Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

[email protected]

Mehmed Akif ve musiki

02 Mayıs 2021 - 18:56

Musiki güzel sanatlar içinde önemli yer tutar. Duygulara tercüman olur, eğitici ve geliştiricidir, coşturucudur; sırasında huzur ve sükuna ulaştırıcıdır. Bizzat icrası yetenek işi olmakla beraber; ilim, fikir ve sanat adamlarımızın çoğu, musiki ile yakından ilgilenmişlerdir. Mehmed Akif de (1873-1936) bunlardan biridir.

Akif her şeyden evvel iyi bir musiki dinleyicisi idi. Güzel sesli arkadaşları gelince, onlara gazel, şarkı, kaside, ilahi, mutlaka bir şeyler okuturdu. Akif bir musiki eserinin icrası sırasında, havayı zedeleyici en ufak yabancı sese bile tahammül edemezdi. Neyzen Tevfik’in (1879-1953) ney üfleyişini dinlerken gözlerinden sessizce yaşlar dökerdi.

Milli Mücadele yıllarında, Ankara’da ikamet ettiği Taceddin Dergahı adeta edebiyat ve musiki merkezi oldu. Edibler, sanatkarlar gelir; şiirler okunur, ilmi sohbetler yanında sazlar çalınır, neyler üflenir, gazeller söylenirdi.

NEY ÜFLERDİ
Akif gençlik yıllarında Neyzen Tevfik’ten ney dersleri aldı ve bu sazı belli ölçüde üflemeyi öğrendi. Taceddin Dergahı şeyhinin akrabalarından bir Mevlevi Dedesi vardı.
Güzel ney üflerdi. Akif ve arkadaşları, ney dinlemek üzere bazen bu Dede efendinin evine giderler, bazen de onu çağırırlardı.

Itri’nin Segah Bestesi’ni çok severdi. Şerif Muhyiddin ve Tanburi Ceemil’in plakları onu mest eder, Hafız Kemal’in mevlid plakları kendisine ruhani bir zevk verirdi.

Onun hayranlık duyduğu musıkişinasların en başında Şerif Muhyiddin (1892-1967) gelir. Safiye Ayla’nın eşi olan Şerif Muhyiddin’in udunu, viyolonselini Akif gözleri kapalı, ibadet yüzüyle dinlerdi.

Akif, Safahat’ın yedinci kitabı olan ‘Gölgeler’i bu musiki üstadına şu ifadelerle ithaf etmiştir: “Şark’ın tek dahi-i san’atı Şerif Muhyiddin Beyefendi’ye hatıra-i ta’zim.” Şunu demek ister: “Doğu aleminin tek sanat dehası Şerif Muhyiddin Beyefendi’ye saygıyla.” Ömür boyu, sevgi ve alakasını devam ettirdiği bu zat için yazdığı ‘Şerif Muhyiddine’ isimli baştan sona musıki yüklü şiiri şu mısralarla son bulur:

“Gel ey Peygamber’in fevkalbeşer fıtratta evladı / Uyansın, gel ki, mızrabınla Şark’ın dalgın eb’adı!” (Ey Peygamber’in yüksek yaradılışlı gel; gel ki Şarkın dalgın boyutları mızrabınla uyansın!) Bu kişi Hz. Peygamber soyundan olduğu için ‘Şerif’ ismiyle bilinir.

SADİ IŞILAY’A ÖVGÜSÜ
Akif seviyeli musiki üstadlarına oldukça cömert görünüyor: Sadi Işılay (1899- 1969) henüz 20 yaşlarında iken, Üsküdar Toygar Rifai tekkesi şeyhi Hazım Efendi’nin vefatının kırkıncı günü dolayısıyla tekkesine gider. Abdülhak Hamid, Celal Sahir, Ziya Gökalp de oradadırlar. Mevlidden sonra, istek üzerine Sadi Işılay’ın kemanı ile çaldığı parçalar herkese çok tesir eder. Akif de bu usta sanatkara şu tasavvuf yüklü övgü şiirini yazıp verir; ki Rüştü Eriç (Suzinak) ve Amir Ateş (Hüseyni) tarafından bestelenmiştir:

“Bütün eşya Hüda’yı zikreder, bu bir sırr-ı hikmettir / Kemanın, bi-güman (şüphesiz) Allahü Ekber’den ibarettir / Hulusumla (samimiyetle) seni tes’id etsem (kutlasam) çok mu Sa’di / Tecelli eyleyen kudret elinde başka halettir.”

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ
http://www.mehmetdemirci.org/

Bu yazı 232 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum