Celil ALTINBİLEK

Celil ALTINBİLEK

[email protected]

Millet ve İnanç Yapımız

12 Mart 2022 - 20:31

Millet ve İnanç Yapımız
     Türk milletinin târihini ve milletin özelliklerini kavrayabilmek için bir bütünleşmeye ihtiyaç vardır. M. Fuad Köprülü’nün işâret ettiği gibi; Türk milleti, varlığını ortaya koyduğu bütün coğrafyalardaki on beş, on altı asırlık dönemi kaplayan, farklı isimlerle ve şekillerde görülen Türk devletlerini ve şûbelerini de tek bir millet olarak görüp, bir bütün olarak düşünmek gerekir.
     Bir bütün hâlinde düşündüğümüz bu Türk târihini, batılıların Hun, bizim Kun dediğimiz, Kun Türkleri ve Göktürk kağanlıklarındaki devirlerini, Şamanlık çağı, eski Türk Dîni olarak ayrı bir bölümde düşünebiliriz. Selçuklu Türkleri ve Osmanlı Sultanlığı zamanlarını kaplayan süreleri de ayrı bir bölümde, İslâmî çağ olarak değerlendirebiliriz. Yalnız Tanzîmat’ tan îtibâren, Cumhûriyet Türkiyesini ayrı bir devir olarak ele almak gerekir.
     Türk milletinin târihini, düşünce akımlarını incelerken devletlerin ve boyların, kahramanları ve mânevî adamlarını da hesâba katmak gerekir.
      Türk milleti, Osmanlı’nın kuruluşundan, on yedinci yüzyıla kadar dîni inanışının içinde millî değerlerini muhâfaza etmiş ve ona sâhip çıkmıştır. Milletin hâfızasında birleştirici ve hedefleyici bir vazîfe üstlenen destanlar önemli bir yer tutar.  Oğuzların kendi dillerinde yazılmış biricik millî destanları “Dede Korkut Destanları”dır. Bu destanlar son asırlara kadar Anadolu ve Îran Türkleri arasında sevilerek dinlenmiş, okunmuş ve Anadolu Türklerinin, ataları Oğuzlara karşı daha derin bir bağlılık duymalarında âmil olmuştur. Öyle ki XV. Yüzyılda, Ülkenin bulunduğu zor durumlarda, birleştirici özelliğe sahip, yaygın bir Oğuzculuk cereyânının mevcûdiyeti bile görülmektedir. Fakat XVII. yüzyıldan îtibâren bu destanlar Türkiye’de ehemmiyetlerini kaybetmeğe başlamış, ozanların yerini âşıklar almıştı.
  İslâm’dan önce de çeşitli boylar ve devletler hâlinde yaşayan Türk milletinin bâzı esaslar üzerine oturmuş, kendine has ve olgunlaşmış bir düşünce ve inanç sisteminin bulunmasıydı. Ancak gerek Hint dîni olan Budizm, gerek Îran dîni Maniheizm, bir din kisvesine bürünmüş, olağanüstü güçlere ve büyüye çok büyük önem veren Şamanlık, hattâ daha az bir derecede de olsa Kitabi dinlerle de temas etmiş, az çok onlardan bir takım âdetler de alınmıştı.
     Müslümanlık öncesi de, Türk milleti tek tanrı inancına sâhipti. Açları doyurmak, hür yaşamak, dünyâya düzen vermek üzere kendini vazîfeli bilmişti. Hâkanın Tanrı tarafından ilâhî bir lutufla vazîfelendirildiğine inanılır ve buna Kut denilirdi. Türk’ün inandığı değerler çeşitli inançlarla etkileşim yapsa da töresini, insânî değerleri ve birlik fikrini hep üzerinde taşımıştı.
 Her ne kadar unutturulmaya çalışılsa da, bize ait olan, dünü bugünü,  geleceğe de bu değerler taşıyacaktır.
Celil Altınbilek
07.03.2022


 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum