Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

[email protected]

Pangaltı Harp Okulu 1929-30

12 Haziran 2022 - 16:08
Reklam

Tanzimatla başlayan Batılılaşma hareketi daha çok pozitivist ve materyalist bir çizgideydi. Bu yüzden devlet okullarında dini-manevi alana soğuk bakılır oldu. Bu durum Cumhuriyetle daha da keskinleşti. Olayın öğretmen ve öğrencilere yansıması farklı oldu. Kimilerinin dinle ilgisi devam ederken, bazıları dinden uzaklaştı. Şefik Can (1909-2005) 1923’te başlayan askeri öğrenciliğini 1931’de Harp Okulu’nu bitirerek tamamladı. Cumhuriyet’in ilk on yılındaki durumu “Şefik Can Hatıralar” kitabından izleyelim (Sufi kitap, 2022).

ORUÇ

“Bizler öğrenciyken kimi hocalarımız ibadetlerimizi yerine getirmemizden rahatsız olurdu, kimisi de bu konuda yardımcı olmaya çalışırdı. Harp Okulu’nda bir Ramazan ayında öğrencilere iftar ve sahur yemeği hazırlamak gayesiyle oruç tutacak talebelerin isimlerini ve kaç kişi olduklarını yazdılar. Beş yüz kişi içinden, elli kişi oruç tutmak istiyordu. Bir akşam iftar vakti, o gün nöbetçi olan hocamız Erzincanlı Miralay M. Kemal geldi. Önce ‘Siz ne yapıyorsunuz burada?” diye sert bir şekilde sordu. Ardından iftar yaptığımızı öğrenince “Sizler çok egoist çocuklarsınız.
Cennete gideceğim diye, adeta ahırda aç bırakılan eşekler gibi kendinizi yemeden içmeden alıkoyuyorsunuz. Bu hal sizin gereği gibi çalışamamanıza, tatbikatta geri kalmanıza neden olacaktır’ diyerek bizlere çok ağır sözler söyledi. Çok sevdiğimiz, değer verdiğimiz bir hocamzdı. Çok üzüldük. Hekesin inancı başka tabii. O da laik bir ülkenin talebeleri oruç tutmaz diye düşünüyordu.” (s.107)

NAMAZ

“İstanbul Pangaltı’ndaki Harp Okulu’nun bir odasını cami yapmışlardı.
Cami diyorum, çünkü güzel bir mihrabı da vardı. İsteyen herkes, derslerini aksatmamak kaydıyla ve ders saatleri dışında abdest alıp namaz kılabiliyordu. İsteyen de gazinoya gider; çayını, kahvesini içerdi, diğer harp okullarını bilemiyorum.
Ama Heybeliada’daki Deniz Lisesi’nin denize nazır olan cephesinde, zarif minaresi olan çok küçük bir cami vardı. Fakat ‘Laik bir devletin Bahriye Okulu’nda cami olmaz’ görüşünden dolayı ne yazık ki yıkıldı.” (s. 105)

Şefik Can’ın Harp Okulu’ndaki ilk günü kötü bir olayla başlar: “Okuldaki ilk gün başıma garip bir hal geldi. Namaz kılmak isteyenler için aşağıda bir abdest alma yeri varmış. Fakat ben bu henüz bilmediğimden, abdest almak için ikinci katta koğuşların arasındaki lavaboya gittim. O sırada yüzbaşı olan sınıf subayı geldi. Meğer orada abdest almak yasakmış, Bana çok sert bir üslupla bu yasağı söyledi, ben okuldaki ilk günüm olduğunu ve bilmediğimi söyledim ama bir işe yaramadı.
Sanırım bu yanlışlık kadar, abdest alıyor olmam da onu rahatsız etti ve bir asker çağırarak beni hapishaneye gönderdi.

Hapishane, okulun en alt kısmında, mahzen gibi bir yerdi. Kapısında kilit vardı ve başında bir asker bekliyordu. Tokat Askeri Ortaokulu’ndaki tüm zorluk ve sıkıntılara, Kuleli Askeri Lisesi’ndeki nice yaşananlara rağmen hiç ceza almayan biri olarak, Harp Okulu’nun ilk gününde abdest yüzünden hapishaneye atılmak bana çok ağır gelmişti. Üzgün, perişan bir halde küçük bir tahtanın üzerine oturdum.” (s. 83)

Şefik Can, bu okuldaki eskrim hocasının çok güzel Kur’an okuduğunu, okulun camisinde öğrencilere imamlık yaptığını, bir Cuma günü Eyüp Sultan Camii’nde okuduğu Kur’an’la cemaati kendinden geçirdiğini de ilave eder.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum