Ömer ERDEM

Ömer ERDEM

[email protected]

İnsansız bahar

08 Ağustos 2022 - 19:29
Reklam

Baharın ilkin erikler ve bademlere indiğini sananlar bir güzel yanılırlar. Körpe tırnaklarını bir genç kız göğsü tazeliğiyle usulca uyandıran incir ağaçlarındadır baharın ilk fısıltısı.

İncir ile insan arasındaki ebedi hikayeye göz kırpan tabiat, elbette ne yaptığını bizden iyi bilir. Bize düşen ona tabi olup kulak vermek göz hünerinden geri düşmemektir. Gerçi erik ve bademlerin hakkını yemeyelim. Onlar ki öncü kuvvetidirler baharın. Ve bu sebepten de ilk ayazda ilk donda vurgunu yiyen onlar olur.

İstanbul işte yine incir dallarından eriklere, bademlere, yaban elmalardan çalı çiçeklerine, kirazlara, erken güllere, yaban sarısı otlara değin kendisini kuşanmış bekliyordu. Neyi? Elbette baharla gelen kendi büyük geçiş saltanatını. Ben ise bu geçişin kudretli bir hükümdar olacakken hep şehzadelik, prenslikte, prenseslikte karar kılan, güçten saltanattan öte, zevki, estetiği ve yaşamak hünerini seçen erguvan halini beklerim.

Erguvanlar patladıkça İstanbul’da bahar bahar olur. Bu yemişsiz fakat insan ruhuna göz zevki dahil bütün ilhamları cömertçe saçan ağaç sayesinde, insan bir zamana ait olmanın idrakine varır. O idrakle bahar insan içine karışır. Faniliğin toz pembe hali bir mermer sütun gibi ölümsüzlüğün karşısına dikilir. Pek az Yunan heykelinin sırlı kıvrımında, Mısır sanatında, bazı minyatür ve büyük şiirlerde duyulur bu faniliğin toz pembesi.

Benim de kırk yıl içinde böyle toz pembe titreşimli ağaçlarım oldu. Kendimi, İstanbul’u, şiiri bu ağaçlarla idrak ettim. Onlarla ilerledim. Her iki Çamlıca Tepesinde, Boğaziçi’nin Ulus sırtlarında, Moda Burnu çevresinde tanık, tanıdık erguvanlara bağlandım. Baharın insan olma neşvesinin sinir uçlarına dokundum. Rüyalar geçişinde, ağaçlar arasında , denize yakın, beyaz, ışıklı bir bahar otogarında, el ele gülüşerek koşuşan aşıklar misali, hatırlayışların ürpertisine kapıldım. Ne var ki bu bahar onun bildik hızı sanki duygu olarak durdu, çok derinlerde bir canavar düdüğü öttü, uğursuz bir falcı bir fincan acı kahvenin telvesinde bir tutam kara felaket perçemi gördü. Şu, Koronavirüs denilen illetin ateşi alınlara yansıdı, ilkel korkular baharı insansız bıraktı. Bir sıtma titremesi ruhları sardı.

Nevruz, Hıdırellez, Kakava şenliği, adım adım baharın insanla karışmasının adı olurken, belki de bir asırdır ilk kez, insansız bir baharın içinden geçiyoruz. Bahar dışarıda insanı çağırırken, insan aşıkının davetine cevap veremeyen bir zavallı gibi uzaktan bakıyor. Balkonlar, arka bahçeler, parklar, sahil kenarları, tepeler, Boğaz sırtları yalnız yapayalnız. Bir ölüm kuğusu dipte şiir okuyor.

İnsan elinin parmak uçları tereddütle titriyor. Bir yüz yıl önce dayanılmaz çağrısına ‘Git Bahar’ diye nazla iç geçiren Halide Nusret’in nidası unutulmuş bir buğday tanesi gibi küf içinde göveriyor.

Kimse ummaz, düşte görse inanmaz, distopik bir romanda karşılaşsa anlam veremezdi bu günlere. Daha olacakları kestirmek mümkün değil. Ancak olan, bu bahar, onun insansızlığıdır. Erguvanların, ebedi gençlik telkin edişlerine dahil olamamak umulur ki bir varlık sızısı diye yazıya düşer. Depolara kaldırılmış bahtsız resim tabloları gibi gün yüzüne çıkar.

Bir İstanbul’da değil elbette. Şimdi, Koronavirüsün insanı tehdit ettiği her şehirde bahar insansız, onun neşesinden uzak. Talihin nadir zamanlarında, mevsimlerden birisi, bir sinema filminin bir bölümü gibi yanar, aradan uçup gider. Allahtan geçmiş baharlar ve onların hafızayı diri tutan canlı pasajları hala vardır. Yoksa insan, bu baharda, bu insansızlık içinde geleceğine nasıl bağlansın, ona nasıl inansın?

Şimdi ne incirin cilveli tırnağı geri çekilir, ne erik ne badem çiçekten feragat eder. Erguvanların hünerli geçişi ise kendi halinde en canlı günlerine koşuyor. İstanbul, 19. yy’dan bu yana motor ve elektrik homurtusundan azade dingin bir memnuniyet içinde. Yollar boş. Deniz pervasız. İnsan varoluşunu bizim yaşadığımız bahar içinde anlatan eserlerde bir parça kopuk kalacak. Ve hiç bir bahar kendisini tekrar etmediği için de bir kesikten arda kalan budak gibi sertleşecek bir yanımız.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum