Ömer Erdem: Sessizlik hakkı…

Ömer Erdem: Sessizlik hakkı…
15 Haziran 2021 - 20:23

Odanın tavanında yakın yoldan yükselen araba lastiği gürültüsü geziniyor. Kulağın emanet aldığı bu bilgi göz tarafından sahiplenildiğinde bir yığın kara çizgi iç içe geçip sarmalanıyor. Göz ilkin şaşırıyor bu doğa dışı bilgiye sonra da alışıyor. Sadece odada değil binanın dış cephesinde, balkon demirinde, çiçek yapraklarında, kedi kuyruklarında da dolaşıyor aynı karaltı. Odadan çıkıp da sokağa daldığınızda binlerce çiçeğe birden durmuş yaseminlerde duyabilirsiniz aynı korkuyu. Dünyada, dünyanın her yerinde, canlı ve doğal varlıkların dışında hareket eden her şey tabiat dışı sesler çıkarıyorlar ve varlıkların sessizlik hakkını ellerinden alıyorlar. Sadece insan değil kumrular, ağaçlar, kelebekler, bulutlar, deniz kenarları, orman gülleri, mantarlar, atlar, köpekler, cümle bitkiler ve hayvanlar sessizlikten mahrum, teyakkuzda bekliyorlar. Her an bir gürültü dalgası gelip çarpabilir onlara. Yaban ördeklerinin tüylerinde bir patlama sesi, dipte balıkların karnında suyu çarpa çarpa ilerleyen homurtulu bir motor sesi.

Sesin, doğal sesin aradan çekilip her şeyin yapaylaştığı yerde açığa çıkıyor sessizlik hakkının yitimi. Nefes alış veriş bir ses hakkı mesela. Öksürük, horlama, masal anlatma, şarkı söyleme, alkışlama, kızarmış yağa tuzlu patates salma da öyle. Çünkü ses, hayatta olmamızın ve yaşıyor bulunmamızın bir karşılığı. Ses, sessizlikle anlam bulurken, sessizliğin kaybolması asıl sesin yitimi demek. Kamış kalemi aharlı kağıda bastırıp yürüten hattatın kulağından kalbine inen cızırtı kalem ile kağıt arasındaki aşkın dile gelişi. Oysa betona çarpan vinç, çarpışan araba, asfaltı kıran makine öyle mi? Parkta birbirine çığlık atarak koşan çocukların çıkardığı sesle metal köprülerin üstünden takır tukur hızla geçen tren sesleri aynı mı? Hareket ile sükun arasındaki denge bozuldukça ses ile sessizlik arasındaki öz de kaybolup gidiyor.

İçinde televizyon sesi olmayan odayı yadırgıyor artık insan. Açık bir pazar yerinde kendiliğinden yükselen ses cıvıltısı ile bir AVM merdivenini bir sayıyor. Susan insan endişe uyandırırken çok konuşan bir adım öne çıkarılıyor. Sabah vakti bir başına çağıldayan bir çeşmenin hüznü dolaşmayacak mı bilgisayar tuşuna bakan bir yüzde? Eriyen karların altından süzülen parlak gözlü buz kırılışları bir sevgilinin mektubuna yansımayacak mı artık? Her şey birdenbire tantana, curcuna ve ses saldırısı ile olup bitiyorsa varlığı bir plesanta gibi koruyan sessizlik hakkı ne olacak? Bir kez olsun sessizliğin çizgisine çekilerek kendisini sağlama almayan ömrün gürültüsünü kim durduracak?

Bir de sahte sessizlik var, unutulmasın. O da ses hakkının ihlali. Sessizce arkadan yaklaşan her şey ürküntü verir. Tabiatta her varlık birbirine karşı güç ve zaaflarla donanmıştır. Görme, duyma, hareket etme ve içgüdüsel refleksle dengelenir güç ve zaaf ilişkileri. İnsan bir o, akıl yürütme, plan yapma, tuzak kurma yeteneğiyle diğer canlılardan ayrılır. Zaten ses dengesini bozan sessizlik hakkını ortadan kaldıran da onun bu yetenekleridir. Kendi sessizlik hakkıyla büyüyüp olgunlaşan domatesin, belli günde büyüyüp gelişen civcivin yavaşlık hakkını elinden alır insan. Onları doğaları dışı bir hareket ve ses şiddetine uğratır. Gelişmiş cihazlarla bir domatesin doğa dışı kışkırtılmasından dolayı çıkardığı ızdırap sesini işitmek için illakin gelişmiş cihazlara mı ihtiyaç var? İnsanın merhamet organı sadece kalp olsaydı onca kötülük oraya nasıl sığardı? Kulağın, gözün, dokunuşun merhametine ne oldu?

Bir yandan panik ve şaşkınlık bir yandan çok üretip çok kazanma adına adeta suçunu bastırmak istercesine gürültü çıkarıyor insan her yerde. Bir anlığına, bir dakikalığına, bir saatliğine sessizlik hakkı hatırlansa, insan etrafını saran ses şiddetinden sıyrılsa, o, sessizlik hakkı ve asıl tabiat sesi ihtiyacı hatırlanacak, sistemin kurgusu boşluğa düşecek sanki. Orhan Kemal, unutulmaz eseri Bereketli Topraklar Üzerinde romanında, patoz makinesinin dönüş hızıyla insan gücünün yarıştırılmasına odaklanır bir bölümde. Patozun kayışları hızlı döndükçe çıkardığı ses de artar işçiler durmaksızın ekin atmayı sürdürürler ona uyum sağlamak için. Dil de hızlanır ve bu sahne işçilerden birinin makinenin içinde parçalanması ile sonlanır.

Birileri her gün yüksek sesle konuşurken başkalarının sessizlik hakkını elinden alır. Günlük hayatın bu kötücül döngüsünden çıktıkça, hasta olunca mesela, hakikatin başka cephesiyle karşılaşınca farkına varır insan bu gaspın. Böyle mi olmalı hep? Bir hak elden alınınca mı hatırlanmalı? Yaşamanın başka yolları yok mu bu dünyada? Sessizlik bir temel hak değil mi?

15/06/2021 00:12
https://www.karar.com/yazarlar


Bu haber 195 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum