ALIŞ-VERİŞ KÜLTÜRÜNÜN TARİHÎ GELİŞİMİ VE MEKÂN BOYUTU

ALIŞ-VERİŞ KÜLTÜRÜNÜN TARİHÎ GELİŞİMİ VE MEKÂN BOYUTU
04 Ekim 2023 - 09:33
ALIŞ-VERİŞ KÜLTÜRÜNÜN TARİHÎ GELİŞİMİ VE MEKÂN BOYUTU

Namık Açıkgöz

Alış-veriş kültürü insanlık tarihi kadar eskidir. Üretim ve tüketim ilişkisi başladığı andan itibaren alış-veriş kültürü de başlamıştır. Bu kültür sadece temel ihtiyaçların giderilmesini karşılamamış, kendisine bağlı olarak yeni kültürel alanların da oluşmasına yol açmıştır. Mimarî ve şehirleşme bunlardan biridir. Alış-veriş kültürü yayıldıkça meselâ vergi kültürü de oluşmuştur. Ayrıca üretenlerin teşkilatlanması, meselâ bizde ahilik ve lonca kültürünü ortaya çıkarmıştır.
Alış-verişin etkisini daha geniş alanlara yaymak mümkündür ama biz konuyu o kadar dağıtmadan, Türklerde alış-veriş kültürü konusuna gelelim.
PAZAR
En eski metinlerimiz olan Orhun Abideleri (8. yüzyıl)’inde alış-veriş kültürü ve çarşı-pazar geleneği ile ilgili hiçbir kelime ve kavram yoktur. Türkçe’de alış-veriş kültürünün ilk kelimesi olan “pazar” kelimesi Farsça’dır ve Türkçe ile beraber pek çok Hind-Avrupa dil gruplarında da bu kelime kullanılmaktadır. Türkçe’de Selçuklu döneminde “çarşı” anlamında Arapça’dan geçme “sûk”  kelimesi de kullanılmıştır. Mesela göçebe Türkmenlerin başta hayvan satmak üzere oluşturdukları pazara “Sûkü’t-Terakime: Türkmen çarşısı” denmiştir.
Pazarlar, başka yerlerde üretilen şeylerin getirilip belirli günlerde ve yerlerde satıldığı açık alanlardır. Sadece o yerin halkına değil, çevre köylerde yaşayan halkın da gelip haftalık alış-verişlerini yaptığı yerlerdir buralar. Bir süre sonra pazarın kurulduğu gün, o şehrin adı da olmuştur. Meselâ Çarşamba, Perşembe ve Pazar’da pazarlar Çarşamba, Perşembe ve Pazar günleri kurulduğu için bu adları almıştır. Cuma ve Cuma Pazarı adlandırmasında da aynı durum vardır. Çanakkale’nin Ezine ilçesinin adı da Farsça “Cuma” demek olan “Âdine/Âzine/Ezine”den gelir. Burada da pazar Cuma günü kurulur. Tacikistan’ın başkenti Düşanbe’de de Pazar, Pazartesi günü (Farsça “Düşenbih”) kurulduğu için bu adla anılır olmuştur.
Pazarlar geçici kurulurken aşağıda ele alınacak olan diğer alış-veriş mekânları, sabit mekânlardır.
ÇARŞI
Türkçe’de daha sonra Farsça’dan gelme ama Farsların bile kullanmadığı bir kelime kullanılmaya başlanmıştır: çarşı.
“Çarşı” kelimesi Farsça’dır ama kelime bu hâliyle Farslar tarafından kullanılmaz.
Kelimenin kökeni Farsça “çehar: dört” ile gene Farsça “sûy/sû: taraf, yön, cihet” kelimelerinin birleşmesinden oluşan “çehâr-sû(y): dört taraf” terkibidir ve “şehrin içinde yolların birleştiği yerde kurulan alış-veriş yeri” anlamında kullanılmıştır. Tabii “çehar-sû” kelimesi zamanla Türkçe’de “çarşı” şeklinde söylenir olmuştur.
Çarşılar, daha çok zenaatkârların bir şeyler ürettiği yerlerdir; buralarda aracı dükkanlar da bulunursa da ekseriyet, üretim üzerinedir. Çarşılar bu özelliği ile arastaya benzer.
Türkçe’de “çarşı-pazara/çarşı pazara gitmek” tabiri yaygın olarak kullanılır. Yani bu iki kelime bir kalıp ifade olarak dile yerleşmiştir.
ARASTA
“Arasta” kelimesi de Farsça’dır ve “ârâsten: süslemek, güzel olmak” fiilinden türetilmiş bir sıfattır ve “güzel, hoş, iyi” demektir.  Selçuklu ve beylikler döneminde Anadolu şehirlerinin merkezinde, küçük sokakların birleşmesinden oluşan çarşılara, şehre kattığı güzelliklerden dolayı arasta denmiştir. Her sokak bir üret,m türü adıyla anılır: Bakırcılar arastası, demirciler arastası, semerciler arastası, terziler arastası, pabuççular/ayakkabıcılar arastası, yorgancılar arastası, yemeniciler arastası gibi adlarla anılan bu sokakların her biri fabrikasyon üretim sistemi öncesi üretim yerleridir ve büyük sermayelerle değil, minimal sermayelerle kurulup işletilirler. Bunun çok güzel ve canlı örneklerinden birisi “Muğla Arastası”dır. Çizmeciler, bakırcılar, ayakkabıcılar, demirciler, semerciler sokaklarıyla capcanlı bir arastamız var. Anadolu’da Selçuklu ve beylikler döneminden kalma şehirlerin çoğunda arasta vardır. Bu gelenek Osmanlı’da da devam etmiştir.
Deri işlemeciliği olan “debbağlık/tabaklık” arastalarda olmaz. Bunun iki sebebi vardır. İlki debbağlık çok suya ihtiyaç duyurur; arastalarda o kadar su yoktur. İkincisi, deri işçiliği pis koku yayan bir iştir; o yüzden şehir içlerinde değil, şehir dışında ama yakın bir yerde olur.


BEDESTEN (BEDESTAN/BEZZAZİSTAN)
Kelime Arapça-Farsça “bezzâz-istan”’dan gelir. “Bezzâzistan” kelimesi zamanla “bedesten/bedestan” şeklini almıştır. Bedestenler, değişik ölçeklerde tek bir bina kompleksinden oluşan alış-veriş merkezleridir ve buralarda daha çok kumaş ve kumaş mamulü ürünler satılır. Kapalı bina kompleksinin içinde ve muhtemelen orta avluya bakan küçük dükkânlar vardır ve önlerinde kemerli revaklar bulunan bu mekânlar şehrin en işlek yerlerinden biridir. Muğla’nın Yağcılar Hanı’nın avlusunun daha küçük olduğunu düşünün; işte bedesten o!...
HANLAR/KAPANLAR
Bu iki kelime de Türkçe’dir. Eskiden toptan ticaret merkezleri han’lar ve kapan’lardı. Kervanlarla şehre gelen mallar bu han veya kapanlara indirilir, şehir esnafına buradan satılırdı. Muğla’da Yağcılar hanı, zahire pazarı ve Saburhane, han-kapan örneğinin bulunduğu yerlerdir. Yağcılar hanı, daha düne kadar yağ toptancılarının merkezi imiş. Zahire pazarı da tahıl toptancı merkezi imiş. Koca han da pek çok malın satıldığı büyük bir han imiş. Sabri Ağa hanı (Saburhane adı buradan gelir ve o Sabri ağa’nın mezarı da Orada Caminin yanındadır.), Kale-Tavas taraflarından gelen kervanların mallarını yıktıkları han imiş. Oraya indirilen mallar, şehirdeki esnafa satılırmış. Kervancılar, getirdikleri malları hanın avlusuna indirip orada satarlarmış. Handa kendileri için odalar ve hayvanları için de ahırlar varmış.
Tam bir han özelliği gösterip göstermediğini bilmesek de İstanbul’daki “Unkapanı” da un toptancılığı yapılan yer imiş.
GELELİM “PASAJLAR”A
Modern zamanlarda, pasajlar (Kelime dilimize Fransızca’dan geçmiştir ve orijinali  “passage”dır.) da bir tür alış-veriş merkezi oldu. Çeşitli üretim maddelerinin satıldığı dükkânlar bulunan pasajlar, tek koridorlu bedestenler gibi görülmelidir. Muhtemelen 19. yüzyılda ortaya çıkmaya başlayan pasajlar, orta halli ve büyük şehirlerde görülmüştür.
VE AVM’LER
Modern zamanlar, dağınık alış-veriş mekânlarını bir araya getirip, pek çok konfor unsuru ile de zenginleştirip, yeni tip tüketim tarzının merkezi yaptı. Beslenme ve gıdadan giyim-kuşama, eğlence mekânlarından “book store”lara kadar pek çok şeyin bir arada olduğu Alış-Veriş Merkezleri(AVM)’nin temel özelliği ışık ve sergileme başarısıdır. Lokanta ve kafelerdeki üretim haricinde AVM’lerde başka yerlerde üretilen mallar satılır. Oysa çarşı ve arastalarda esnaf üretim yapar. Tabii AVM’lerde her şey, daha çok tüketmeye maruz bırakmak için yapıldığından, buralara “kapitalizmin ve tüketim kültürünün kalesi” demek yerindedir.
YA “ÜRETİM”
Eskiden çarşılarda ve arastalarda zenaatkârların veya daha eski ifadeyle “ehl-i hıref”in “dükkân”ları vardı. Sonra bunlar “atölye”ye ve daha sonra da “fabrika”ya dönüştü. Bu arada “bakkal”lar da “market” ve “süper market”lere dönüşürken “mağaza”lar da “show room” oldu. Zamanla herşeyin değiştiği gibi üretim, satma ve sergileme kültürü de değişti.



 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum