


Robespierre Biyografileri
Abbas Bilgili
Fransız Devrimi’nin 14 Temmuz 1789 günü halkın Bastille Hapishanesi’ne düzenlediği baskınla başladığı yaygın bir anlatımdır. Bu anlatımın hem doğru ve hem de yanlış olduğunu söyleyebiliriz. Doğrudur, çünkü gerçekten de devrim bu ünlü ve dönemi sembolize eden hapishaneye yapılan baskınla başladı. Yanlıştır, çünkü baskınla ifade etmek, devrim öncesindeki bin yıllık monarşiyi ve toplumsal yapıyı açıklamaktan uzaktır.
Devrimde ana rolü burjuvazinin oynadığı genel kabul görmüştür denilebilir. Peki, kimdir bu burjuvazi? Bu sorunun cevabını verebilmek için, devrim öncesindeki toplumsal yapıya değinmek gerekir. Toplum, üç gruptan oluşuyordu. Kralın yanında konuşlanmış birinci grubun ruhbanlar, ikinci grubun da soylular olduğunu belirtelim. Ancak bu iki grubun nüfusu, 25 milyonluk ülkede yarım milyon kadardı ve Fransa o dönemde Avrupa’nın en kalabalık ülkesiydi. Geriye kalan 24,5 milyon insan ise üçüncü grubu yani halkı oluşturuyordu. Bu grubun homojen bir yapısı yoktu. Çalışan ve vergi vererek kralı ve diğer iki grubu (ruhban ve soylular) doyuran bu grubun yönetimde ve siyasal alanda hiçbir etkisi ve yetkisi yoktu.
Burjuva denilen kesim bu üçüncü grubun içindeydi. Ticaretle zenginleşen burjuva, soyluların sahip olduğu etkiye de sahip olmak istiyordu. Paraları vardı ama siyasi etkileri yoktu. Bir de küçük burjuva denilen kesim vardı ki, bunlar da daha çok avukat, noter, doktor, yargıç, zenaatkaâr gibi meslek sahipleriydi. Rouessou, Montesquie, Voltar, Didero gibi aydınlanma düşünürlerinden etkilenerek monarşiyi sorgular hale gelen küçük burjuvalar da aydınlanmış kafanın sorgulaması nedeniyle soylular ve ruhban gibi etkili olmak istiyorlardı. Üçüncü grup içinde köylüler, işçiler ve ayak takımı da vardı.
Devrimde en önemli rolü oynayan burjuva ve küçük burjuvalar içinde avukatların çokluğu dikkat çekiyordu. Fransız Devrimi’nin üç önemli önderinden ikisi (Robespierre ve Danton) avukattı ve çok sayıda avukat da süreçte şöyle ya da böyle rol almıştı. İlginçtir ki, Fransız Devrimi’nde avukatların rolünün Türkçe yayınlarda yeterince incelenmediğini görüyoruz. Devrimin bir numaralı önderi haline gelen Robespierre konusunda ise Türkçede üç adet biyografi tespit edebildik. İlki 2015’te Türkçeye çevrilerek yayınlanan Peter McPhee’nin “Robespierre” (Çeviren: Süha Sertabiboğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayını, 2025) isimli biyografisi. Diğer ikisi ise çok yeni. 2025’te yayınlanan Ruth Scurr’ın “Ölümcül Saflık / Robespierre ve Fransız Devrimi” (Çeviren: Barış C. Yıldırım, İletişim Yayını, 2025) ve Yaşar Şahin Anıl’ın “Maximilien Robespierre” (Legal Yayınevi, 2026) isimli kitapları.
Yaşar Şahin Anıl, savcılık ve yargıçlıktan sonra avukatlığa devam eden hukukçu bir araştırmacı yazar. “En Ünlü Avukatlar” serisinde önce Mahatma Gandi, Abraham Limcoln, Cicero gibi ünlü avukatları konu alan çalışmalar yapmış ve şimdi de Robespierre ile okuyucunun karşısında. Devrimin en önemli ismi Robespierre, Paris’in 190 kilometre kuzeydoğusundaki Arras’tan gelme bir kasaba avukatıydı. Bu ilginç avukat, eksileri ve artılarıyla tarih sahnesinde çok büyük bir yer edindi. Yaşar Şahin Anıl’ın çalışmasını, konusunda ilk yerli biyografi olması nedeniyle önemsiyoruz ve sadece avukatlar için değil, Fransız Devrimi’ne ilgi duyan genel okuyucuya da hitap ettiğini hatırlatmak isteriz. Baskıda editoryal bazı özensizlikler olmakla birlikte konusunda kaynak olarak kullanılabilecek değerde olduğunu kabul etmek gerek.
Diğer iki yapıt da, alanında isim yapmış çalışmalar olup, Robespierre hakkındaki olumlu ve olumsuz yönleri ayrıntılı biçimde ele almış görünüyorlar. Toplumdaki ani alt üst oluşları ifade eden devrimler, keskin dönüşüme yol açarak eski düzeni devreden çıkarıp, yepyeni bir düzen kurma amacını güder. Bu keskin dönüşüm çoğu zaman kanlı olur. Fransız Devrimi mutlak monarşiyi yerle bir ederken daha başlangıçta yayınlanan İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ile tüm dünyayı etkilemiş ve demokratik ülkelerin anayasalarına nüfuz etmiştir. Bu olumlu yönü yanında müthiş bir terör dönemi ile de çok önemli eleştiriye uğramıştır. Terörün bir numaralı kişisi olarak da Robespierre öne çıkmıştır. İç savaş ve dış saldırılar karşısında teröre başvurmanın zorunlu olduğu savı, Robespierre taraftarlarınca sürekli dile getirildi. Robespierre, Devrim Mahkemeleri ve Şüpheliler Yasası gibi uygulamaların gerekli olduğunu göstermek için sürekli olarak jakobenlerin “vatan tehlikede” görüşünü öne sürmüştü. Teröre sevimlilik kazandırmak için de onu erdemle birlikte anmayı bir söylem haline getirmişti. Ona göre, “Erdem olmazsa terör öldürücüdür; terör olmadan erdem güçsüzdür. Terör, hızlı, sert, katı bir adaletten başka bir şey değildir.”
Böyle bir görüşün kan dökücü olması kaçınılmazdı. Nitekim önce ruhban ve soylulara yönelen kanlı eylemler sonradan devrimcilerin kendilerine de yönelmiştir. Dağlılar (Montagnardlar) denilen aşırılar ılımlılar grubunu oluşturan Jirondenleri kanlı biçimde tasfiye etmiştir. Robespierre, en yakın arkadaşlarını giyotine göndermekten çekinmemişti. Keskin sirkenin küpüne zarar vermesi gibi, Robespierre de kendini giyotinden kurtaramamıştır.
Robespierre biyografileri, sadece bu şahsın yaşam öyküsünden ibaret olmayıp, devrimi hazırlayan nedenler, krallığın kanlı sonu, anayasal gelişmeler, terör dönemi ve sonuçları ile birlikte ele alınmışlardır. Bu büyük devrimin giyotinin gölgesinde kaldığını da unutmamak gerekir.
Yorumlar
Kalan Karakter: