur Ünlü'nün yönetmenliğinde beyaz perdeye aktarıldı.

Peyami Safa'nın asıl ustalığı, roman sahasında kendini göstermiştir. Peyami Safa'nın kendi adıyla yayımladığı 11 romanı vardır. Bunlar Sözde Kızlar, Şimşek, Mahşer, Bir Akşamdı, Canan, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye, Bir Tereddütün Romanı, Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, Yalnızız ve Biz İnsanlar'dır. Safa, Türk romanında bir çok ilkleri başarıyla denemiş olmasının yanında çeşitli yazılarıyla bu türün gelişmesi, tenkidi ve kendi romanı hakkında dikkate değer teorik çalışmalar da yapmıştır. Hiç bir Türk romancısı, roman teorisi ve tekniği üzerinde onun kadar ısrarla ve teferruatlı olarak durmamıştır. Romanı, "fert ruhunun olduğu kadar cemiyetin de aynası" tarifi üzerine kuran Peyami Safa böylece, ilk romanlarını verdiği dönemin anlayışında yeni bir terkibin habercisi olur: Servet-i Fünun ve onun devamı görünümünde olan Fecr-i Âti romanının aşırı ferdî ve hissî tarafıyla İkinci Meşrutiyet'ten sonra başka bir yönde gelişen Millî Edebiyat romanının toplumcu eğilimlerini birleştirmek. Başta Sözde Kızlar olmak üzere Şimşek, Mahşer, Canan ve Bir Akşamdı romanları bu terkibin ilk denemeleridir. Henüz otuz yaşına varmadığı bir dönemin mahsulleri olan ve bazı kusurları olduğunu kendisinin de kabul ettiği bu romanlarda aşk, kıskançlık, ihanet gibi kişiler arasındaki huzursuzluk ve çatışmaların arasında Sözde Kızlar'da, Mahşer'de ve Bir Akşamdı'da olduğu gibi ön plânda veya Canan'da olduğu gibi arka plânda toplum meseleleri yer alır. Olgunluk dönemindekiler de dahil olmak üzere hemen bütün romanlarında kahramanların birbirleriyle olan ilişkileri kadar Türk toplumunun içinde bulunduğu sıkıntılar bazen eserin tezini belirleyecek seviyede ortaya çıkar. Canan'da ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nda Birinci Dünya Savaşı'nın, Sözde Kızlar, Şimşek, Mahşer, Bir Akşamdı, Bir Tereddüdün Romanı ve Biz İnsanlar'da Mütareke döneminin siyasi ve sosyal olaylarıyla romanının zaman ve mekân fonunu oluşturan yazar, Fatih-Harbiye, Matmazel Noralya'nın Koltuğu ve Yalnızız'da ise Cumhuriyet döneminin devrimler ve Batılılaşma gibi meselelerini irdeler. Bir yazısında bir davayı ispatlamak için propaganda ağırlıklı romana taraftar olmadığını, fakat bir düşünce mahsulü olan her romandan bir değil belki birkaç tez çıkarılabileceğini söyleyen Peyami Safa'nın eserleri bu bakımdan "tezli roman" kategorisine girer. Devrimizin büyük romancılarının aynı zamanda birer düşünür olduğunu ve her edebî eserin bir felsefî düşünceyi ihtiva ettiği fikrini benimseyen Peyami Safa, olgunluk döneminin her romanında kendi fikirlerini temsil eden bir kahramana yer vermiştir. Bu kahraman Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Yalnızız'da olduğu gibi nadiren birinci plânda olup çok defa asıl roman kahramanlarına yol gösterici, ikaz edici bir misyonu yüklenir. Böylece Peyami Safa'nın romanlarının dikkate değer bir incelemesini yapan Berna Moran'ın tespit ettiği gibi Doğulu ve Batılı iki erkek ve bunların arasında bocalayan genç kız, bir de bu kararsızlığı müşahede ederek doğru yolu telkin eden bilgili ve olgun erkek bu romanların kişiler şemasını teşkil etmektedir (Moran, 2001: 219-236). Berna Moran'ın ideoloji diye adlandırdığı düşünce unsurları romanda, hayatın tabii akışında olduğu gibi olaylar arasında ve tabii gelişmeyi aksatmayacak şekilde diyaloglar ve iç monologlarla verilir. Bununla beraber Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nda, romanın sonuna doğru Yahya Aziz'in adeta tek başına, bir makale veya konferans uzunluğuna yaklaşan konuşmalarında olduğu gibi fikrin, edebî türün dışına çıkacak duruma gelmesi önemli bir aksaklıktır. Peyami Safa'nın Türk romanına getirdiği asıl önemli yenilik, roman tekniği ile ilgili teorilerinde ve bunları romanlarına yansıtmasında görülür. Bir hayatın düzenli kronolojisi ile romanın gelişme kronolojisinin farklılığı, somut olaylardan ve eşyadan hareket ederek soyut olanı yani düşünceyi ve ruh halini sezdirmek, olayların ve kahramanların tabii seyrine müdahale etmemek, hayatı olduğu gibi değil, fakat bayat tecrübelerini olaylara yansıtarak gerçek izlenimini vermek onun Türk romanına tesadüfi olarak değil bilinçli olarak getirdiği önemli zenginliklerdendir. Bunların dışında Türkiye'de anlatım tekniklerinin henüz konuşulmadığı yıllarda özetleme ve tahkiyeden göstermeye doğru gidişin, anlatıcı ve bakış açısının önemini kavrayarak anlatıcı-yazarı romanın içinden tamamen çıkarmanın, ayrıca psikolojik tahlilden başlayarak karmaşık ruh hallerini iç monolog, iç diyalog, bilinç-altı akışı gibi tekniklerle ve bu tekniğin gerektirdiği sağlam bir dil yapısıyla vermenin de ilk büyük ustası olmuştur (Okay, 2002: 435-436). Romanlarından Sözde Kızlar (yön. Muhsin Ertuğrul, 1924; yön. N. Saydam, 1967; yön. O. Elmas, 1990), Beyaz Cehennem (Server Bedi adıyla, yön. M. Erksan, 1954), Cumbadan Rumbaya (Server Bedi adıyla, yön. T. Demirağ, 1960), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (yön. N. Saydam, 1967; yön. S. Diriklik, 1985), Sabahsız Geceler (yön. E. Göreç, 1968) sinemaya uyarlanmıştır.

Peyami Safa'nın üzerinde durulması gereken bir diğer yönü fikir adamlığı ve gazeteciliğidir. Düşünceleri ile de Türk kültür hayatında köklü bir yer edinen Peyami Safa'nın 1914-1961 yılları arasında eserlerini yayımladığı belli başlı süreli yayınlar şu şekilde sıralanabilir: Büyük Yol, Cumhuriyet, Havadis, Milliyet, Son Havadis, Son Posta, Son Telgraf, Tan, Tasvir, Tasvir-i Efkâr, Tercüman, Tercüman-ı Hakikat, Ulus, Vakit, Yirminci Asır. Dergi: Aydabir, Aydede, Bozkurt, Büyük Doğu, Çınaraltı, Düşünen Adam, Edebiyat Gazetesi, Fağfur, Hafta, Hareket, Hayat, Heray, İctihad, İslam Mecmuası, Kültür Haftası, Resimli Ay, Resimli Şark, Seksoloji, Servet-i Fünûn, Türk Dili, Türk Düşüncesi, Türk Yurdu, Türklük, Yedigün, Yeni Çağ, Yeni İstiklal, Yeni Mecmua, Yeni Türk Mecmuası. Peyami Safa, gazeteci olması dolayısıyla çeşitli konularda ters düştüğü Nâzım Hikmet, Ahmet Haşim, Nurullah Ataç, Nadir Nadi, Ahmet Emin Yalman, Sabiha ve Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul ve Aziz Nesin başta olmak üzere pek çok isimle polemiğe girmiş, kalem kavgaları yapmıştır.

Mütareke döneminde Hürriyet ve İtilaf Fırkası saflarında yer alan ve İngiliz mandasını savunan Abdullah Cevdet'ten temel meselelerde yavaş yavaş uzaklaşan Peyami Safa'nın fikirleri, belirgin çizgilerini 1. Dünya Savaşı ve Mütareke yıllarında kazandı. Cumhuriyet'in ilk yıllarını kendi neslinden birçok aydın gibi derin şüphe ve tereddütler içinde geçirdi ve koyu bir bohem hayatına daldı. Bu arada yazarın felsefeye ilgisi artarak devam ediyordu. Başta Mustafa Şekip Tunç ve Hilmi Ziya Ülken olmak üzere birçok felsefeciyle yakın dostluklar kurmuştu. Türk Felsefe Cemiyeti'nin 1931'deki ikinci kuruluşunda aktif biçimde yer aldı ve cemiyetin tartışmalı konferanslarının ilkinde felsefe ve diyalektik konulu bir bildiri sundu (12 Ocak 1933).Bu tarihlerde rasyonalist olan Peyami Safa, Kültür Haftası'nda yayımlanan "Seziş, Tahlil ve Riyaziye" başlıklı yazısında bu konudaki görüşlerini açıkladı. Doğu'nun geriliği, Batı'nın ileriliği ve riyaziye kafası gibi bir yığın meseleyle dolu olarak gittiği Avrupa'dan fikirlerini kendince test etmiş olarak dönen Peyami Safa, Büyük Avrupa Anketi'ni yazdıktan sonra muhtemelen bazı bölümlerini daha önce kaleme aldığı Türk İnkılâbına Bakışlar'ı tamamlayarak Cumhuriyet gazetesinde tefrika etti. Aynı yıl kitap olarak da basılan eser Mustafa Şekip Tunç'un ifadesiyle "inkılâbımızın felsefi monografisi" niteliğini taşıyordu. Bu eserinde Avrupa medeniyetini "riyazileşmek" ve "siteleşmek" kavramları etrafında açıklayan Peyami Safa şu tezi savunuyordu: Ortaçağ'da Türk-İslam düşünürleri Yunan felsefesini devam ettirip Avrupa'ya aktarmışlardır; bugünkü akılcı ve tabiatçı Avrupa kafasının ilk çatısını kuran Türk mütefekkirleridir. Ancak ciddi bir mukavemetle karşılaşmış olsa da Garp'ta yaşama alanı bulan ve Rönesans'ı hazırlayan Türk-Arap rasyonalist felsefesi asıl büyük direnişi Şark'ta görmüş, mistik ve ilahiyatçı fikrin galebesiyle yarı yolda kalmıştır. Başlangıçta İslam felsefesi, bir yandan Farabi ve İbn-i Sina ile dünya bilgisi olmaya doğru giderken öte yandan bunun tam zıddı bir yönde ilerlemiştir. Birinci kol olan akılcı ve tabiatçı felsefe Hıristiyan Garp'ı etkilerken imancı ve ilahiyatçı kol Müslüman Şark'ta yaygınlık kazanma eğilimi göstermiş, daha açık bir ifadeyle Hıristiyan Garp akılcı ve tabiatçı düşünceyi Müslüman Şark'tan alırken Müslüman Şark imancı ve ilahiyatçı düşüncede yavaş yavaş Hristiyan Garp'ın tesir sahasına girmiştir. Müslüman Şark'ın yarı yolda kalışında Gazzali, Muhyiddin İbnü'I-Arabi ve Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi şahsiyetlerin ve Eş'ari kelamının "meş'um" roller oynadığını ileri süren Peyami Safa, bu düşüncelerini eleştiren İsmail Hakkı İzmirli ile polemiğe girmiştir. Türk İnkılâbına Bakışlar'da Kemalist milliyetçi olarak görünen Peyami Safa, dünyadaki gelişmeleri ve Almanya'nın yükselişini dikkatle takip etmiştir. 1930'ların başından beri verdiği antikomünist mücadelenin bir sonucu olarak savaş sırasında fikren Almanya'yı, buna bağlı olarak tek şefliği desteklemiştir. Türkçü bir politika takip eden Çınaraltı dergisindeki yazılarında ferdiyetçi liberalizmin mekanik görüşünün yıkıldığını iddia etmiş, anti-Marksist ve antiliberal bir dünya görüşü olan korporatizmi savunmuştur. Millet ve İnsan (1943) adlı kitabında bir araya getirilen Çınaraltı yazılarıyla gazetelerdeki yazılarında savunduğu bu görüşler yüzünden Marksistler'in hedefi haline gelen ve aleyhinde broşürler yayımlanan Peyami Safa, 1940'ların başında Almanya'ya sempati duymakla beraber Türkiye'nin kendi milli, ekonomik ve jeopolitik bünyesinin özellikleri dolayısıyla Hitlerizm'in bazı prensiplerine çok yabancı olduğunu ve yabancı kalması gerektiğini açıkça ifade etmişti. 1961'de Nasyonalizm adıyla yeniden yayımladığı Millet ve İnsan'da bazı bölümlerin çıkarılması dışında ciddi bir değişiklik yapmaması onun milliyetçilikte ve korporatizmde sonuna kadar ısrar ettiğini göstermektedir. Türk İnkılabına Bakışlar'ın 1959'daki ikinci baskısında değişiklik yaparak tezini Kemalist sıfatından arındıran Peyami Safa bu kitabında savunduğu, Doğu-Batı sentezi diye özetlenebilecek görüşlerine de sonuna kadar bağlı kalmıştır. (Ayvazoğlu, 2008:437-440). Peyami Safa'nın roman, hikâye ve fikir kitaplarının yanı sıra pek çok polisiye romanı, tiyatro eserleri, ders kitapları, biyografileri, Fransızca'dan roman tercümeleri, "Kimdir? Nedir?" dizisinden kitapları mevcuttur.

Kaynakça

Altıntop, Selim; Bağcı, Rıza; Şen, Can (Ed. 2012).Vefâtının 50. Yılında Peyami Safa Kitabı. Manisa: Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yay.

Aytaç, Gürsel (1990). Çağdaş Türk Romanları Üzerine İncelemeler, s. 113-132, Ankara: Gündoğan Yay.

Ayvazoğlu, Beşir (1998). Peyami Safa: Hayatı, Felsefesi, Dramı. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Ayvazoğlu, Beşir (2000). Doğu-Batı Arasında Peyami Safa. İstanbul: Ufuk Kitapları Yay.

Ayvazoğlu, Beşir (2008). Peyami Safa maddesi, İslâm Ansiklopedisi içinde, C. 35, ss. 437-440, İstanbul: Diyanet Vakfı Yay.

Ayvazoğlu, Beşir; Karakılıç, Selçuk (Ed., 2015). Peyami Safa Kitabı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Baydar, Mustafa (1960). Edebiyatçılarımız Ne Diyorlar. İstanbul: A. Halit Yaşaroğlu Kütüphanesi Yay.

Bürün, Vecdi (1978). Peyami Safa ile 25 Yıl. İstanbul: Yağmur Yay.

Çavdarlı, Rıza (1943). Peyami Safa. İstanbul: Aydınlık Basımevi.

Doğan, Mehmet Can (2015). "Kemalist Bir Portre Olarak Peyami Safa". Hece, S. 217, ss. 16-20.

Emiroğlu, Kayhan (2003). "Peyami Safa'nın Eski Harfli Eserleri üzerine Bir Bibliyografya Denemesi". Müteferrika, S. 23, ss. 185-197.

Enginün, İnci (2004). Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı. 4. Baskı. İstanbul: Dergâh Yay.

Gökçek, Fazıl (2012). "Marcel Brion ve Peyami Safa’nın Attila Hakkındaki Romanları”. Erdem, Peyami Safa Özel Sayısı, S. 62, ss. 75-82.

Göze, Ergun (1969). Peyami Safa Nâzım Hikmet Kavgası. İstanbul: Yağmur Yay.

Göze, Ergun (1983). Peyami Safa. Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Gülendam, Ramazan (2006). Eğitim ve Öğretim Anlayışıyla Peyami Safa. Ankara: Akçağ Yay.

Günaydın, Yusuf Turan; Günaydın, Selma (2015). "Peyami Safa Bibliyografyası". Hece, S. 217, ss. 413-452.

Hacaloğlu, Yücel (1962). Sevenlerin Kalemiyle Peyami Safa. İstanbul: Toprak Yay.

Harmancı, Abdullah (2015). "Peyami Safa'nın Öykücülüğünün Temaları Üzerine". Hece, S. 217, ss. 83-89.

Kumsar, İsmail Alper (2015)."Yeni Bir Kültür Davası: Peyami Safa'nın Kültür Haftası". Peyami Safa Kitabı içinde. ss. 549-587. (Ed.: Beşir Ayvazoğlu-Selçuk Karakılıç), Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Kuran, Şeyma Büyükkavas (2018). Peyami Safa'nın İnsanları. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Moran, Berna (2001). Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış I. 10. Baskı, İstanbul: İletişim Yay.

Necatigil, Behçet (1999), Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, 18. Baskı, ss. 318-319, İstanbul: Varlık Yay.

Okay, Orhan (1990). Sanat ve Edebiyat Yazıları. İstanbul: Dergâh Yay.

Okay, Orhan (2002). "Peyami Safa" maddesi. Büyük Türk Klâsikleri içinde. C. 13, ss. 433-436, İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Önal, Mehmet (1989). Peyami Safa İmzalı Romanlarda Fıktif Yapı. Yayımlanmamış doktora tezi, Konya: Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Sağlık, Şaban (2015). "Biz İnsanlar mı Bizim İnsanlarımız mı?". Hece, S. 217, ss. 140-158.

Safa, Peyami (1980). Hikâyeler. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Sevinç, Canan (2015). "Peyami Safa'nın Romanlarındaki Metafor Olarak Hastalık", Hece, S. 217, ss. 94-103.

Şahin, Seval (2013). "Tilki Leman'ın Harikaları: Peyami Safa'nın Tilki Leman Serisi Üzerine", Türk Edebiyatı, S.473, Mart 2013, ss. 18-21.

Şahin, Seval (2015). "Hırsız Kim? Cingöz Recai ve Arsen Lupin". Hece, S. 217, ss. 104-115.

Şen, Can (2008). "Peyami Safa'nın Hikâyeciliği Üzerine Bir İnceleme". Türk Dili, S. 684, Aralık 2008, ss.

Tanpınar, A. Hamdi (1977). Edebiyat Üzerine Makaleler. ss. 361-364. (Haz. Z. Kerman, 2. Baskı), İstanbul: Dergâh Yay.

Tarancı, Cahit Sıtkı (1940). Peyami Safa: Hayatı ve Eserleri. İstanbul: Semih Lütfü Kitabevi Yay.

Taşdelen, Vefa (2015). "Doğunun ve Batının Ötesinde". Hece, S. 217, ss. 9-15.

Tekin, Mehmet (1999). Romancı Yönüyle Peyami Safa. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Tekin, Mehmet (2003). Peyami Safa ile Söyleşiler. Konya: Çizgi Kitabevi Yay.

Tonga, Necati (2015). “Hafta’da Bir Peyami Safa: Peyami Safa’nın Hafta İsimli Magazin Gazetesi Üzerine Bir İnceleme”. Peyami Safa Kitabı içinde. ss. 505-548. (Ed.: Beşir Ayvazoğlu-Selçuk Karakılıç), Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Tonga, Necati (2015). "Bir Peyami Safa Röportajı". Hece, S. 217, ss. 391-394.

Tosun, Necip (2015). "Peyami Safa'nın Düşünce ve Edebiyatta Öncüleri". Hece, S. 217, ss. 21-31.

Uysal, Bilâl (2015). "Psikolojik Roman ve Peyami Safa'nın Romancılığı". Hece, S. 217, ss. 116-126.

Yalçın, Murat (Ed., 2010). Tanzimat'tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi, 3. Baskı, C.2, ss. 879-884, İstanbul: Yapı Kredi Yay.

Yıldırım, Tahsin (2006). Edebiyatımızda Müstear İsimler. İstanbul: Selis Yay.

Zariç, Mahfuz (2015). "Peyami Safa'nın Sanat-Edebiyat Anlayışı ve Duygu-Düşünce Dünyası". Hece, S. 217, ss. 66-82.

Madde Yazım Bilgileri

Yazar: DR. NECATİ TONGA

Yayın Tarihi: 09.08.2019

Kaynak:  Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü

http://teis.yesevi.edu.tr/anasayfa

http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/safa-peyami

 

Bu haber 1317 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum