
Naci Bey: Değerli izleyenlerimiz, yeni bir programda "Köklerden Geleceğe" yolculuğumuza devam ediyoruz. Bugün sizlere Türk dünyasını, Türk düşüncesini, Türk gençliğini, Türk eğitimini ve hatta Türk sosyal psikolojisini derinden etkileyen, etkilemeye de devam eden fakat genç yaşta aramızdan ayrılan rahmetli Erol Güngör'den bahsedeceğiz. Erol Güngör deyince Türkiye'de ve Türk dünyasında önce bir sessizlik olur ve hâlâ yeri doldurulamayan büyük bir sosyoloğun, büyük bir düşünürün, büyük bir bilim adamının ve insanlık örneğinin önünde saygıyla eğilinir. Erol Güngör bizim için hâlâ Türkiye'nin ve Türk düşüncesinin önemli kilometre taşlarından birisi olmaya devam ediyor. Yazdığı eserlerle, yaptığı tercümelerle gençliğe, düşünceye, Türk felsefesine ve hatta Türk dünyasına örnek olmaya, örneklik teşkil etmeye devam ediyor. Şu anda belki de Türkiye'nin ve Türk dünyasının en büyük sıkıntılarından birisi; Erol Güngör gibi vizyoner, geleceğe bakan ve ufku açık düşünce insanlarımızın yeterince olmamasıdır diye düşünebiliriz. Bugün Erol Güngör üzerine çok değerli çalışmalarıyla tanıdığımız ve en son "Erol Güngör Belgeseli"yle adından söz ettiren İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mesut Aytekin hocamızla birlikte olacağız. Mesut hocamız bugün konuğumuz. Hocam, öncelikle hoş geldiniz.
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Hoş bulduk Naci Bey, teşekkür ederim davet ettiğiniz için.
Naci Bey: Öncelikle biz teşekkür ederiz davetimize icabet ettiğiniz için, sağ olun. Kıymetli hocam, Erol Güngör deyince insan nereden başlayacağını bilemiyor. Erol Güngör deyince sizin ilk cümleleriniz ne olur?
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Evet, Erol Güngör deyince aklımıza hep akademisyen, ilim adamı ve örnek bir münevver geliyor. Kendisinin de ifade ettiği gibi zaten aydın ve entelektüel olmaya ya da aydın insan yetiştirmeye çok önem veren bir kişiydi. Zaten en büyük problemlerden bir tanesini de orada görüyordu; halkla aydınlar arasındaki problemin aslında aydınlardan kaynaklandığını, o Batı tandanslı, Batı'yı düşünen, Batıcı fikirleri yayan insanların, daha doğrusu aydınların problem olduğunu düşünüyordu. Bu anlamda çok büyük ve önemli çalışmaları var. Akademisyen ve örnek bir mütefekkir aklımıza geliyor. "Mütefekkir" kelimesi aslında Erol Güngör deyince tam oturuyor.
Naci Bey: Teşekkür ederim. Güngör deyince hemen eserlerinde Türklük, Türk milliyetçiliği, kültür değişimi, ahlak, tasavvuf ve İslam'ın meseleleri üzerinde detaylı şekilde durduğunu biliyoruz. Kitaplarının, telif eserlerinin isimlerini zikrederek devam edelim hocam: Öncelikle Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik, İslam'ın Bugünkü Meseleleri, İslam Tasavvufunun Meseleleri, Dünden Bugünden Tarih Kültür Milliyetçilik, Sosyal Meseleler ve Aydınlar, Tarihte Türkler, Ahlak Psikolojisi ve Sosyal Ahlak, Değerler Psikolojisi Üzerine Araştırmalar, Türkiye'de misyoner faaliyetlerini anlattığı (ki bunu ilk başta takma isimle, Erol Kırşehirli olarak yazmış, sonra kendi adıyla yayınlanmıştır) eseri ve daha sonra Şahıslar Arasında İhtilafın Çözülmesinde Lisanın Rolü üzerine telif eserleri var. Elbette tercüme eserlerini de zamanımız kaldığı sürece zikrederiz. Kıymetli hocam, diyoruz ya "Erol Güngör'ün yeri doldurulamadı." Niye doldurulamaz?
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Erol Güngör'ün yeri... Tabii ki her düşünürün, fikir adamının yeri ayrıdır ama Erol Güngör'ün yeri biraz daha ayrı. Çünkü Erol Güngör o dönemde, özellikle bugün de çok aradığımız, o objektif şekilde düşünebilen, yorum yapabilen, kendisini de öz olarak bulunduğu fikriyatta ve düşüncede eleştirebilen bir yapıya sahipti. Ama bunları eleştirirken hamasi bir tutumla değil, akademik bir üslupla eleştiren bir yapısı vardı. Bugün bunu çok arıyoruz, en büyük özelliği buydu. Bununla birlikte, bugün de hâlâ aslında kitap başlıklarından bunu çok görebiliyoruz; bugün de hâlâ üzerinde mutabık kalamadığımız pek çok sorunu o dönemde, yani 60'larda, 70'lerde gündeme getiren ve onlar üzerine ilmi, akademik, tarihsel süzgeçlerden geçerek önemli çalışmalar yapan birisiydi. Bu çapta olan ve bunları halka duyuran, hemen hemen o dönemdeki pek çok gazetede, dergide yazan bir akademisyendi. Günümüzde bu tarz bilim adamı çok fazla yok tabii ki. Konuşan, yazan bilim adamlarımız var ama bunları halka ulaştıran ve çok sade, anlaşılabilir şekilde ulaştırabilen ilim adamları az. Bu yönleriyle Erol Güngör ön plana çıkıyor ve bir Erol Güngör daha yetiştirilemediği ifade ediliyor. Çünkü onu bugün farklı cenahlarda, farklı düşünce gruplarında pek çok insan rol model olarak alıyor ve düşüncelerini en azından dile getiriyor, tartışıyor. Bu çok önemli bir şey. Yani farklı mecralarda, farklı gruplarda insanların o kişi üzerine mutabık kalması Türkiye'de çok olağan bir durum değil; özellikle bu tarih, kültür, milliyetçilik gibi konularda ortak noktalar bulmak çok zordur.
Naci Bey: Bütün kesimlerin "Erol Güngör" dediğinde üzerinde mutabık kaldığı, belki de ender şahsiyetlerden birisi evet, ilmine saygı anlamında. Şimdi Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan, Erol Güngör... Bunun daha sonrasını düşünüyoruz birazcık da. Evet, bu çok önemli bir referans. Ben üniversite 1. sınıftayken, daha İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin koridorlarındayken kıymetli Serdar Albayram diye Ankara Cebecili bir arkadaşımız bana bir kitap hediye etti, ben de teşekkür ettim. Daha önce Erol Güngör'ün ismini duymuştuk belki de gazete köşelerinden okumuştuk ama o kitabı hediye ettiğinde, tarihçi olmamız hasebiyle Dünden Bugünden Tarih Kültür Milliyetçilik kitabını okuduğumda bana bambaşka bir bakış açısı getirdi. Evet, tek kitabıyla değil tabii, elbette ondan sonra diğer kitapları da sırayla geldi. O yüzden Erol Güngör'ün ilk okuldan biliyorsunuz aynı zamanda bir dini eğitimi de var, köken itibariyle Ahilikten gelen bir soyu var. Erol Güngör'ün sosyal çevresi, aile yapısı, onun yetişme tarzı üzerinde ne gibi etkiler yaratmış olabilir?

Doç. Dr. Mesut Aytekin: Çok büyük etkileri var. Çünkü özellikle Kırşehir'de yetiştiği dönemde ilk tohumlar orada atılıyor ve gerçekten sağlam bir temel alıyor. Kendisi zaten aile efradı olarak da çok zengin, entelektüel bir aile yapısına sahip. Dedesi zaten son Ahi Evran ahi şeyhlerinden bir tanesi. Çok iyi Osmanlıcası var, musiki bilgisi var ve torununa çok önem veriyor; özellikle Erol'a ayrı bir önem veriyor. Hatta rivayet edilir ki Erol Güngör için daha o küçük yaşta bile "İleride profesör olacak" diyerek böyle bir sözü olduğu ifade ediliyor. O yüzden eğitimine çok önem veriyor, özellikle Osmanlı Türkçesi anlamında çok büyük önem veriyor. Hatta Erol Hoca üniversite döneminde bile çok iyi derecede Osmanlıca hem okuyabiliyor hem yazabiliyor. Tabii bunu esas dedesinden ediniyor. Devamında Lütfi İkiz var o dönemde Kırşehir'de görev yapmış, onun da Osmanlıcası çok iyi, onun da eğitiminden geçiyor. O dönemdeki pek çok, hatta İttihatçı pek çok ismin yer aldığı muhitlerde bulunuyor, çok sohbetlerde yer alıyor Erol Güngör küçük yaşlarından itibaren. Dedesinden aldığı bu entelektüel bilgiyi okuma yaparak devam ettiriyor. Lise düzeyinde makale yazabilecek, gazetelere yazı gönderebilecek seviyede bir kişiden bahsediyoruz, yani bu çok önemli bir şey. O kadar derin bir bilgi birikimine sahip oluyor. Lisede de Fransızca eğitim görüyor ve Fransızcası da çok iyi. Üniversiteye geldiğinde İngilizce öğreniyor ama üniversiteye geldiğinde Fransızcayı zaten çok rahat bir şekilde okuyup anlayabiliyor. O dönemde aslında Türkiye'ye baktığımızda pek çok ilim adamımızda eski Osmanlı'nın son döneminden kalan bir Fransızca alışkanlığı olduğunu görüyoruz, sonradan İngilizceye döndü süreç. Mesela Aziz Sancar'ın da ilk dili Fransızcaydı Mardin'deki lise yıllarında, düşünün. Kırşehir Lisesi de o dönemde çok meşhur bir lisedir, oranın ilk mezunlarından bir tanesidir Erol Güngör ve edebiyat kolundan mezundur. Ona rağmen çok entelektüel bir birikime sahip. Demin bahsettiğiniz, "Erol Kırşehirli" adıyla yazdığı Türkiye'de Misyoner Faaliyetleri eserini henüz 19-20 yaşlarında kaleme alıyor.
Naci Bey: Lütfi İkiz'le birlikte İstanbul'da pek çok yerleri dolaşarak yazmışlardı. Biz onu fotokopiyle çoğaltarak temin edebilmiştik, baskısı yoktu o yıllarda. Sonra kendi adıyla yayınlandı. Siz anlatırken aklıma Mümtaz Turhan'ın ifadesi, Erol Güngör'ün üniversiteye asistan olarak nasıl alınacağına dair bir anekdot geldi. Şimdi birçok müracaat oluyor, alınacaklar sınırlı sayıda insan. Sınav yapılıyor, Erol Güngör her şeyi Fransızca olarak anlatıyor, birçok alanda ne kadar kapasiteli olduğunu ifade ediyor. Sınav sonuçları gelince Mümtaz Turhan heyeti, komisyonu çağırıyor. "Bunu çağırın, kim bu?" diyor. Çağırıyorlar, "Sen kimsin?" diyorlar, "Ben Erol Güngör" diyor. Konuşuyorlar vesaire. Sonra Güngör gidince Mümtaz Turhan diyor ki: "Bunu hemen alın, diğerlerini sınav sonuçlarına göre kararlaştırıp kürsüye alın." Yani Mümtaz Turhan, Erol Güngör'ün sınavda kaç aldığına bakmadan, onda olan cevheri hemen orada keşfediyor.
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Aslında ondan önce Fethi Gemuhluoğlu'nun da orada bir müdahalesi var. Çünkü Erol Güngör İstanbul'a geldikten sonra hukuk için geliyor, hatta kaydını yaptırıyor, bir yıl boyunca orada eğitim alıyor ama hukukla çok iştigal edemiyor, ısınamıyor. O dönemde Marmara Kıraathanesi, tamamıyla gittiği mahvillerden bir tanesi. Fethi Gemuhluoğlu da biliyorsunuz insan sarrafı olan, keşfeden ve pek çok gencin, ilim adamının, fikir adamının, siyasetçinin yetişmesine vesile olan bir kişi. Erol Güngör'ü görüyor o sohbetlerde, Marmara Kıraathanesi'nin masalarındaki konuşmalarına şahit oluyor. Onun hukuktan aslında çok uzak olduğunu, sosyal bilimlerde çalışması gerektiğini söylüyor ve aklına gelen ilk isim Mümtaz Turhan oluyor. Mümtaz Turhan ile Erol Güngör'ü tanıştırıyor. Mümtaz Turhan da Erol Hoca ile tanışınca (daha hoca değil tabii, öğrenci) onda bir cevher olduğunu keşfediyor ve özellikle onu üniversiteye, Edebiyat Fakültesi Psikoloji kürsüsüne davet ediyor. Erol Hoca felsefe, psikoloji alanında orada başlıyor. İyi ki de böyle yapmış, yoksa Türk düşüncesi kadük kalırdı diye düşünüyorum. Çünkü Gökalp, Turhan ve Erol Güngör devamıdır bu süreç. Umarım devamı çıkacaktır inşallah. Aslında Erol Hoca'nın çok yetiştirdiği öğrenci de var o anlamda. Hatta bugün kitaplarını okuyanlar bile ben dahil, ona öğrenci gözüyle bakıyoruz. Belki şurada şöyle bir yanılgı yapıyoruz: "Erol Güngör gibi birisini beklemek" belki bu anlamda bir hata. Bizim rol modelimiz direkt Erol Güngör olduğu için diğerleriyle kıyaslamaya gidiyoruz, halbuki kıyas etmemek lazım.
Naci Bey: Elbette, Türk dünyasında birçok kendi alanında uzman rol model var. Kendi alanında Erol Güngörleri, son konuklarımızdan birisi olan Vahit Türk hocamız gibi değerli isimleri görüyoruz. Çok değerli çalışmalarla bugün Türk felsefesine, Türk edebiyatına, Türk sanatına, Türk sosyal bilimlerine çok değerli hizmetlerde bulunuyorlar, sağ olsunlar. Erol Güngör'ün açtığı, eleştirdiği, yazdığı alanlarda devam edebilen hocalarımız var, bunları da onun öğrencisi olarak kabul etmek lazım. Yani birebir onun kopyası olarak algılamak biraz haksızlık da olabiliyor. Çünkü böyle bir eleştiri görüyoruz, "hiç öğrenci yetiştirmedi" gibi. E zaten ömrü çok kısa sürüyor.
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Evet, 45 yıllık bir hayat var ve onun pek çoğunda yazarak zaten büyük bir mücadele vermiş. Ona olan saygı ve hayranlık da buradan kaynaklanıyor. Biz bu belgeseli yaparken zaten hep şuna denk geldik: Erol Hoca o 60'lı yıllardan itibaren yazdığı pek çok gazete yazısıyla, Anadolu'da, taşrada pek çok gencin hayatına yön vermiş. Bu önemli bir şey aslında, bu durum onların öğrencisi olduğunu gösteriyor. Görüştüğümüz, o dönemde üniversite okumuş ya da lise talebesi olan pek çok kişi, "Biz Erol Hoca'nın haftalık çıkan yazılarını merakla beklerdik, sabahları ikinci gün, üçüncü gün o gazeteleri arardık" dediler. Yani aslında Erol Hoca bunları yazılarıyla yetiştiriyor, pek çok kişiye ulaşıyor.
Naci Bey: Doğru. Biz üniversiteye gittiğimizde Erol Güngör Hoca yeni vefat etmişti, onun sıcaklığı ve onun hüznü hocalarımızda, görüştüğümüz yazarlarda devam ediyordu. Biz o yüzden o atmosferi yaşadık diyebiliriz. Erol Güngör'ün eşi, kıymetli Şeyma Güngör hocamız da bizim hocamız oldu; o vesileyle Erol Güngör'ün düşünce dünyasını, ruhiyetini anlamaya çalıştık. Şimdi değerli hocam, tabii ki bunlar rol model, gençlerin ve ilim dünyasının örnek alması gereken insanlar. Siz, Kültür Ocağı Vakfı ve Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile birlikte çok önemli bir çalışma yaptınız. Yani geç de olsa güzel, örnek bir çalışmayı ortaya koydunuz ki sizin gayretlerinizle oldu bu. Neden bahsediyorum? Erol Güngör üzerine çok değerli bir belgesel hazırladınız. Bu belgesel çalışması nasıl başladı, fikir nasıl oluştu, sonra nasıl gelişti? Bilgi verirseniz çok memnun oluruz.
Doç. Dr. Mesut Aytekin: "Ulu Beyler" serisinin bir devamı Erol Güngör belgeseli. Biz Türk ilim, kültür ve sanat dünyamıza katkı sunmuş büyüklerimizi bir belgesel dizisi bağlamında anmaya gayret ediyoruz Kültür Ocağı Vakfı'nın yapımcılığında ve Kültür Bakanlığı da destekliyor, sağ olsunlar. Bu, serinin 5. bölümüydü. Bu bağlamda biz Erol Hocamızı ele almaya çalıştık. Erol Hoca da zaten Kültür Ocağı Vakfı'nın fikir mimarlarından bir tanesi, tüm Türkiye'de olduğu gibi. Erol Hoca'yı anmayı bu anlamda zaten hep hedefimizde tutuyorduk ama doğru zamanı bekliyorduk açıkçası. Ve bu zamanı bulunca da ben Erol Güngör Hoca'yı öne almak, onu anlatmak istedim. Sizin de ifade ettiğiniz gibi Erol Hoca pek çok kişiyi etkilemiş, bugün de etkileyene devam eden fikir liderlerinden bir tanesi. O anlamda Kenneth Boulding'in ifadesiyle "altın beyinli adam" olarak nitelendirilen bu kavramı, Erol Hoca'yı anlatalım, herkes duysun istedik. Çünkü bu tür fikir adamları kitaplarda kalıyor ama bugünün görsel dünyasına aktarılamıyor. Çok geç olmadan da bu araştırmaya yaklaşık 2,5 yıl önce başladık. En azından onu tanıyan arkadaşları, ailesi, yani dünyadayken birebir şahitleri, tanıklarıyla bunu belgeselleştirmeniz son derece önemli bence.
Naci Bey: Evet, dediğiniz gibi çok önemli çünkü pek çok böyle büyüğümüzün çevresini çok araştıramadan, belgesel haline getiremeden vefatlarla, kayıplarla karşılaştık; belgelere ulaşamıyorduk. Erol Hoca'nın da artık onu yakından tanıyan son kuşak dönemiydi, pek çok insan vefat etmeye başlamıştı. Hatta biz "geç mi kalıyoruz" diye bir tık endişe de hissettik. Ki bizim kendi Türk dünyamızda bu ciddi bir problem aslında, bu tür büyüklerimizin zamanında değerini anlayamıyoruz.
Ama yakalayabildiğimiz insanları; işte sekreterlerini, asistanlarını, beraber çalıştığı mesai arkadaşlarını çektik. Yakalayamadıklarımızın devamını da zaten onun üzerine, Erol Hoca üzerine çalışmalar yapan, konferanslar veren, kitaplar yazan kişilerle doldurmaya gayret ettik. Bu noktada Beyşehir'de, İstanbul'da, İzmir'de, Konya'da, Ankara'da ve Kırşehir'de çekimler yaptık. 25 kişiyle röportajlar gerçekleştirdik. Daha pek çok insan vardı ama ancak süremiz o kadardı.

Naci Bey: Metin olarak mı, kitap olarak mı yayınlanacak?
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Şu anda belgesel olarak yayınlandı, kitap olarak da seneye inşallah yayınlanacak.
Naci Bey: Sonra soracaktım ama konu geldiği için sorayım; bu belgeseli izleyicilerimiz nasıl izleme imkanına sahip?
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Şu anda belgeselimiz festivalleri dolaşıyor. Önce bir galasını yaptık İstanbul'da, daha sonra İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Film Festivali'nde gösterildi ikinci olarak. Bir hafta önce de TRT 17. Uluslararası Belgesel Ödülleri'nde özel seçkide gösterimi yapıldı, iki tane gösterim yapıldı orada. Onun dışında Kırşehir'de şu anda inşallah Eylül ayında, daha sonra Konya'da göstermeyi planlıyoruz, yine Ankara'da da olacak. Yani bu büyük gösterimleri yaptıktan sonra, işte bir televizyon kanalı olur, farklı kanallar olabilir ya da daha sonra farklı dijital platformlarda herkesin, halkın erişimine açık olarak sunacağız zaten. Maddi bir beklentimiz yok ama öncelikle böyle özel kitlelerde halka ulaşsın; galalarda, özel toplantılarda, Erol Hoca'nın anıldığı farklı yerlerde belgeselimizi toplu halde göstermek istiyoruz, gayretimiz bu yönde.
Naci Bey: Şimdiden değerli izleyicilerimize söyleyeyim; hocamız sağ olsun, ben belgeseli izleyenlerden birisiyim, kendimi şanslı hissediyorum ve huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum. Bir belgesel nasıl hazırlanır, bir insanın hatırası nasıl yaşatılır, bir insan köklerden bugüne, bugünden yarına nasıl aktarılır, bunun çok güzel bir örneğini sergilemişsiniz. Evet, Erol Güngör'ü konuşmaya devam ediyoruz sayın hocam. Şeyma hocamızın çok değerli bir ifadesi var sizin belgeselin basın yansımalarında takip edebildiğimiz kadarıyla. Şeyma hocamız belgesel galasında şu ifadelerde bulunuyor: "İstikbalimiz öğrencilerimizle gerçekleşecek. Bu belgeselin Erol Güngör üzerine yapılması şahsım adına değil, bu mesleğin bir ferdi olarak iftihar vesilesidir." Niçin böyle bir söz söyleme gereği duyuyor Şeyma hoca? Belgesel çileli bir yolculuk ve zahmetli bir şey olsa gerek tabii.
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Evet, biz 2,5 yıl uğraştık açıkçası bu belgeseli hayata geçirmek için. 6 aylık bir araştırma süreci oldu, bir araştırma ekibi kurduk. Bu arkadaşlar hocanın bütün kitaplarını okudular, notlarını aldılar, kütüphanelere gittiler; gazete taramaları yaptık, dergi incelemeleri yaptık. O neticede farklı şehirlerde hocalarımıza ulaşmaya gayret ettik. Onların programları, ekibin programlarıyla birlikte 25 kişiye ulaştık, onlarla ayrı röportajlar yaptık, bunların deşifreleri yapıldı. En büyük sıkıntımız bu süreçte tabii ki şuydu (ki hatta bizim Türk dünyamızda, Türkiye'deki en büyük sorunlardan bir tanesidir): Arşiv sorunu. Erol Hoca'nın video görüntüsü yok, yani hareketli bir görüntüsü yok. Sadece elimizde fotoğraflar var, onlar da kısıtlı miktarlarda, belli dönemleri anlatan fotoğraflar. Biz çeşitli arşivlerden fotoğraflara ulaşmaya çalıştık ama takdir edersiniz ki belgesel işi görsel bir iş, bize görsel hareket lazım, bir kurgu lazım. Bunların bir kısmını yapay zekayla canlandırdık, bir kısmını animasyon haline getirdik ama bunlar da bizim için kafi gelmedi. Bugünün gençlerine, yarının gençlerine Erol Hoca'yı anlatma gayreti içerisinde bulunduğumuz için bir senaryo yazdık. Altı-yedi tane karakter üzerinden biz hikayemizi aktarmaya gayret ettik. Onlar da Erol Hoca'nın izinden giden gençler ama farklı alanlarda; bugünün Erol Güngörleri gibi... İşte birisi sinema alanında, birisi bugün dijital platformda medya yayıncılığı yapma alanında, bir tanesi spor alanında devam eden gençlerimiz. Bu gençlerimiz üzerinden hikayemizi yürüttük. Onlar kendi hikayelerine devam ederken, bir taraftan da Erol Hoca'nın hayatına dokunmuş, tanıklık etmiş, onun peşinden giden kişilerle yaptığımız röportajlarla birbiriyle iç içe geçen girift bir hikaye yapısı oluşturduk aslında, biraz daha akıcı bir üslupla. Biyografik hikayeler çok ince bir çizgide ilerler, çok sıkıcı bir hale gelebilir. Biz bunu daha böyle karakterlerle besleyerek, kendi karakterlerimizle Erol Hoca'nın hayatını iç içe geçen bir yapıda kurmaya çalıştık ve bunu da yapay zekayla, animasyonlarla süslemeye gayret ettik. O hikayeyi 92 dakikalık bir proje haline getirdik. Daha da uzun olabilirdi, zaten yaptığımız röportajlar aslında çok daha uzun, yaklaşık her röportaj birer saati kapsıyor. Amacımız bir de şuydu: Bu belgeselin devamında anlatamadıklarımızı, içine koyamadıklarımızı Kültür Ocağı Vakfı Yayınları'ndan bir kitap haline getirmekti, inşallah muradımız odur. Bu belgeselin bir kitap halini getirerek o anlatamadığımız, aktaramadığımız bazı uzun röportajlardaki çok güzel anekdotları dile getirmek istiyoruz.
Naci Bey: O zaman şimdiden söz alalım; kitap yayınlandığında sizi tekrar burada görmek isteriz inşallah.
Doç. Dr. Mesut Aytekin: İnşallah Naci Bey, sizlerin desteğinizle birlikte. Ben küçük bir şey aktarabilirim bu belgesel işlerinin ne kadar önemli olduğuna dair, bizi çok da anlamlandıran bir şey oldu. Konya'ya gittiğimizde bir röportaj gerçekleştirdik. Hasan Yörük amcamız, abimiz diyelim; o dönemde Erol Hoca kütüphane görevlisiyken, kendisi üniversiteye rektör olarak atandığında Selçuk Üniversitesi'nde beraber çalışmışlar. Mesai sonrasında çok sohbet etmişler ve bundan yaklaşık, düşünün, 25-30 yıl sonra Hasan Yörük abimiz bir belge çıkardı bize ve dedi ki: "Ben yıllarca bu belgeyi sakladım, bir gün Erol Güngör sevdalıları gelecek ve ben onlara vereceğim" dedi röportajın ortasında. Hakikaten biz çok duygulandık o an. Hasan hocamızın bunu saklamış olması ve sakladığı metin de şu: Erol Hoca'nın Konya'da yaptığı ilk konuşma metni daktilo edilmiş, deşifre edilmiş ve Erol Hoca'nın üzerinde kendi el yazısıyla düzeltmeleri var. Onu bize verdi. Hakikaten bu hani "Türk beklenendir" sözü var ya, gerçekten bizi birilerinin beklediğini görmek bize çok anlam ifade etti, çok duygulandık o anlamda. O emanet bizde, inşallah bunu da kitapta yayınlayacağız. Yani aslında demek istediğim şu; biz geç kalıyoruz, gitmemiz lazım, bu bekleyenleri bekletmememiz lazım. Sizlerin de bu yaptığınız yayınlar aslında bunun en güzel göstergesi; beklenenlere televizyon vasıtasıyla, bir yayıncı vasıtasıyla ulaşıyorsunuz, bu büyük bir hizmet. Bunların artması gerekiyor Naci Bey. İnşallah bizim gibi, bizden sonra da arkadaşlarımız bu işi devam ettirirler, sizlerin de büyük gayretleriyle bu büyük ilim, kültür ve fikir adamlarımızı duyurmaya gayret ederiz.
Naci Bey: Ben şuna inanıyorum; yaptığınız çalışma çok önemli bir çalışma. Sadece Erol Güngör değil, daha önce yaptığınız çalışmalar ve bundan sonra yapacaklarınız... Umarım ki gelecekte bir Erol Güngör Kültür Evi, Erol Güngör kütüphaneleri, Erol Güngör arşivi mutlaka kurulur. Sadece Erol Güngör değil elbette; Türk önderlerinden Ziya Gökalp, Mümtaz Turhan gibi isimler için de bunlar mutlaka olmalı. Çünkü gençlerimiz artık bir yerlerde savrula savrula mutlaka bir şeyleri fark etmek zorundalar ki fark edenler çoğunlukta. Erol Güngör'ün, Mümtaz Turhan hocanın Kültür Değişmeleri eserinden aldığı bayrağı taşıyan çok önemli bir bilim insanı, düşünce insanı, mütefekkir olduğunu biliyoruz. Erol Güngör'de bir "değişim sancısı" var; değişime direnmek mi bu, yoksa sağlıklı yürümek mi? Erol Güngör'ün genel anlamda düşüncesi nedir bu konuda?
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Evet, hemen başında şunu aktarayım, çok güzel bir noktaya değindiniz. Hakikaten biz bu belgeselin hem çekim sürecinde Erol Hoca'yı hiç tanımayan insanlara onu tanıttık, çekim sürecinde bile... Yine en son işte TRT 17. Uluslararası Belgesel Ödülleri'nde gösterdiğimizde, gösterime katılan pek çok genç ilk defa böyle bir kişiyi tanıdıklarını ve çok memnun olduklarını, böyle büyüklerimizin olmasından gurur duyduklarını ve bu tür belgesellerin devamının gelmesi gerektiğini ifade ettiler. Bu bizim için çok önemliydi, çünkü bunu söyleyen seyirciler 20-25 yaş arasındaki genç gruptu. Bizim için çok anlamlıydı, öncelikle bunu söyleyeyim. Sizin sorunuza gelecek olursak; Erol Hoca zaten ülkemizin, Türk dünyasının ya da Türkiye'mizin son 200 yıllık dönemindeki o sancıyı ele alıyor aslında. Değişimi... Mümtaz Turhan da zaten bunu inceliyordu; bu sadece Cumhuriyet dönemi başlayan bir süreç değil aslında, Tanzimat'tan bugüne gelen o "kültür değişmesi" kavramı da zaten oradan geliyor. Erol Hoca bu değişmenin zaten olacağını biliyor, ki oldu zaten Cumhuriyet'le birlikte. Ama bu değişme olurken Batı'nın tamamen... Hani Ziya Gökalp'in aslında eleştirdiği nokta da oydu; hani tekniğini alıp, fenini alıp, ahlakını almama durumu noktasıydı. Erol Hoca burada biraz itiraz ediyordu; hani bir şeyin tekniğini alırsak zaten kültürünü de mecburen almak zorunda kalacağız diyordu. Hatta diyordu ki: "Her teknoloji kendi kültürüyle gelişir." Bu, tercüme kitabında da aktarılıyor. Dolayısıyla sancılı olacak bu süreç. Önemli olan, bunun kendi kültürümüzde, tarih bilgimizde erimesidir. Özellikle tarih üzerine çalışmasını salık edenlerden bir tanesidir kendisi. Tabii, zaten tarihçi olmamasına rağmen, değme tarihçileri yani belki de cebinden çıkaracak tarih bilgisine sahipti; Tarihte Türkler diye kitabı var çünkü. Hani "tarihçi değil, nasıl bu oluyor?" denirse; şimdi burada Ziya Nur Aksun, Dündar Taşer gibi büyüklerin çok büyük etkisi var onun tarih konusunda. Şöyle bir şey söyleyeyim, çok bilinmeyen bir şey, bunu da sağ olsun Ötüken'in kurucularından Ahmet İyiol abimiz aktarmıştı: Erol Hoca bir dönem işte beraber ekip halinde Ahmet İyiol, Ziya Nur Aksunlarla birlikte Söğüt şenliklerine gitmişler. Uzun süre buradan otobüslerle gidip orada bizzat Şeyh Edebali'ye sabah gidip namaz kılıp, Şeyh Edebali türbesini ziyaret edip, orada Yörüklerle şenliklere katılıp, Yörüklerle konuşmuşlar. Yani tarihi bizzat içinde, yerinde, kurulduğu topraklarda, Osmanlı topraklarında yâd etmişler. Erol Hoca'nın mesela bu yönü çoğu evrakta yok. Hatta sağ olsun Ahmet abimiz yine o ekip vasıtasıyla o fotoğrafları da bize verdi, belgeselde de kullandık. Yani tarihi yaşayarak da görmüş, anlatarak da, icra ederek de ve yazarak da Erol Hoca bunları ifade etmiş. Tabii ki bu sancılı olacak çünkü biraz geriden gidiyoruz gibi bazı noktalarda, teknolojik konularda; işte yapay zeka çağındayız, bunu da görüyoruz. Burada iyi ilim adamları, fikir adamları her alanda yetişmeli. Burada bir Batı karşıtlığı değil, değişim kaçınılmaz ama sağlıklı olmalı durumu var. Tabii ki Batı karşıtlığı değil, çünkü zaten hoca Amerika'da eğitim almazdı öyle olsaydı. 2 yıl Amerika'ya gidiyor, Amerika'da eğitim alıyor ve orada zaten Erol Hoca'nın takdir edilen yönü, mesela aslında kendi yaşamı çok güzel bir örnek. Amerika'da oradaki meslektaşlarına, İngiliz meslektaşlarına Fransa'dan çeviriler yapıyor bir Türk bilim adamı olarak. Yani hal diliyle Batı'nın dilini Batı'ya çeviriler yaparak hatta para da kazanıyor, böyle ilginç bir anekdot da var. Hatta o dönemde çevirisini yaptığı, kitabını çevirdiği Kenneth Boulding, Erol Hoca için "altın beyinli adam" ifadesini kullanıyor. Yani Batı karşıtı olsa bu tavrı ve yaklaşımları sergilemez, bu çalışmaları yapmazdı. Batı karşıtı değil, aksine Batı'nın üzerimizdeki olumsuz etkilerini azaltıcı yönde bir yaklaşımı var. O anlamda önemli bir tavır, düstur ve üslup sergiliyor.

Naci Bey: Şimdi tercüme deyince, yani çok değerli tercüme eserleri de var, hâlâ okunuyor. Batı Dünyasının Büyük Değişimi konusunu Paul Hazard'tan çevirmiş; 20. Asrın Manası kitabını Boulding'den çevirmiş; Sanayileşmenin Kültür Temelleri ki çok önemli... Avrupa Sanayi Devrimi'nden sonra çok büyük bir bocalama ve dejenerasyon yaşadı, bugünkü Türkiye'nin yaşadığı süreç ve gençliğin içinde bulunduğu durum bunun bir göstergesi gibi. Bu anlamda Sanayileşmenin Kültür Temelleri çok önemli mesajlar verecektir. Yine Rostow'dan çevirdiği İktisadi Gelişmenin Merhaleleri, ayrıca Evliya Çelebi Seyahatnamesi ile ilgili de önemli bir derlemesi var gazete yazılarından aslında, derleyerek özellikle İstanbul üzerinde çalışmış. Kıymetli hocam, zamanımız dar, 30 dakikalık süre hemen geçip gidecek. Şimdi "Erol Güngör ve gençlik" konusu üzerinde çok ısrar etmek ve durmak gerekiyor. Gençleri Erol Güngör'le nasıl buluşturabiliriz? Çünkü bizim üniversite yıllarımızda Erol Güngör'ü okumayan bir üniversite öğrencisini bir şey biliyor diye düşünmezdik ama maalesef ki gençlerin şu anda Türkiye'de yüzde kaçı Erol Güngör'ü biliyorsa bu büyük bir orandır diyebiliriz günümüzde. Halbuki bunu arttırmamız gerekiyor; bunu teknolojiyle arttırmamız, sosyal medyayla arttırmamız, sizin gibi belgesellerle, sinemayla, değişik şekillerde artırmamız gerekiyor. Erol Güngör düşüncesini, Erol Güngör'ün Türk bakışını, Türk dünyasını, meselelerimizi gençlere nasıl aktarabiliriz?
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Evet, bu çok önemli. Bizim Erol Güngör belgeselimiz aslında bunun bir başlangıcı. Sağ olsun Profesör Doktor Şeyma Güngör hocamız ve oğlu Turhan beyin yönetimindeki Ötüken ve Yer Su Yayınları var, o kitaplar Erol Hoca'nın eserlerini yeniden basıyor, yeniden düzenleniyor ve basımları da devam ediyor, hatta özel seri olarak da basılıyor. Bunun dışında web siteleri, işte sosyal medyadaki Reels'larla, postlarla farklı şekillerde Erol Hoca'yı anma toplantıları zaten yapılıyor, devam ediyor. Bunlarla biraz daha görselleştirmek gerekiyor. Okuma grupları kuruluyor; işte Anadolu Mektebi gibi farklı faaliyetlerde ben görüyorum, Erol Hoca'yı mutlaka anıyorlar, yarışmalar, makaleler, etkinlikler düzenliyorlar, anma toplantıları gerçekleştiriyorlar ve bununla ilgili kitaplar da basıyor Kültür Ocağı Vakfı. Hatta biz Kültür Ocağı Vakfı'nın 25. yılında, Erol Hoca'nın vefat yıldönümünde 4 ilde anma toplantıları düzenledik; Konya, Kırşehir, Ankara ve İstanbul'da. Hocamın adına çıkarılan dergiler var, Rengârenk dergisinde Erol Güngör özel sayısı, Düşünce dergisinde Erol Güngör özel sayısı... Hemen hemen her sayıda Erol Güngör'le ilgili çalışmalar yapılıyor. Bu Kültür Ocağı'nda "Mütefekkir Erol Güngör Dizisi" devam ediyor, Erol Hoca ile ilgili kitap çalışmaları devam ediyor ama bunları biraz daha gençlerin ulaşabileceği şekilde de yapmaya gayret ediliyor. Farklı illerde etkinlikler, makale ve hikaye yarışmaları, farklı yarışmalar şeklinde devam ediyor. Bugünün çağını yakalayacak şekilde sosyal medyada belki küçük Reels'lar, Shorts'lar, hikayelerle daha da bu konuyu aktifleştirmek gerekiyor. Sizin gibi farklı üstatlarımızın kanallarında, bu tür programlarda bulunması büyük destek oluyor. Çünkü bunlar televizyonda yayınlanıyor, internete düşüyor, sosyal medyada yayılıyor, gençler bunu takip ediyor. Erol Hoca'nın şöyle bir artısı var: Erol Hoca'nın kitapları çok ağır kitaplar değil. "Ağırdan" kastettiğim yanlış anlaşılmasın, kelime itibariyle; çünkü çok rahat, çok düzgün ve herkesin anlayabileceği seviyede yazardı. Zaten gazete yazıları da o şekildedir. O yüzden Erol Hoca'yı okumak çok kolay, yani bir genç rahat bir şekilde okuyabilir. Bir lise öğrencisi, bir üniversite öğrencisi Tarihte Türkler'i, Sosyal Meseleler ve Aydınlar'ı, o gazete yazılarının birleştirilmiş halini çok rahat anlayabilir, diğer kitaplarına sonra da geçebilirler. Biraz bugünün meselelerine de çözüm üreten İslam Tasavvufunun Meseleleri, İslam dininin meseleleri yine bu konuda... Zamanımız dar diye detaylı giremedik ama İslam Tasavvufunun Meseleleri, Türk tasavvufunu ayakları yere basarak anlatan hâlâ tek kitaptır diye düşünebilirim.
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Tabii tabii, yani hatta Tayfun Amman hocamız da o noktada çok söylüyor; bugün bile o kitabın aşılamadığını, İlahiyat fakültelerinde vesaire din sosyolojisi anlamında çok önemli bir eser olduğunu ifade ediyor. Zamanımız dar fazla uzatmak istemem ama evet, Erol Güngör'ün İslam Tasavvufunun Meseleleri kitabında ortaya koyduğu tasavvuf kökü, geçmişi derinlerde olan Türk tasavvufudur. Bugün cemaatlerde yaşadığımız sorunları Erol Hoca 30 yıl önce dile getirmiştir diyor hocalarımız bu kitabında, hakikaten çözümünü de aslında o anlamda Erol Hoca sunmuş oluyor.
Naci Bey: Sayın hocam, Erol Güngör'ü kısacık zamanımızda anlatmaya çalıştık. Burada tüm Türk dünyasına, Türk gençlerine Erol Güngör'ü okumalarını, araştırmalarını, onu örnek almalarını tavsiye etmekten başka yapacak bir şeyimiz yoktur. Ayaklarınıza sağlık, katılımınız için teşekkür ediyoruz.
Doç. Dr. Mesut Aytekin: Çok teşekkür ederim. Ben son olarak sadece bir teşekkür etmek isterim; Kültür Ocağı Vakfı'na, başkanımız Avukat Dr. Ali Ürey'e, genel yayın ve yapım koordinatörümüz İbrahim Biz'e ve görüntü yönetmenimiz Doç. Dr. Onur Akyol'a, yönetmen yardımcımız Ümit Sarı'ya, Doç. Dr. Ümran hocama çok teşekkür ederim. Arkamızda çok güçlü bir öğrencilerimizin oluşturduğu ekip vardı, hep birlikte bu işi başardık. İnşallah devamı da gelir diyorum. Ve Kültür Bakanlığımıza tabii son olarak teşekkür ederim, her zaman arkamızda duruyorlar, sağ olsunlar. Bu fırsatı verdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim sizlere de.
Naci Bey: Tekrar teşekkür ederiz, ayağınıza sağlık. Kıymetli izleyenlerimiz, haftaya başka bir konukla buluşmak üzere şimdilik hoşça kalın.
Not: Program kaydı Gemini tarafından metin haline getirilmiştir.
Yorumlar
Kalan Karakter: