Kazakistan’ın Yeşil Enerji Hamlesi: Azerbaycan ve Özbekistan’la İmzalanan Anlaşma Türk Dünyasını Nasıl Yeniden Konumlandırıyor?
Göktuğ ÇALIŞKAN
28 Nisan’da Kazakistan parlamentosu, Azerbaycan ve Özbekistan ile daha önce müzakere edilmiş yeşil enerji ortaklık anlaşmasını resmen onayladı. Anlaşma kamuoyuna teknik bir belge olarak sunuldu. Ama içeriğine bakınca ortada çok daha büyük bir hesap olduğu görülebilir. Orta Asya ile Güney Kafkasya’yı ortak bir enerji mimarisi altında birleştirme ve bu mimarinin ilerleyen dönemde Türk dünyasının kurumsal çerçevesiyle örtüşmesini sağlama girişimi.
Kazakistan’ın bu hamleyi tam bu dönemde yapması tesadüf saymak doğru olmaz. Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yılına girerken Avrupa’nın enerji arayışı devam ediyor. İran savaşının Körfez geçişlerini sekteye uğrattığı bir ortamda enerji güzergâhları yeniden çiziliyor. Astana, tam bu konjonktürde hem yenilenebilir enerji hem de altyapı işbirliği başlıklarında bölgenin koordinasyon merkezi olmaya soyunuyor.
Bu anlaşmayı tek başına bir enerji meselesi olarak okumak eksik kalacaktır. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 2025’ten bu yana sürdürdüğü kurumsal derinleşme süreciyle birlikte ele alındığında çok daha geniş bir çerçeve çıkıyor ortaya. Kazakistan, Azerbaycan ve Özbekistan’ın aynı masada buluşması, Türk dünyasının enerji ve teknoloji ekseninde bütünleşme kapasitesini ciddi biçimde artırıyor.
Üç ülkenin imzaladığı ortaklık belgesi öncelikle enerji altyapısında ortak yatırım mekanizmaları kurmayı hedefliyor. Güneş enerjisi, rüzgâr santralleri ve akıllı şebeke sistemleri başlıca çalışma alanları olarak belirlendi. Kazakistan’ın geniş toprak parçası ve yüksek güneş potansiyeli düşünüldüğünde ülkenin bu anlaşmadaki liderlik rolü şaşırtıcı gelmiyor.
Azerbaycan bu ortaklığa biraz farklı bir gerekçeyle yaklaşıyor. Bakü, uzun yıllardır petrol gelirleriyle büyüyen bir ekonomiye sahip. Şimdi o ekonomiyi çeşitlendirmek ve yenilenebilir enerji alanında uluslararası bir kimlik inşa etmek istiyor. COP29’u ev sahipliğiyle Bakü’de düzenlemesi bu çabanın en somut göstergesiydi. Bu üçlü ortaklık da aynı stratejik okumanın bir parçası.
Özbekistan cephesine bakıldığında, Taşkent’in son yıllarda hem dış yatırım çekmede hem de bölgesel bütünleşme projelerinde oldukça proaktif davrandığı görülüyor. Mirziyoyev hükümetinin izlediği açılım politikası Özbekistan’ı bölgenin köprü ülkesi konumuna taşıdı. Bu anlaşmayla Taşkent o rolü enerji alanında da pekiştiriyor.
Türk Dünyası Açısından Ne Anlam Taşıyor
Şimdiye kadar anlatılanlar üç ülkenin ikili çıkarlarını anlatıyor. O halde şunu soralım: Bu ortaklık Türk dünyasını nereye taşıyor?
Türk Devletleri Teşkilatı son dönemde siyasi deklarasyonların ötesine geçmeye çalışıyor. 2025’te hayata geçen ortak uydu projesi, kurumun teknoloji alanında somut adımlar attığını gösterdi. 2026 için benzer bir dinamik yenilenebilir enerji etrafında beliriyor. Kazakistan-Azerbaycan-Özbekistan üçlüsünün bu anlaşmayı ilerleyen dönemde TDT çerçevesine taşıması halinde Kırgızistan ve Türkiye’nin de sürece dahil olması gündemin en mantıklı adımı gibi görünüyor.
Peki Türkiye bu süreçte nerede duruyor? Ankara, TDT içinde hem en büyük ekonomi hem de en güçlü savunma sanayii altyapısına sahip ülke. Enerji alanında ise biraz geride. Buna karşın, Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği güneş ve rüzgâr yatırımları Orta Asya ile kurulabilecek teknoloji transferi ve proje ortaklığı zeminini genişletiyor. Bu anlaşma, Ankara’nın bölgesel enerji denklemine daha görünür biçimde girmesi için elverişli bir an sunuyor.
Büyük Güçlerin Hesabına Etkisi
Bu gelişme Moskova için manidar. Rusya’nın Orta Asya üzerindeki enerji bağımlılığı kozu, özellikle 2022 sonrasında hızla eriyip gitti. Kazakistan, Azerbaycan ve Özbekistan’ın kendi aralarında kurduğu bu mekanizma, Moskova’yı devre dışı bırakan yeni bir altyapı mantığının işareti. Rusya bu gerçeği uzun süredir görüyor ama alternatif bir çekim merkezi sunmakta zorlanıyor.
Pekin ise bu süreci daha serinkanlı okuyor. Kuşak ve Yol Projesi kapsamında Orta Asya’ya onlarca milyar dolar aktaran Çin, enerji altyapısı konusundaki işbirlikleri üzerinden bölgeyi büyük ölçüde şekillendirdi. Kazakistan ile Azerbaycan’ın ortak zemin kurması, Çin’in tek tek müzakere ettiği ülkelerin artık çok taraflı masalara oturduğunu gösteriyor. Bu, Pekin’i doğrudan rahatsız etmez; ancak Çin’in bölgedeki nüfuz hesaplarını karmaşıklaştırır.
AB cephesinde Brüksel’in gözü öncelikle Hazar gaz koridorlarında. Azerbaycan gazının Güney Gaz Koridoru üzerinden Avrupa’ya ulaşması halihazırda kritik bir güzergâh. Şimdi bu üçlü yeşil enerji ortaklığı devreye girdiğinde Avrupalı sermayenin ve teknoloji şirketlerinin bölgeye ilgisinin artması kaçınılmaz görünüyor.
Anlaşmanın hayata geçmesi için parlamenter onayın ötesinde teknik komiteler, finansman mekanizmaları ve saha projeleri gerekiyor. Bu ilk adım sağlam atıldı. Önümüzdeki dönemde TDT çerçevesinde genişletilip genişletilmeyeceği ise bölgesel dengelere ve liderler arasındaki siyasi iradeye bağlı.
Bana kalırsa, bu anlaşmayı önemli kılan şey hem zamanlaması hem de çerçevesi. Küresel enerji düzeninin yeniden şekillendiği, büyük güçler arasındaki rekabetin kızıştığı ve Orta Asya’nın adım adım daha özerk bir aktör olmaya başladığı bir anda imzalandı. Türk dünyasının bu dönüşümü yalnızca izlemesi yetmez. Ortak kurumsal kapasiteyi artırarak, ortak projeleri hayata geçirerek ve Türkiye’nin teknik birikimini bu sürece dahil ederek bölgesel entegrasyonu somut bir içerikle doldurmak gerekiyor.
Kazakistan’ın bu kez atacağı adım sembolik bir imza töreninden fazlasına dönüşürse, bölge tarihi önümüzdeki on yılda farklı bir sayfa açacak.
https://www.tarihistan.org/
Yorumlar
Kalan Karakter: