Prof. Dr. Hakkı UYAR

Prof. Dr. Hakkı UYAR

[email protected]

Türkiye'de model arayışları

12 Aralık 2021 - 19:10
Reklam

Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması ve ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Türkiye’ye tam bağımsızlığı sağladı. Ancak Cumhuriyetin kurucuları, tam bağımsızlığı sürdürmenin yolunun çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmaktan geçtiğini biliyorlardı. Bunun için temel zorunluluk sanayileşmekti. İzlenen sanayileşme politikası, ithal ikameci (yani dışarıdan ithal edilen ürünleri içeride üretmek, paramızı yabancılara kaptırmama) bir nitelik taşıyordu. Öncelikli olarak dokuma, şeker, çimento, kağıt, şişe cam, demir çelik vb. alanlarda fabrikalar kuruldu. Demiryollarına büyük önem verildi.
Türkiye elindeki bütün kaynakları topyekun kalkınmaya ayırdı. Bu bağlamda ideali içeride ve dışarıda barışı sağlayarak, huzur içerisinde tüm dikkatini kalkınmaya, sanayileşmeye, çağdaş bir toplum ve devlet yaratmaya yöneldi. 1920’li yıllarda başlayan ve yabancıların elindeki kurumları millileştirmeye yönelen politikalar, 1930’ların başında devletçiliğe dönüştü. Bunda Batı ile aradaki farkı bir an önce kapatma ihtiyacının yanı sıra 1929 ekonomik krizinin yarattığı etkileri giderme ve yetersiz sermaye birikiminin boşluğunu doldurma çabası da etkiliydi.
Özel sektörle birlikte devletin de yatırım yapmasını kapsayan dönemin ılımlı devletçilik anlayışı iki temele dayanıyordu:
n  Bizzat devletin kuruculuğu ve yapıcılığı,
n  Yapılması özel sektöre bırakılan işlerin düzenlenmesi ve kontrolü.
Dönemin resmi söyleminde devletçiliğin gerekçesi şöyle açıklanıyordu:
“Yüz yıllarca yabancı milletler tarafından istismar edilen Türk milletinin ekonomik bağımsızlığını sağlayacak, milleti yabancı fabrika ürünlerine müşteri olmaktan kurtaracak, yurdun ham maddelerini yok pahasına satıp onların yabancı ürünlerine çok pahalı bir fiyat ile satın almaktan çıkaracak yol, ancak Devletçilik prensiplerini kabulü ve uygulanmasıyla mümkün olabilirdi.
Yeni Türk devleti bunu temin için en esaslı tedbirlerini aldı”.
Tarihimizin ekonomik açıdan en başarılı dönemi Atatürk dönemidir. Bu başarının temelinde şu esaslar yatmaktadır:
n  Millileştirme, Karma ekonomi
n  Denk bütçe
n  İthalat-ihracat denkliği
n  Karşılıksız para basmama, 0 enflasyon
n  Yüksek kalkınma hızı
Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kadar geçen süreçte liderlerin iktidar yıllarına göre ekonomik göstergeler şöyledir:
GSMH Artışı              Fiyat artışı
n  Atatürk:                  % 115                               % - 32
n  İnönü:                    % 12                                   % 500
n  Menderes:           % 48                                   % 124
n  İnönü-Demirel:     % 34                                 % 55
n  Demirel-Ecevit:    % 39                                  % 900
n  Özal:                         % 27                                  % 7100
Yukarıdaki rakamları 1990’da ANAP’ın ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ekrem Pakdemirli açıklamıştı. 1980 sonrasında Türkiye’nin ekonomi politikaları ciddi bir değişime uğradı. İthalatı önceleyen, üretimi teşvik etmeyen ve ihracat önceliği olmayan politikalar izlendi. 1980’e kadar Türkiye’de kırılmalar geçirse de ithal ikameci sanayileşme politikası sürdü. 1980 ciddi bir dönüm noktası oldu. Dolayısıyla aradan 40 yıl geçtikten sonra bir günde ihracat kararı almanın, Çin modeline yönelmenin ekonomide kısa sürede ciddi bir karşılığı olmasını beklemek olası değildir. Üstelik bu güne kadar kıt kaynaklarını sanayiye değil inşaata ayıran bir ülkenin ihracat edecek, katma değeri yüksek hangi ürünleri vardır? Bunun için ciddi çalışmaların 20 yıllık bir iktidar döneminin başında yapılmış olması gerekirdi. Nitekim Atatürk döneminin sanayileşmeye yönelik politikaları neticesindedir ki, tüm tarihimiz boyunca ihracatımızın ithalatımızdan fazla olduğu tek dönem Atatürk dönemi olmuştur.
Atatürk döneminde sanayileşme ve fabrikalaşmak, vatan savunmasıyla eşdeğer görülmüştür:
Atatürk’ün cumhurbaşkanı iken Meclis’te her yıl yaptığı açış konuşmalarında Türkiye’nin çağdaş dünyanın saygın bir üyesi olma idealini hep görmek mümkündür.
1924 Anayasasının 36. Maddesi, “Cumhurbaşkanı her yıl Kasım ayında hükümetin geçen yıldaki çalışmaları ve giren yıl içinde alınması uygun görülen tedbirler hakkında bir söylev verir. Yahut söylevini Başbakana okutur” demektedir. Dolayısıyla Atatürk, 1924 yılından 1938 yılına kadar her 1 Kasım’da TBMM açış konuşması yaptı.
Atatürk 1 Kasım 1924 tarihinde yaptığı konuşmada halk idaresinin önündeki engellerin yasal düzenlemelerle başarılı bir şekilde ve tamamen kaldırıldığını belirtti. Yüzyıllardan beri Türk milletinin medeni milletler arasında olmasının önündeki engeller kaldırıldı. Konuşmasının neredeyse tümünde Atatürk, Türk milletinin medeniyet yolunda ilerlediğini, memleketin ve ailenin kalkınması için yoğun çaba harcandığını belirtmektedir.  
1925 yılı Şeyh Sait İsyanının yaşandığı yıldı. Atatürk’ün 1 Kasım 1925 tarihli konuşmasında bu “irtica” hadisesine değindi ve Ordunun Cumhuriyet düşmanlarını hızlı ve kesin bir şekilde cezalandırdığını belirtti. Atatürk, Cumhuriyetin kalkınma ve modernleşme çabalarını anlattığı konuşmasında, kız ve erkek çocuklarının okutulması konusunda ailelerin çok istekli olduklarına dikkat çekti.
Meclisin yeni faaliyet yılında milletin genel hayatında dünyevi, milli ve iktisadi bir yönetim olan idaremizin faydalarının daha artmasını dilerim. Geçmiş asırların eksiklerini gidermek için Meclisimiz verimli bir şekilde çalışmaya devam edecektir.
Atatürk, 1 Kasım 1926 tarihli TBMM konuşmasında, vatanda büyük fabrikalar kurmak için Teşviki Sanayi Kanununun çıkarılacağını belirtti. Salgın hastalıklarla mücadele edildiği (sıtma vs), ziraatta modern yöntemlerin kullanılması için çaba gösterildiği, demiryolu inşaatına hız verildiği, eğitim ve öğretim seferberliği yapıldığı bilgisini verdi.
Atatürk, Türk milletinin bir ferdi olarak milletin geleceğine güvendiğini, milletin refahını ve mutluluğunu dilediğini belirtmektedir.
1 Kasım 1928 tarihli konuşmasında sağlık, ekonomik kalkınma, sanayileşme, demiryolu yapımı gibi konulara değinen Atatürk, orta ve yüksek öğretim için harcanan çabaları anlattı ve son olarak Avrupa’ya gönderilen öğrencilerin önemine dikkat çekti. Ayrıca harf devriminin de gerekçesini şöyle açıkladı:
“Her şeyden önce büyük Türk milletine onun bütün emeklerini kısırlaştıran, çoraklaştıran alfabe dışında ona kolay bir okuma yazma anahtarı vermek gerekmektedir. Büyük Türk milleti cehaletten az emekle az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan böyle bir araç ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe Latin esasından Türk harflerinin, Türk diline ne kadar uygun olduğunu şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk evlatlarının ne kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır”.
Atatürk’ün ideallerinden biri de Türk milletini insanlık ailesinin saygın bir üyesi olarak görmek istiyordu:
“Milletler ailesine aydın, yetişmiş büyük bir milletin dili olarak elbette girecek olan Türkçeye bu yeni canlılığı kazandıracak olan üçüncü Büyük Millet Meclisi, yalnız ebedi Türk tarihinde değil, bütün insanlık tarihinde seçkin bir sima olarak kalacaktır”.
1 Kasım 1931 tarihli açılış konuşmasında dünya ekonomik krizinin etkilerini görmek mümkündür. Atatürk bu kriz karşısında Türk parasının değerini korumaktan söz ettiği konuşmasında, Türkiye’nin barışçı politikalarına ve komşularıyla kurduğu iyi ilişkilere de dikkat çekti.   
Atatürk, 1 Kasım 1933’te Cumhuriyetin 10. Yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada, 10 yıllık dönemi şöyle değerlendiriyordu:
“Geçen on sene gelecek devirler için, bir başlangıçtan başka bir şey değildir. Bununla beraber, eski devirlerin tarihi karşısında, cumhuriyetin, bu on senesi, eşi görülmeyen bir diriliş ve göz kamaştırıcı, bir ileri atılış abidesidir”.
Atatürk, 1 Kasım 1935’te TBMM açış konuşmasında, “Türk’e ev ve bark olan her yer sağlığın, temizliğin, güzelliğin, modern kültürün örneği olacaktır” dedi. 
Atatürk, 1936 tarihli konuşmasında ise, üretime dayalı bir toplum yaratma idealini göçmen nüfus üzerinden şöyle açıklıyordu:
“Ana vatana yeni kavuşan göçmen vatandaşlarımızın iskanı başlıca işlerimizdendir. Göçmenleri iyi yetiştirmek ve süratle üretmen kılmak için, onları yeterli derecede donatmaya çalışıyoruz. Aldığımız sonuçlar ümit verebilir. Bu milli soruna imkanlar nispetinde kaynak aktarmaya çalışıyoruz”.
Atatürk’ün TBMM’de bizzat yaptığı son Meclis konuşmasında (1 Kasım 1937) ayrıntılı bir şekilde tüm dönemin ayrıntılı bir değerlendirmesini yapmaktadır. Hatta açış konuşmaları içerisinde en uzun konuşması bu konuşmadır:
“Milletimizin layık olduğu yüksek medeniyet ve refah seviyesine varmasını alıkoyabilecek hiçbir engel düşünmeğe yer bırakıldığını ve bırakılmayacağını huzurunuzda söylemekle bahtiyarım.
Tunceli’ndeki icraatımız neticeleri, bu gerçeğin yakın ifadesidir. (…)
Endüstrileşmek, en büyük milli davalarımız arasında yer almaktadır. Çalışması ve yaşaması için ekonomik elemanları memleketimizde mevcut olan büyük, küçük her çeşit sanayi kuracağız ve işleteceğiz. En başta vatan savunması olmak üzere, ürünlerimizi değerlendirmek ve en kısa yoldan, en ileri ve refahlı Türkiye idealine ulaşabilmek için, bu bir zorunluluktur.
(…)
Büyük davamız, en medeni ve en müreffeh millet olarak varlığımızı yükseltmektir.
Bu, yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde temelli devrim yapmış olan büyük Türk milletinin dinamik idealidir.
(…)
Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir.
(…)
Bizim yolumuz çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve acılar kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir”.
Atatürk adına 1 Kasım 1938 tarihli açış konuşmasını dönemin başbakanı Celal Bayar yaptı.
Atatürk’ün tüm konuşmaları topyekun modernleşme ve Türkiye’nin çağdaş dünyanın bir parçası olma idealini açık bir şekilde yansıtmaktadır.
Sonuç olarak dışarıdan model aramaya girişmenin, Amerika’yı yeniden keşfetmenin anlamı ve alemi yoktur. Umarım ki Cumhuriyetin 100. Yılı yaklaşırken ülkeyi yönetenler –iktidarı ve muhalefetiyle- alıcı bir gözle Atatürk dönemine ve Atatürk’ün ideallerine bakarlar.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum