Reklam
Bugun...


MANİSA LÂLESİ, MANİSALI BİRRî ve NÂBÎ - Yazan: Doç Dr. Râsih ERKUL
Doç Dr. Râsih ERKUL Yazdı: MANİSA LÂLESİ, MANİSALI BİRRî ve NÂBÎ

MANİSA LÂLESİ, MANİSALI BİRRî ve NÂBÎ - Yazan: Doç Dr. Râsih ERKUL
+ -

MANİSA LÂLESİ, MANİSALI BİRRî ve NÂBÎ

Doç Dr. Râsih ERKUL

Türkler, çiçeği çok sevmişler, çiçekleri büyük bir özenle yetiştirmişler; duygularındaki inceliği,  güzele olan tutkunluklarını çiçek kültürü ile gözler önüne sermişlerdir. IV. Mehmet zamanında büyük bir gelişme gösteren çiçekçilik hususunda, “Meclis-i Şükûfe” adıyda bir enstitü bile kurulmuştur. Pek çok çiçek arasında, Türklerin millî çiçeklerinden biri olan “lâle”, III. Ahmet zamanında, hiçbir devirde görülmeyecek kadar rağbet görmüş; stilizasyona uygun şekliyle, sanatın değişik dallarında bir üslûp ve motif unsuru olmuş, hakkında risâleler yazılmış, yarışmalar düzenlenmiştir.

            Diğer doğu şiirlerinde olduğu gibi klâsik Türk şiirinde de lâle, vazgeçilmez bir çiçek olarak şiirde kendini gösterir. 14. yüzyılda divan şiirine giren lâle, 15.yüzyılda iyiden iyiye şiire yerleşir ve geniş bir kullanıma sahip olur. Şairler, lâleyi; renginden dolayı sevgilinin yanağına, âşığın gözyaşına, ortasındaki siyahlıkla sevgilinin yanaklarına, özenme ve kıskanmadan dolayı da âşığın bağrında oluşan yaraya benzetirler. Şekliyle kadeh, kan, çerağ… olabilen lâle, dağlarda ve kırlarda yetiştiği için taşralı olarak utangaçlığın, çekingenliğin sembolü olur.

Bir vesileyle Manisa’ya uğrayan 17. yüzyılın en önemli şairlerinden Urfalı Nâbî (ö.1712), orada devrin şairlerinden Sâbit (ö.1712) ve Seyyid Vehbî (ö.1736)’nin de bulunduğu mecliste, Manisalı şair Attâr Mehmed Birrî (ö.1715) ile de görüşür. Mecliste şiirden söz açılınca, Sâbit ve Nâbî kendilerine nazîre yazmanın mümkün olamayacağını söylerler. Birrî, bu şairlerin tarz ve üslūbuyla yeni gazellerine nazîreler yazar; Sabit Efendi meclisinde hünerinin ispat edildiğini, talihinin yolunda olduğunu şu beyitlerle dillendirir:

Meclis-i Sâbit Efendi’de olundu isbât

Hüner-i tab‘ımızın bahtımız ikbâldedir 

            Klâsik Türk şiirinde, “hikemî tarz”ın temsilcisi Nâbî’nin “Manisa lâlesi”nden söz ettiği kasidesi ilgi çekicidir. Nâbî, Manisa'ya bir bahar mevsiminde yaptığı ziyaretin ve görüşmenin etkili olduğu görülen kaside;

Zihį tarāvet-i fasl-ı bahār-ı Maġnįsā

Zihį mülāyemet-i rūzgār-ı Maġnįsā

(Manisa baharının tazeliği, canlılığı, rüzgârının yumuşaklığı ne güzeldir!) beytiyle başlar. Şair, Halep Muhassılı (Gelirleri toplayıcı) Hacı Ali veya Hacı Veli için;

Cenāb-ı hażret-i Hācı ‘Alį ( Veli ) Aġa ki odur

Yegāne fahr-ı kibār-ı diyār-ı Maġnįsā

(Manisa diyarı büyüklerinin yegâne övülmüşü Hacı Ali ( veya Veli) Ağa hazretleridir) derken, Onu klâsik tarzda över. Bu sırada duygu ve düşüncelerini yoğunlaştırdığı “lâle” üstüne benzetmeler yapar, söz oyunlarına başvurur:

O āb u tāb ile ol lālezārı gördükçe

Bihişt olursa sezā sermsār-ı Maġnįsā

(O lâle bahçesinin güzelliğini gördükçe Manisa utangaçlığının (lâlesinin) cennete benzemesi uygundur, şaşılacak durum değildir.)

Ne lāle her biri yāķūt-ı sürhdür k’olmış

Nigįn-i hüccet-i hüsn-i ‘izār-ı Maġnįsā

 

‘Aceb ki lālesinüñ dāġı yoķ derūnında

Sitanbul olsa n’ola dāġdār-ı Maġnįsā

(Ne lâle! Her biri, Manisa’nın güzelliğinin senet mührü olmuş, kırmızı bir yakuttur. Ne tuhaf ki, gönlünde lâlesinin yarası yok. Manisa’nın yarası (lâlesi) İstanbul olsa ne ola!)

Nâbî’nin söz konusu ettiği “lâle”, 16. yüzyıldan sonra  “gül”e rakip olan çiçekten çok Manisa’da yetişen lâledir. Manisa baharının canlılığını, rüzgârının yumuşaklığını, havasının güzelliğini dile getiren şaire göre Anadolu memleketinde Manisa lâle bahçesinin benzeri yoktur. 

Memālik-i Anatolıda misli nādirdür

‘Ale’l-husūs ki ol lālezār-ı Maġnįsā

(Anadolu memleketlerinde, özellikle Manisa lâle bahçesinin benzeri yoktur.)

Lâleye duyulan ilginin doruğa çıktığı III.  Ahmet (1703-1730) döneminin son yıllarında, yabani lâle türlerinden yeni lâle türleri elde edilir. Bu türlerden birisi de “İstanbul Lâlesi” diye adlandırılan özel bir türdür. “Lâle-i Rûmî” de denilen bu yeni tür lâlenin II. Selim (1566-1574) döneminde, Kırımın güneyindeki Kefe’den getirilen lâle soğanlarından elde edildiği düşüncesi yaygındır. Ancak İstanbul lâlesinin hangi lâle türünden elde edildiği konusu tam olarak açıklığa kavuşmuş değildir. Bu noktada Nâbî’nin kasidesindeki bazı beyitler, ipucu niteliğindedir:

Hediyyedür çemen-i Pāyitaht'a lāleleri

‘Aceb mi olsa bülend-i i‘tibār-ı Maġnįsā

(Onun lâleleri, taht merkezi bahçesine armağandır, Böylece Manisa’nın yüksek şeref sahibi olması tuhaf mıdır / şaşılacak bir durum mudur?) beytine göre İstanbul Lâlesinin elde edilmesinde Manisa Lâlesi de, kullanılmış olmalıdır. Çünkü Manisa ve çevresinde lâle yetiştiği bilinmektedir. Nâbî de bu durumu şöyle dile getirir:

            O lālezār ki yoķdur nazįri ‘ālemde

Haķ eylemiş anı hāss-ı diyār-ı Maġnįsā

(O lâle bahçesinin dünyada bir benzeri yoktur, Allah, onu, Manisa’ya mahsus olarak yaratmıştır.) Nâbî’ye göre Manisa, lâlesiyle övünse yeridir ve Manisa, lâlesiyle meşhur bir şehir olmuştur:

            Cihānı kevkebe basdurdı lālezārı ile

Tefāhur itse sezādur diyār-ı Maġnįsā

 

Bilāda itdi tefevvuķ o lālezār-ı laŧįf  

Bihişte oldı resā iştihār-ı Maġnįsā

(Lâle bahçesiyle dünyayı gösterişe boğdu, Manisa, bu yüzden övünse yeridir. O güzel lâle bahçesi, Manisa’yı tanınmış bir şehir yaptı, onun şöhretini cennete yetiştirdi.)

Döneminin tarihini ve sosyal yapısını yansıtan önemli ve dikkat çekici kasideleri yanında Nâbî’nin söz konusu ettiğimiz kasidesinin tam metni şöyledir.

            1 Zihį tarāvet-i fasl-ı bahār-ı Maġnįsā

Zihį mülāyemet-i rūzgār-ı Maġnįsā

Bu sahn-ı dil-keş ile bu hevā-yı nāzük ile

Zülāle çįn-i cebįn gösterür temevvücden

Safā-yı bāŧın ile cūybār-ı Maġnįsā

Memālik-i Anatolıda misli nādirdür

‘Ale’l-husūs ki ol lālezār-ı Maġnįsā

5.  O lālezār ki yoķdur nazîri ‘ālemde

Haķ eylemiş anı hâss-ı diyār-ı Maġnįsā

Görüp letāfetin ol lālezār-ı dil-keşinüñ

Sipihr şebnemin eyler nisār-ı Maġnįsā

 Cihānı kevkebe başdurdı lālezārı ile

Tefāhur itse sezādur diyār-ı Maġnįsā

Bilāda itdi tefevvuķ o lālezār-ı laŧįf

Bihişte oldı resā iştihār-ı Maġnįsā

O āb u tāb ile ol lālezārı gördükçe

Bihişt olursa sezā sermsār-ı Maġnįsā

10. Taġıtdı her tarafa kākül-i perįşānın

Misāl-i māh-ı ruh-ı şįvekār-ı Maġnįsā

O la‘l sāķ-i zümürrüdle cilve itdükçe

Olur güher-keş-i cįb ü kenār-ı Maġnįsā

 Hediyyedür çemen-i Pāyitaht'a lāleleri

‘Aceb mi olsa bülend-i i‘tibār-ı Maġnįsā

Fürūġ-ı sun‘-ı çerāġāna ķudret itmişdür

Ki kesb-i nūr ide her hūşyār-ı Maġnįsā

 Ne lāle her biri yāķūt-ı sürhdür k’olmış

Nigįn-i hüccet-i hüsn-i ‘izār-ı Maġnįsā

15.  ‘Aceb ki lālesinüñ dāġı yoķ derūnında

Sitanbul olsa n’ola dāġdār-ı Maġnįsā

 Bülend-kevkebe hallāl-i müşkilāt-ı umūr

Ser-āmed-i ‘uķalā nāmdār-ı Maġnįsā

 Cenāb-ı hażret-i Hācı ‘Alį Aġa ki odur

Yegāne fahr-ı kibār-ı diyār-ı Maġnįsā

 Muhassıl-ı Haleb olduķda ‘izz ü devletle

Olup zebānı medāyįh-i nisār-ı Maġnįsā

O lālezār-ı safā- bahşını idüp tavśįf

Ķulaķdan itdi beni bį-ķarār-ı Maġnįsā

20. İdüp letāfet-i taķrįri hāŧırum teşvįķ

Derūnum olmaġ ile neş’edār-ı Maġnįsā

Gelüp o feyż-i nefesden temevvüce yem-i şevķ

Lisānum oldı medāyih-nigār-ı Maġnįsā

Bu çend gevher-i şehvārı eyledüm Nābį

Kemāl-i şevk u tarabla nisār-ı Maġnįsā

Ümįd odur ki ola turduġınca tāķ-ı felek

Bu gevherān-ı semįn yādigār-ı Maġnįsā

Gören ide bu faķįr ile ol ‘azįze du‘ā

Bu nazm-ı pāk ola āyįnedār-ı Maġnįsā

 

“Edebî dilekçe” niteliği göz ardı edilmemesi gereken kasideler, söz konusu kasidedeki niteliğiyle de, “kültür belgesi” olabilmektedir. Bu çerçevede Nâbî’nin bu kasidesi, Manisa için tarihe mal olmuş kültürel bir belgedir.

 

Kaynaklar

Mükerrem Aslan, 1991, “Türklerde Çiçek Sevgisi”, Bahçe ve Sera, S.1

Nurhan Atasoy, 1971, “Türklerde Çiçek Sevgisi ve Sanatı”, Türkiyemiz, S.3

M. Şakir Ülkütaşır, 1968, “Çiçek Encümeni (Meclis-i Şükûfe)”, Türk Kültürü, S.74

İskender Pala, 1989, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, C.II, Ankara.

Abdülkadir Karahan, 1953, Nabi, Sanatı, Şiirleri, İstanbul.

Turhan Baytop, 1992, İstanbul Lâlesi, İstanbul.

Mine Mengi, 1987, Divan Şiirinde Hikemî Tarzın Büyük Temsilcisi Nâbi, Ankara.

Manisalı Birrî Mehmed Dede 2000, Hayatı, Edebî, Kişiliği ve Divanını Tenkidli Metni, (Haz. Yrd. Doç. Dr. Rasih Erkul), Manisa Valiliği Yayını, Manisa.

Ali Fuat Bilkan, 1997, Nâbî Dîvânı I, MEB Yayınları, İstanbul.

 

 

 

 






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI