ŞEYH/ŞAH/ŞAİR: İSMAİL (HATÂYÎ) - Yazan: Selim UMUTLU

ŞEYH/ŞAH/ŞAİR: İSMAİL (HATÂYÎ) - Yazan: Selim UMUTLU
01 Haziran 2020 - 01:52

ŞEYH/ŞAH/ŞAİR: İSMAİL (HATÂYÎ)

Şah İsmail, gerek Safevi Devleti'nin kurucusu olması gerekse Yavuz Sultan Selim'e karşı verdiği mücadele sebebiyle Türk tarihinde önemli bir yere sahiptir. Kendisinin aynı zamanda Erdebil Tekkesi'nin şeyhlerinden olması ve müritlerince varlığına kutsiyet atfedilmesi onun Anadolu'dan İran'a uzanan coğrafyada uzun yıllar manevi bir nüfuz kazanmasını sağlamıştır. Ne var ki onun şairliği, şeyhliğinin ve şahlığının gölgesinde kalmış; siyasi ve manevi şahsiyetinden dolayı şiirlerinin gerçek niteliğini ortaya koymak güçleşmiştir. Bu yazıda, öncelikle Şah İsmail'in şiirine tesir eden hayat hikâyesi ortaya konulacak. Ardından Muhsin Macit tarafından hazırlanan Hatâyî Dîvânı esas alınarak şiirlerinin içeriği değerlendirilecektir.

Hayatı

Şah İsmail, Safevi Devleti'ne adını veren Şeyh Safiyüddin el-Erdebilî'nin soyundan gelir. Bir şiirinde kimliğini "Her kim sorar Hatâyî'ni ya Râb ne yirlüdür/Şah Haydar oglıdur makâmı Erdebil durur" mısralarıyla ifade eder. 1487 yılında Erdebil'de doğmuştur. Babası Şeyh Haydar, Gürcistan'a düzenlediği bir sefer esnasında Şirvan hükümdarı Ferruh Yaşar tarafından öldürülmüştür. Bu sırada İsmail, henüz bir yaşındadır. Bu hadiseye müteakip, aynı zamanda dayısı olan Akkoyunlu hükümdarı Yakup, İsmail'i ve kardeşlerini İstahr Kalesi'ne hapsettirir. Yakup'un vefatından sonra Erdebil'in nüfuzundan yararlanmak isteyen Rüstem Bey, onları serbest bıraksa da kısa zaman sonra ağabeyi Sultan Ali öldürülür; İsmail ve kardeşi İbrahim ise babalarının müritleri tarafından Gilan'a götürülür. İsmai'in burada uzun yıllar kaldığı "Çoh eglendün Gîlân'da ey Hatâyî/Meger sana bu yirler mesken oldı" şeklindeki mısralarından da anlaşılmaktadır. Gözetim altında geçen bir çocukluk döneminin ardından Akkoyunlu Devleti'ndeki taht mücadelelerini fırsat bilen İsmail, Gilan'dan Erdebil'e oradan da Erzincan'a yürümüştür. Erzincan'daki silahlı müritleriyle Şirvan ülkesine hareket eden İsmail, Şirvan ordusunu mağlup etmiş; Şirvan şahını öldürerek babasının intikamını almıştır. Ardından üzerine gelen Akkoyunlu Elvend'in ordusunu da mağlup etmiş ve Tebriz'i ele geçirmiştir. Burada taç giyerek "şah" unvanını almıştır. Şah İsmail, kısa süre içerisinde doğuda Özbekleri batıda ise Osmanlıları tehdit edecek güce ulaşmıştır. Nitekim Özbeklerden Şeybani Han'ı öldürmüş, bir rivayete göre başını da Osmanlı Sultanı II. Bayezıt'a gözdağı olarak göndermiştir.

I. Selim döneminde zirveye ulaşan Safevi-Osmanlı gerilimi, iki Türk devletini kısa zamanda savaşa sürükler. Ne var ki yüz kırk bin kişilik ordusuyla şahın üzerine yürüyen Sultan Selim, karşısında savaşabileceği bir düşman ordusu bulamaz. Çünkü büyük ölçüde Anadolu Türkmenlerinden beslenen Safeviler, bölgedeki ekin ve bostanları tahrip ederek geri çekilmiştir. Bu durum Osmanlı ordusunda rahatsızlığa sebep olur. Hatta padişahın çadırı yakınında birkaç el tüfek patlar. Sultan'ın askerlere yönelik etkileyici konuşması neticesinde sefer devam eder. Yavuz Sultan Selim, yazdığı mektuplarla Şah İsmail'i karşısına çıkması konusunda kışkırtır. Bir mektubunda, eğer ordusunun kalabalık olmasından korkuyorsa kırk bin kişiyi geride bıraktığını söyler ve mektubu "Sende azıcık yiğitlik var ise gelip askerlerime karşı koy!" şeklinde bitirir. Başka bir mektubunda ise ona tekkede dervişlik yapmasını tavsiye eder nitelikte âsâ, aba ve hırka; korkaklığını vurgulamak için de kadın giysileri, peçe ve çember gönderir.

Bir İran atasözünde ifade edildiği gibi yedi derviş bir postta oturur, iki hükümdar dünyaya sığmazmış. Nihayetinde iki ordu 1514'te Çaldıran Ovası'nda karşı karşıya gelir. Çetin bir muharebenin sonunda top ve tüfek gibi modern ateşli silahlarla desteklenmiş, kalabalık Osmanlı ordusu galip gelir. Şah İsmail, savaş meydanını terk eder, eşi Taçlı Hanım da bir süreliğine Osmanlılara esir düşer.

Çaldıran'dan sonra Şah İsmail'in hayatında bazı değişiklikler meydana gelir. Çünkü o güne dek girdiği bütün savaşları kazanan, müritlerinin gözünde efsanevi bir güce sahip olan şah, ilk defa yenilmiştir. Şah İsmail, Sultan Selim'in Tebriz'den ayrılmasından kısa süre sonra harekete geçer ve ülkesinde kontrolü yeniden sağlar. Yavuz Sultan Selim'in vefatından sonra Osmanlılar ile barış girişiminde bulunsa da olumlu yanıt alamaz. Batılı devletlerle Osmanlı'ya karşı işbirliği yapma çabası da sonuçsuz kalır. Çaldıran yenilgisinden sonra Şah, büyük ölçüde içine kapanır. Artık devlet işlerinden elini eteğini çekmiştir. Günlerini av ve eğlence partileri ile geçirir. 1524 yılında yaban atı avlamak için gittiği Seki'de hastalanır ve 23 Mayıs 1524'te, henüz otuz yedi yaşındayken Tebriz'de vefat eder.

Mahlası

Şah İsmail, kendisine "hatalı" anlamına gelen "Hatâyî" mahlasını seçmiştir. Mahlas seçiminde Ali Şi'r Nevâî'den etkilendiği söylenir. Bazı araştırmacılar, soyunu on iki imama dayandıran Şah İsmail'in kendisini "hatalı" olarak adlandırmasının imkânsızlığından söz etmiş ve Hatâyî mahlasını "Hıta/Hatâ/Huten" ifadeleri ile ilişkilendirmiştir. Çin'in kuzeyinde olan bu bölge Divan şiirinde ahu ve misk ile birlikte anılmıştır. "Türk-i Hıtâyî" sözü, başka tamlamalarla birlikte Divan Şiirinde sevgilinin ideal fizik güzelliğini ifade eden bir imge hâline gelmiştir. Ok, yay, kılıç, hançer, kement gibi savaş terimleri de bu güzellik imgesini besleyen unsurlar olmuştur.

Divan şiirinde sevgili, birçok yönden hükümdara ait özelliklerle anılır. Ahmet Hamdi Tanpınar bu durumu "saray istiaresi" kavramıyla şu şekilde açıklamıştır: "Sevgilinin bütün davranışları, hükümdarın davranışlarıdır. Sevmez, bir nevi tabiî vergi gibi sevilmeyi kabul eder. İsterse iltifat ve lutfeder. Hattâ hükümdar gibi ihsanları vardır. Yine onun gibi isterse, bu lutfu ve ihsanı esirger. Hattâ cevr eder, işkence eder, öldürür. Kıskanılır, fakat kıskanmaz. Bir saray, bir yığın mabeyinci, gözde veya gözde olmaya namzetlerle doludur. Sevgilinin etrafında da rakipler vardır. Âşık, tıpkı bir saray adamı gibi bu rakiplerle mücadele halindedir." Görüldüğü üzere Hatâyî mahlası ile "hükümdar imajı" arasında bir ilişkiden söz edilebilir. Öte yandan çeşitli mimari yapılarda süsleme unsuru olarak kullanılan bitki ve hayvan motiflerine de "hatâyî" denmektedir. Hatâyî üslubunun kökeni Mani dinine mensup Uygur Türkleridir.

Şiirlerinden Örnekler

Yedi ulu ozandan biri olan Hatâyî, yakın zamana kadar şiirleri törensel ayinlerde söylenen bir tekke şairi olarak değerlendirilmekteydi. Muhsin Macit'in Hatâyî Dîvanı'nın 25 farklı nüshası üzerinde yaptığı bilimsel çalışma, şairin bilinenden farklı bir portresini sunmuştur. Buna göre Şah İsmail'in şiirleri, vefatı sonrasında takipçileri tarafından çoğaltılmış ve "Hatâyî" mahlası yüzyıllar içinde anonimleşmiştir. Dinî törenlerde, müzik eşliğinde söylenen Hatâyî mahlaslı şiirler, sonradan Şah İsmail'in şiirlerinin arasına karışmıştır. Böylece Anadolu Hatâyîleri kavramı ortaya çıkmıştır. Muhsin Macit'in incelemesine göre Hatâyî Dîvanı'nda 19 kaside, 440 gazel, 1 müseddes, 2 mesnevi, 10 tuyuğ, 1 kıta ve 1 matla olmak üzere toplam 474 Türkçe şiir bulunmaktadır. Şairin mahlasını kullandığı bazı beyitlere göz atmak şiirlerinin niteliği hakkında fikir edinmemizi sağlayacaktır.

"Her zaman zârî kılur miskin Hatâyî yâr içün

                    Öyle kim Yûsuf içün ol pîr-i Kenan ağladı" (HD, s. 563)

            Şair, ilk mısrada mahlasının önünde "miskin" sıfatını kullanarak dünya malına değer vermeyen, ilahi kudret karşısında kendini âciz ve fakir gören âşığın ruh hâlini yansıtıyor. İkinci mısrada ise Yusuf kıssasına bir telmihte bulunuyor. Tıpkı Hz. Yusuf için ağlayan Hz. Yakup gibi kendisinin de yâr için daima gözyaşı döktüğünü ifade ediyor.

      "Ey Hatâyî şâd olup beytü'l hazenden çıh bugün

                   Bağ u bağça suyına vakt-i güzâr oldı yine" (HD, s. 497)

            Şair, Hüzünler Evi'nden çıkıp oğluna kavuşan Hz. Yakup'un sevinci ile özdeşim kuruyor. Baharla birlikte hüzün zamanının bittiğini, duyguların su gibi akma vaktinin geldiğini ifade ediyor.

"Senün cevründen ey sultan-ı âlem

              Hatâyî baş alur varur Hıtâya" (HD, s. 520)

            Beyitte, şair "âlemin sultanı" şeklinde hitap ettiği sevgilinin eziyeti yüzünden başını alıp Hıtâ ülkesine gideceğini söylüyor.

"Hatâlu kulunam rahm eyle ey yâr

           Hatâyîni bırahmagıl hatâya" (HD, s. 521)

            Şair yine hükümdar-kul imajından yararlanıyor. Beyitte hata yapmak kula/âşığa, bağışlamak ise hükümdara/sevgiliye ait özellikler olarak öne çıkıyor.

"Bu Hatâyî'nün dilinde 'ışkınuz pinhân iken

                   Cümle-i âlem dilinde dâsitân oldum yine" (HD, s. 495)

            Aşk yüzünden düştüğü hâlleri dile getiren şair, aşkını gizlemesine rağmen şiirleri vesilesiyle dillere destan olduğunu ifade ediyor. İlk mısrada geçen "Hatâyî" ve "pinhân" kelimelerine karşılık ikinci mısrada kullanılan "cümle âlem" ve "dilinde dâsitan" ifadeleri hem leff ü neşr hem de tezat sanatını oluşturuyor. Düşmanlarına karşı acımasızca davranan, heybetli bir hükümdarın sevgiliye "siz" hitabıyla kibarca seslenmesi de ayrıca dikkat çekiyor.

Bu Hatayî hasteye hem-râh kılgil himmetün

                   Kim sana sıdk ilen oldı bende çâker yâ Âlî (HD, s. 247)

            Hz. Ali'ye sadık bir köle ve asker olduğunu ifade eden şair, Hz. Ali'den yardımını kendisine yoldaş kılmasını istiyor.

 

"Dil-berün gitdi Hatâyî sen nidersin dünyeyi

                           Çünkü can gitdi bu ten yâ Rab niye kaldı mana"(HD, s. 262)

            Gönül alan sevgili gitmiş, şair için dünya anlamını kaybetmiştir. Bu beyit, Çaldıran'da esir düştüğü rivayet edilen Şah İsmail'in eşi Taçlı Hanım'ı akla getirmektedir.

Bu Hatâyî şi'rine 'ayb itme ey nâkes hasud

                         Cümle 'uşşâk ehline hem-dem anun divânıdur (HD, s. 329)

            Şair, tıpkı "Aşk kitabı benim adımla okunur." diyen çağdaşı Ahmet Paşa gibi kendini övüyor. Divanının bütün aşk ehli için samimi bir dost olduğunu söylüyor.

Bu Hatayî düşeli sohbet-i vaslundan ırag

                             Bağrı büryân kimidür hem gözi giryan kimidür (HD, s. 343)

             Sevgilinin sohbetinden uzak düştüğünden beri Hatâyî'nin bağrı yanık, gözü yaşlıdır. Şairin başka bir mısrasındaki ifadesiyle öyle mecnûndur ki hâlini Mecnûn görse ondan kaçar.

Menem Sultân Hatâyî Haydar oglı

                 Menüm yolumda gavgalar gerekdür (HD, s. 348)

            Görüldüğü üzere şairin savaşçı kişiliği de şiirlerine yansımıştır. Anadolu'dan akın akın Şah'a koşan Türkmenler onun yolunda savaşmaktan çekinmemişlerdir.

Nazm-ı eş'ârun Hatâyî her biri dür-dânedür

                   Söylegil tâ şahlarun gûşında olsun gûş-var (HD, s. 348)

            Her şair gibi Hatâyî de kendini övmekten geri durmuyor. Hatâyî'nin şiirlerinin her biri inci tanesidir ki şahların kulağına küpe olsun diye söylenir. Bu mısraları küpeli padişah portresi ile ilişkilendirmek mümkündür.

Ey Hatâyî âferin kılmak gerek idrâküne

                           Böyle ter sözler meger kim Sa'di-i Şirâz ider (HD, s. 358)

            Bu beyitte de kendini öven şair, taze (daha önce söylenmemiş) sözlerini ünlü şair Sa'di-i Şirâzî'nin şiirleri ile denk tutuyor.

Bu Hatâyî şol büt-i tersâ cemâlin görgeçin

                       Râhib-i deyr oldı vü bağladı zünnâr uşta gör (HD, s. 348)

            Beyitte, aşk acısı çeken bir insanın duyguları lirik bir söyleyişle dile getiriliyor: Bu Hatâyî, sevgilinin put gibi güzel yüzünü gördüğünden beri zünnar bağlayıp rahip olmuştur. İşaret bildiren "bu" kelimesi ve "uşta gör (işte gör)" redifi ile âşığın hâllerine dikkat çekiliyor. Zünnar bağlayıp rahip olmanın tasavvufi bağlamdaki anlamı geçici güzelliklere, dünyaya sırt çevirip ilahi güzelliğe yönelmek olarak düşünülebilir.

 

Ey Hatâyî sen yakîn bil kim bu fâni dünyede

                                 Bî-vefâlardan mahabbet isteyen divânedür (Hatâyî Divanı, s. 361)

            Şair, fani dünyada vefasız sevgiliden muhabbet istemenin delilik olacağını söyleyerek asıl önemli olanın ilahî aşka yönelmek olduğunu ima ediyor.

Ey Ha­tâ­yî 'ıyd-ı ek­ber­dir ce­mâ­li dil­be­rin

                                          Biz bu 'ıyd-ı ek­be­re kur­bâ­ne gel­mi­şlerdeniz (Hatâyî Divanı, s. 380)

            Bilindiği üzere arefe günü cumaya tekabül eden hac mevsimi "Hacc-ı Ekber" olarak adlandırılır. O yılki kurban bayramına da "'Iyd-ı Ekber" adı verilir. Âşık için sevgilinin yüzünü görmek en büyük bayramdır. Çünkü âşığın hayallerinde yücelttiği, gerçekleşmesini sabırla beklediği vuslat anı, salt sevinçten oluşan bir kendinden geçme sahnesidir. Bu anın coşkunluğu içinde âşık, canını kurban etmeye hazırdır. Beytin arka planında "mümessili olduğu dava için kurban olmayı göze alma" anlamını da düşünmek gerekir.

 

'Işkunuz gönlünde ya dutmış Hatâyî'nün makâm

                Men anı virân içinde genc-i pinhânum direm (HD, s. 416)

 

            Şair, gönlünde yer tutan aşkı virane içinde gizlenmiş bir hazine olarak adlandırmaktadır. Bilindiği üzere hazineler genellikle metruk yerlerde bulunur. Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ifadesiyle defineye malik viraneler vardır. Şair başka bir beytinde "Halkalanmış zülfünüz ruh-sârun üste ey sanem/Gence benzer kim anun yatmış durur mâr üstine" diyerek sevgilinin yanağına doğru sarkan saçlarını hazinenin üstünde yatan yılana benzetmektedir.

File yüklersen götürmez men çeken bâr-ı gamı

                Suretâ gerçi Hatâyî didiler nâmum menüm" (HD, s. 453)

 

            Şair, "Çektiğim gam yükünü file yükleseler götürmez." diyerek çektiği aşk acısının büyüklüğünü mübalağalı bir dille anlatıyor.

 

Sensiz dirilmek 'âşıka yüz bin belâ imiş

                     Ölmek senün yolunda safâdur Hatâyiye (HD, s. 527)

           

            Şairin lirik bir söyleyişi yakaladığı bu beyitte dirilmek/ölmek, belâ/safâ kelimeleri hem leffü neşr hem de tezat sanatına güzel bir örnek oluşturuyor.

 

Ey Hatâyînün ümîdi bu cihanun serveri

                             Cümle peygamberlerin sultanısun yâ Mustafa (HD, s. 274)

 

            Şair, beyitte Hz. Peygamber'e duyduğu muhabbeti ve ondan şefaat beklentisini dile getiriyor.

Sonuç

Türk tarihinin ve edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biri olan Şah İsmail, çoğu hükümdarlıkla geçen kısa hayatına Dîvan, Dehname (on mektup) ve Nasihatname olmak üzere üç manzum eser sığdırmıştır. Siyasi ve mezhepsel sebeplerle Osmanlı tezkirecileri Şah İsmail'in şiirlerine yeterince ilgi göstermemiş, Şah'ın varlığında yok olmak isteyen takipçilerinin hece ölçüsüyle yazdığı Hatâyî mahlaslı şiirler zaman içinde Şah İsmail'e mâl edilmiştir. Böylece ortaya şiirleri dinî törenlerde müzik eşliğinde söylenen bir Tekke şairi imgesi çıkmıştır. Öte yandan Şah İsmail'in hayat hikâyesi, Şah İsmail ile Gülizar, Şah Hatâyî ile Taçlı Hanım adlı halk hikâyelerine konu olmuş, bu sayede Şah İsmail bir anlatı kahramanına dönüşmüştür. Muhsin Macit'in konuyla ilgili güncel çalışmaları, efsanevi bir Şah İsmail algısından sıyrılmamızı sağlamış; şairin gerçek kimliğinin ortaya çıkarılmasına büyük katkı sağlamıştır.

Şah İsmail, mahlasını hem "hatalı" hem de "Hıtalı/Hıta ülkesinden" anlamlarını çağrıştıracak şekilde kullanmıştır. Şairin mahlasını kullandığı beyitlerden hareketle şiirlerinde aşk acısı, âşığın hâlleri, sevgilinin vefasızlığı, dünyanın geçiciliği, kaba sofuluğun eleştirisi, Allah, peygamber ve Hz. Ali sevgisi gibi temaları sıkça işlediği söylenebilir. Bu temaların yanı sıra şair, kurduğu yeni devletin resmî mezhebini kurumsallaştırmaya ve müritlerini cesaretlendirmeye dönük propaganda içerikli şiirler de yazmıştır. Ahmet Paşa, Nesimî ve Hatâyî divanlarında -hangi şaire ait olduğu tespit edilemeyen- ortak şiirlerin bulunması, Şah İsmail'in klasik şiirin mazmunlarını başarıyla kullandığını gösterir. Divanında yer alan şiirlerden hareketle Hatâyî'nin klâsik şiirimizin biçim, içerik ve estetik özelliklerine vakıf olduğunu söylenebilir. Şiirlerinin biçim ve içerik özellikleri göz önüne alındığında onun Nesimî-Fuzûlî çizgisinde eser veren bir divan şairi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Selim UMUTLU

Yararlanılan Kaynaklar:

Akün, Ö. F. (2014). Divan Edebiyatı. Ankara: İSAM Yayınları.

Çamuroğlu, R. (2017). İsmail. İstanbul: Everest Yayınları.

Ekinci, M. (2010). Şah İsmail ve İnanç Dünyası. İstanbul: Beyan Yayınları.

Gündüz, T. (2013). Şah İsmail. İstanbul: Yeditepe Yayınevi.

Küçükkaya, A. (2018). Hatâyîler: Etimoloji, Tarih, Kültür. A.B. Araştırmaları Dergisi, S. 17, 211-249.

Pala, İ. (2002). Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü. İstanbul: L&M Yayıncılık.

Şah İsmail [İsmail b. Haydar el Erdebili], (2017). Hatâyî Dîvânı, Haz. Muhsin Macit, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.

Bu haber 351 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum