KAFASI KARIŞIK BİR ADAM: İSMET ÖZEL - Prof. Dr. Nurullah Çetin

KAFASI KARIŞIK BİR ADAM: İSMET ÖZEL - Prof. Dr. Nurullah Çetin
06 Temmuz 2020 - 16:06

KAFASI KARIŞIK BİR ADAM: İSMET ÖZEL
Prof. Dr. Nurullah Çetin
 
İsmet Özel adlanan bir kişi, alttaki videoda görülen TRT 2 kanalında yaptığı bir programda Rüştü Onur’un “benden zarar gelmez kovanındaki arıya, yuvasındaki kuşa” mısraı ile Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirinde geçen “Seni selamlamadan uçan kuşun, / Yuvasını bozacağım.” Mısralarını karşılaştırarak Rüştü Onur’un hümanist, Arif Nihat Asya’nın ise saldırgan biri olduğunu ortaya koymaya çalışıyor. Bu karşılaştırmadan Rüştü Onur’un tarafında yer alıp Arif Nihat Asya’yı da suçlayan bir tavır sergiliyor.
 
İsmet Özel efendi, Arif Nihat Asya’nın o mısralarla ne demek istediğini anlamayacak kadar ya çok cahil biri, ya da sinsi bir şekilde milliyetçiliği, millî değer ve kavramları itibarsızlaştırmaya çalışan biri. Cahil olmadığı belli. Geriye ikinci şık kalıyor. Devletin bu televizyon kanalında iki temel millî kavramımız ve değerimiz olan “bağımsızlık” ve “Türk bayrağı”nı hümanizm görüntüsü altında itibarsızlaştırmaya çalıştığını anlamadığımızı mı sanıyor acaba.
 
Rüştü Onur, bana zararı dokunmayan, kendi hallerindeki insanlara ben de dokunmam diyor. Arif Nihat Asya da aynı şeyi söylüyor. “Kuş yuvası” imgesini Rüştü Onur bireysel bağlamda, Arif Nihat da millî bağlamda değerlendiriyor. Bu iki şair birbirine zıt şeyler söylemiyorlar. Dolayısıyla bir imge üzerinden bu iki şairi çatıştırmak çok sakat.
 
Arif Nihat Asya, “Bayrak” şiirini kuşların yuvasını bozmak ya da Türk bayrağını görüp de selamlamayan, kendi halinde, kimseye zararı dokunmayan, bize düşmanlık beslemeyen başka insanları ve milletleri durup dururken öldürelim diye kışkırtma amaçlı bir metin olarak yazmadı. Arif Nihat Asya o şiiri, Türk’ün bağımsızlığını ve bu bağımsızlığın kurumsal şekli olan millî Türk devletini ve Türk’ün hürriyetini korumak için yazdı. Türk Devletini ve milletini yok etmek, Türk istiklalini ortadan kaldırmak ve Türk bayrağını indirmek isteyen dış ve iç düşmanlara karşı yazdı.
 
“Türk bayrağını selamlamak” ifadesine yüklediği imgesel anlam, Türk’ün istiklaline, devletine, bağımsız varlığına ve hürriyetine saygı duymaktır. “Türk bayrağını selamlamayan” ifadesiyle de bu millî değerlerimize saygı duymadığı gibi yok etmek isteyen haricî ve dahilî düşmanları kastetmiştir. Buna göre Türk milletinin bütün varlığını ortadan kaldırmaya çalışan gerek yabancı devletler ve odaklar, gerekse içimizdeki PKK gibi terör örgütleri, Türk bayrağını selamlamayanlardır ve bunlara karşı Türk milleti hümanistlik yapıp çiçek sunacak değildir. Türk milletinin yuvası demek olan devletini yıkmak, onun sembolü olan bayrağını indirmek isteyenin yuvasını bozmak, elbette Türk’ün üzerine farzdır. Çünkü o düşman kuş, bizi yok etmek için masumane bir görüntü içinde sinsice yuvalanmıştır. Silah çekene çiçek sunulmaz. Arif Nihat’ın kastı budur ve bunda anlaşılmayacak bir durum da yoktur.
 
*İsmet Özel, alttaki televizyon programında söyledikleriyle başka sözleri ve işleri arasında çelişkiler vardır. İsmet Özel, İstiklal Marşı Derneği kurucusu ve başkanıdır. Arif Nihat Asya’nın “Bayrak” şiirindeki bayrak hassasiyeti ile İstiklal Marşı’ndaki bayrak algısı aynıdır. Arada bir fark yoktur. Arif Nihat’ın şiirindeki Türk bayrağını selamlamayanların İstiklal Marşı’ndaki karşılığı, Türk’ün hürriyetine zincir vurmaya kalkan çılgınlar, tek dişi kalmış canavar, yurduma uğrayan alçaklar, hayasızca akın düzenleyenlerdir. Bu bağlamda İstiklal Marşı’nı yüceltip “Bayrak” şiirini eleştirmek derin bir çelişkidir.
 
Ayrıca İsmet Özel, Türk’ü tanımlarken “kâfirle çatışmayı göze alana Türk denir” der. Yani kendisinin de kafirle çatışmayı göze alan bir Türk olduğunu ifade eder. Bu tanım bana göre de doğrudur ama İsmet Özel’in Arif Nihat karşısındaki hümanist mantığıyla çelişiyor. Kafirle çatışan adam, kafirin yuvasını bozuyor demektir.
Ayrıca İsmet Özel’in “Evet İsyan” şiirinde geçen şu mısraları çok mu hümanisttir?:
“boşanır damarlarıma yılların kahraman gürültüsü
Çünkü kavganın göbeğidir benim yerim”
“Bayrak” şiirinin ne zaman ve niçin yazıldığını bilmeden, simge ve imgelere yüklenen yan anlam katmanlarını çözümlemeden düz anlamıyla yorumlamak cahillikten değilse kasıttandır.
 
*Türk bayrağı demek, Türk’ün kendi vatanında, kendi bağımsız devletinde, kendi millî, İslamî kültürünü özgürce yaşaması ve ekonomik anlamda kendi yer altı ve yer üstü zenginliklerini sadece kendi menfaati için kullanması demektir. Türk’ün özgürlüğünün sembolü olan Türk bayrağı, siyaseten Türk’ün ne Amerika, ne Avrupa Birliği, ne Rusya, ne Çin, ne İran, ne şu ne bu emirleriyle, baskısıyla değil; tamamen bağımsız biçimde, özgürce kanun ve anayasa yapması demektir.
Türk bayrağına benim gözümle yani Türk gözüyle bakmak, siyasi, kültürel, ekonomik, askerî bütün sorunlarımıza yerli, millî, İslamî bakış açısıyla, tamamen Türk’e göre, Türk için, Türk tarafından bakmak demektir.
 
*Türk bayrağına benim yani Türk’ün gözüyle bakmayanlar, Türk’ün bağımsız siyasî iradesini yok ederek, mandacı bir yönetimle bize hâkim olmak, bizi idare etmek isteyenlerdir. Bizim kendi başımıza kanun ve anayasa yapmamıza izin vermek istemeyenler, bizi köle ve esir edinmek isteyenlerdir.
 
*Türk bayrağına benim gözümle bakmak istemeyenler, Türk milletinin bu coğrafyada bağımsız millî bir devlet halinde var olmasını, büyümesini istemeyenlerdir. Türk milletini bu coğrafyada yok etmek, silmek isteyenlerdir.
 
*Türk bayrağına benim gözümle bakmak istemeyenler, Türk’ün vatanında gözü olanlar, sömürgeciler, emperyalistlerdir. Bunların, Türk’ün bankalarında, madenlerinde, işletmelerinde, fabrikalarında, bütün iş alanlarında gözü vardır, bütün ekonomik kaynaklarımızı ele geçirmek ve yağmalamak istemektedirler. Bunun yolu da Türk’ün hürriyetini, istiklalini, millî varlığını yani bayrağını yok etmektir.
 
*Türk bayrağına benim gözümle bakmak istemeyenler, Türk vatanında Türk millî kültürünün, Türk dilinin, Türk edebiyatının, Türk töresinin, Türk geleneklerinin, göreneklerinin, âdetlerinin, masalının, şarkısının, türküsünün, törenlerinin, toplumsal hayatının yaşamasını istemeyenlerdir. Bunlar, bu vatanda Türk millî kimliğini ve bu kimliği ören bütün kurumları, değer ve ilkeleri yok ederek Hristiyan batı kültürünü hâkim kılmak istemektedirler. Türk bayrağı, aynı zamanda Türk millî kimliğinin de sembolüdür.
 
*Türk bayrağına benim gözümle bakmak istemeyenler, Türk vatanında, Türk devletinde Türk ordusunun güçlü bir şekilde var olmasını da istemeyenlerdir. Çünkü bu coğrafyada güçlü bir Türk ordusu demek, Haçlı-Siyonist ittifakı demek olan Batı emperyalizminin ya da diğer emperyalist güçlerin bütün sömürgeci, yağmacı, talancı emellerine engel olmak demektir. Türk bayrağı, aynı zamanda hiçbir emperyalist devletten ya da oluşum ve kişiden emir almayan, sadece Türk milletinin hizmetinde olan bağımsız, güçlü Türk ordusunun simgesidir.
Bütün bu manalarda Türk bayrağına benim gözümle bakmayanın elbette mezarını kazacağız.
 
Elbette Türk bayrağını yani Türk varlığını ve istiklalini selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağız. Yoksa Türk bayrağını indirip yerine Avrupa Birliği, Amerika, Rusya, PKK veya başka bir bayrak dikildiğinde ona boyun eğmemiz, razı olmamız, teslim olmamız, onları silahla değil gülle karşılamamız mı isteniyor? Türk çocuklarına bağımsızlık, istiklal şuuru verilmeyerek, emperyalizme kolayca teslim olabilecek ruhsuz, şuursuz, kimliksiz, milliyetsiz, kozmopolit bir sürü mü oluşturulmak isteniyor?
 
Tereddütlerimiz var, endişelerimiz var.
Nitekim dünya çapında evrensel bir ihtişama sahip olan Millî Mücadeleyi biz, Türk bayrağına benim gözümle bakmayanlara, Türk bayrağını selamlamayanlara karşı silahla verdik. Tabii bundan o dönemin mandacıları ile bu zamandaki torunları rahatsız olabilirler. Türk için başkasının rahatsızlığı değil, istiklâli önemlidir. Millî Mücadele demek, Türk bayrağına benim gözümle bakmayan Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerika’nın mezarını kazmak ve yuvasını bozmak mücadelesidir.
 
Şiirin bu kısmı kaldırılmakla yoksa Türk çocuklarından bu millî hassasiyet ruhu yok edilmek mi isteniyor? Vatanımızı işgal eden İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan ve Amerikan çapulcuları, Türk bayrağını selamlamıyorlar ve bizim gözümüzle bakmıyorlardı. Bu işgalci emperyalist serseriler, Türk bayrağını indirip yerine Yunan, İngiliz, Fransız, Amerikan, İtalyan, Ermeni bayrakları asıyorlardı.
Bununla demek istiyorlardı ki, biz Türkleri yok sayıyoruz, size saygı duymadığımız gibi sizi yok etmek için geldik. Siz bağımsız bir millet olarak yaşamaya layık değilsiniz, sizi toptan katledeceğiz. Biz de onlara dedik ki, sizin bize saygınız yoksa bizim size hiç yok. Siz bizi yok etmek istiyorsanız biz de sizin mezarınızı kazar, yuvanızı bozarız.
 
Dolayısıyla bu mısralarda olumsuz hiçbir mana olmadığı gibi tam tersine Türk çocuklarının bağımsızlık duygusunu, kendi varlığına, kendi kimliğine, kendi vatanına, devletine, bayrağına sahip çıkma duygusunu, düşmanlarına karşı müteyakkız olma dikkat ve bilincini geliştiren çok güzel mısralardır.
Avrupalılar, şunlar bunlar rahatsız olmasın diye kendi millî değerlerimizden ve ideallerimizden vazgeçecek değiliz. Her millet kendi çocuklarına, kendi millî değerlerini koruma güdüsü demek olan millî bilinçlenmeyi sağlayacak tedbirleri almaktan çekinmez. Bunun için kimseyi de dinlemez. Nitekim bir örnek olmak üzere aşağıdaki alıntıya bir bakalım.
 
Eski Dışişleri Bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil, Yunanistan mevkidaşı Kirye Pipenellis ile iki ülke arasında karşılıklı olarak tarihî düşmanlıkların kaldırılması konusunda anlaşırlar. Bu bağlamda ders kitaplarındaki ırkçı ve nefret ifade eden bölümlerin çıkarılması konusunda karar alırlar. Ama Yunanistan’daki ders kitaplarında Türkler aleyhindeki bölümler çıkarılmaz. Karşılaştıklarında Pipenellis şöyle der:
 
“Bunları ilkokul çocuklarına okutmakla İstanbul’u geri alamayız. Biz istesek de siz vermezsiniz. Zorla almaya kalksak gücümüz yetmez. Çünkü bizden en az beş kat büyüksünüz. Başka ve istenmeyen yollara sapmamaları için gençlerimize ulusal bir ideal vermek istiyoruz. İdeal, yaklaştıkça uzaklaşan hedeftir. İnsanları peşinden koşturur. Bırakın bizi de hayal edelim. Bunlar olacak şeyler değil. Bununla beraber siz haklısınız. Anlaşmalarımıza aykırı davranışlarımız olduğu anlaşılıyor.”
 
*”Bayrak” Şiiri Ne Zaman ve Nasıl Yazıldı?:
Gelelim Arif Nihat’ın “Bayrak” şiirini ne zaman ve niçin yazıldığına.
Arif Nihat, “Bayrak” şiirini 35 yaşında iken, Adana Erkek Lisesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği sırasında yazdı. Adana’nın Fransız işgalinden kurtuluş günü olan 5 Ocak 1922 tarihinin, 5 Ocak 1940’ta yıldönümü kutlamalarında okunmak üzere 4 Ocak 1940 günü sabaha kadar evinde petrol lambasının sönük ışığında bayrağımıza sığınarak bu “Bayrak” şiirini yazdı.
Hadise şöyle olmuş. Hatay’ın Türkiye’ye bağlandığı sırada 5 Ocak 1940 kutlamasının daha bir güzel, daha bir heyecanlı olması istenmiş. O bakımdan Adana Millî Eğitim Müdürlüğünden Arif Nihat Asya’nın öğretmen olarak çalıştığı Adana Erkek Lisesi Müdürlüğüne bir yazı gelir. Yazıda şu ifadeler vardır:
 
‘5 Ocak kutlamasında, Saat Kulesiyle Ulu Cami minaresi arasına Adana’nın tarihî bayrağı çekilirken, o güne uygun bir şiirin de lise öğrencilerinden biri tarafından okunması uygun görülmüştür.’ Lise müdürü bu konuda Arif Nihad’ı görevlendirir. O da öğrencilerinden 3-4 kişiyi seçer ve:
-Gidin kütüphanelerde araştırın. 5 Ocak kutlamalarına uygun güzel bir şiir bulun. Pek duyulmamış bir şiir olsun. Meşhurların da kitaplarını karıştırın; adı pek duyulmamış şairlerin de!
Çocuklar gider, birkaç gün sonra gelirler.
-Efendim bulamadık, derler.
Arif Nihat da:
-Bulamadık olur mu diye öfkelenir. İstenilen şiir bulunamayınca Arif Nihat kendi kendine der ki:
-Arif bu şiiri sen yazacaksın!
 
Bir gün sonra da 5 Ocak! Adana’da Ocak Mahallesinde oturur. Gece el ayak çekilince petrol lambasının yorgun ışığı altında bayrağımıza sığınarak kalemi eline alır. Şafak sökerken “Bayrak” şiiri hazırdır. O gece şiiri nasıl yazdıysa öylece kalmıştır. Yani üzerinde ikinci bir defa daha oynamamıştır. Sabahleyin liseye gidince: “Bana Aydın Gün’ü çağırın” der. Aydın Gün daha sonraları Opera ve Bale Genel Müdürü olarak görev yapacaktır. Aydın Gün gelir ve şiiri eline uzatır.
-Şunu oku bakayım! der. Okur. Güzel şiir okuyan öğrencilerindendir. Bayrak şiirini birkaç kez okutur, mükemmel okumuştur. Bayrak şiirini 5 Ocak kutlamalarında ilk defa Aydın Gün okur ve alkışlanır. O günün akşamı Halkevinde 5 Ocak balosu verilir. Aydın Gün de balodadır. Davetliler arasında bir kişi Aydın Gün’ü tanır ve sorar:
 
Bugün 5 Ocak merasiminde o Bayrak şiirini sen okudun değil mi?
-Evet efendim.
-Kimin o şiir?
-Vallahi bilmiyorum efendim.
-Yahu nasıl bilmezsin? İnsan okuduğu şiirin şairini bilmez mi?
-Bilmiyorum efendim! Şiiri bana Arif Hocam verdi. Sonra ‘sana bu şiir kimin? derlerse, kimin olduğunu söyleme’ dedi.
O zaman mesele anlaşılmış. ‘Tamam bu şiir Arif Hocanındır!’ demişler. Bayrak şiirini Aydın Gün’e Halkevindeki baloda okutmuşlar. Sonra bir daha, bir daha okutmuşlar.
İşte o gün bugündür Arif Nihat Asya bayrak şairi olarak ünlenmiştir.
 
Türk bayrağı, Türk’ün kendi vatanında, kendi devletinde, kendi milletiyle maddî, millî ve manevî bütün değerlerini özgürce yaşaması iradesinin bir sembolüdür. Türk bayrağı, Türk’ün kendi vatan topraklarında siyasi teşkilatı olan devlet egemenliğinin, bağımsızlığının, hürriyetinin, kişiliğinin, kimliğinin, varlığının, millî hafızasının, edebiyatının, sanatının, geleneğinin, göreneğinin, âdetlerinin, kültürünün, görklü hatıralarının, hayallerinde süslediği gelecek tasavvurunun, şehitlerinin, atalarının, kardeşlerinin, çocuklarının, torunlarının sembolüdür.
Türk’ün bayrağını nazlı nazlı dalgalandığı kendi hür semasından indirmek isteyenler, bayrağımıza Türk’ün gözüyle bakmak istemeyenlerdir ve Türk’ün öz varlığına suikast düzenlemişler demektir.
 
Daha önceki yıllarda şiirin son kıt’ası, emperyalist mesaj içerdiği gerekçesiyle bazı seçkilerden, ders kitaplarından çıkarılarak yayınlanmış. Arif Nihat, bu kısımları çıkaranlar için, “elleri kırılsın, elleri kırılsın” diye beddua etmiş. Yine şair, bununla ilgili olarak sorulan bir soruya karşılık şöyle bir değerlendirmede bulunmuş: “Herhalde lokma büyük geliyor. Gırtlaklarına tıkanıyor, onun için küçültüyorlar. O kısım çıkarılınca bayrağın direği kalıyor. Onu ne yapacaklarını kendileri bilirler.”
Arif Nihat, meseleyi son cümlesiyle güzel tamamlamış. Bu sözün üstüne söz söylenmez.

Bu haber 4649 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 1 Yorum