Naci YENGİN

Naci YENGİN


YAŞAMAYI BİLMEK

13 Mart 2020 - 20:23

YAŞAMAYI BİLMEK

Gülümseyerek geçip gidiyorum yanlarından.

Yavaş adımlarla, geçiyorum.

 “Günaydın armut, elma, kestane, çınar, meşe, erik, ıhlamur, çam, kavak ve dut ağaçları…” “Günaydın, kuşlar, börtü böcek…” Bir gün sizleri de yok etmezler umarım aç gözlüler! Villalar, gökdelenler dikecekler belki yerinize. Ancak şimdilik varsınız ve yanı başımda benimle birliktesiniz. Sessiz güzelliğinizle, yalnız ve bakir yaşamaya devam ediyorsunuz. Yalnızlığımı paylaşıyor ve anlıyorsunuz ya beni bu da bana yeter…

Elimi uzatsam ulaşabileceğim ancak çoğu insanın sahip olmak için birbirlerini öldürdüğü huzur, mutluluk, neşe ve sevinç dünyasında yaşamanın sırrına ermedikten sonra hangi yaşamaktan bahsedilebilir?

Kendi sessizliğine bürünen sokakta soğuk rüzgârın uğultusuyla birleşen yağmur serpintilerine aldırmadan yürümek ve fenerin uzaktan gözümü yalayarak geçen ışığında damlaları teker teker soğuyan” tıpır tıpır” başıma düşüşlerini hissetmem…

“Ne saçma mısralar”, “Çok saçma kurguların insanı bu şair” diye geçirdim. “MM” adlı şairini mısralarını okurken. Ancak kendi içinde yaşanan dünyayı yansıtmış olmalı şair. Kendine ait, özlenen bir kurguydu mısralar. Şiir denemezdi ancak ona “şair” diyorlardı epeydir!

Oturduğum, bir tarafı kırık, yaslanacak yeri olmayan ahşap sandalyeden kalkıp ormanın içinde ortalığa savrulmuş yapraklarla oynaşmaya başlıyorum.

Orman uyanıyor.

Kuşlar, tavuklar uyanıyor.

Tepenin arkasından gelen denizin sesi uyanıyor.

Hayat uyanıyor.

Bu kadar uyanıklığın içinde benim uyuyor olmam mümkün mü?

Hâlbuki bu saatlerde şehir uyuyor, insanlar uyuyor, apartman dairelerinde yeşile, tabiata hasret doğallıkların bütün renkleriyle odalarının duvarlarını süsleyen çocuklar uyuyor!

Biraz önce gözlediğini fark ettiğim bir kedinin ayak sesini yeniden duyar gibi oluyorum. Çalıların arasından beni gözlüyor olmalı.

Bir şeyler taşıyor.

Yeniden göz göze geliyoruz.

Hızla uzaklaşıyor gözlerimin önünden.

Gittiği yöne doğru seğirtiyorum. Ancak hayır. Orman içinde kendine kurduğu dünyasına müdahale etmek olmaz. Belki yavrularıyla yaşıyordur.

Bizler günün birinde yeniden yalnızlar ülkesine dönüp boyunduruğun altına gireceğiz! Şehirlerin boyunduruğu altında yaşayan insanlardan olacağız! Buralar onlara ait…

“Derken ruhum güçlü duyguları, güçlü heyecanları yapmaya yönelik şiddetli bir istekle yanıp tutuşuyor.  Gönlüm bu renksiz, sığ belki normlarla sterilize edilmiş yaşama ateş püskürüyor.” (Hermann Hesse, Bozkır Kurdu, s.29)

Yıllardır saklandığımız medeniyetin mabetleri olan gökdelenlerin, apartman dairelerinin, ofislerin, çarşı ve iş merkezlerinin arasından çıkmamız kolay olmayacak.

Halbuki ben Gece yarılara kadar paltoya bürünüp avare avare dolaşmak, yağmurda ıslanmak, bir türkü tutturup ıslık çalmanın hazzını alamadan yaşamak yaşamak değildir diye düşünüyorum.

 

Bu yazı 500 defa okunmuştur.