Hüseyin HATIL

Hüseyin HATIL


HER ŞEYİ SAYAN ADAM

25 Temmuz 2020 - 22:39

HER ŞEYİ SAYAN ADAM

İster suyun israf edilmesi deyin, ister doğanın katledilmesi…
Bir zamanlar gürül gürül çağıldayan ve içinde kırmızı benekli alabalıkların yaşadığı Fincan Çayı artık kurumaya yüz tutmuştu. Dere kurumaya başlayınca, balıklar akarsuyun doğduğu kaynağa doğru, sudan mahrum kalmamak için nasıl göç ettilerse, insanlar da topraktan umudu kesip, şehir yaşantısına özendikçe, büyük şehirlere göçer oldular.

Toprakta bulamadığını betonda araması ne acı değil mi insanın! İşte, köyden büyükşehirlere kaçış nedeniyle, bir zamanlar yüz elli hanenin yaşadığı Kahramanlar Köyü'nde, üç beş yaşlı insan kalmış, onlar da ecel kuşunun gelmesini bekler olmuştu.

Ben de, sadece yaz tatillerinde üç beş gün kalmak, babaannemle dedemi ziyaret etmek için köye geliyordum.

Kahramanlar Köyü’nün en yaşlılarından biri olan, komşumuz Yusuf Ali Emmi, yaz kış üzerinden çıkarmadığı kahverengi ceketi, gri kasketiyle, evinin harmanına oturmuş, ördekleri saymakla meşguldü.

Yusuf Ali Emmi her şeyi, aklınıza gelen ne varsa her şeyi sayardı. Sabah kalkar önce tavukları sayardı, sonra ördekleri, kazları... Sadece kümes hayvanlarını saymakla da yetinmezdi. Hergün evinin önünden geçen Aynacı Kamil’in koyunlarını, Amerikalı Rasim’in keçilerini, harmanın cami yanına bakan köşesindeki bodur ağaçtaki armutları, kuruması için herkilin üstüne astığı mısırları, her koçanda kaç tane mısır tanesi olduğuna kadar her şeyi sayıyordu Yusuf Ali Emmi.

Sayıyordu ama hani yabancı biri görse ne yaptığını asla anlayamazdı. Çünkü Yusuf Ali Emmi özellikle yanında yöresinde birileri varsa Rusça olarak saymayı çok seviyordu. Odin, dıva, tri, çetire, pıyat...

Yusuf Ali Emmi sadece saymakla da yetinmez, saydığı çoğu şeyi uzun süre hafızasında da tutardı. Kümesten tavuk mu eksildi, asla gözden kaçırmaz, armut ağacından armut mu düşmüş, elmadan biri elma mi koparmış hemen fark ederdi.

“Rusça saymayı, Cihan Harbinde Rus’a esir düşen babamdan öğrendim” derken gururla söylerdi, babasının esir olduğu kışladan kaçarken bir Rus komutanı ve iki Rus askerini öldürüşünü.

Yusuf Ali Emmi, ördekleri sayma işini bitirmiş olacak ki, elini usulca ceketinin yan cebine attı ve sıkma kehribar tespihini çıkardı. Dili dualı bir adamdı Yusuf Ali Emmi, zikrini bölerim endişesiyle, tespihi çekmeye başlamadan yanına yaklaşıp, “kolay gelsin Emmi” dedim.

“Önce Yüce Allah’ın selamını vermeyi öğren torun" dedi, bu devirde gençlerin ekserisi selamsız, sen onlardan olma!"

Doksan yaşında olduğu söylenen bu sözü sohbeti çekilir, güngörmüş ihtiyar adama, neden her şeyi saydığını mutlaka sormalıydım.

“Emmi” dedim, “ne zamandan beri böyle her şeyi sayıyorsun.”

“Kendimi bildim bileli sayılarla aram iyiydi benim” dedi. “Çocukken de çok şeyi sayardım. Üç yıl mektebe gittim ben. Mektebe giderken adımlarımı sayıyordum mesela. Sonra okul bahçesindeki ağaçları, okuldaki çocukları….

Ama askerden geldikten sonra hemen her şeyi sayar oldum.

Benim babam, Cihan Harbinde Rus’a esir düşmüş. Rus kumandan, babamın atlardan anladığını duyunca, Onu kendi atlarına bakması için görevlendirmiş... Babam, böyle iki seneye yakın Rus ilinde, O komutanla pek çok yere gitmiş.

Esaretten kurtulmak için iki Rus askerini ve O komutanı öldürüp, vatanına kaçtıktan sonra Kazım Karabekir Paşa’nın ordusuna katılmış ve İstiklal Harbinde savaşmış. Senin anlayacağın torunum, benim babam İstiklal Madalyası'na sahip, kahraman bir askerdi. Bizi de hep, Türk askerinin kahramanlıklarını anlatarak büyüttü.

Ben askere gideceğim zaman, yeni bir cihan harbi çıkacağı konuşuluyordu. Babam benim de kendisi gibi kahraman bir asker olarak savaşmamı öğütlemişti.

Lakin ben askere gittiğimde, hiç istemeden, yemekhanede kaç sandalye var, kaç tabak var, içtimada kim yok bütün bunları ezberden söylediğimden, bölük komutanı beni yazıcıların yanına verdi ve nerde sayım işi varsa onu yaptırdı.

Askerlik bitip de döndüğümde, babam benden savaşa dair kendi yaşadıkları gibi hatırlar bekliyordu. Oysa ben depo sayımından, yazı işinden başka pek bir iş tutmamıştım askerde.

Babam bu duruma çok içerledi ve, ‘git o zaman kümese, tavukları say’ dedi. Kümesten geldikten sonra da kinayeli şekilde bana çeşitli sayma işleri yaptırdı.

Babam belki bana takılmak için sürekli bir şeyleri saymamı söylüyordu ama benim zaten sayma işi çok hoşuma gidiyordu. İşte böyle torunum” dedi.

Kasketini hafifçe gözlerine doğru düşürerek, hüznünü örtmeye çalıştı ve başını iyice öne eğdi. Dünyanın bütün yükünü omuzlamış yorgun bir yürekle iç çekerek; ”Hem zaten kafamı böyle sayılarla meşgul etmesem, dünyanın insanı kendine bağlayan yalancı rengine kapılmadan nasıl çıkardım işin içinden, nasıl katlanırdım doksan küsur sene, bu fukaralığa, bu adaletsizliğe, bu kadar kedere... " dedi.

Hüseyin HATIL

Bu yazı 2954 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum