Ömer ERDEM

Ömer ERDEM

[email protected]

Kötülüğün egemenliği ve görsellik...

28 Kasım 2023 - 09:29
Reklam

Ahmet Haşim unutulmaz yazılarının birinde doğulu ve batılı dilencinin görsellik üzerinden amaçladığı etkiyi çarpıcı biçimde dile getirir. Bizdeki dilenci der Gurebâhâne-i Laklakan yazarı özetle, çarpık duruşu, çürük dişleri, abuk çehresi, lime lime olmuş elbisesiyle insanın karşısına adeta bir olumsuzluk abidesi olarak dikilir. Kimse onun yerinde olmadığı için de çoğunlukla amacına ulaşamaz, kimse durup ona yardım etmek istemez. Batıdaki dilenciye gelince son derece temiz çehresi, şık ve temiz giyimi ve adeta aristokratçehresiyle muhatabının aklını karıştırır ve yardım etme duygusu uyandırır. Çünkü, hali vakti yerinde olan kimse kolaylıkla kendisini onun yerine koyar, onun görüntüsünde kendi muhtemel geleceğini görür. Her yorum kendi içinde özgün olduğu kadar bitmez tartışmaları ve çelişkileri de içerir muhakkak.

Her ne kadar Haşim yazıyı doğrudan görsellik üzerinden yaratmasa bile en çarpıcı özü burada barınır.

Görüntünün çağdaş bir fenomen olarak taşıdığı içerimler öylesine bir şiddet ve egemenlik dalgası yaratıyor ki artık insanın durup düşünme ve muhakeme yapma hakkını da elinden alıyor. Ancak şuur sahiplerinin sakinliği ve dikkatiyle seçilebilecek gösteri bombardımanları altında olup bitenlerin ruhunu biraz olsun kavrayabiliyoruz. Terörist İsrail devletinin başbakanı Netanyahu Gazze saldırılarının hemen başında sosyal medya hesabından bir video paylaştı. Acımasız bombardıman ve yıkım videosuydu bu.

Ve Netanyahu ‘zafer ve intikam’ duygusunu kendi tarafına geçirebilmek için özellikle seçti bu tutumu.

Yoksa normal şartlarda ülke yönetiminde en üst seviyede görev alan bir politikacının yapacağı iş değildi.

Netanyahu’nun vahşi yıkım videolarınınpeşinden masum Gazze’li çocukların ölüm görüntüleri akmaya başladı. Değil seslerini duymaya, gözle bakmaya imkan vermeyen görüntülerdi bunlar. Fakat, Netanyahu’nunvideosu propaganda amacı taşırken Gazze’lilerinki gerçeğin ta kendisi idi. Görüntü savaşları hiç de eşit olmayan ve nitelik bakımından da insan onurunu altüst eden bir manzara taşıyordu.

Netanyahu ve adamları gecikmeden başka görüntülerin peşine düştüler. Çünkü başta konser alanındaki arabaların kendileri tarafından bombalandığı bilgisi Batı’ya aktıkça ve batılı devletlerin aksine sokaklar vicdanların sesiyle dolup taştıkça ne yapacaklarını şaşırdılar. Netanyahu bir kez daha kutsal kitap Tevrat’a dayanarak ‘onların çocuklarını, emziren kadınlarını ve çocuklarını yok edin’ gibi cümleler kurarak şuuraltını kusunca Meksika’ya, Güney Amerika ve Asya’ya kadar aktı sokakların sesi. İşte tam bu zamanda ortalıkta yeni görüntüler dolaşmaya başladı.

Gazzelilerin yıkılmış binalar, acılı yüzler ve bebek ve çocuklardan öte ne bir gerçekleri vardı ne de gösterebilecekleri bir şeyleri. Fakat yerle bir edilmiş şehirler, kucaklarınca can vermiş bebekleriyle büyük bir teslimiyetle ağlayan babalar, çaresizlikle ellerini kaldırıp Tanrı’dan yardım dileyen kadınlar ve onların görüntüleri uzun erekte günlük yaşayan fertlerin sonuna kadar ilgi gösterebilecekleri şeyler değildi. Bir kez bakanın tekrar bakmak istemeyeceği şeylerdi. Çoğaldıkça, arttıkça, her yere yayıldıkça adeta ölüme alışma, gerçeği kabullenme gibi bir sonucu mayalıyordu. Böyledir, insan kötülüğü ortadan kaldıramayıp da ölümü engelleyemediğini görünce onunla yaşamaya hatta onu kanıksamaya başlar. Öteki türlü Ahmet Haşim’in söylediği gibi o görüntüdeki insanın yerinde olmayı, kendi şehrinin yıkılıp ellerinde kendi çocuğunu tutmayı istemez. Zaten görüntü savaşlarının Borges’in tabiriyle ‘Alçaklığın Evrensel Tarihi’ne dönüşmesi böylece başlar.

İsrail devletinin ve militanlarının aklına başka bir şey geldi. İnsan zaaflarını ve kitle dikkatlerini yönlendirmek için İsrail’de kafe veya restoranlarda çalışan kadın garsonlar. Dekolte giysilerinin içinde otomatik silahlarla servis yapan kadınlar. Sanki özel olarak tasarlanmış ve bilinçli şekilde kurgulanmış giysiler. İlk elde görüyor musunuz hayat ne kadar zor geçiyor burada? Buna rağmen İsrailliler hem kendilerini koruyor hem de hayatlarına devam ediyorlar? Öyle mi? Eğer öyleyse bakanda erotik çağrışımlar uyandıran bu resimler niçindi? Sadece kadın garsonlar mı görev yapıyordu bu kafelerde?

Düşman Filistinliler ne kadar yakındaydı ki bu serbest kıyafetli genç kızlar otomatik silahlarla kendilerini korumaya hazır bekliyorlardı?

Propaganda savaşında imgeler kadar saklı niyetler her zaman etkili olur. Sıradan insanlar her gün acı ve yıkımın yetmedi dünyaya son bir nazar ışığıyla bakan bebek yüzlerine bakmayı sürdüremezler. Oysa erotik çağrışımlarla yüklü fotoğraflara sonsuza kadar teşnedirler. Görüntünün insan ruhunun değil de kötücül aklın bir aparatına dönüşmesi ve eski dünyadan beri uygarlık kurucusu olan ses-resim, söz- görüntü, ayrımının devam etmesi bir insan ve insanlık problemi olmayı sürdürüyor. Hele kısmi ateşkes ve rehine değişimi soğutması altında on binlerce insanın ölümünün görüntüler eşliğinde normalleştirilip kanıksatılması karşısında politik ve parasal çıkarları güvence altına alınanlar karşısında çok farklı yöntemlerle insanı savunmayı sürdürmekten başka yol gözükmüyor.

İlk yayın yeri:https://www.karar.com/yazarlar/omer-erdem/kotulugun-egemenligi-ve-gorsellik-1598220

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum