Celil ALTINBİLEK

Celil ALTINBİLEK

[email protected]

Osmanlı'da Zaviyeler ve İnançlar

15 Mayıs 2022 - 23:16

Osmanlı’da Zaviyeler ve İnançlar
      Osmanlı devletinin kuruluş devirlerinde, inanç hareketlerinin önemli seviyede hükmü bulunmakta ve kurucularının ve de üst yöneticilerinin tasavvufi bağlantıları kuvvetle hissedilmekteydi.
Kuruluş temellerinde bu vasıflar iyice belirgin olduğu gibi müesseslerinde ve ibadethanelerinde, sanat ve kültüründe de yer etmişti.
   Bütün ülke topraklarına yayılan tekke ve zaviyeler sosyal hayatta etkili olmuşlardı. Bu ifadeleri ilk dile getirenlerden biri Ömer Lütfü Barkan’dır. Bazı zaviyeler şehirlerde hüküm sürerken bazıları ise taşrada yeni yerleşimleri şenlendirmekteydi. Mesela Bektaşilik taşrayı tercih etmişti.

     “Anadolu’da Türk edebiyatının doğuşunu süfiliğin yayılışından ayrı düşünmek nerdeyse imkânsızdır. “ (1)  hatta İnanç temellerindeki etkiyi bile bu edebiyat ve sufilikle iç içe düşünmek lazımdır. Tabii ki bu cereyanların insanı ön planda tutan, ona değer veren, taassuptan uzak özellikleri bulunmaktaydı.

     Tekkeler kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılamışlardır. Tekkelerin varlıklarını sürdürebilmek için zirai ekip biçme dâhil birçok faaliyette bulunmuşlar hatta ürettiklerinin bir kısmını dışarıya satmışlardı. Tekkelere yapılan bağışlar sanıldığı gibi yüksek bir mevcudiyete erişmiyordu. Tekke mensupları kendi para ve toprağını işlemeye veriyor ve karşılığını alıyordu. “Manisa’daki Haki Baba tekkesi sahip olduğu hane ve dükkânları gayrimüslimlere kiralıyordu.”* S.114

   Bu zaviyelerin tahrir defterlerinde kayıtları tutulmuştu. Memleketin en ücra köşelerine kadar zaviyeler kontrol edilmiş bilgiler kayıt altına alınmıştı. “16 ve 17 yy. da muhasebe defterleri de Osmanlı merkezine yollanmak mecburiyetindeydi.”*s.42
 
     İktisadi ve sosyal hayatın devamında, tahrir defterlerinde kayıtlı değerler ile birlikte hayır için bağışlanan mal ve mülkün idare şekli olan vakıfların kayda değer yeri mevcuttu. Tekkelerin gelirleri ile haklar çoğu kez bölünebiliyor, İkinci ve üçüncü nesile geçebiliyor bazen de anlaşmazlıklara sebep oluyor, yapılan şikâyetlerle ilgili kişiler yetki makamlarca değiştirilebiliyordu.
“Zaviye şeyhinin birinci vazifesi, vakıf gelirlerini kendi şahsi menfaatleri için kullanmaktan kaçınmasaydı, böylece zaviye ve tekkeler, evlatlık vakıfları ile açık bir şekilde ayrılıyordu. Evlatlık vakıfları, belirli bir ailenin malına mülküne el konulmasından korunması amacıyla, gelir sağlamak üzere kurulmaktaydı. Çok zaman bu ikisi arasındaki ayırım kolay ayırt edilemiyordu.”*s.125-6

     Zaviyelerde, Dervişlerin dışında hizmetkârlar da bulunmaktaydı. Çoğu yerde bu vazife, belirli ailelerin tekelinde kalmış, her yeni nesil hususi bir sınıf olarak tahrir defterlerine kaydedilmişti. Bu hizmetliler kurumlarda etkili ve yetkili olabiliyorlardı. Bazen geçmişte ve ileri zamanlarda bu ilgili ve çeşitli kimseler kurumlarda kendi yararlarına çalışıp, hüküm sürebiliyorlardı.

Bu müesseseler hayatın bütününü kapladığı için, şeyh ve dervişlerin çok yönlü edebi bir eğitim vermeye çalıştıkları da görülmekteydi.

     Değişen dünya şartları, ülkenin zor ve güçsüz durumu, kendisini yenileyememesi gibi pek çok sebepler, kurumların kapatılmasına, güçten düşmesine yol açmıştır.
Celil Altınbilek
10.05.2022
 
  1. Süraiya Faroghi. Anadoluda Bektaşilik.s 18.İst 2003
  2. * A.g.e

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum