Bugun...


ARİFE PAŞALAR YAZDI: TÜRKLERİN YENİLEŞME HAREKETLERİ, EĞİTİM FAALİYETLERİ ve İSMAİL GASPIRALI-I
RUSYA MÜSLÜMANLARININ-TÜRKLERİN YENİLEŞME HAREKETLERİ, EĞİTİM FAALİYETLERİ ve İSMAİL GASPIRALI-I

ARİFE PAŞALAR YAZDI: TÜRKLERİN YENİLEŞME HAREKETLERİ, EĞİTİM FAALİYETLERİ ve İSMAİL GASPIRALI-I
+ -

RUSYA MÜSLÜMANLARININ-TÜRKLERİN
                         YENİLEŞME HAREKETLERİ, EĞİTİM FAALİYETLERİ ve İSMAİL GASPIRALI-I

XIX. asırda Rusya'daki Müslüman aydınlar, Batı karşısında geri kaldıklarını, cahilliklerinden ötürü Rus sömürge siyasetine maruz kaldıklarını farketmeğe ve kabul etmeğe başladılar. Bu yüzden yavaş yavaş bu aydın kişilerin kafasında batıya yaklaşma, fikirlerinden faydalanma düşüncesi belirmeğe başladı. Fakat Rusça öğrenmenin bile gizli yapıldığı bir toplumda bunu başarmak kolay sayılmazdı. 
 
Bahis konusu asırda Rusya Müslümanları Rusya'dan gelen her şeye şüpheyle yaklaşıyorlardı. Rus diline, Rus okullarına, Rus insanlarının kendilerine. Müslümanların, Kırım Tatarlarının çocuklarını Rus okullarına göndermek istememelerinin geçerli sebepleri vardı. Çünkü resmi okullarda bir Ortodoks sempatizanlığı hakim idi, misyonerlik propagandası yapılmaktaydı. Öte yandan Ruslar kafasında kendilerine yaklaşma fikri olan aydın kişileri kendilerine çekiyor, kendilerine ait hissettiriyor ve böylece kendi toplumları için yenilik yapmalarına engel oluyorlardı. 

I. Aleksandr zamanında, 1804 yılında açılan, Rusya'da Moskova Üniversitesi'nden sonra ikinci üniversite olan Kazan Üniversitesi, İtil-Ural bölgesi ahalisi ile Ruslar arasında bir bağ görevi üstleniyordu. Dört tane fakültesi olan üniversitenin şark kürsüsü Rusların, Türklerin tarihini, dilini, kültürünü yakından takip etme isteğini gösterir. Burada Sibiryalı Sagay Türklerinden Katanov adlı Türk lehçeleri profesörü, hristiyandı ve ruslaşmıştı. Ruslaşmış Türk aydını örneği sadece Katanov'la sınırlı değildi. Özellikle XX. asırda Türk gençleri iki grup oluşturacak şekilde adeta ikiye ayrılacaktır. Rus okullarında yetişmiş gençler, 1905 İhtilali'inden sonra Rusya etkisinde kalarak sosyalist ve devrimci düşüncelere bağlı yeni fikirler geliştirecektir. Diğer grubu Gaspıralı ve Türkiye etkisi altında Türkçü-İslamcı ruha sahip gençler oluşturucak, bu iki grup arasında bazı çekişmeler meydana gelecektir. Ayrıca Rus okullarında okumuş gençlerin çoğu zaman içinde kendi kültür ve milletine yabancı kalacaktır.

Yenileşme Öncüleri
Kayyum Nasırî: Nasiri zamanın şartları gereği gizlice Rusça okumağa çalışan aydınlardan biriydi. Özellikle Türk dili üzerine yoğunlaşmış, bu alanda eserler vermiştir. En önemi eseri olan "Nahiv Kitabı" Ruslara Türkçeyi öğretmek maksadıyla kaleme alınmıştır. Kazan Türkçesinin gramerini, Türkler için Rusçanın gramerini ve sözlüğünü yazmıştır. Nasirî bugünkü akademisyenlerin, bilim insanlarının kendilerine örnek alması gereken bir araştırmacıdır. Zira bir eserin niteliğinin çok okunması veya çok satılmasıyla ölçülemeyeceğinin farkındadır. Modernleşme çabalarına katkısı verdiği eserlerden daha büyük boyuttadır. Çünkü Kâşgarlı Mahmut gibi Türklerin hem müslüman hem de Türk olduklarını farkettirmeğe, bir Türklük bilinci oluşturmağa çalışmıştır.

Şehabettin Mercanî: Mercanî, her şeyden önce cehaletin eğitimle aşılacağına inanan bir din insanı, bir tarihçi, bir ıslahatçıydı. Buhara'dan Kazan'a getirdiği yeni düşüncelerle, ait olduğu topluma bilinç aşılama çabasındaydı. Ömrü boyunca skolastik düşünce ile İslam'daki hurafelerle mücadele etmiş bir din reformistiydi. Ona göre dinle ilgili bütün soruların cevabını Kur'an ve hadislerde bulmak mümkündü. Yaşadığı zaman içinde ve toplum şartları gereği bu fikirlerin hızlıca yayılması zordu. Fakat bütün eleştirilere karşı ayakta durmağa devam edip cesaretle fikirlerini beyan etmeyi sürdürdü.
"Müstefadul-akhbar fi ahvali Kazan ve Bulgar" adlı eseriyle unutulmuş, hatta bilinmeyen bir  tarih sevgisi uyandırdı. Bu eseri ile İdilboyu Türkleri'nin Bulgar, Kıpçak, Hazar kavimlerinin kalıntısı olduğunu ileri sürmüştür. Eserde şöyle bir tenkit söz konusudur:
 
"Bazıları Tatar olmayı noksan fehm eyleyip ol isimden nefret edip biz Tatar değil Müslüman diye nizâ ve mücadele ederler. Ey miskin! Bi'l-farz senin Müslümandan gayrı bir ismini düşman-ı din ve milletin bilmese idi, elbette seni Müslüman diye tefrik ederdi. Tatar olmazsan; Arap ve Tâcik değil ve Nogay değil, Hıtay ve Rus ve Efrenç ve Prus ve Nemçe dahi değil; imdi kim olursun?"
(Bazıları Tatar olmayı eksiklik olarak idrak edip o isimden nefret edip  biz Tatar değil Müslümanız diye çekişir ve didişirler. Ey zavallı!  Din düşmanları ve milletin senin Müslümandan farklı bir ismini bilmediğini varsayalım, elbette seni Müslüman diye ayırırlardı. Arap ve Tâcik değilsin ve Nogay değilsin, Hıtay ve Rus ve Frenk ve Alman ve Nemçe -Avusturya halkından- de değilsin. Tatar değilsen kim olacaksın?) Bu alıntıda Mercâni'nin Tatarlara milli kimliğini sert bir dille hatırlatma derdinde olduğu açıkça görülmektedir. 
Yenileşme hareketi sırasıyla, din, kültür, eğitim reformları şeklinde ilerleyecek nihayet milli uyanış hareketine neden olacaktır. Din konusunda yukarıda bahsi geçen Mercanî'nin ismini tekrarlamak yerinde olacaktır. Kültür reformuyla ilgili olarak da Abdulkayyum Nasirî'nin filoloji çalışmalarını hatırlamak gerekecektir. Onun ortaya çıkardığı "Tatar Edebî Dili" günümüze dek sürecek bir yeniliği vücûda getirecektir.
Ekinçi Gazetesi ve Hasan Bey Melikzâde Zerdabî: Gazete çıkarmanın bir milletin gaflet uykusundan uyanmasında, eğitilmesinde en önemlisi bilinçlenmesinde ne kadar büyük öneme sahip olduğunun farkında olan Azerbaycan Türkü Hasan Bey Melikzâde Zerdabî 1875 yılında Ekinçi Gazetesini çıkardı. Gazetenin kime ya da neye hizmet ettiği, kimin hakkını gözettiği, mevzusu, içeriği önemlidir. Zerdabî, Rus baskısı altında ezilmiş, sömürülmüş, köhne zihniyet yüzünden batağa saplanmış Türk'e, Türklüğe hizmet etme gayesindeydi. Ekinçi, Çarlık döneminde çıkarılan gazetelerin en önemlilerindendir, bir 'ilk'i gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda büyük ideolog İsmail Gaspıralı'nın 1883'te çıkaracağı Tercüman Gazetesine örnek teşkil edecektir. 
Ekinçi sözüne etimolojik açıdan bakalım.
ekinçi= ekin+çi "çiftçi, rençber" manasındadır. Bir Türkçe söz olan ekin sözüne, -cı -ci -cu -cü; -çı -çi -çu -çü isimden isim yapım eki getirilerek yine Türkçe bir söz oluşturulmuştur. Bu sözü Tercüman Gazetesinin ismi ile kıyaslayarak gazete adının daha bilinçli bir şekilde verilmiş olduğunun altını çizmek gerekir. Bilindiği gibi 'tercüman' Arapça bir kelime kökünden, trcmden oluşmuştur. Ekinci Gazetesi isminin içerdiği anlama uygun olarak halk diline yakın bir dille yazılmış, yazılanlar mümkün olduğunca Arapça ve Farsça sözlerden arındırılmıştır. 
Çarlık yönetimi elbette bu bilinçli atılan adımların farkındaydı. Kendisine bağımlı olan ve her daim sömürme politikasıyla kendisine daha da bağımlı hale getirmek istediği halkların eğitilmesini, kendi kimliğinin farkına varmasını ve bir gün nihayetinde baş kaldırmasını istezmedi. Bu yüzden 93 Harbini bahane ederek gazeteyi kapattı. Fakat baskı yaptığı iki yılda gazete geniş kitlelere hitap etmiş, karanlık bir yeri güçlü bir ışıkla aydınlatmıştı. Üstelik bu sadece başlangıçtı.
 
Kaynaklar
Step'te Ezan Sesleri, Rus Egemenliği Altındaki İslâm'ın 400 yılı, A. BENNIGSEN, LEMERCIER C. QUELQUEJAY
Kazan Türkleri, Türk Tarihinin Hazin Yaprakları, Abdullah Battal TAYMAS
Çağdaş Türk Edebiyatları-I, Prof. Dr. Yavuz AKPINAR 





YORUMLAR
2 Yorum

Arife Paşalar
01-03-2019 18:18:00

Çok çok teşekkür ederim.

Olena Güven
28-02-2019 23:27:00

Çok başarılı bir yazı olmuş!

Eğitim konusu en sevdiğimdir!

Büyük ilgiyle okudum!

Emeğinize sağlık!

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI