Murat AKTÜRK

Murat AKTÜRK

[email protected]

MANGAL

07 Haziran 2021 - 10:00 - Güncelleme: 07 Haziran 2021 - 16:44

MANGAL
 
Aşk ve sevgi… Hangisi sebep, hangisi sonuç? Hangisi daha kıymetli ve mukaddes, hangisi gerçek? Ya da her ikisi de aslında aynı sonuca bağlanan, sadece evreleri ve tahribatı farklı olan kardeş duygular mı?
 
            Bugün olduğu gibi tarihin bilinen en eski dönemlerinde de aşk, her zaman tüm duyguların üzerinde tutulmuş, insanoğlunun en önemli ve en vazgeçilmez sorunları içerisinde hep başrollerde yer almıştır. En ünlü hikâyeler aşk üzerine kurulmuş, en çok okunan romanların konusu aşk olmuş, büyük kavgalar hatta bazen savaşlar aşk yüzünden çıkmıştır. Şarkı sözlerinin çoğunda aşk acısı sızlatır gönülleri, filmlerin ve dizilerin neredeyse tamamında milyonları ekranlara kilitleyen şey ya bol acılı bir aşk hikâyesi ya da o aşkın kaynağından fışkıran çok bilinmeyenli entrikalardır. Evlilikler çoğu zaman ilk görüşte kalbin insan aklına oynadığı izahsız bir oyun üzerine yapılır ve bu aşk oyununun meyvesidir aslında yeryüzündeki pek çok insan. Peki aşk gerçekten tüm bunları hak eder mi yoksa yalnızca insan hayatının bir döneminde dizginleri ele alan bir heves, bir saplantı ya da hastalık mıdır?

            Belki de bu ikilemin doğal bir sonucu olarak insanlar yüzyıllar boyunca aşkı ya göğün en erişilmez katmanlarına çıkarıp ona mukaddes anlamlar yüklemiş ya da aşkı yerin en karanlık, en derin çukurlarına layık görmüştür. Nelere benzetmemiştir ki insanoğlu aşkı: şeker pembesi bir kalbe, kan kırmızısı bir güle, bazen de o gülün can yakan dikenine, acı veren paslı prangalara… Bence aşk, tüm bu ilişkilendirmelerin ötesinde en çok mangala benzer. Evet mangala… Daha doğrusu o mangalın ateşine. Çünkü duygular da bir mangalın ateşi gibi evrilir, değişir ve yepyeni bir hâl alır.

Mangal ateşinin en önemli noktalarından biri ilk yanma anıdır. Eğer ateşi doğru şekilde yakamazsanız duman içinde kalır, bir elinizde yelpaze, bir elinizde maşa öksüre öksüre uzaklaşırsınız mangalın yanından. Oysa doğru yakılmış mangal öyle midir? Hemen tutuşur ve en ufak bir ise, dumana izin vermeden size ve pişirilmek üzere yan taraftaki tencerenin içinde sabırsızlıkla bekleyen etlere gülücükler gönderir. Duygusal bir beraberliğin başlangıcı da aynen böyledir. O birlikteliğin kıvılcımını doğru sözlerle, davranışlarla yakmayı başarabilirse insan, mutlu ve başarılı bir ilişkiye doğru atacağı emin adımların ilkini gerçekleştirmiş olur. Aksi takdirde bir elinde çiçek, bir elinde yüzük hıçkıra hıçkıra uzaklaşır olay mahallinden.

            Mangalın ateşi yavaş yavaş yanmaya başladığında oldukça cılız ve yapay bir hâldedir. Mangalı yakan, ha söndü ha sönecek diye tedirgin bekler mangalın başında. Belki bir rüzgâr, belki de yanlış bir hamle söndürür bu ateşi. Doğru zamanda yapılacak müdahale ateşin sönmesini engeller hatta daha da canlandırır ateşi. İlişkinin başlangıcı da aynen böyle seyreder. Henüz ciddi bir sevgi oluşmadığından en küçük bir kavga, en basit bir söz veya yanlış bir hareket bu birlikteliği sonlandırabilir. Oysa bu hassas ve pamuk ipliğinin ucunda ilerleyen dönemde her türlü olumlu davranış ilişkinin daha güçlü bir temele oturmasına yardımcı olur.

            Ve mangal tutuşur… Alevler mangaldan fırlarcasına yol alır gökyüzüne. Çıtırtıların eşlik ettiği bu muhteşem raks; odun, kömür ve bilumum mangal ahalisini çepeçevre sarıverir. Mangal serüveninin en coşkulu, en güçlü ve en heyecanlı anlarıdır artık. Öyle ki mangalı yakan dâhil kimse kalmaz mangalın başında. Ateş güçlüdür güçlü olmasına ama hiçbir işe yaramaz çünkü bu ateşte hiçbir şey pişiremez, her şeyi kül edersiniz. Zaten herkes bilir ki bu ateşin ömrü çok olmayacak ve o çılgın ateş az sonra mazisinden eser bırakmayacaktır. İşte bu sürecin bir birliktelikteki tam karşılığı “aşk”tır. Duygusallığın en zirve, en yoğun ve kontrol edilemez dönemidir aşk. Sevgi denen şey en fazla bu dönemdeymiş gibi hissedilir, bağlılık bağımlılığa dönmeye başladığında gözler artık hiçbir şeyi görmez, görmek istemez. Mangalı saran ateş şimdi bacayı sarmaya başlar. Kalp de aklı kuşatıverir ve bu güçlü ateş pek çok şeyi kül edebilir.

 
            Artık mangal ateşi dinginleşmiş, o hırçın alevler yerini içten içe yanan közlere bırakmıştır. Evet ateş eskisi kadar coşkulu yanmamaktadır ama en olgun, en ağırbaşlı ve en işe yarar hâlini şimdi almıştır. Etleri pişirecek, insanların karnını, gözünü ve nefsini doyuracak ateş budur. Derinden derine, sakin ama huzur veren bir ateş… Önceleri mangalı söndüren rüzgâr şimdi en büyük dostudur kızıl kömür tanelerinin. Etler ve mangalın buluşma vaktidir artık… İşte şimdi aşk denen ruhsal belirsizliğin yerini aklı başında, kâmil bir duygu yoğunluğu almıştır. İnsan artık sevgiyi içselleştirmiş, saplantılardan, aşırılıklardan ve gereksiz ayrıntılardan temizlemiştir. Akıl artık kalbin köleliğinden çıkmış ve onunla mantıklı bir iş birliğine girmiştir. Evet, eskisi kadar yoğun ve etkileyici gözükmese de sevgi artık en insani ve en işe yarar formunu bulmuştur. İnsanları bir ömür boyu bir arada tutacak sevgi tam olarak budur…                                                                                                                   
Murat AKTÜRK
 

Bu yazı 247 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum