Bugun...


Edebiyatın Çamlıcası
Beşir Ayvazoğlu'nun tr dergisinde yazdığı yazı: Edebiyatın Çamlıcası

Edebiyatın Çamlıcası
+ -

Eskilerin bir yeryüzü cenneti olarak görüp yazları oturacakları zarif köşkler ve konaklarla bezedikleri Çamlıca çevresi, son 30-40 yılda şehir tarafından hızla kuşatılıp yutulmuşsa da, tepeler hâlâ İstanbulluların nefes alabilecekleri tabiat harikaları olarak, başları dimdik, ufuklara bakıyorlar. Batılı gezginlerin de özel bir ilgi gösterdikleri Çamlıca’da, 19. yüzyıla kadar bazı padişahların av veya tenezzüh için çıktıklarında
dinlenmeleri için yaptırılmış birkaç av köşkü dışında bina yoktu. İkinci Mahmud devrinde hanedan üyeleri ve yüksek tabaka tarafından keşfedildikten sonra, sayfiye yeri olarak, İstanbul’un gözde mekânlarından birine dönüştü. Sultan Mahmud, “Yarın gidelim Çamlıca’ya
canım efendim” nakaratlı şarkısında uzun uzun övdüğü Çamlıca’ya sık sık gelir, ablası Esma Sultan’ın Kısıklı’daki sarayında dinlenirdi. Son nefesini de hastalandığında getirildiği bu sarayda vermişti. Tanzimat şair ve yazarları Çamlıca’ya özel bir ilgi göstermişlerdir. Yahya Kemal, Üç Tepe başlıklı yazısında bu tepeden “Namık Kemal ve arkadaşları Hâmid, Ekrem, Sezai ve ötekilerinin elli sene evvel âleme baktıkları tepedir. Eserlerinde Çamlıca havası eser, Çamlıca bahçelerinde bülbül sesi dinledikleri sezilir, şiveleri o semtin vezir konakları gibi ağır, harap ve şairanedir” diye söz etmiştir.
namik kemal
Namık Kemal, uzun bir Çamlıca tasviriyle başlayan İntibah (1876) adlı romanında İstanbul’un nadir güzelliklerinin toplu olarak görülebileceği tek noktanın Çamlıca olduğunu, İstanbul’da ve Boğaziçi’nde kendini bu tepeden gizleyebilen hiçbir köşenin bulunmadığını söyler. Namık Kemal’e göre, Çamlıca öyle bir tepedir ki buradan tabii, sınai ve fennî 100 bin türlü güzellikten oluşan bambaşka bir âlem görünür ve insanın göz bebekleri, içine büyük bir ustalıkla sığdırılmış bir güzellik haritasına döner. Gözleriniz, bakışlarınızı aşağı doğru kaydırırsanız, dünyanın her türlü çiçeğinin bulunduğu bir bahçeye düşmüş bal arısı gibi saniyede
bir çiçeğe, bir meyveye ilişir ve deniz kıyısına ulaşıncaya kadar takatten kesilir. Çamlıca, cennetin yeryüzüne inmiş bir  parçası gibidir; Allah dünyada ebedî hayat suyu yaratmak isteseydi, bu hassayı hiç şüphesiz Çamlıca suyuna verirdi. Çamlıca’dan güneşin doğuşunu ilk seyrettiğinde gökten yere nur yerine ruh yağdığı duygusuna kapılan Namık Kemal, buraya daha çok Jön Türklerin hamisi Mısırlı Prens Mustafa Fâzıl Paşa’yı ziyaret etmek için gelirdi. Paşa’nın Millet Parkı’nın hemen karşısındaki muhteşem konağı Tanzimat devri şair ve yazarlarının uğrak yerlerinden biriydi. İntibah’ın kahramanı Ali Bey, Mahpeyker’e bir Çamlıca gezisi sırasında rastlayıp gönül vermiştir.
Sırf aziz dostları Sami Paşazade Sezai ve Abdülhak Hâmid’e yakın olabilmek için Çamlıca’ya taşınan Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası (1896) adlı romanındaki Bihruz Bey de öyle. Zarif arabasıyla Çamlıca’da gezinirken yepyeni bir landoda çok güzel, sarışın bir kıza rastlar ve aşık olur. Bu, Periveş adında düşkün bir kadındır. Büyük Çamlıca’da 40 odalı bir konakta oturan Abdurrahman Sami Paşa’nın komşularından biri de Hekimbaşı Behçet Efendi’nin oğlu Hayrullah Efendi’ydi. Sami Paşa’nın oğulları ve torunları, Hayrullah Efendi’nin oğullarıyla, özellikle Abdülhak Hâmid’le sıkı bir dostluk kurmuşlardı. Tanzimat devrinin Maarif Nazırlarından olan Sami Paşa, entelektüel kapasitesi yüksek bir bürokrattı ve eğitimciydi; ders halkasına aldığı Hâmid’e küçük çocuklarıyla birlikte Şirazlı Şeyh Sadi’nin Gülistan’ını okutmuştu. Sezai’nin Hâmid’le hiç sarsılmayan dostluğu, aralarındaki sekiz yaşa rağmen o günlerde başladı. Sabahları tepelere çıkarak güneşin doğuşunu az mı seyretmiş, geceleri az mı bülbül dinlemişlerdi! Hâmid, bir mektubunda ona “Çamlıca, efkâr-ı şairanemizin mâderidir” diyordu. Bir mısra da şöyledir: “Şehrimizde Çamlıca en hoş tepe.” Garam adlı uzun mesnevisinin konusu Çamlıca’da geçen Abdülhak Hâmid, yıllar sonra bir gün uğradığı Çamlıca’da harabe halindeki Sami Paşa Köşkü’nü görünce hüzünlenmiş, burada geçirdiği güzel günleri düşünerek Mazi Mesirelerinden şiirini yazmıştı. Sami Paşa’nın oğullarından ve Tanzimat devrinin önemli devlet adamlarından olan Abdüllatif Suphi Paşa’nın köşkü Küçük Çamlıca’daydı. En büyük oğlu Ayetulluh Bey, başkanlığını Mustafa Fâzıl Paşa’nın yaptığı Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer almıştı. Çocukluğu ve ilk gençliği Çamlıca’da geçen en küçük oğul Hamdullah Suphi Tanrıöver ise Türk Ocakları’nın efsanevi reisidir. Sami Paşazade Sezai’nin muhtemelen 1924 sonlarında yazdığı, 1925 yılı Ağustos’unda Servet-i Fünun’da tefrika edilen Bir Yaz Gecesi adlı bir hikâyesi vardır. 60 yaşlarındaki Osman Paşa, arabasıyla Çamlıca’daki köşküne giderken Hukuk Mektebi’ni yeni bitiren yirmi iki yaşındaki oğlu Nail’le eski ve yeni edebiyat üzerine konuşmaktadır. Bu arada yazar tarafından Üsküdar – Çamlıca yolu uzun uzadıya tasvir edilir. Abdülhak Şinasi Hisar’ın da Çamlıca’daki Eniştemiz (1944) isimli romanının
“Çamlıca” başlıklı bölümünde de Üsküdar’dan Çamlıca’ya giderken yol boyunca görülenler bir fotoğraf makinesi sadakatiyle tespit edilmiştir.
uskudar tablo
Bülbülderesi’ni geçtikten sonra Fıstıkağacı, Bağlarbaşı, Servilik, Nuh Kuyusu, Nakkaştepesi gibi “şiirli isimler” taşıyan, “isimleriyle birer şiir yatağı olan” bölgeye geçildiğini söyleyen Abdülhak Şinasi’nin şu cümlesine dikkatinizi çekerim: “Keşke uzun bir ömrüm olsaydı da zamanlarımı bu yerler arasında taksim ederek her birinde ayrı ayrı seneler yaşayabilseydim!” Çamlıca’daki Eniştemiz’in “Eski Çamlıca” ve “Çamlıca’da Günler ve Geceler” başlıklı bölümleri de bir zamanlar Çamlıca’da yaşanan hayat hakkında önemli ipuçları taşır. Çamlıca demek, Abdülhak Şinasi’ye göre, “bütün Osmanlı devrinin son ihtişamları demektir.” Ud virtüözü Şerif Muhiddin Targan’ın babası Şerif Haydar Paşa’nın köşkü de Çamlıca’daydı. Çamlıca, bu köşk dolayısıyl Mehmed Âkif’in hayatında da önemli bir yere sahiptir. Yazarlık hayatına, Tanzimat yazarlarını okuyarak başlayan Halide Edip’in gençlik dönemi romanlarında da Çamlıca zengin, ihtişamlı bir hayatın ortamı olarak çıkar karşımıza. Yakup Kadri’nin Nur Baba adlı romanına konu olan Bektaşi dergâhı, Çamlıca’daydı.
Yahya Kemal, bu dergâha ilk defa bir Nevruz günü Yakup Kadri tarafından götürüldü. Nâzım Hikmet’in annesi Celile Hanım’ı ilk defa bu dergâhta görüp aşık olan Yahya Kemal, bu tepeyi ve bu tepeden İstanbul’u seyretmeyi hep sevmişti. Burası Eyüp ve Üsküdar gibi uhrevi semtlere benzemiyor, tam aksine insana dinlenmeyi ve hayatın tadını çıkarmayı telkin ediyordu. Onun için “canan”la gezerken öncelikle tercih ettiği yerlerde  biriydi. İstanbul’un O Yerleri adlı şiirinde bu tercihini açıkça belirtmiştir: “Cânanla çıktığım tepeler…
Başta Çamlıca…” Yahya Kemal’in Bir Tepeden ve Bir Başka Tepeden şiirlerindeki tepelerden biri de mutlaka Çamlıca’ydı. Karnaval ve Dönüş şiirinde, İstanbul’a bir dönüşünde ufukta Çamlıca tepesini bir an önce görmek için nasıl sabırsızlandığını anlatır: Şiir anlayışını anlattığı “söylesün” redifli gazeline Çamlıca Gazeli adını veren Yahya Kemal, Eski Musiki şiirinde bu tepeyi tanbur sesiyle birlikte hatırlamıştır. Talebesi ve dostu Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanında, Mümtaz’ın Küçük Çamlıca’da bir kahveye, Mustafa Tab’î Efendi’nin “Çıkmaz derûn-i dilden efendim muhabbetin” güfteli Bayati ağır semaisini Nuran’dan burada dinlediği için “Derunidil” ismini verdiğini de kaydetmeden geçersem bu yazı eksik kalır.

Kaynak:http://trdergisi.com/edebiyatin-camlicasi/




Bu haber 157 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI