Lozan Barış Antlaşmasına Katılan Türk Heyeti

LOZAN DELEGELERİ İsmet Paşa (İnönü): Dışişleri Bakanı, Delegasyon Başkanı Dr. Rıza Nur Bey: Sağlık Bakanı Hasan Bey (Saka): Eski Maliye Bakanı

Lozan Barış Antlaşmasına Katılan Türk Heyeti
24 Temmuz 2019 - 10:30 - Güncelleme: 24 Temmuz 2019 - 11:44


LOZAN KONFERANSI HAKKINDA BİLGİLER 
Lozan Barış Konferansı (11 Kasım 1922–1923) Lausanne, (İsviçre), şehrinde 8 ay sürmüş ve Türk tarafının kayıtsız şartsız bağımsızlık talebi nedeniyle çetin geçmiştir. Görüşmelerde Türkiye'yi temsil eden İsmet Paşa başkanlığındaki heyetin bu başarıdaki rolü büyüktür.

Lozan Konferansına katılacak Türk Delege Heyeti 8 Kasım 1922 günü doğu ekspresiyle İstanbul'dan hareket etmiş ve 11 Kasım 1922 akşamı Lozan'a varmıştı. Türk Delege Heyeti Başkanı, Lozan yolculuğu sırasında heyet mensuplarına ilk Başkanlık Genel Bildirisini 11 Kasım 1922'de tebliğ etmişti. Bir askeri karargâh titizlik ve disiplini telkin eden bu bildiri, konferansın devam ettiği sürece heyet mensuplarının çalışma ve davranışlarını düzenleyen bir devamlı talimat niteliğindedir. Bu talimattaki öğüt, tavsiye ve direktifler bu gibi önemli konferanslara katılacak heyetler için yapılaması gereken aydınlatma ve uyarmalara güzel bir örnektir.

LOZAN DELEGELERİ 
İsmet Paşa (İnönü): Dışişleri Bakanı, Delegasyon Başkanı
Dr. Rıza Nur Bey: Sağlık Bakanı
Hasan Bey (Saka): Eski Maliye Bakanı 
DANIŞMANLAR 
Münir Bey (Ertegün): Dışişleri Bakanlığı Hukuk danışmanı
Muhtar Bey (Cilli): Eski Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı
Veli Bey (Saltıkgil): Burdur Mebusu
Zülfü Bey (Tigrel): Diyarbakır Mebusu
Zekai Bey (Apaydın): Adana Mebusu
Celâl Bey (Bayar): Eski Ekonomi Bakanı ve İzmir Mebusu
Şefik Bey (Başman): Maliye Denetleme Kurulu Başkanı
Semiyettin Bey (Başak): İstanbul Evkaf Hukuk Danışmanı
Şevket Bey (Doruker): Yarbay, Milli Savunma Bakanlığı Deniz Dairesi Müdürü
Tevfik Bey (Bıyıklıoğlu): Kurmay Yarbay
Tahir Bey (Taner): Adliye Bakanlığı Müsteşarı
Nusret Bey (Metya): Dışişleri Bakanlığı İkinci Hukuk Danışmanı
Yusuf Hikmet Bey (Bayur): Dışişleri Bakanlığı Siyasî İşler Müdürü
Zühtü Bey (İnhan): Üniversite öğretim üyesi
Fuat Bey (Ağralı): Maliye Bakanlığı Hesap İşleri Genel Müdürü
Mustafa Şeref Bey (Özkan): Dışişleri Bakanlığı Müşaviri
Şükrü Bey (Kaya): Mülkiye Müfettişi
Hamit Bey (Hasancan): Kızılay İkinci Başkanı
Cavit Bey: Eski Maliye Bakanı
Haim Nahum: Osmanlı devleti Hahambaşı, Yüksek Mühendis Mektebi (İTÜ) Fransızca öğretmeni
Baha Bey: Adliye Bakanlığı Mezhep İşleri Müdürü

BASIN DANIŞMANLARI
Ruşen Eşref (Ünaydın): Yazar
Yahya Kemal Bey (Beyatlı): İstanbul Darülfünunu Müderrisi

GENEL SEKRETER VE DANIŞMAN 
Reşit Saffet Bey (Atabinen): Devlet Şurası Azası

TERCÜMAN
Hüseyin Bey (Pektaş): Robert Koleji İkinci Müdürü

SEKRETERLER 
Ali Bey (Türkgeldi): Dışişleri Bakanlığında görevli
Mehmet Ali Bey (Balin): Dışişleri Bakanlığında görevli
Cevat Bey (Açıkalın): Dışişleri Bakanlığında görevli
Celâl Hazım Bey (Arar): Dışişleri Bakanlığında görevli
Saffet Bey (Sav): Kızılay Genel Müdürlüğünde görevli
Süleyman Saip Bey (Kıran): Dışişleri Bakanlığında görevli
Rıfat Bey: Dışişleri Bakanlığının eski memuru
Dr. Nihat Reşet Bey (Belger): Paris basın temsilcisi

İSMET PAŞANIN YAVERLERİ 
Atıf Bey (Esenbel): Süvari Binbaşı
Sabri Bey (Artuç): Süvari Binbaşı


Bu haber 111566 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Azmi Güran
    1 ay önce
    The Treaty of Lausanne was a surprising contrast to the Treaty of Sevres. The Great Powers who had been so ready to dictate terms, not only of peace but of national destruction, to the Turks now, they found themselves obliged to bow their heads. Winston CHURCHILL (1874-1965). Prime Minister of the United Kingdom 1940-1945; 1951-1955. Vol. The Aftermath of the 6 volumes The World Crisis. 1928 (p. 437) Lausanne muahedesi ve Ismet Inönü'ye dil uzatanlar, lütfen 24 temmuz 1923 ten bugüne kadar "Lausanne bizim zaferimizdir. Lausanne minderinde biz Türk milletinin sirtini tusa getirdik" diye bir yunan, ingiliz, italyan, fransiz gazetecisi, tarihcisi, tarih profesörü, iktisatcisi göstersinler. Biz Lausanne'a toprak almiya itmedik. Alacagimiz topraklari zaten almistik. Kanuni'den itibaren bol keseden verdigimiz her türlü ticari, hukuki haklarimizi teker teker geri aldik. Hemde dislerini söke söke. Lausanne'i tenkit edenlerin 98 sene akillari neredeydi? Cep telefonlariyla Inönü'ye neden söylemediler? Telefonlarini yanina almayi mi unutmuslardi? Yoksa sarj etmegi mi?