Yazarlığı Bırakıyorum - İhsan Kurt

Yazarlığı Bırakıyorum - İhsan Kurt
09 Ağustos 2020 - 22:26

Yazarlığı Bırakıyorum 

 
Geçenlerde şehrin ana caddelerinden birinde gezerken bir dosta rastladım. Aylardır görmediğim bu arkadaşın süzülmüş, yıpranmış görünüşü beni çok etkiledi.
Hal hatır sorduğumda “iyiyim” dedi. Her zaman çok konuşkan, neşeli olan bu arkadaşın ağzından kelimeler sanki zorla çıkıyordu. Doğrusu şaşırmıştım.
Seni bu halde hiç görmemiştim. Yoksa ben mi yanlış görüyorum, dedim.
“Öyledir herhalde. Ne de olsa giderek yaşlanıyoruz. Sen yine de bir göz doktoruna uğrarsan iyi olur” diyerek gülümsedi.
Arkadaşımın bu imalı konuşmasına önce pek bir anlam veremedim.
“Yok, yok sende bir şeyler var. Gel! Şu kitapçıların bulunduğu kahvede birer çay içelim. Epeydir görüşmediğimize göre biraz da sohbet ederiz”, dedim.
Daha çok sınav kitaplarının bulunduğu sergilerin yanından geçerken arkadaşımın hiç oralı olmadığını, diğer kitaplara bile dönüp bakmadığını fark ettim. Yirmiye yakın eseri olan, Türkiye ölçülerine göre okuyucusu da bulunan bu yazar arkadaşımın hali beni çok etkilemişti. Neler olup bittiğini hemen öğrenmek istediğimden adımlarımı biraz daha hızlandırarak yürüdüğümü fark ettim.
Arkadaşım “Ne o bir acelen mi var?” dediğinde sadece gülümsedim. Çünkü suskun haline canım sıkılmıştı. Bir soruyla da olsa söze onun başlaması hoşuma gitmişti.
Kahvenin, daha doğrusu sadece çay ve kahve içilen bu yerin sokağa bakan köşesine oturduğumuzda arkadaşımın sorusuna cevap verdim: “Evet, acelem var. Şaka bir tarafa gerçekten senin bu durumunu merak ediyor ve öğrenmek istiyorum. Benimle paylaşmak ister misin?”
Yine gülümsedi. Bardağından birkaç yudum aldıktan sonra bana zaman zaman sohbetlerimde önemine işaret ettiğim bir türkü sözünü hatırlattı: “Yine gam zamanı geldi gam bölüşelim” dedi ve ardından hemen ekledi “Sağ olasın ama sandığın gibi önemli bir problem yok… Çok şükür ailece sağlığımız da iyi.”
Arkadaşımın ağzından yavaş yavaş, sanki zorla dökülen kelimelerine hiç alışkın olmadığım için daha fazla dayanamadım. “E, ya bu halin, bu durumun?”
Bu sorum karşısında gözleri sokakta geçenlere dalıp gitmiş bir haldeydi. Sorumu duymadığını varsayarak tekrar ettim. Sonra da ekledim. “Seni görenler sanki bir tiryakinin sigarayı bırakma mücadelesi içinde olduğunu bile sanabilirler.”
“Ha! Tam da bu durumdayım işte. Benzetme pek de fena değil” dediğinde hayretim daha da artmıştı.
“Ne yani? Senin sigara içtiğini hiç bilmiyordum” dedim.
“Yazdığımı, yazmaya çalıştığımı biliyorsun ya.”
“Bugün sır küpü olmaya karar verdiniz herhalde… Açıklarsan memnun olacağım.”
Arkadaşım, eserlerinin her biri yüz biner basmasa da beş, on defa baskı yapmış, bu karşımda oturan yazar, deyimin tam anlamıyla damdan düşer gibi ne dese iyi?
“Yazarlığı bırakıyorum!”
“…”
“Ne o şaşırmış gibisin? Yazmayı değil ama yazarlığı bırakıyorum.”
“Yine bir şey anlamadım doğrusu…”
“Evet. Bu halim galiba yazarlığı bırakma mücadelemden ileri geliyor” dedi.” Malumun derdimiz, daha doğrusu sorumluluğumuz sadece şahsımıza karşı değil. Eskilerin deyimiyle evde ‘evladı ıyal” var. Çocukların okul masrafları beni zorlamaya başladı. Hani derler ya ‘Kul bunalmayınca Hızır yetişmezmiş’…”
Arkadaşım gayet ciddi ciddi anlatıyordu. Hiç de şaka yapar bir tarafı yoktu. Bunun için ağzımı açmadan onu dinlemeyi tercih ettim.
“Sizden iyi olmasın çok değerli bir komşumuz var. Galiba bizim bu durumumuzun farkına vardı ki bir gün yanıma kadar gelerek, biraz da çekinerek evde yapabileceğim bir iş teklif etti: ‘Ne desem bilmem ki. Ben de, çocuklarım da sizi severek okuyanlardanız. Ancak görüyorum ki kitaplardan aldığınız telifler yaranıza pek merhem olmuyor… Biliyorum ki siz on parmak yazı yazan birisiniz. Eğer kabul ederseniz yazılması gereken bazı dosyalar var’ dedi.”
“Sonra?”
“Sonrası yok işte. Önce biraz düşündüm. Başka çarem yoktu. Yazmaya, yani kâtiplik yapmaya karar verdim… Mesela aylarca, bazen yıllarca emek vererek ortaya çıkardığım iki yüz sayfalık bir eserime verilen teliften, neredeyse iki katı ücretin iki yüz sayfalık yazıya ödendiğini gördüm. Üstelik bu yazıları yazarken sorumluluk, kafa yorma, araştırma gibi yollara başvurmak da yoktu… Anlayacağın yıllarca emek vererek yazdığım kitaplarımdan aldığım ücreti şu dört beş ay içinde aldığımı rahatça söyleyebilirim. Anladım ki bize telif diye verilen ücret yazıyı daktilo etme ücreti kadar bile değil…”
Biraz imalı olarak, “İyi ya, dedim. Ekonomik problemini de böylece çözmüşsün!”
“İşte durum hiç de sandığın gibi değil… Deminden sigarayı bırakmaya çalışan bir tiryakinin haline benzettin ya beni… Haksız olduğunu söyleyemem. Bu işten dolayı yazı yazamamam, yeni eserlere başlayamamamın beni gördüğün hallere düşürdüğünü son günlerde fark ettim. Anladım ki ben yazmanın tiryakisiyim. Hedefimde para pul yok. Fakat ‘iki cami arasında kalmış binamaza dönmek’ beni rahatsız da ediyordu. Çocuklarımın geleceğini düşünerek kesin bir karar vermek zorundaydım. Verdim de…”
“Nasıl bir karar?”
“Önce evde beni devamlı uyaran, yazmamı hatırlatan kitaplarımı elden çıkararak işe başladım. Yıllarca gözümün nuru gibi, evlatlarım gibi baktığım kitaplarım evden gittikten sonra günlerce kendime gelemedim. Ev bana bomboş gibi geldi. Bu koca şehrin sokaklarında, caddelerinde deliler gibi dolaştım. Hiç kimse ama hiç kimse, tanıdık, eş dost ‘ne bu halin?’ demedi… Hem artık kâtiplikten aldığım paradan yüzde on sekiz KDV de kesilmiyor. Üç kuruşu almak için yayıncı kapısı aşındırdığım günler de geride kaldı. Artık yazdıklarım için davalar da açılmıyor…” Saydı, saydı, saydı… Birbiri peşi sıra sıraladıklarında da hep haklıydı elbette.
Arkadaşımı anlamaya çalışıyordum. Art arda sıraladığı bu manidar sözlerine verecek bir cevap da bulamamıştım. O, “kâtipliğin yazarlıktan fazla para kazandırdığı yerde…” cümlesini tamamlayamadı. Yutkundu… Yutkundu ve boğulur gibi oldu. Baktım gözleri dolu doluydu. Ellerinin zangır zangır titrediğini gördüm. Ruhunda derin fırtınalar yaşadığı anlaşılan arkadaşım sonra derin bir nefes alarak, biraz yüksek bir sesle son cümlesini söylemesiyle yerinden kalkıp gitmesi bir oldu:
“Yazarlığı bıraktım işte!”
(Yayınlanacak olan YAZIYA YOLCULUK adındaki dosyamdan)
 
İhsan Kurt

Bu haber 705 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum