Hüseyin ALPASLAN

Hüseyin ALPASLAN


OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E DEVLET YÖNETİM ŞEKİLLERİ VE MECLİSLER

26 Haziran 2020 - 11:48 - Güncelleme: 26 Haziran 2020 - 11:53

OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E DEVLET YÖNETİM ŞEKİLLERİ VE MECLİSLER

Sevgili okurlar, bugün sizlere; eski Türk Devletlerinden bu yana süregelen, Osmanlı Devleti ile devam eden, 1920 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi ile milletin iradesinin tecelli ettiği, tarih içerisinde tekâmül gösteren yönetim şekillerini, hükümet biçimlerini ve meclisleri anlatacağım.

İnsanoğlunun özellikle neolitik çağdan başlayarak, birlikte olma ve yerleşik hayata geçerek bir kural çerçevesinde yaşamını şekillendirme çabaları artmıştır. Toplumları yönetenler, alacakları kararlarda danışma ve beraber hareket etme ihtiyacını duymuşlardır. Böylece devlet organı ile beraber farklı yönetim şekilleri ve hükümetler doğmuştur. Bu oluşumlar ülkeden ülkeye ve zamana göre farklılıklar göstermiştir.

Türklerde Toy (devlet meclisi) geleneğinin temeli olan meclis şeklindeki ilk toplantılar Asya Hun İmparatoru Mete Han (M.Ö. 209-174) döneminde yapılmaya başlanmıştır[1]. Bu gelenek Osmanlı imparatorluğunun kuruluşunda, Osman Bey (1299-1326) döneminde devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı olan Orhan Gazi (1326-1359) döneminde Divan-ı Hümayuna geçilmiştir. Osmanlı Devleti’nin ilk devlet teşkilatı olan Divan; bizzat padişahın bulunduğu, bulunmadığı takdirde ise vezirin başkanlığında devlet başkentinde veya hükümdarın bulunduğu şehirde yapılan, devlet işlerinin kesin olarak görüldüğü yerdir. Osmanlıların İlk zamanlarında divanda ulema sınıfından bir vezir vardır. Daha sonra vezir sayısı artınca birinci vezire Vezir-i âzam denilmiştir. Fatih Sultan Mehmet’in ölümüne yakın bir zamana kadar Divana bizzat Padişahlar başkanlık etmiştir. Sonraki dönemlerde başkanlık işini Padişah’ın mutlak vekili olan Vezir-i âzam yürütmüştür[2].

Divan-ı Hümayunda bütün devlet işleri görülür ve Padişaha ihdas edilen arz odasında, yapılan işler ve alınan kararlar açıklanarak Padişahın onayı alınırdı. Divan, Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarında her gün toplanırken, 16’ncı yüzyıldan itibaren haftada dört gün toplanmaya başlamıştır Normal Divan günleri haricinde ihtiyaca ve özel günlere binaen toplanan ikindi, sefer ve ulufe Divanları ’da vardır[3]. Osmanlı İmparatorluğu’nun 15’inci yüzyılından itibaren güncellik kazanarak devlet ve memleket işlerinin görüşüldüğü en yüksek organ olan Divan-ı Hümayun üyelerine zamanla; nazır, İcra vekilleri heyeti gibi unvanlar verilmiştir. Ancak 17’inci yüzyıldan itibaren padişahların Divan işlerine önem göstermemesi, işleri tamamen vezirlerin inisiyatifine bırakması nedeniyle işlevini kaybetmeye başlamıştır. Köprülü Mehmet Paşa (1656-1661) gibi vezirlerin etkinliği, Divan toplantılarının Sadrazam konağında yapılmasına neden olmuştur[4]. Bernard Lewis’e göre, Sadrazam Konağı Osmanlı Devleti hükümetinin eylemli merkezi, sadrazam da onun başı olmuştur[5].

II.Mahmud (1808-1839), 1830 yılında Kabine işlevi gören Meclisi Has’ta denilen Meclis-i Vükelaya geçilerek bakanlıklar ihdas edilmesini sağlamıştır. Padişah, Nazırları hattı- hümayun ile atayarak sadrazama bildirmiştir. Padişahın mutlak vekili olan Sadrazam yetkilerini bakanlarla paylaşmış ve Başvekil sıfatını almıştır. Vükela meclisinde Başvekil nazırlar arasında koordinasyonu sağlayarak, oy çokluğu ile alınan kararları padişaha bir mazbata ile sunmuştur[6].

Fransız ihtilali ile ortaya çıkan çağdaşlaşma hareketleriyle beraber, Osmanlı İmparatorluğu’nda dil bilen, batı eserlerini okuyan, Avrupa’yı tanıyan, medrese dışı yeni kurumlarda eğitim gören, ülke sorunlarının çözümünü siyasal sistemde arayan ve sorgulayan bir aydın insan profili ortaya çıkmıştır. Yeni Osmanlılar denilen genç kuşağın Mutlak Monarşi yerine Anayasalı, parlamentolu bir sistem kurulması yönündeki çabaları sonuç vermiştir.

23 Aralık 1876’da Kanun-i Esasi (İlk Anayasa) ilan edilerek mutlakıyet sona ermiş ve Meşruti sisteme geçilmiştir. Osmanlı Devleti’nde ilk kez vilayetlerde ve İstanbul’da iki dereceli seçimler yapılmıştır. Seçimlerden sonra Ayan ve Mebusan meclisinden oluşan Meclis-i Umumi yani Osmanlı Parlamentosu 19 Mart 1877 tarihinde çalışmalarına başlamıştır. Osmanlı-Rus Savaşı, meclisin çalışmalarını olumsuz etkilemiştir. Mebusan Meclisinin aldığı kararlara hükümetin uymadığı yolunda şikayetler üzerine Yıldız Sarayında yapılan toplantı neticesinde; Padişah II. Abdülhamid, Osmanlı-Rus Savaşını gerekçe göstererek Anayasa’nın 43’üncü Maddesindeki yetkisini kullanmış ve 16 Şubat 1878 tarihinde Meclisi tatil etmiştir. Meclis tam 30 yıl toplantıya çağrılmamıştır[7].

1908 yılına gelindiğinde; yeniden Meşruti sisteme geçilmesi için Makedonya’da çıkan isyanlar, Yıldız Sarayına yağan telgraflar ve İttihat ve Terakki Cemiyetinin baskıları neticesinde; 23 Temmuz 1908’de ikinci kez Meşrutiyet ilan edilmiştir. Seçimler yapılmış ve Meclis-i Mebusan 17 Aralık 1908’de açılmıştır. Mecliste ilk kez Kâmil Paşa, hükümet programını okuyarak kamuoyuna sunmuştur. Hüseyin Hilmi Paşa Hükümetinde ise hükümet programı Mebusların güvenoyuna sunulmuştur. 31 Mart isyanından (13 Nisan 1909) sonra Kanuni Esasi’de yapılan değişiklikle parlamenter sisteme geçilmiştir.1908-1923 yılları arasında İstanbul ve diğer vilayetlerde altı kez seçim yapılmıştır. Bu seçimlerin hepsi iki derecelidir ve yalnız erkekler katılmıştır[8].

Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı’ndan, Türk ordusunun birçok cephede kahramanca savaşmasına rağmen yenik ayrılmıştır. 30 Ekim 1918’de yapılan Mondros Mütarekesi ile işgal güçleri planlarını uygulamaya geçmişlerdir. İşgal güçleri, hükümeti ve Padişah’ı baskı altına alarak planlarını yerine getirme çabası içerisinde iken Meclis’te bulunan yurtsever mebuslar rahatsızlık duymuşlardır. İngiliz ve Fransız işgal güçlerinin yaptıkları baskılara dayanamayan Padişah VI. Mehmet Vahideddin (1918-1922) tarafından 21 Aralık 1919 tarihinde Mebusan Meclisi kapatılmıştır[9].

Mondros Mütarekesinin hemen ardından ülkenin yurtseverleri yurdun her tarafında Müdafaa-i Hukuk adı altında örgütlenme başlatmışlardır. Bu örgütlenme Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçmesiyle daha da gelişerek tüm yurt sathına yayılmıştır. Erzurum Kongresi ve sonrasında yapılan Sivas Kongresi’nde seçilen Heyet-i Temsiliye Anadolu’da ülkenin bir hükümeti gibi çalışmıştır. İstanbul’un işgali ve Mebusan Meclisi’nin kapatılması Heyeti Temsiliye’nin önemini arttırmıştır.

Sivas Kongresi’nin ardından Heyet-i Temsiliye İstanbul’da Ali Rıza Paşa hükümetinin Bahriye Nazırı olan Salih Paşa arasında Amasya’da 20-22 Ekim 1919 tarihinde yapılan buluşma neticesinde açık ve gizli olmak üzere iki ayrı protokol yapılmıştır. Protokole uygun davranan hükümet tarafından seçimlerin yapılması sağlanmıştır. Yapılan seçimler neticesinde Mebuslar İstanbul’da toplanmış ve Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920’de tekrar açılmıştır.

Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından Türkiye’nin kurtuluş ve kuruluş beyannamesi olarak kabul edilen 6 maddelik Misak-i Milli, 28 Ocak 1920 tarihinde Meclis’in gizli oturumunda bütün Mebusların imzasıyla onaylanarak kabul edilmiştir. 17 Şubat 1920 tarihinde ise Meclis’te daha önce kabul edilen Misak-ı Millînin dünya parlamentolarına ve basına açıklanması kararlaştırılmıştır[10].

İstanbul, 16 Mart 1920’de ikinci kez resmen işgal edilmiştir. Mebusan Meclisi basılarak bazı Mebuslar tutuklanmış, bir kısmı da Malta’ya sürgün edilmişlerdir. Mebusan Meclisi 18 Mart 1920’de son toplantısını yapmış ve 11 Nisan 1920 tarihinde Padişah VI. Mehmet Vahideddin tarafından ikinci defa feshedilmiştir. 27 Aralık 1919 tarihinden bu tarafa Ankara’da bulunan Mustafa Kemal bu işgali ve Meclisin basılacağını öngörerek Mebusları uyarmıştır. Mebusan Meclisinin kapanması üzerine Mustafa Kemal önceden beri yürüttüğü hazırlıkları uygulamaya geçirmiştir. Meclisi Ankara’da açmaya karar verdiğini bildirerek İstanbul’da bulunan Mebusları Ankara’ya çağırmıştır. Gelmeyen, tutuklanan ve sürgüne gönderilen Mebusların yerine bölgelerinden seçilen Mebusların Ankara’ya gelmesini istemiştir.

Mustafa Kemal’in seçimler için çıkarttığı genelge, bir kurucu meclis kurulması niteliğindedir. Savaşı yönetmek ve yeni bir devlet kurmakla görevli olağanüstü yetkilere sahip bir Meclis için yapılacak seçimlere ait bir genelgedir. Ancak, Kurucu Meclis terimine 15’inci Kolordu Komutanı Kazım Karabekir, Erzurum’dan gönderdiği telgrafla karşı çıkmıştır. Mustafa Kemal, Kurucu Meclis terimini yumuşatarak bütün vilayetlere, ordulara gönderdiği 19 Mart 1920 tarihli genelgesinde; Osmanlı Devleti’nin başkentinin işgal edildiğini, Ankara’da “salahiyet-i fevkaladeyi haiz bir meclis” kurulacağını, bunun için seçim işlemlerinin başlatılmasını ve on beş gün içinde Ankara’da toplanılmasını bildirmiştir[11].

Tüm şartlar sağlandıktan sonra 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi törenle açılmıştır.

Fotoğraf açıklaması yok.

“Tarihi Bir Vaka Büyük Millet Meclisi” Hakimiyet-i Milliye 23 Nisan 1920[12]

İlk toplantıda 88’i İstanbul Mebusan Meclisi’nden gelmiş, toplam 127 Mebus vardı. 24 Nisan 1920 günü Meclis’te, Mustafa Kemal Paşa, vatanı kurtarmak için alınacak tedbirlerin mesuliyetinin Meclis’e ait olduğunu söyleyerek Meclis’e karşı sorumlu bir hükümetin kurulmasını istemiştir [13].

Ankara’da kurulan ve İlk Milli Meclis olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ile devletin temelleri atılmıştır. Osmanlı Anayasası’nda bulunan Kabine sistemi yerine “Meclis Hükümet Sistemi” getirilmiştir. Bazı değişikliklerle bu sistem 29 Ekim 1923’e kadar sürdürülmüştür. Büyük Millet Meclisi, 2 Mayıs 1920 tarihinde 11 üyeden oluşan icra vekillerinin tek tek meclisten seçimlerini öngören yasayı kabul etmiştir. 3 Mayıs 1920 günü 11 kişiden oluşan hükümet oluşturulmuş ve Meclis Başkanı seçilen Mustafa Kemal Paşa, hükümetin de başkanı olmuştur. Büyük Millet Meclisi’nde 20 Ocak 1921’de Teşkilatı Esasiye Kanunu kabul edilmiştir. Büyük Millet Meclis reisi Mustafa Kemal Paşa’nın Bakanlar Kurulu kararlarını 8 Şubat 1921 tarihinden itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisi reisi sıfatını kullanarak imzalamasından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi adı süreklilik kazanmıştır. Bu Meclis, Kurtuluş Savaşı boyunca hem Ankara’da hem de cephede görev yaparak Gazi Meclis olmuştur. Lozan Barış görüşmeleri devam ederken, TBMM 1 Nisan 1923 tarihinde seçimleri yenileme kararı almıştır. Seçimlerden sonra ikinci meclis 11 Ağustos 1923’te çalışmalara başlamıştır. 14 Ağustos 1923 tarihinde kurulan yeni hükümet, 5 Eylül 1923’te hükümet programını okumuştur. 23 Ağustos 1923’te Lozan Barış Anlaşması ve 13 Ekim 1923’te Ankara’nın Başkent oluşu kabul edilmiştir. Ancak yeni kurulan hükümete eleştirilerin artması üzerine hükümet üyeleri 27 Ekim 1923’te istifa etmişler, muhalefetin çabalarına rağmen yeni bir hükümet kurulamamıştır. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyetin ilanı için vaktin geldiğine karar vermiştir[14].

29 Ekim 1923 tarihinde Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda yapılan küçük bir değişiklikle Meclis başkanlığına arz edilen önerge, aynı gün Meclis Genel kuruluna sunulmuştur. Aynı gün Genel Kurul’da öneri “Yaşasın Cumhuriyet” sesleriyle kabul edilmiştir. Yine aynı gün yapılan seçimle Mustafa Kemal Paşa, Cumhurbaşkanı seçilmiştir[15]. Böylece, sadece Cumhuriyet ilan edilmemiş, Meclis Hükümet sistemi de bırakılarak kabine sistemine geçilmiştir. Yeni bir hükümet oluşturularak Cumhurbaşkanı tarafından Meclis’in onayına sunulmuştur. Cumhuriyetin ilanı sonrasında meclisin onayıyla İlk hükümet kurulmuştur.

Yukarıda anlattıklarımızdan anlaşılacağı üzere; hükümet şekilleri, meclisler, vekiller hep beraber ülkelerin siyasi kültürlerinin oluşmasına yön vermektedir. Gerçek anlamda demokratik değerlerin toplumda anlam kazanmasında, yer etmesinde, benimsenmesinde ve uygulanmasında devlet ve bunu kapsayan tüm yönetim organlarının sağlayacağı şeffaf, bilimsel ve aklı öne çıkaran, çalışmalar ve katkılar önem arz etmektedir.

Yazıma Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleriyle son veriyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, millidir; tamamıyla maddidir, gerçekçidir. Var sanılan ülküler arkasında, o ülkülere ulaşmak için değil, fakat ulaştırmak hülyasıyla milleti kayalara çarparak, bataklıklara batırarak, en sonunda kurban ederek mahvetmek gibi cinayetten kaçınan bir hükümettir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bütün programlarının ilkesi şu iki esastır: Tam bağımsızlık, kayıtsız ve şartsız milli egemenlik!” [16]

Hüseyin ALPASLAN

Tarihçi- Yazar

Kaynaklar:

[1] Özkan İZGİ; “Hunlar ve Göktürkler ve Uygurlarda Geleneksel Festival ve Eğlenceler” İ.Ü Tarih Dergisi, S.311, s.30, İstanbul, 1977.

[2] İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI; “Osmanlı Tarihi I. Cilt”, s.501-502, Türk Tarih Kurumu, 2019, Ankara

[3] İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI;” Osmanlı Tarihi III. Cilt 2.Kısım” s.327-328, Türk Tarih Kurumu, ,2019, Ankara.

[4] Ali AKYILDIZ; “Osmanlı İmparatorluğunda Merkez Örgütlerinde Reform”, s.22.Eren Yayıncılık, ,1993, İstanbul

[5] Bernard LEWİS; “Modern Türkiye’nin Doğuşu” (Çev. Metin KIRATLI), s.368, Türk Tarih Kurumu, ,1970, Ankara.

[6] İhsan GÜNEŞ;” Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Türkiye’de Hükümetler”, s.45, Türkiye İş Bankası Yayınları,2012, İstanbul.

[7] Sina AKŞİN; “Türkiye Tarihi- 3 Osmanlı Devleti 1600-1908”, s.160-161, Cem yayınları, ,2009, İstanbul.

[8] İhsan GÜNEŞ; s.362.

[9] Yusuf Hikmet BAYUR;” ATATÜRK Hayatı ve Eseri”, s.247, Atatürk Araştırma Merkezi,1997, Ankara.

[10] Zeki SARIHAN; “Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2”, s.347-379, Türk Tarih Kurumu,1994, Ankara.

[11] Taha AKYOL; “Ama Hangi Atatürk”, s.135-136 Doğan Egmont Yayıncılık,2008, İstanbul.

[12] “Hakimiyet-i Millîye Gazetesi”, 23 Nisan 1336(1923).

[13] “Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi” (TBMMZC), TBMM Yayınları Açık Erişim Koleksiyonu C.1, S.60.

[14] İhsan GÜNEŞ; s.46-47

[15] “Nutuk” Ege yayınları, s.650,2007, İzmir.

[16] “İstanbul 1881” Sanat İşleri www.istanbul 1881.com.

Bu yazı 831 defa okunmuştur.