Kıbrıs Türk kültürüne Azerbaycan mefkuresinin edebi yansıması

Kıbrıs Türk kültürüne Azerbaycan mefkuresinin edebi yansıması
06 Haziran 2024 - 09:33 - Güncelleme: 06 Haziran 2024 - 09:42

Dr. Cavanşir Feyziyev*

Kıbrıs Türk kültürüne Azerbaycan mefkuresinin edebi yansıması

Özet

Oğuz Türklerinin farklı iki coğrafyada, Kafkasya ve Kıbrıs’ta yaşayan iki boyuna mensup olan Azerî ve Kıbrıs Türkleri arasındaki siyasî, sosyal ve kültürel ilişkiler çok eskiden beri mevcuttur. Ancak bu iki kardeş topluluğun esas yakınlaşması 1990’lardan sonradır. Azerbaycan’ın Sovyet Rusya’dan ayrılıp bağımsızlığını kazanmasından sonra, iki devlet arasındaki siyasî ve kültürel ilişkilerin oldukça geliştiği tartışılmaz bir gerçektir. Bu kongre makalemizde günümüze, Kuzey Kıbrıs Türk kültüründe Azerbaycan mefkuresinin edebi yansıması ve Azerî Türkü imgesinin nasıl şekillendiği tespite çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Azerbaycan, Kıbrıs, Kıbrıs Türk Kültürü, Azerî Türkü İmgesi.

 AZERBAIJAN  IMAGE IN CYPRUS TURKISH CULTURE

 Abstract

The Oghuz Turks, Azerbaijani and Turkish Cypriots live on two different geography Caucasus and Cyprus, have political, social and cultural relations in between them from the past where the main developments has began with the independence of Azerbaijan after 1990s. In this study, Azerbaijan in Cyprus Turkish culture and Azerbaijani Turkish image will be considered from past to present to determine the evolution.

Keywords: Azerbaijan, Cyprus, Cyprus Turkish Culture, Azerbaıjan Turkish Image.

1. Kıbrıs ve Azerbaycan Türklerinin Kültür-Edebiyat İlişkilerine  Bir Bakış:

Kıbrıs ve Azerî Türkleri, Batı Türklüğünün biri Akdeniz’de biri Kafkas coğrafyasında yer alan iki kardeş koludur. Konuştukları dil Türkçe’nin, Batı koluna ait olan Oğuz Türkçesi-Batı Türkçesidir.

 Batı Lehçesi-Oğuzca, XII. yüzyılın ikinci yarısı ve XIII. yüzyılın ilk yarısında oluşuma başlayan ve XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren eserler veren yazı dilidir. Selçuklulardan günümüze kadar devam eden bu yazı dili, şüphesiz Türklüğün en verimli yazı dilidir. Temelinde Oğuzca yatan Batı Lehçesi; zamanla dört ayrı lehçeye ayrılır:

 a)Türkiye Türkçesi

b)Azerbaycan Türkçesi

c)Türkmen Türkçesi

ç)Gagavuz Türkçesi

Azerbaycan Türkleri, XI. yüzyıl sonlarında İran, Azerbaycan, Kuzey Irak ve Doğu Anadolu’yu fetheden ve bu yerlere yerleşen Oğuzların torunlarıdır. Batı lehçesi bölgesinin doğu kesimlerine yerleşen Azerî Türklerinin önce ağızlarında başlayan farklılıklar, sonradan kuzeyden gelen Kıpçakların ve İran’da yaşayan İlhanlıların etkisiyle artmıştır ve yazıya geçilince de bu lehçe Azerbaycan Türkçesi adını almıştır. Bugün Avrupa ve Balkanlar’da Türk lehçelerini dikkate aldığımız zaman, Türkiye Türkçesi’ne en yakın dil Azerbaycan Türkçesi’dir. (Saraçoğlu, E. “Kıbrıs Ağzının Azerbaycan ve Gagavuz Türkçeleriyle Olan Fonetik Benzerlikleri.” Dil-Edebiyat ve Folkloruyla Kıbrıs Türk Kültürü, Lefkoşa: Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği.(2013)

 Kıbrıs ağzı, Türkiye Türkçesi başka bir deyişle, şive ile Anadolu Lehçesine bağlıdır. Kıbrıs ağzında Türkiye Türkçesi’nde yer alan özellikler görülür. Bu durum, 1571’de Osmanlı’nın Kıbrıs’ı fethetmesinden başlar ve Anadolu’nun çeşitli yörelerinden gelen atalarımızın ağız özelliklerini Kıbrıs’ta da yaşatmalarından doğar. (Saraçoğlu, s.139).  

Kıbrıs Türklerinin, Azerbaycan coğrafî bölgesinden ve Azerî Türklerinden Azerbaycan’ın bağımsızlığına kavuştuğu 1990’lardan sonra değil, çok önceleri haberdar olduklarını biliyoruz. Kıbrıs’ın ilk Türk gazetecisi olarak kabul edilen isim Ahmed Tevfik Efendidir. Onun da, Kıbrıs Türk gazetecilik ve edebiyat yaşantısında XX. yüzyılın başında yer alan Ahmed Raik Efendi’nin de 1900’lü yıllarda Tiflis ve Kafkasya coğrafyasında çıkan dergilere yazı yollaması Kıbrıs Türkleriyle bu bölge Türklerinin daha o dönemde irtibatta olduklarının bir kanıtıdır.

 Kıbrıs’ın İngiltere’ye kiralanması, I. Dünya Savaşı’nda İngiltere’nin adayı tek taraflı ilhak edişi, I. ve II. Dünya Savaşı sırasında Kıbrıs’ta yaşanan ekonomik koşullar, 1955’lerde başlayan EOKA saldırıları, 1963 Kanlı Noel olayı, 1967-68 olayları ve 1974 Mutlu Barış Harekâtı, Azerbaycan’ın ise kurduğu devletin yıkılıp yerine Rus Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinin kurulması iki ülke ve bölge arasındaki ilişkileri geçici bir sekteye uğratmıştır. Kıbrıs ve Azerbaycan’ın tarihî-siyasî konjonktürde bazı benzer yönleri olduğunu söylemek de mümkündür. Her iki ülkenin aynı ırktan olması, aynı dine mensup oluşu, farklı lehçelere sahip olsa dahi, kullandıkları dilin Türkçe olması şüphesiz en önemli benzerlikleri ihtiva eder. Kıbrıs Türkleri, 1878-1960 yılları arasında İngiltere, Azerbaycan Türkleri ise 1801-1991 yılları arasında Çarlık Rusya’sı ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB)’nin hegemonyası altında yaşamışlardır. Bu tarihlerde Kıbrıs Türkleri, kısmî olsa da, İngilizlerin ancak ağırlıklı olarak Rumların, Azerî Türkleri ise Rusların ve Ermenilerin baskısına uğramış, katledilmiş, binlerce şehit vermiş ve yaşadıkları topraklardan da göç etmek zorunda kalmışlardır. Her iki ülke  gerek bağımsızlık sürecinde maruz kaldıkları insanlık dışı muameleler, gerekse bağımsızlıklarından sonra Türkiye’den aldıkları destekle birbirleriyle tam manasıyla örtüşür. Hem Azerbaycan hem de Kıbrıs Türklerinin yaşadıkları bu ortak kader Türkiye Cumhuriyeti’nin müdahalesiyle son bulmuştur. Azerî Türklerinin çektiği acılara Osmanlı Devleti Kafkas İslâm Ordusu vasıtasıyla, 1918 yılında son verirken, Kıbrıs Türklerinin çektiği acılara da 1974 yılında gerçekleştirdiği Mutlu Barış Harekâtı ile son vermiştir. Her iki ülkeyi – hem Azerbaycanın, hem Kıbrısın bağımsızlığını tarihte tanıyan ilk ülkenin Türkiye oluşu yine iki kardeş ülkemizin birbirine benzer yönlerini ortaya koyar.

 Hülâsa her iki ülke ilişkileri tüm bu sebeplerden dolayı gecikmeye uğramış, ancak 1983’te KKTC’nin, 1991’de de Azerbaycan’ın bağımsızlıklarını ilân etmesiyle birlikte iki taraf arasındaki ilişkiler canlanmıştır.

Bu ikili ilişkiler özellikle sosyo-kültürel bakımdan oldukça gelişmiştir. Karşılıklı olarak üniversitelerde düzenlenen çeşitli bilimsel toplantılar (konferans, sempozyum, vs.) etkinlikler, resmî olmayan spor müsabakaları, çeşitli folklor şenliklerinin düzenlenmesi, tertiplenen şiir-edebiyat şölenleri, KKTC üniversitelerinde eğitim gören Azerî öğrenciler, küçük ölçekli turizm ve sanayi fuarları, her iki ülke arasındaki ilişkileri-bağı güçlendiren unsurlardır.

 Ülkelerimiz arasında siyasî bir bağlantı kurulmazdan daha önce edebiyat ve kültür üzerine manevi bağ oluşmuş, Azerbaycan’ın bağımsızlık hareketi milliyetçi Kıbrıs Türk şairlerinin kalemini harekete geçirmiş, kardeş Kıbrıs edebiyatında bayrak, kardeşlik, ırkdaşlık ve Hocalı Katliamı’nı işleyen şiirler yazılmıştır. Bu konuda aklımıza gelen ilk isim Kıbrısname I, Kıbrısname II ve Kıbrısname III adlarıyla şiir kitaplarını çıkaran şair Fikret Kürşad’dır.

F.Kürşad “Can Azerbaycan” başlıklı şiirinde Hocalı Katliamı’nı anlatır. Azerbaycan’a milliyetçi bir gözle bakan bir başka Kıbrıs Türk şairi ise Kubilay Beliğ’dir. Beliğ de, “Kır çiçekleri” adlı kitabında “Bakü sokakları” adlı şiiriyle Azerbaycan’a milliyetçi duygularla yaklaşır. Azerbaycan imgesinin yer aldığı bir başka şiir kitabı da Altay Burağan’ın “Yelken açtım özlemlere” adlı eseridir. Yine bir başka Kıbrıs Türk şairi Mustafa Ahmet Dolmacı’nın “28 Ocakta patladı coştu volkan Esir yaşamaktansa yansın kül olsun Vatan” adlı eserinde Azerbaycan imgesine rastlamaktayız. Dolmacı, “Azerbaycan’da Olaylar” başlıklı şiirinde Hocalı Katliamı’nda yaşananları anarken, kardeşlik, Türklük ve milliyetçilik duygularını derinden hissettirir. Kıbrıs Türk Basını’nda da Azerbaycan imgesi özellikle gezi yazılarıyla dikkat çeker. Filiz Besim, Emete İmge ve Bülent Dizdarlı gibi yazarların Azerbaycan ile ilgili kaleme aldığı gezi yazılarında Azerî coğrafyası, insanı ve iç yaşantısı, kültürel ve tarihî yapısı, ekonomisi, Kıbrıs Türkleriyle benzer yönleri gibi konular hakkında bilgiler verilir. Kıbrıs Türk Edebiyatı’nda Azerbaycan temalı çeşitli bilimsel makaleler de kaleme alınmıştır. Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın duayen isimlerinden Harid Fedai’nin Kıbrıs-Azerbaycan ilişkilerini taçlandıran iki makalesi dikkate değerdir. Bunlar: “Nasreddin Hoca Fıkralarının Kıbrıs ve Azerbaycan’daki benzerlikleri” (2008), “Kıbrıs’ta operet çalışmaları ve Azerbaycan’dan iki eser” (2004) adlı çalışmalardır.

Kıbrıs Türk Kültür ve Edebiyatı’nın Azerbaycan’daki Yansıması:

Kıbrıs Türk kültüründe Azerbaycan imgesinin işlendiği gibi Azerbaycan’da da Kıbrıs Türkü imajı-imgesine, dolayısıyla bir kültür mübadilesine rastlanmaktadır. Azerbaycan’ın ünlü muhacir yazarlarından Albay Dağlı’nın kaleme aldığı “Albay” (1975) adlı piyesi ilk akla gelen eserler arasındadır. Piyes Kuzey Kıbrıs’ta şehit olan Albay İbrahim Karaoğlanoğlu’nun ve tüm Türk şehitlerinin aziz ruhlarına ithaf edilmiştir. Eser 3 perde ve 7 sahnedir. Albay Dağlı’nın bu piyesi Kuzey Kıbrıs olaylarının tarihini yaşatan bir eserdir ve gençlerin vatanseverlik, askerî yurtseverlik eğitimi açısından faydalı bir kaynaktır.

Ahmed Şahidov’un “Sıfır noktası” (2013) adlı romanında ise Türk dünyasından özellikle de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden bahsedilir. Şahidov’un romanındaki baş kahraman Azad adlı gençtir. Azad, romanın ana hattını teşkil eder. Roman’da, Azad’ın eğitim için Kuzey Kıbrıs’a gönderilmesi, eğitimini tamamlayarak sosyal faaliyetlerini Kuzey Kıbrıs’ta sürdürmesi ve Kıbrıs politikasına girmesi anlatılır. Roman’ın muhteviyatını, yakın geçmişteki tarihi geleceğe öyküleyerek senaryo kuran yazar, Azerbaycan’ın işgal edilen topraklarına kavuşması, Güney Azerbaycan’ın bağımsızlık kazanması, Kuzey ve Güney Kıbrıs’ın birleşmesini eser boyunca arzu eder. Yazar, bu birleşmede de üstünlüğün Kıbrıs Türklerinin elinde olmasını arzulamaktadır. Eserde dikkat çekici bir nokta da eserin baş kahramanı Azad’a, Kıbrıs sevgisi ve Denktaş hayranlığının yüklenmesidir. Azad, DAÜ rektörüyle olan görüşmesinde Kıbrıs sevgisi ve Denktaş ile tanışmalarını şöyle anlatır: 

“-Kıbrısa sevginizi merak ettim, neredendir bu kadar bağlılık Yavru Vatana acaba?

-Evet, ilk defa geldiyime rağmen burayı çok seviyorum, -Azad çaydan bir qurtum içib söhbətə başladı.- Üç sene bundan önce İstanbulda bir uluslararası konferans düzenlenmişdi, rahmetlik Rauf Denktaş da oraya katılmıştı. Ben Rauf Denktaşın karşısında bir konuşma yapmak şerefine nail oldum ve konuşmamı bitirer bitirmez Denktaş beni kucaklayıp öpdü ve bana nereli olduğumu sordu. Azerbaycandan, Baküden geldiyimi söyledim. Dedi ki, sen Kuzeylisin, Kuzey Azerbaycandan, ben ise Kuzey Kıbrıstan. Benim soyadımın Babayev olduğunu görünce bana Kuzey soyadını götürmeyimi söyledi. O günden  ben de Azad Kuzey olarak kendimi tanıtdırmaya çalışıyorum.

-Güzel, çok etkilendim, Azad bey. Azad Kuzey de size çok yakışmış. DAÜ olarak, sizi Azad Kuzey olarak alıyoruz sıralarımıza.” (Ahmet Şahidov, 2013, s.141).

 Azerbaycan’da Kıbrıs konulu yayımlanan diğer eserler arasında; Ali Şamil’in “Tanıdığım insanlar” (2000), “Kuzey Kıbrıs” (Ben böyle gördüm) (2001), Rzayeva Melahet’in, “Türkün bitmeyen savaşı” (2003) vs. zikr edilebilir.

Azerbaycan’da Kıbrıs ile ilgili yazılan  bilimsel yazılar ise şöyledir: İsmayıl Veliyev’in, “Kıbrıs Yazarı İsmail Bozkurt’un Romanlarında İnsan Konusu” (2002), Rizan Genberov’un, “Azerbaycan Basınında KKTC” (2010).

Bazı Kıbrıs Türk Edebiyatı eserleri de Azerbaycan’da Azerî Türkçesine çevrilerek yayımlanmıştır. Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın usta kalemlerinden araştırmacı yazar İsmail Bozkurt’un “Belki de bir gün” (2004), “Yusufçuklar oldu mu?” (“Mandarinlər yetişdimi?) (2005) adlı romanları Azerbaycan diline çevrilirken, Şevket Öznur’un “Bir Lefkoşa Gecesi” (2005), Orkun Bozkurt’un “Sevgi Savaşcısı” (2005), Altay Burağan’ın, “Sevgi Yağmurları” (2005), Bülent Fevzioğlu’nun, Bir Suyun Aynası (2005), Beste Sakallı’nın “Sevda Hatırına” (2006), Mustafa Çelik’in, “Sevgi Sessizliği” (2006) adlı şiir kitapları Azerî Türkçesine çevrilip neşredilen eserler arasında yerini alır.

Kıbrıs Türk kültüründe Azerbaycan imgesi özellikle 90’lı yıllardan sonra kendini gösterir.

 Şimdi Kıbrıs Türk kültüründe Azerbaycan temalı şiir ve yazıları sıralayabiliriz. 

2. Kıbrıs Türk Şiirinde Azerbaycan İmgesi:

Kıbrıs Türk şiirinde Azerbaycan imgesi; bayrak, kardeşlik, ırkdaşlık, Türklük ve Hocalı katliamı gibi temalarla işlenmektedir. Fikret Kürşad’ın “Kıbrısname II” adlı eserindeki “Can Azerbaycan” başlıklı şiirinde bayrak, kardeşlik, Türklük, Hocalı Katliamı gibi meselelere vurgu yapılır:

Azerbaycan, Azerbaycan; bağrın  yaralı mı a can?

Babamın öz kardeşidir, senin baban benim amcam.

Yahşi değil midir halin, vatanına girmiş zalim

Senin yüreğin dağlansa, benim kavrulur ciğerim.

Ayni milletten kardeşiz, Türklük denizinde eşiz.

Babamız anamız ayni, vallahi biz öz kardeşiz.

Hürriyeti tadamadan, seni gafil avladılar,

Bugünün yarını olur, hiç hesaba katmadılar.

Karabağ bahtı karadır, bugünkü hali yaradır.

Karanlık gece sonunda güneşin doğuşu vardır.

Unutma can Azerbaycan, sen yüce bir millettensin,

Birlik, dirlik ol Azerim, sen dağları delendensin.

 Karanlık günler bitecek, Azerbaycan yücelecek.

Türkler bir araya gelip kıtalara hükmedecek.

İnanç kadar güçlü bir şey bu dünyada bulunmuyor.

Türk birliğine inananlar geleceğe ilerliyor.

Dünya denen bu mekanda, güçtür tek olan hükümdar.

Gücün varsa hakkın vardır, gerisi hepsi yalandır.

Mecbursun güçlü olmaya tarihin böyle söylüyor.

Coğrafyan ayağa kalkmış, güç, güç diye haykırıyor.

Kıbrıstan selamlar olsun, yarınların aydın olsun.

Anamdan gardaşsın bana, esir illerim kurtulsun!

Azeri gardaşlarımız vatanında huzur bulsun!

 (Kürşad, s.170).

Mustafa Ahmet Dolmacı’nın “28 Ocakta  patladı coştu volkan Esir yaşamaktansa yansın kül olsun Vatan” adlı eserinde “Azerbaycan’da olaylar” başlıklı şiirde Azerbaycan imgesi geniş yer alır. Şiirde Hocalı Katliamı anlatılırken Türklük ve kardeşlik mevzusuna  yer verilir:

Saldırıya uğradı canımız Azerbaycan

Ermeniler saldırdı çokları oldu candan

Damarlarda dolaşan hepimiz aynı kandan

Bizim öz yurdumuz feda olur mu vatan?!

Göçebe oldular, kalmışlardı meydanda

Çareleri kalmadı yaşıyorlar çadırda 

İnsaf, merhamet yazmaz düşmanın kitabında

İnsan hakları varmış bu yirminci asırda

Kıbrıs Türkü, Azeri hepimiz bir milletiz,

Bu dengesiz dünyada böyle mi çekeceğiz 

Hepimiz birleşip el ele vereceğiz

Varlığımız kurtulsun yoktur başka çaremiz!

 (Dolmacı, s.44).

Azerbaycan imgesine Hasan Şefik Altay’ın, şiirlerle “Kutsal savaş ve direnişimiz” adlı eserinde de rastlarız. Eserde, İsmail Durmuş Albayrak’ın kaleme aldığı “Kıbrısım” başlıklı şiirde   Azerbaycan ve diğer Türk devletlerine vurgu yapılır:

Albayrak, hürriyet, hür vatan gibi,

Sakarya, Plevne, Çaldıran gibi,

Kırım, Azarbeycan, Türkistan gibi,

Yaman imiş aşkın, yaman Kıbrıs’ım. (Altay, 1971, s.73).

Kubilay Beliğ’in “Kır çiçekleri” adlı eserinde, “Bayrak” başlıklı şiirinde Azerbaycan imgesi işlenir ve bayrak  mevzusu yüceltilir:

Göklerde şanla dalgalanırsın, canımdasın.

Bir milletin var olmasının sırrı sendedir.

 Sensiz hayat bu dünyada olmaz, kanımdasın,

Şânım, şeref ve haysiyetim hep sayendedir.

Sen dalgalandığında güler milletin yüzü.

‘Bir bayrak isterim ki çıkıp asla inmeyen.’

Bayrak için bu en ulu, en muhteşem sözü,

Dünya’da ilk Resulzâde olmuştu söyleyen!

(Beliğ, 2007, s.8)

Kubilay Beliğ’in “Bakü sokakları” başlıklı şiirinde ise Azerbaycan imgesi Türkçü-milliyetçi duygularla şöyle ifade edilir:

Masal ülkesidir dendi dört yanı

Ömrümce hep duydum o heyecanı.

Hep hayal ederek Azerbaycan’ı

Yaşamak istedim, ümit bağladım

Sabahladım Bakû sokaklarında.

Azerbaycan dense hayal kurardım 

Gözlerimi kapar neler görürdüm

Dalar masal alemine girerdim

Eski hayallerle gezdim yürüdüm

Sabahladım Bakû sokaklarında.

Bitmemiş bu yurdun çilesi, yası 

Hışmını kesmemiş Moskof ayısı

Artmış eksilmemiş korku havası

Bu kâbus rüyayı yaşadım durdum

Sabahladım Bakû sokaklarında.

Moskof’u yine hırs, öfke bürüdü,

Tankını, topunu Bakû’ye sürdü.

Tank yol değil, insan üste yürüdü.

Bu vahşetin dehşetiyle yürüdüm

Sabahladım Bakû sokaklarında.

 Kan akar çeşmeler açamıyorum

Tanrım, kana kana içemiyorum

Önüm ardım ateş, geçemiyorum

Bu baht çıkmazına nasıl uğradım

Sabahladım Bakû sokaklarında.

Ruhundaki o hür amaçlarıyle

Kalbinde kül tutmaz kor ateşiyle

Kanlara bulanmış ak saçlarıyle 

Ateşoğlu Âzerî’yi aradım

Sabahladım Bakû sokaklarında.

Karabağ’da Moskof tuttu elini

Girdi yaktı, yıktı, kesti Ermeni.

Kara kara düşündürdü bu beni...

Tanrım bu kadarı da olmaz dedim

Sabahladım Bakû sokaklarında...

Yerlere yığılmış dövünür anne

Ali’m dönmeyecek artık evine.

Döve döve bağrın çürütmüş nine 

Tanrım neler gördüm, neler izledim

Sabahladım Bakû sokaklarında.

Doğan gün mü, yoksa dağlar mı yandı

 Ufuk baştan başa kana bulandı.

Azatlık Meydanı mahşere döndü...

Ağlaşan ruhları duydum sızladım,

Sabahladım Bakû sokaklarında.

Bana neler diyor, benden ne ister

Her köşe başında gelen akisler.

Can can Azerbaycan diyordu sesler

Karanlığı şöyle süzdüm aradım

Sabahladım Bakû sokaklarında.

Bir sabır diledim hiç tükenmiyen 

Manevi güç dedim gölgelenmeyen.

Bir bayrak düşündüm çıkıp inmeyen,

Resulzâde, Ekrem dedim ağladım

Sabahladım Bakû sokaklarında...

Bu güzel insanlar yurdu, diyarı

 Bitmiyor çilesi, nedir esrarı.

Nedir bu durmayan Kızıl rüzgârı

Kalbimi bu kızıl korla dağladım

Sabahladım Bakû sokaklarında.

Görünce bu yurdum insanlarını

Dedim parlak olacaktır yarını.

Mutlak saracaklar yaralarını...

Buna tüm kalbimle ümit bağladım

Sabahladım Bakû sokaklarında. (Beliğ, s.134-136).

Altay Burağan’ın, “Yelken       açtım  özlemlere” adlı eserindeki “Bakı’dayım  bu gece” başlıklı şiirinde de Azerbaycan imgesine yer verilir.

Şiirde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den bahsedilir: Hazar’dan renk vurmuş yüzüne Bakı, 

Bir yanıp bir sönmededir gözlerin.

 Esen yelin kokusunda sitem var,

Bir kır bir övmededir sözlerin.

Azadlık’tan uzansam Apşeron’a,

 Yine dönüp bakacağım ardıma.

Unut desen hatıralar bırakmaz,

Yine koşup sensin gelen yardıma.

Kadeh kaldırmıştım sevdalılara,

Umut bağlamıştım güzel günlere.

 Hep ara, hep dolaş, mecnunlar gibi,

Hasret kaldım deliksiz gecelere.

Bakı’nın ağlayan gülüne baktım,

Kırmızıyla seherlere uyandım.

 Rüzgâr değil döken gözyaşlarımı,

Meydanların matemine uzandım.

Bakı’dayım bu gece, yürüyorum,

Geri dönüşsüzüm, gurbetlerdeyim.

Bir hayale adadım yüreğimi,

Umutsuz, kırılgan, hasretlerdeyim.

Hazar’ın önündeyim, üşüyorum,

Ayaz fena vurmuş, bende değilim.

Sevda kervanları epey yol aldı,

Aradım kendimi, sende değilim.

Bakı’dan Gence’ye ta Masallı’ya,

Uzanır ırmaklar, uzanır yollar.

 Sevgi yurdu yalnız yürekmiş derler,

 Öyleyse kırılsın ayaklar, kollar.

Bu gece de Bakı’dayım, suskunum,

 Gün, gonca gül olmuş, açacak gibi.

Seni yitirdikten hemen sonra da,

Yüreğim çok gitmez, duracak gibi.

(Burağan, 2008, s.49-50).

 

3. Kıbrıs Türk Basınında Azerbaycan İmgesi:

Azerbaycan imgesi Kıbrıs Türk şiirinde olduğu gibi, Kıbrıs Türk Basını’nda da yerini almaktadır. Kıbrıs’ta Azerbaycan ve Azerî Türkü imgesini Filiz Besim’in “Yeni Düzen” gazetesinde tefrika ettiği “Külekler şehri” ve “Kafkaslardaki büyü” başlıklı yazılarda görmekteyiz. Filiz Besim, Azerbaycan gezisini bu yazılarında bize nakl ediyor. Azerbaycan gezisi, onda hem Azerbaycan hem de Azerî Türkleriyle ilgili bazı izler bırakmıştır.

Filiz Besim “Yeni Düzen” gazetesinde “Külekler Şehri…” adlı yazısının başında  Azerbaycan’ın başkenti Bakü’nün önemli bir kültür ve tarih kenti olduğunu ifade eder:

  “Kafkasların en büyük şehri, Azeri diyarı Bakü’deyiz. Hazar Deniz’inin batısında önemli bir kültür ve tarih başkentindeyiz.” (Besim, 16 Kasım 2010, s.17).

Filiz Besim gezisinde ona eşlik eden Azerbaycanlı arkadaşını göçmen olarak niteler ve Kıbrıslıların da tıpkı onun gibi bir göçmen olduğunu söyler. Filiz Besim aslında geçmişte Kıbrıs ve Azerbaycan’da yaşanan siyasî olayları birbirine bağlar ve aynı ortak kaderi paylaştıklarına vurgu yapar:

 “Bu Azerbaycan gezimizde, Azeri bir arkadaşımız eşlik ediyor bize… Gürcistan-Ermeni sınırında yaşamış, ancak 1989’da’ki Ermenistan Azerbaycan savaşında Ermenistan’dan göç etmek zorunda kalmış bizim gibi bir başka göçmen… Öyle zengin bir kültür ki… Ve öyle çok acı var ki… Ve öyle çok anlatacak hikâye…” (Besim, s.17).

Besim, aynı yazısında Kıbrıs ve Azerbaycan’daki dinî benzerliğe de dikkat çeker:

“Azerilerde Bayram kutlansa da, bayramın çok farkında değiller aslında... Din ile ilişkileri aynı biz Kıbrıslı türkler gibi… Kulla Tanrı arasında olan bağlılık… Buralarda başörtülü kimseyi henüz görmedim.” (Besim, s.17).

Filiz Besim “Yeni Düzen” gazetesindeki “Kafkaslardaki  büyü” başlıklı ikinci gezi yazısında da Azerî Türklerinin, Türklere ve Kıbrıs Türklerine olan sevgisine vurgu yapmaktadır:

“Oralarda Türkleri gören Azerilerin çok popüler bir söylemi var. Bir zamanlar Haydar Aliyev’in kullandığı bir cümle… “İki bayrak bir millet…” Türklere hayran bir milletin bu söylemi çok içten söylediğini hissede bilirsiniz. Ve Kıbrıslı türkleri de çok seviyor Azeriler… Ben o söylemi geliştiriyorum: “Üç bayrak bir millet…” Bu ifadem Azerbaycandan olan kardeşlerimin yüreğinden haber veriyor ve çok hoşlarına gidiyor.” (Besim, 23 Kasım 2010, s.8).

Filiz Besim bu yazısında Azerbaycan’ın diğer şehirleri olan Şeki ve Gence’yi de şu şekilde değerlendirir:

“Yüzyıllar boyu göçlere tanıklık etmiş bu şehirler arasında beni en çok etkileyenlerden biri Şeki… Şekiye girdiğim andan itibaren yüzyılların sırrını içinde barındıran otantik yapı beni esir alıyor. Şehir hanlar ve kervansaraylarla dolu… Çok iyi restore edilmiş ve korunmuş bu yapıları otel ve restoran olarak kullanılıyorlar.

Ve Gence… Azerbaycan’ın Bakü’den sonra ikinci büyük şehri… 2000 yıllık bir şehir… Nizami Gencevi’nin 1140-1209 yılları arasında yaşadığı şehir… “Leyla ile Mecnun”, “Sırlar Hazinesi”, Hosrov ile Şirin, “Yedi Güzel” ve İskendername gibi yüzyıllara mal olmuş klasiklerin yazarı… Nice özlü-sözü hala dillerde Nizami’nin:

Dünyanın damarını kim tutsa İsa gibi,

İnsaf ve adalet ile olur dünya hakimi,

Dünyaya fatih olmaz zülüm ile rezalet,

Yer yüzünün fatihi adalettir, adalet!” (Besim, s.8).

Azerbaycan imgesine bir başka Kıbrıs Türk kadını Emete İmge’nin “Halkın Sesi” gazetesinde yazdığı gezi notlarında da rastlarız. Emete İmge’nin “Rüzgârlar Şeheri: Bakü (1)” ve “Bu kez farklıydı… (Bakü Gezi Notları 2)” başlıklı yazılarında Azerbaycan izlenimlerini bize aktarır. Emete İmge, “Rüzgârlar Şeheri: Bakü”  adlı yazısında  Azerbaycan insanı hakkında bize şunları söyler:

“ Azeri türkleri Kıbrısı candan seven dost insandırlar. Bakü’de kendinizi yalnız hissetmezsiniz, nereye giderseniz gidin, Türk olduğunuz anlaşılınca sevgi gösteriyorlar. İranlılar gibi islamın şiye koluna ait olmalarına rağmen Azeriler, Kıbrıslı Türkler gibidirler. Sovyet döneminin etkisiyle kapanan pek çok cami Cumhuriyet döneminde yeniden faaliyete başlamış. Anladığım kadarıyla, Azerbaycan’da camiler çoğunlukla defn işleri için kullanılıyor. Bakü’de kadınlarla ilgili bakanlık yok ama Azeri kadınını güçlendirmek için bir daire var. “Bakü’lü kadınlar” genellemesi çok doğru olmasa da modern Bakü’nün kadınlarının özgür ve güzel olduklarını belirtmem gerek.

Azeri Türkçesi’nin kendisi  zaten Bakü’lülerle aramızda sıcacık bir bağ oluşmasına yardımcı olan, kanınızı kaynatan bir unsurdur. Türkiye’li sahibi olan Mozart restorantın bahçesinde yemek yerken karşımdaki mağazanın tabelasında popstar Tarkan’ın resmi vardı. Gülümseyerek okuduğum berber dükkanı tabelasının objektifime takılmasına engel olamadım.” (İmge, 28 Mart 2011, //www.medyamerkezi.org/detay.asp?a=23214).

Emete İmge, Halkın Sesi gazetesinde yazdığı “Bu kez farklıydı… (Bakü Gezi Notları 2)”, başlıklı yazısının sonunda da dört günlük Azerbaycan seyahati izlenimlerini bize şöyle özetlemektedir:

“Dört günlük Bakü ziyaretimin içi dolu-doluydu. Sokaklardaki ayak izlerim, gençlerle paylaştığım bilgi ve deneyimlerim ile pasaport kontrolünde kameraya bıraktığım gülücük Bakü’de kaldı. Orada gördüklerimi, duyduklarımı ve deneyimlediklerimi ise “yolcu beraberi” ülkeme getirdim. Bir de,  masamın üzerindeki, Nevruz’un sembolu  “çimlenmiş buğday” tabağı ve  kulaklarımdaki Azeri cazı..” (Emete İmge, 17 Mart 2011, s.21).

Kıbrıs Türk Basını’nda Azerbaycan imgesinin yer aldığı bir başka gezi yazısı da Bülent Dizdarlı’nın yine “Halkın Sesi” gazetesinde kaleme aldığı “Azerbaycan Respublikası ve Payidahtı Bakü” adlı yazıdır. Bülent Dizdarlı, Azerbaycan gezisini kaleme alırken Azerbaycan’ın tarihine, dünyadaki konumuna, sosyo-kültürel durumuna, ekonomik yapısına, siyasî duruşuna ve iç yaşantısına kadar izlenimlerini değerlendirir.

Dizdarlı, Azerbaycan’daki kılık kıyafet meselesi ve kadın durumunu değerlendirir. Damak tadlarının da Kıbrıs Türklerine çok yakın olduğunu vurgular:

“Kılık kıyafet son derece  modern. Tüm Bakü’de başı kapalı yalnızca bir kadın gördüm. Kadınlar  şık ve  güzel takılar takmayı adet edinmişler. Erkekler de zamana çok uygun son moda kıyafetleri tercih ediyorlar. “Azad Kadın” heykelinden bu nedenle büyük gururla bahsediyorlar. 1920 yılında Azeri kadınının çarşaftan kurtuluşunu simgeleyen bu heykeli herkese, önemli bir  meydanda, gururla gösteriyorlar.

Damak tatları bize çok yakın. Burada da, yuvarlak sarılmış etli yarpak dolmasını, hatta sucuk adlanan ceviz macununu  bulabilirsiniz. Ancak Azerbaycan’da iseniz gözlemeyi andıran “Qutab”ı, “Kete”yi,  Hazar Denizi’nden  çıkan ve siyah havyarın kaynağı olan  “Asetrin balığını” tatmadan dönmeyiniz.” (Dizdarlı, 22 Nisan 2009, s.11).

Dizdarlı, bu yazıda Azerbaycan’daki Kıbrıs Türklerinin durumuna da temas eder ve KKTC Dışişleri Bakanlığı’na bir de uyarıda bulunur: 

“Son olarak, biraz da biz Kıbrıslı Türklerin Azerbaycan’daki durumundan bahsedelim. Burada,  akademisyenlerimizin Azerbaycan’ın gelişimi hakkında hazırladığı raporlar çok tutuluyor. Bu  nedenle de sık sık davet alıyorlar. İş  hayatında da , ünlü müteahhitimiz Efruz bey, yaptığı güzel  binalar ile Bakü’nün gelişiminde yerini alıyor. Hatta temsilciliğimizin taşındığı yeni bina da ona  ait. Temsilciliğimiz deyince, Dış İşleri Bakanlığı’mıza bir uyarı yapmak istiyorum. Bırakın öyle iş ola  sağa sola  temsilcilik açmayı. Bakü’deki temsilciliği araç ve personelle donatın. Emin olun bize en yakın yer Ankara’dan sonra Bakü ve orada  prestijli gözükmemiz çok  önemli.” (Dizdarlı, s.11).

Sonuç

Azerbaycan ve Kıbrıs Türkleri arasında siyasî, sosyal ve kültürel ilişkiler eskiden beri mevcuttur. Günümüzde Azerbaycan ve KKTC arasındaki ilişkiler Kıbrıs Türkü’nün varlığının dünya siyasî sahasında devlet olarak tanınmaması bakımından beklenen seviyeye gelememiş, daha ziyade sosyo-kültürel boyutlarda kalmış ve edebi-kültürel yönde gelişmiştir. Bu ikili ilişkiler esas gelişimini Azerbaycan’ın 1991’de bağımsızlığını kazanmasıyla göstermiştir. Kıbrıs Türk kültür ve edebiyatında Azerbaycan imgesi işlendiği gibi Azerbaycan kültür ve edebiyatında da Kıbrıs imgesi geniş şekilde yerini almıştır. Her iki ülkede siyasî bir bağlantıdan daha öte   karşılıklı bir kültür bağlılığı söz konusudur.

Azerbaycan’ın bağımsızlık hareketi milliyetçi Kıbrıs Türk şairlerinin kalemini harekete geçirmiştir. Bu bağlamda Azerbaycan imgesi özellikle 1991’den sonra Kıbrıs Türk şiirindeki yerini alırken; bayrak, kardeşlik, ırkdaşlık ve Hocalı katliamı gibi temalar işlenir. Kıbrıs Türk Basınında ise Azerbaycan imgesi bazı gezi yazıları ile dikkat çeker. Bunun yanında çeşitli bilimsel toplantı ve uluslararası dergilerde Azerbaycan temalı makaleler kendini göstermiştir ki, tüm bunlar Azerî imgesi-imajı oluşturmuş, Azerbaycan mefkuresinin edebi yansıması olarak Kıbrıs Türk kültür ve edebiyatındaki yerini almıştır.

KAYNAKLAR

Kitaplar:

  1. Altay H. Ş. Şiirlerle Kutsal Savaş ve Direnişimiz, Lefkoşa: Halkın Sesi Matbaası, 1971.
  2. Beliğ K. Kır çiçekleri, Lefkoşa: Ajans Yayınları, 2007
  3. Burağan A. Yelken Açtım Özlemlere, Lefkoşa: Gökada Yayınevi, 2008
  4. Dolmacı M.A. 28 Ocakta patladı coştu volkan Esir yaşamaktansa yansın kül olsun Vatan, Lefkoşa yayınları
  5. Keser N. Sanat Sözlüğü, Ankara: Ütopya Yayınları, 2005
  6. Kürşad, F. Kıbrısname II, Lefkoşa: Ajans Yayınları.(2009)
  7. Saraçoğlu, E. “Kıbrıs Ağzının Azerbaycan ve Gagavuz Türkçeleriyle Olan Fonetik Benzerlikleri.” Dil-Edebiyat ve Folkloruyla Kıbrıs Türk Kültürü, Lefkoşa: Kıbrıs Türk Yazarlar Birliği.(2013)
  8. Şahidov, A. (2013). Sıfır Noktası, Bakü: “OL” MMC, 2013
  9. Turhan, T. “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Azerbaycan İlişkileri.” AUHFD, 60 (1) (2011): 175-196.

Gazeteler:

  1. Besim F. “Külekler Şehri.” Yeni Düzen, 16 Kasım 2010
  2. Dizdarlı B. “Azerbaycan Republikası ve Payidahtı Bakü.” Halkın Sesi, 22 Nisan 2009: 11.
  3. İmge E. “Bu kez farklıydı (Bakü Gezi Notları 2).” Halkın Sesi, 17 Mart 2011, s.20-21.

*Dr. Cavanşir Feyziyev
Azerbaycan-KKTC Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı, Azerbaycan Cumhuriyeti Milli Meclisi Milletvekili

NOT: Dr.Cavanşir Feyziyevin bu makalesi 4-6 Temmuz 2024 tarihinde KKTC - Girne’de düzenlecek olan “Uluslararası Multidisipliner Çalışmalar ve Küresel Uygulamalar” Kongresi kitabından alınmıştır.
Müellifin Kuzey Kıbrıs'a dair bilimsel araştırmalarını okumak için https: www.izdas.org.girne sitesine ve ya [email protected] mail adresine başvurabilirsiniz.


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Günün Başlıkları