Ömer ERDEM

Ömer ERDEM

[email protected]

İnsanın dört halinden biri: Eylemek

20 Nisan 2022 - 10:11
Reklam

Ağaç topraktan aldığı güçle yukarı doğru uzar. Rüzgar boş durmaz onun dallarına dokunur. Biraz ileride, deniz en ölgün halinde bile hareket eder. Kuş eksik kalacak değil ya o da doğası gereği gelip konar. Bütün bunları gören göz, yorumlayan akıl da canlıdır. Eylem halindedir ve bir şey eylemektedir. İnsan dışındaki canlıların da birbirine karşı eylemesinden söz edilebilir. Aslında sadece canlıların değil bütün kainatın temel dinamiğidir eylemek. İnsan akıl ve duyguyla, bitkiler ve hayvanlar içgüdüleriyle sürekli eylemektedirler. Kainatın da kendi kanunlarıyla işleyen bir eylemekliği söz konusuyken cansız varlıklar da hemen her tür eylemenin birer efekti, unsuru, gerekçesi hatta bilinmeyen sebebiyle tersinden eyleme katılırlar. İnsanın erdem katına yükselmesi eylemenin ruhuna varmasıyla başlar. Çünkü sadece insan bu sebeple kendisine ve diğer varlıklara karşı sorumludur. Sorumluluk bir varoluş yüceliğidir. Eylemek bizi yüceltir. Sünük bir canlı olmaktan kurtarır. Eylemek, insanı insan kılar.

Eylemin temel ilkelerinden birisi uyanıklık ise diğeri farkındalık olmalı. İnsan, bedeninin ve aklının doğası gereği hareketin merkezidir fakat ancak bir hedefe, ideale koyulduğu zaman hareket değerlenir. Fiziksel bir iş, meslek yapmak yönünden değil, düşünce ve sanata koyulurken de asıl geçerlidir bu ilke. Hatta uyku bile böyledir. İnsanı yaptığı kadar ters yüz eden uykudan söz ediyoruz. Öte yanda niyeti bir kavram olarak yeterince tartışmış bir toplum sayılmayız felsefi bağlamda. Hatta onu kuru sözlerin içinde fazlaca örselediğimiz bile söylenebilir. Oysa niyet bize eyleme özgürlüğünün verildiğinin ve her seferinde onu yenilemenin bize görev olduğunun göstergesidir. İnsan kendi niyetinin gerekçesini yaratmakla mükelleftir. Niyeti olanın eylemi refleks ve fiziksel görüntü olmanın ötesine geçer. Mesela ‘yürüyüş eylemek’ tabirindeki yürüyüş hareketi, eylemek niyeti karşılar. Görüntü bizi şaşırtmasın. Hızla akan sel suyu ile aynı yönde canhıraş koşan adam hız yönünden benzeştir ama koşan kişi felaketi önceden başkalarına haber vermek niyetiyle selin hızından ayrışır.

Modern zamanlar ürettiği mesai kavramı sebebiyle insanın eyleme hakkını neredeyse elinden aldı. Artık o kendi eylem/eylemlerinin bir öznesi değil başkası tarafından kurgulanmış üretme sistemlerinin bir parçası. Aygıtsal bir döngü kuruldu işletmelerle insan arasında. Verimlilik erdemli insan eyleminin değil parayı ve iktidarı elinde tutanın ölçtüğü ve değerlendirdiği bir kavram. Oysa ontolojik olarak temelsizdir mesai ve çoğunlukla insani zorunlulukların yansımasıdır. Bu sebepten milyonlar mutsuz, mesleği ve meşrebi ile uyumsuzdur. İdealist fikirler her zaman insana pek yakışan çözümlerin peşindedirler. Bir varoluş hakkı sayılan eyleme iradesi ve hakkının maddi bedel karşılığında gasp edilmesi trajiktir. Hukuk, insan hakları, sağlık gerekleri ve asıl önemlisi yaratıcılık edimiyle çerçevelenmemiş günlük çözümler çökmeye mahkumdur. Başta kapitalist sistemler olmak üzere her tür antidemokratik ve totaliter rejimler eyleme hakkını doğrudan ve dolaylı yoldan ele geçirirler. Eyleme hakkı meslek değil meslek formu kazanmış meşreptir aslında.

Her bir peygamberin, bilge ve önder kişinin aynı zamanda bir meslek sahibi olmasındaki sembolik değer yine eyleme hakkına çıkar. Ve zulüm insan eylemesinin sonucu olan emeğin karşılığını vermemektir. Verilmeyen her karşılık ya başkasının hanesine artı değer olarak yazılır ya da başka bir emekçinin daha fazla çalışmasını gerektirir. ‘İşçinin emeğinin bedelini alın teri kurumadan ödemek’ sadece bir dakiklik değil eyleme hakkına duyulan büyük saygının ifadesidir. Eyleme hakkı niyet yönüyle herkesi eşitler. Özel yetenekler, fiziksel yatkınlıklar yanında üst yaratıcılık gücüyle dengelenir doğal ayrılıklar.

Eylemek, siyasal teoriler yanında dini yorumların baskısıyla hayli örselendi. Onu kaba ideolojik kalıpların ve gündelik hesapların içinde harcayanlar bir şeyi göz ardı ettiler. Eylemek bir teoriden inerek insana giydirilebilecek bir olgu değildir. Aksine, insan kendi tabiatının ırasında ışıyan bu kaynağa dönüp bakmakla mükelleftir. Dünyada olmak, bütün çağrışımları ve pratikleri ile eylemenin içinde olmaktır. Toprağı ekip biçmek, seyahat etmek, felsefe okumak, sevmek, edebiyat yapmak, uyumak, düş görmek, düşünmek, nefes alıp vermek hasılı yeryüzünde eşsiz bir varlık olmanın idrakiyle yaşamaya koyulmaktır. Tabiat bir ilham olarak insana yeterlidir eylemek ilhamını almak için. Fakat belki de asıl sorun buradadır, insanın her türlü manada tabiat/ tabiatından kopmasıdır.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum