Van – Kars – Erzurum Gezi Notları

Yazarımız Burcu Bolakan'ın Evliya Çelebinin izinden giderek Van-Kars ve Erzurum'a yaptığı gezi notları.

Van – Kars – Erzurum Gezi Notları
29 Ocak 2024 - 10:24

Van – Kars – Erzurum Gezisi
Burcu BOLAKAN

Van – Kars – Erzurum Gezisi
Van şehrine ulaştığımızda ilk gözlememim sokakların tenhalığı ve neredeyse insansız olan caddeleri oldu; tabii kalabalık şehirlerde yaşayan bizler için şaşırtıcı bir durumdur bu. Gezimize Akdamar Adası’nı ziyaret etmekle başladık. Bir şehrin bir ya da iki gün içinde tüm tarihi eserlerini, doğal güzelliklerini, âdet ve göreneklerini, yemeklerini vd. keşfedebilmek mümkün olmamakla birlikte en azından kültürü, coğrafi özellikleri, tarihi eserleri, doğal güzellikleri ve insanların yaşayış biçimleri hakkında fikir sahibi oldum. Öncelikle gezdiğim şehirlerin tarihi geçmişine bakmak gerekir diye düşündüğüm için edindiğim bazı kitapları okuyarak notlar aldım. Rehberimizin anlattıklarından da oldukça istifade ettim.
Van Tarihi
Van bölgesinde tespit edilen en eski medeniyet M.Ö. 4.000 yıl evveline kadar gider. Van Kalesi güney kısmında bulunan Tilkitepe ile Van Gölü kuzeyindeki Ernis mezarlıklarında yapılan kazılarda elde edilen buluntular Kalkalotik, Bronz ve Demir çağlarına aittir. Van bölgesinde tespit edilen ilk medeniyetler Kalkalotik, Bronz ve Demir çağlarına işaret etmekle birlikte bölgede varlığını gösteren, ismi bilinen ilk kavim Hurrilerdir. Hurriler Kafkasya üzerinden göç ederek Van Gölü ile Kızılırmak, Yeşilırmak’ın Karadeniz’e döküldüğü bölgeye kadar yayılmışlardır. M.Ö. XIII. Yüzyılda zayıflamış olan krallık Asurluların istilasına uğrar. Bölgeye hâkim olmaya çalışan Asurlular ile Nairi ve Urartular arasında mücadeleler başlar. [1]
Urartu, Doğu Anadolu’nun güney yarısına, Van Gölü çevresine verilen isimdir. M.Ö. 859-612 yılları arasında Âri ırklarında Urartular kudretli bir krallık kurar. Urartu krallığı Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Suriye’yi elinde tutar. Krallığın toprak sahasının en geniş olduğu dönemde ise Ermenistan’ı, Gence Gölü’nün güney ve batısını, Malatya ve Erzincan’a kadar olan sahaları içine alır. Üç kez başkent değiştiren Urartu Krallığının sırasıyla başkentleri şu şekildedir. Van Gölü kuzeyindeki Arzuşkan M.Ö. 859-830, Tuşpa M.Ö. 830-714, Van Gölü’ne çok yakın olan Toprakkale M.Ö. 714-612 yıllarında başkentleri olmuştur. Urartular, Asurların istilasına uğrarlar, Asur Kralı II.Sargon 8. Urartu seferinde başkent Tuşpa’yı tahrip eder. Bu tarihten itibaren Urartu Krallığı, Asurlulara tâbi olurlar. Buna rağmen varlıklarını sürdürmeye çalışan Urartulara asıl darbe Medler tarafından vurulmuştur. [2]

Urartu bölgesine sırasıyla İskitler, Medler, Persler egemen olurlar. Medler ile Lidyalıların mücadelesi sırasında Ermenilerin küçük gruplar hâlinde bölgeye sızdıkları görülür. Urartu bölgesi Büyük İskender’in daha sonra da M.Ö. 66 yıllarında Romalıların eline geçer. Sasanilerin idaresinde de beş yüz yıl kadar kalmış olan bölgeye M.S. 625 yılında Hazar Türkleri gelir. VII. yüzyıl sonlarından itibaren ise Van ve çevresi Ermenilerin hâkimiyetine geçer. Abbasiler Van Gölü güneydoğusunda Vaspurakan bölgesinde yaşayan Ardzruni prensi Gagik’e 908 yılında krallık unvanı verip taç giydirilir. Vaspurakan prensliği iç işlerinde bağımsız dış işlerinde Abbasilere bağlı kalır. 1018 yılından itibaren Selçuklu akınları başlayınca Ermeni kralı Senekerim 40.000 kişiyle Bizans İmparatoru II. Basil’den izin alarak Sivas iline yerleşir. 1064 yılında Sultan Aparslan’ın oğlu Melikşâh tarafından Van’ın etrafındaki birçok kale ve şehir fethedilmiştir. Van bölgesine sırasıyla Sökmenliler, Eyyubi ve Harzemşahlar, Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler en sonunda da Çaldıran Zaferiyle Osmanlılar hâkim olmuştur.
Türkiye’nin en büyük gölüne sahip olan Van şehri yüzölçümü ile Türkiye topraklarının yüzde 2,5’ini kapsamaktadır. [3]
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Van Gölü’nün oluşumu şu şekilde anlatılmaktadır: 
Makdisî tarihine göre Nemrut, Allahlık iddiası ile dünyayı gezer ve bütün ustaları, dağ delenleri toplar. Kırk yılda yaptırdığı Nemrut seddi için işçiler seddin temelinden tepesine kadar her bir taşı yedi günde taşır. Nemrut, Urfa’da Hz. İbrahim ile karşı karşıya gelmiş, Allah’a isyan etmiştir. Allah’ın emri ile Cebrail yüksek dağın tepesine kanat vurur. Dağın üzerindeki bütün işçiler ve insanlar yerle bir olur. Allah’ın emri ile dağ yere geçer ve orada Van Gölü meydana gelir. Evliya Çelebi Van Gölü’nün çevresinin uzunluğunu on bir konak olarak verir. Suyunun çok acı olduğunu bildirip doğudan batıya uzunluğunun 68 mil olduğunu bildirir. Çevresinin beş yüz mil olduğu yazılı olan seyahatnamede Van Gölü’nde iki ada olduğundan ve gölün etrafında dokuz adet kale olduğundan bahsedilir.


Van Gölü.
Fotoğrafı öğle vakti yemek yediğimiz lokantanın üst katından çektim.

 

Van İlinin İsmi Nereden Geliyor: Evliya Çelebi Seyahatnamesinde anlatıldığına göre Van ve çevresinde öncelikle Âd ve Semud kavimleri yerleşmişlerdir. Dağlarda büyük oyuklar ve mağaralar yapıp oturmuşlardır. Hz. Peygamberin doğumundan 1600 yıl önce Hazreti Davud zamanında Melik Câlut burada bir kilise yaptırır. Davut Aleyhisselam Melik Câlut’u öldürdükten sonra bu kilise de elden ele geçmiştir. Büyük İskender’in eline ise Hz. Muhammed’in doğumundan 881 yıl önce geçmiştir. İskender bu kiliseye yerlilerin ibadet yeri anlamına gelen ‘’VANK’’ adını koymuştur. Kelime bozularak Van hâline gelmiştir. [4]
Akdamar Adası: Ziyaret ettiğimiz ilk yer Akdamar Adası’ydı. Ağtamar adının Arapça’da kabartı, tümsek anlamlarını veren ‘ĞMR’ kökünden gelmiş olabileceği üzerinde pek çok tarihçi hemfikirdir. Sonraları Ağtamar’ın Akdamar olarak Türkçeleştiği düşünülmektedir. Ermeni sülalesi arasında el değiştiren Gevaş bölgesi Ardzruni sülalesinin eline geçer. 908 yılında I. Gagik Ardzruni bazı Ermeni ve Müslüman beyleriyle anlaşarak Gevaş’ta kendini Vaspuragan Kralı, Ağtamar adasını da başkenti ilan eder. Kral I. Gagik saray, çarşı ve liman gibi yapılarla adayı bir kasabaya dönüştürür. Akdamar kasabasında sivil yaşam 1535 Osmanlı-İran Savaşı’na kadar sürer. Kudüs’ten İran’a kaçırıldıktan sonra 7. Yüzyılda Van yöresine getirildiği rivayet edilen Kutsal Haç’ın bir parçasını barındırdığı iddiası adadaki Surp Haç Kilisesi’ni gözde bir mekân haline getirmiştir. Mimar Manuel tarafından inşa edilmiş olan kilise Orta Çağ Ermeni sanatının en parlak eserleri arasında sayılır. Kilise kızıl andezit taşından inşa edilmiştir. Dış cephesinde alçak rölyef şeklinde işlenmiş bitki ve hayvan motifleri ve Kutsal Kitap’tan alınma sahneleriyle bezenmiştir.


[5]
Bir sonraki durağımız Van Urartu Müzesi idi müzeyi gezip Van ve çevresinin tarihi geçmişini öğrendik. Van Gümüş Çarşısı ve Van Kedi Evi’ne ziyaretlerimiz oldu. Gümüş çarşısında el emeği göz nuru işlenen geleneksel gümüş takıları inceledik, sonra da sevimli kedilerle vakit geçirdik, onlarla fotoğraf çektirip çok sevdikleri yaş mamaları yedirdik kediciklere. Kedi evinde benim favorim üst katta bir sandalye altında saklanan ve yüzünü göstermeyen bin bir naz eden, dil dökmelerimiz neticesinde yüzünü gösteren kraliçe kedi oldu. Kraliçe ismini ben koydum ona.
Van’da ziyaret ettiğimiz noktalardan biri de Van Halı Merkezi idi. Burada bir beyefendi biz ziyaretçilere halıların nasıl dokunduğunu ve geleneksel Urartu halılarının dokuma aşamalarının nasıl zahmetli bir iş olduğunu anlattı. Halıları ve kilimleri çok beğendik doğrusu, grup arkadaşlarımızdan halı alanlar da oldu. Sağlıklı ve mutlu günlerde kullansınlar.

İshak Paşa Sarayı
Sarayın yapımına 1685 yılında Çıldır atabeklerinden Çolak Abdi Paşa tarafından başlanmış olup aynı soydan gelen Küçük İshak Paşa zamanında 1784 yılında tamamlanmıştır. Saray Doğu-Batı yönünde 7600 metre karelik bir alan üzerine kurulmuştur. Ağrı’da yapılan bu muhteşem mimari eser geleneksel Türk mimari karakterinde ve Selçuklu mimarisi biçiminde bir yapıdır. İshak Paşa Sarayı’nda Avrupa sanatının Barok üslubunun etkileri de görülmektedir.


Fotoğraf: İshak Paşa Sarayı
Kars
Gezimizin ikinci günü akşamında Kars iline vardık, ertesi gün erkenden kalkıp bu tarihle örülü şehri gezmeye başladık. Kars adının bu çevreye yerleşmiş olan Karsak Türklerinden veya Gürcistan-Ermenistan sınırında olduğu için Karis – Kalaki (Kapı Şehri) adından geldiği ileri sürülür. Kars üç yüz yıl Urartulara bağlı yerli küçük krallıklar yönetimi altında kalır. M.Ö. 665 yılında İskitlerin eline geçer. Sasaniler de Kars yönetimini iki yüz yıl kadar ellerinde tutar. Sonrasında Habib Bin Maslama tarafından ele geçirilir. Halifeler Bagratlı Aşut’un oğlu Sembat’ı Hristiyanlığın patriği ilân ederler (861). Sembat’ın oğlu II. Aşut halifeden kral unvanı alarak hanedanın başkentini Ani’ye taşır, bundan sonra Kars başka bir Bagratlı hanedanının kolu olur.
Kümbet Camii şehrin en eski yapısıdır 937 tarihinde Bagratlılar tarafından yapılmıştır.


Fotoğraf: Kümbet Camiidir.
1045 yılında Kars ili Bizans hâkimiyeti altına girer. Sultan Melikşah 1080’de Bizans hâkimiyetini sonlandırır. [6]
Sultan Alparslan ve ordusunun daha önceden aldığı Kars’ın Bizans hâkimiyeti altına girmesinden Melikşah son derece müteessir olur ve bu konuda büyük bir hassasiyet gösterir. Melikşah bu duruma son vermek için büyük komutanlarından Emir Ahmed’i 1080 yılında bölgeye sevk eder.  Bunun üzerine Kars nihai olarak Selçuklu hakimiyetine girer.


Fotoğraf: Kars ilinde Rus mimarisine bir örnek
Aras ve Kür nehirleri arasında, zengin akarsular, göller havzasında kurulan Kars, ilk çağlardan itibaren medeniyetlere beşiklik etmiş bir merkez olarak görülür. Kars’ta Sakalar, Kimmerler, Subariler, Hurriler gibi farklı toplumlar yaşamış, idareler kurulmuş, çeşitli dinler yaşanmış ve yine pek çok diller konuşulmuştur. [7]
Kars’ı 1828 yılında General Paskeviç komutasındaki bir Rus ordusu zapt eder. Şehir 8 ay boyunca Rusların elinde kalır. Bu sırada ahali işgale karşı büyük bir direnç gösterir. Ruslar 8 ay sonra şehirden ayrılırken Kars’ın üçte ikisi harap vaziyettedir. Beş ay sonra Ruslar Kars’ı tekrar ele geçirirler fakat Paris antlaşmasıyla geri çekilmek zorunda kalırlar. 1878 yılında Ahmed Muhtar Paşa Rusları üç kez geri püskürtür ama sonunda Erzurum’a geri çekilmek zorunda kalır. Kars, Ardahan, Batum yapılan barış antlaşması neticesinde Ruslara kalır. Müslüman halkın çoğu Kars’tan ayrılmıştır. Ruslar da boşalan köylere ve şehre Hristiyan göçmenleri yerleştirirler. 1917 yılında yapılan Brest Litovsk antlaşmasıyla Ruslar ele geçirdikleri toprakları Türkiye’ye geri verirler. İngilizlerin baskısıyla Türkler Kars’tan geri çekilir. Kazım Karabekir 30 Ekim 1920 tarihinde Ermenileri bozguna uğratarak şehri geri alır. 16 Mart 1921 tarihli Moskova antlaşmasıyla S.S.C.B. Kars’ın Türkiye sınırları içinde kalmasına karar verir. Bagrutini Krallığını Kars’tan Ani’ye taşıyan Aşot’un Ermeniye’nin eski merkezi Dvin üzerinden geçen ticaret kervanlarının bu yeni başkente çekme düşüncesinde olduğu anlaşılır. Aşot ve oğlu II. Smbat bu düşünceyi gerçekleştirmek için önce şehir surlarını sağlamlaştırarak Arpaçayı üzerinde sağlam köprüler kurarlar. Büyük Katedral’in temelleri de II. Smbat tarafından atılır. Ani şehri ilerleyen zamanlarda muazzam bir şehir durumuna gelir. Ani yolu daha kısa ve belki daha emniyetli olduğu için ticaret kervanları bu yolu tercih etmeye başlar. Böylelikle ani şehri Kars ve Muş gibi şehirlerin üzerinde idâri olarak bir otorite kurar.


Ani Harabelerinden bir görüntü.
Günün bir bölümünde Çıldır Gölü’ne gittik ve orada atlı kızak arabasıyla göl üzerinde bir tur attık. Çıldır Gölü’ndeki soğuk belki de gezi boyunca en fazla hissedilmiş soğuk idi. Küçük bir buz fırtınası yaşandı da diyebiliriz.

Fotoğraf: Çıldır Gölü
 

Erzurum
Erzurum’un tarih öncesi çağlarda siyasi merkez olup olmadığı belli değildir. Bugünkü Erzurum yeni bir yerleşmedir ve Erzurum insanı çevreden gelmiştir. Erzurum adındaki arz sözünün Arapça yer manasında sanılması halk iştirakçiliğine dayanır. Rum sözü genellikle yer manasını taşır. (Bilâdi Rum, Rumeli gibi) Erzurum Erzeni Rum veya Azzi Rum’dan neşet etmiş olabilir. Azzi Eskiden Erzurum çevresinde hüküm süren bir beylik adıdır.[8]
Erzurum tarihini okuduğumuzda bölgenin Bizans, Ermeni ve Müslümanlar arasında sıklıkla el değiştirdiğini görüyoruz. 1071 yılında Malazgirt Savaşı sonrası Alparslan Erzurum ve çevresini Emîr Saltuk’a ikta olarak vermiştir. Melikşah’ın 1080 yılında Erzurum’u fethetmesiyle burada Saltuklular kurulur. Moğol istilalarından büyük darbe alan Erzurum Akkoyunlu ve Karakoyunlu beylikleri arasındaki mücadelelere sahne olur. Akkoyunlu Uzun Hasan Karakoyunlu Beyliğine son vererek Erzurum ve çevresine hâkim olur. Safevi Devleti’nin hâkimiyeti altında kalan Erzurum 1512-1513 yılları arasında Mısır Seferi sonrası Osmanlı topraklarına katılır.


Fotoğraf: Erzurum Çifte Minareli Medrese
Erzurum’da gezdiğimiz yerler:

Erzurum Kongre Merkezi
Rüstem Paşa Külliyesi
Yakutiye Medresesi
Çifte Minerali Camii
Saat Kulesi
Erzurum Kalesi
Taş Han Çarşısı
Atatürk Evi
Eski Erzurum Evleri

KAYNAKLAR


[1] Proje Koordinatörü Ezgi Bayram. S.S. Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi. Van İli Ve Çevresinin Tarihi Değerlerinin Ve Doğal Güzelliklerinin Tanıtımı Ve Turizm Kapasitesinin Arttırılması Projesi. Doğu Anadolu Kalkınma Projesi Turizm Ve Çevre Bileşeni. Basım Yeri: Kerim Ofset. Van-2007. Sayfa 148.
[2] Yılmaz Öztuna. Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi. Hayat Yayınları. Tifdruk Matbaacılık. Tarih Serisi Cilt 1. Sayfa 30.
[3] Proje Koordinatörü Ezgi Bayram. S.S. Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi. Van İli Ve Çevresinin Tarihi Değerlerinin Ve Doğal Güzelliklerinin Tanıtımı Ve Turizm Kapasitesinin Arttırılması Projesi. Doğu Anadolu Kalkınma Projesi Turizm Ve Çevre Bileşeni. Basım Yeri: Kerim Ofset. Van-2007. Sayfa 155-162.
[4] Evliya Çelebi Seyahâtnamesi. Müelifi Mehmet Zilioğlu Evliya Çelebi. Yayına Hazırlayan DR. Mümin Çelik. Üçdal Neşriyat. Çevik Matbaacılık. 3.Cilt. İstanbul 2021. Sayfa 1974, 2011.
[5] Anadolu’nun Gizemleri Mumyalar, Kehanetler, Efsaneler. Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Keçe. Doğan Dergi Yayıncılık. İstanbul 2014. Sayfa 78.
[6] Meydan Laurousse. Yayıma Hazırlayanlar Safa Kılıçoğlu, Nezihe Aras, Hakkı Devrim. Sabah Yayınları. Cilt 11. 20,21.
[7] Ali İpek. Kars İlk İslâm ve Selçuklu Dönemleri. Zafer Form Ofset Yayınevi. Erzurum 2021. Sayfa 107, 113.
[8] Hamit Zübeyir Koşar. Erzurum ve Çevresinin Dip Tarihi. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. Ankara 1984. Sayfa 35.

 


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Günün Başlıkları