Abdurrahman PALA

Abdurrahman PALA

TAHLİL
[email protected]

DÜNYA SU GÜNÜ için…

23 Mart 2021 - 09:38 - Güncelleme: 23 Mart 2021 - 19:16

DÜNYA SU GÜNÜ için…

İlk kez 1992'de  Türkiye’den Süleyman Demirel’in de katıldığı  ve Türkiye’nin en yüksek düzeyde temsil edildiği Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda önerilen Dünya Su Günü, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ilan edildi. Bu tarihte Cumhurbaşkanı olan merhum Turgut Özal “zaman gelecek bir galon su bir galon petrole eş değerde olacak” demişti. Geçen sene yaşadığımız petrol krizinde 14 dolara kadar düşen petrolün varili gerçekten bir galon su’dan daha ucuz kalmıştı.
Suyun israf edilememesi ve halkın toplumların bilinçlendirilmesini amaçlayan Dünya Su Günü maalesef toplum tarafından gerekli ilgiyi görmedi.
İnsanımız yine, traş olurken, diş fırçalarken açık çeşme modelinden vazgeçmedi.

En büyük sorunlarımızdan biri olan israf özellikle Türk insanı için maalesef hiç önemsenmeyen ve geleceğimizi karartan bir büyük proplemimiz olarak önümüzde duruyor.

Dünyadaki toplam su miktarı 1400 milyon km3. Bu suyun % 97,5.i denizlerde ve okyanuslardaki tuzlu sulardan oluşmakta… Geriye kalan yalnızca % 2,5.i tatlı su kaynağı olup çeşitli amaçlar için kullanılabilir olduğu belirlenmiş.  Küçük bir orana sahip olan tatlı suyun %68,7’si buzullarda, yüzde 30,1’i yeraltı sularında, %0,8’i tiyal (devamlı donmuş haldeki toprakaltı tabakası) tabakasında ve sadece %0,4’ü yüzey sularında ve atmosferde bulunmaktadır.
Yüzey sularında ve atmosferde bulunan su miktarı; sulak alanlarda, nehirlerde, bitkilerde, hayvanlarda ve toprakta nem olarak depolanmaktadır. Hesaplamalar ışığında dünya üzerinde toplam tatlı su miktarının sadece 35,2 milyon km3 söylenebilir.

Hala israfa devam ediyor, hala suya gerektiği önemi ve özelliği vermiyoruz.

UNICEF’e göre 2017 yılı itibari ile 2,1 milyar insan temiz içme suyundan, bunun yaklaşık iki katı sayıda insan ise günlük hijyen imkanından yoksun. Herkesin üzerinde uzlaştığı bu konunun çözümü konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu görüşlerden ilki su tekelleri ve su tekellerinin yönlendirdiği Dünya Bankası, Dünya Su Konseyi, Birleşmiş Milletler gibi kuruluşlarının savunduğu tezdir. Bu kuruluşların ana politikası farklı modellerle tarif edilse de suya ulaşımda ve su yatırımlarında özel sektörün payını arttıran, suyun sınırlı bir kaynak olduğu ve bu yüzden suya ulaşımın paralı olması gerektiğini savunan iddialar üzerine kurgulanmıştır. Bu su tekelleri; Nestle, Veolia, Thames Water gibi senelik milyarlarca dolar kazançları olan firmalardır.
Toplumumuzun çeşme suyunu kullanmak, içeceği suyu arıtmak tercihi yerine paket damacanalarla su satın alması Bu gibi sudan para kazanan firmaların ekmeğine kaymak sürmektedir.

Nestle’nin Türkiye’de artezyenden çıkardığı suyu, biraz yumuşatarak  doğal kaynak suyu diye sattığını yakınen bilirken insanımıza hiç değilse bu çok uluslu şirketlerin ürünlerini almamalarını öneririm.
Su yokluğu özellikle Çok uluslu şirketler ile emperyal emelleri olan devletler, kişi ve kurumlar nezdinde aynı zamanda istismar vesilesidir.
Afrika’daki su ve tuvalet yoksunluğuna dikkat çeken Bill Gates gibi “yardımseverler” ise tuvaleti olmayanlar için ucuz tuvalet tasarımları gibi sorunu bağlamından koparan göz boyayıcı faaliyetlerle gerçek sorunların üstünü örtmektedir.  Diğer tarafta ise temiz suya ulaşımının bir hak olduğunu savunan ve suyun kesinlikle bir meta olarak görülmemesini talep eden bir kesim bulunmaktadır.

Dünya’da 2 milyara yakın Müslüman var. İslama göre su bir değerdir, nimettir ve ticaret metaı olamaz. Yerel yönetimler halkına erişilebilir rakamda veya ücretsiz su temin etmek zorundadır.
Bunu da bir kenara yazın…

Küresel su sorununa karşı su kaynaklarımızın iyi yönetimini ve sürdürülebilirliğini sağlamak en öncelikli görevimiz. Gelecekte oluşabilecek risklere karşı bugünden önlemimizi alalım, suyumuzu verimli kullanalım.

Japonya’da lavabo’dan akan suyu bir hortum vasıtasıyle rezervuar’a transfer eden bir proje görmüştüm.
Başlıca yapabileceğimiz tasarruflar da şöyle olabilir.

  • Ekonomik musluk başlığı kullanarak ciddi bir şekilde su tasarrufu yapabiliriz.

  • Diş fırçalarken ya da tıraş olurken musluğun kapalı olmasına özen göstermeliyiz.

  • Duş yaparken sıcak su musluğunu açtığımızda gelen ilk soğuk suyu tekrar geri sisteme veren vana yapıları kullanılabilir.

  • Arabalarımızı kendimiz yıkamaktan vazgeçmeliyiz.

  • Bahçe sularken suyu çok dikkatli kullanmamız şart.

  • Sifon haznesine 1 litrelik pet şişe koymak da oldukça önemli. Böylelikle her seferinde 15 litre suyun gitmesine engel olabiliriz.

Dünya Su Günü kutlu olsun!

**************************
İstanbul’un su sorunu
Kuraklık ve mevsim normallerinin altındaki yağışlar İstanbul’un barajlarını yüzde 20 seviyelerine düşürmüştü. Sonra yağan kar ve yağmurlarla doluluk arttı. Ama tehlike geçti mi?
Hayır
Uluslararası istatistik kuruluşları kişi başı günlük harcanacak su miktarının 25 litre olmasını tavsiye ediyor. Halbuki İstanbul’da kişi başı düşen su miktarı 185 litre ile 220 litre arasında değişiyor.
İstanbul yüzeysel su kaynakları ile beslenen bir şehir. Yağışlı mevsimlerde gelen sular baraj ve regülatörlerde toplanarak gerekli arıtma işlemlerinden sonra şehre veriliyor. Tabii nüfusun artması ve coğrafi olarak hizmet alanının genişlemesi sebebiyle şehir artık su anlamında kapasitesini neredeyse aşmış durumda.
Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı yılda 8 bin metreküp imiş…Bugün bu rakamın sadece günlük 2 milyon ikiyüz bin  metreküp olması bizi kendimize getirmeli.
İstanbula su sağlayan barajların yanında ıstrancalar’dan, yetmedi Bolu’daki Melen çayından su taşımak gibi pansuman tedbirler halkı yeterli bilinçlendiremediğimiz için işe yaramadı. Bundan sonrası için de toplum bilinçlenmediği sürece, su tasarrufuna dikkat etmediği sürece, hele hele İstanbul nüfusu bu hızla artmaya devam ederse Fizan’dan su getirseniz soruna çare bulmak zordur.

Bu yazı 4768 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum