YENİ DÜNYA DÜZENİNE GEÇİŞ SÜRECİ VE
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI
Faik ELEKBERLİ,
Doçent, Doktor
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Felsefe ve Sosyoloji Enstitüsü
Türk Halklarının Felsefi Fikir Tarihi ve Çağdaş Felsefesi Ana Bilim Dalı Başkanı
ÖZET
Batı iki asırdır milliyetçilik ve dini mezhepçilik mefkurelerinden maksimum seviyede yararlanmakla sadece dünyada süper güçlerden olan herhangi bir Türk devletini (Osmanlı, Safevi vb.) değil, aynı zamanda İslam Dünyası’nı da başsız ya da lidersiz bırakmıştır. Çünkü Batı için İslam Dünyası’nda mevcut olan herhangi bir süper güç ilk sırada bir tehlike kaynağıdır. Şüphesiz, bu “tehlike” hiç de dünyayı mahvedecek nükleer yeteneklere sahip herhangi bir Müslüman, ya da Türk-Müslüman devletin ortaya çıkmasıyla ilgili değildir. Asıl “tehlike” birbuçuk asırdan uzun bir süredir dünyada alternatifsiz olan Batı-Hristiyan dünyası için yeni bir güç merkezinin oluşmasıdır. Aslında Batı da-Avrupa da, Çin ve Rusya’dan, İslam devletlerinden birinin veya birkaçının bir yerde yeni güç merkezine dönüşmesinden daha fazla rahatsız değiller. Bu nedenle, İslam dünyasının temel noktalarından biri olan Yakın ve Orta Doğu bir asırdan uzun süredir, dini ve ulusal zemindeki çatışma alanlarından kurtulamıyor, üstelik çatışma alanlarının artma tehlikesi vardır. Eğer son kez dış güçlere karşı Müslüman Türkler’in merkezi bir rol oynadığını dikkate alırsak, Batılı güçler Türkler’i zayıflatmak için hem onların entellektülellerinden hem de Farslar ve Araplar’dan maksimum seviyede yararlanmışlardır. Bugün de Rusya “Fars faktörü”nden, AB ve ABD ise “Arap Sorunu”ndan istifade ediyorlar. Üstelik “Kürt Sorunu”, “Ermeni Sorunu” de son bir asırdır Türkleri, Türk Devletlerini hedef alıyor. Bütün bunların sebebi, ABD, Avrupa Devletleri ve Rusya’nın İslam Dünyası’nda, özellikle de Yakın ve Orta Doğuda sadece Türkler’in, özellikle Türk Dünyası’nın en güçlü devleti Türkiye’nin kaybolan gücünü yeniden canlandırma yetisinde olduğunu hesap etmeleridir. Bunun geçekleşmemesi için Türkiye “Kürt Sorunu”, “Ermeni Sorunu”, “İrak sorunu”, “Suriya sorunu” ile karşı karşıya bırakılmış, zaman zaman İslam Dünyası içinde yeni iç çatışma alanı olarak bu kardeş ülke hedef alınmıştır.
Bütün bunlara rağmen Türkiyenin son yıllarda artan gücü göz önündedir ve dahası Türk Devletleri Teşkilatının ortaya çıkması dünyada yeni bir güçün varığından haber vermektetir. Azerbaycan, Türkiye, İrak, Suriya türklerinin de yer aldığı Orta Doğu coğrafiyası strateji alanına göre Türk devletleri için son derece önemlidir. Bu bakımdam Türk Geneşinin 8. İstanbul Zirvesindən sonra Türk Devletleri Teşkilatı adı altında özünü beyan etmesi oldukca önemlidir. Bir tarafdan Şuşa beyannaməsi (Azerbaycan-Türkiye birliyi), Bakü andlaşması (Azerbaycan-Türkiye-Pakistan birliyi), diger tarafdan Türk Geneşinin Türk Devletleri Teşkilatı çerçivesinde öz faaliyyetine daha güçlü ve en esası siyasi birlik gibi devam etmesi gararını alması, bütün bunlar yalnız Ortadoğuda deyil, dünyada yeni bir güç merkezinin oluşması demektir. Şübhesiz, yeni güç merkezinin çeyirdeğinde ise Azerbaycan ve Türkiye dayanmaktdadır. Bu ise o anlama geliyor ki, Azerbaycanın bütünleşmesi sureçi de kaçınılmaz bir hale gelmektedir. Başka değişle, bölgesel ve uluslararası düzende geden süreçler Azerbaycanın bütünleşmesini de ortaya koymaktatdır. Bunun karşısını neinki Ermenistanın, hiç onun çok güvendiyi Rusiya Federasiyonu, İran İslam rejimi, yahut da Fransanın almak gücü ve iktidarı yoktur. Bu anlamda çok yakın vakitlerde Birleşik Azerbaycan mefkuresi de Türk Devletleri Teşlkilatı gibi gerçekleşecektir. Hatta, düne kadar her iki ideanın aleyhdarları olan bazi güclü devletler ve uluslararası teşkilatlar bununla razılaşmak çaresizliyi içindedirlər. Çünkü dünyada ve bazi bölgelerde (Suriya, İrak, Ukrayna veb.) geden dağıdıcı sureçlerin karşısını, ancak bu iki ideanın gerçekleşməsi fonunda almaq mümkündür. Bizce, Türkiyenin dünyada güclü bir devlete çevrilmesi fonunda Azerbaycanın 44 günlük müharipeden zaferle çıkması, daha sonra Şuşa beyannamesi, Bakü andlaşması ve Türk Gemeşinin 8. İstanbul Zirvesi bunun esas temel taşlarıdır. Dünya yeni bir güçün oluşmasına “gebe”dir ve hemin gücte Türk Devletleri Birliyidir.
Giriş.
19. yüzyılda, özellikle 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başından itibaren, din yoluyla birlik fikri dünyadaki çoğu toplumda önemini büyük ölçüde yitirdi. Dünyadaki birçok halk, toplum içinde birliği sağlamak ve sürdürmek için artık millî fikirlere yöneldi. O dönemde, Türk-İslam dünyası da dahil olmak üzere İslam dünyasında, "İslam birliği" ve İslamcılık fikrinin önemi önemli ölçüde azalmış, yerini Türkçülük ve Türk birliği almaya başlamıştı. Böylece Türkçülük ve Türk birliği fikirleri, İslam öncesi dönemde bir ölçüde etkisini yeniden kazanmıştı. Denebilir ki, son yüzyıllarda Türkçülüğümüz yalnızca İslamcılık içinde ifade bulurken, İslam öncesi dönemde Türkçülüğümüz ön plandaydı. Mevcut durumda, Türkçülük İslamcılığın önüne geçmeye başlasa da, ondan tamamen kopmamıştır. Zira İslamcılık ve Türkçülük gelenek ve görenekleri o kadar iç içe geçmişti ki, onları ayrı ayrı düşünmek çok zordu.
İlk dönemlerde Türkçülük ve Türk birliği, İslamcılık ve "İslam birliği" fikri gibi genel bir karaktere sahipti; hatta bazı Türk ideologları bu temelde birleşik bir Türk devleti ve Turan imparatorluğunu yeniden canlandırma fikrini bile değerlendirdiler ve hatta Osmanlı İmparatorluğu'nda Talat Paşa ve Enver Paşa gibi liderler bunu silah zoruyla gerçekleştirmeye çalıştılar. Türkçülük Türk halkları arasında milli fikirlerin oluşmasında önemli bir rol oynamış ve Azerbaycan Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti ve diğer Türk devletlerinin kuruluşunda belirleyici bir rol oynamıştır.
Ana Bölüm: 20. yüzyılın başlarında İslam'la teorik olarak iç içe geçen Türkçülüğün, daha doğrusu siyasal-ideolojik Türkçülüğün ilk ideoloğu, Kuzey Türklerinden Yusuf Akçura'dır. Siyasal-ideolojik Türkçülüğün teorik temellerini geliştiren Y. Akçura, "Üç Tarz Siyaset" (1904) adlı eserinde, ırka dayalı bir Türk siyasal milliyeti yaratma fikrinin çok yeni olduğunu; bu fikrin şimdiye kadar hiçbir Türk devletinde, özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nda var olmadığını ve son zamanlarda İstanbul'da Türk milliyetine talip olan kadroların siyasal olanlardan ziyade bilimsel uzmanlar (Ş. Sami, N. Asım, V. Çelebi vb.) olduğunu belirtmiştir (Akçura, 2010, 189).
Ali Bey Hüseyinzade'nin eserlerinde Türk veya Turan felsefesinin oluşmasının temel nedeni Ahmed Salyani olmuştur. Kafkasya Şeyhülislamı Ahmed Hüseynzade, dini ve dünyevi konularda her zaman ilerici ve yenilikçi bir yol izlemiştir. (Memmedli, 2005, 91). Azer Turan'a göre, Ahund Ahmed Salyan'ın yaptığı çalışmalar, olağanüstü hizmetleri ve yazdığı kitaplar, şeyhin adının Azerbaycan aydınlanma hareketinin önde gelen isimlerinin adlarıyla aynı kefeye konulmasını sağlamıştır. (Turan, 2014, 11). Ali Bey Hüseynzade, ilk dönemlerinde dirilişimizin "Türk kanı, Müslüman inancı, Avrupalı düşünce, Avrupalı görünüm" ilkelerine bağlanması gerektiğini yazmıştır (Hüseynzade 2007: 55). Ancak büyük âlimimiz, Türklüğü artık sadece "kan"dan ibaret görmenin doğru olmadığını da çok iyi anlamıştı. Bu nedenle, kısa sürede Türklüğü kandan çok duygularla ilişkilendirmiştir: "Füyuzat'ın izlediği yol Türklük, Müslümanlık ve Avrupalılıktır. Türk duygularının uzmanı, İslam'ın ve Avrupa kültür ve geleneğinin takipçisi olmaktır" (Hüseynzade, 1996, 180).
1910'larda Ziya Gökalp, "Türkleşme, Modernleşme ve İslamlaşma" fikrinin ateşli savunucularından biri olarak ortaya çıktı ve bu konuda "Türk Yurdu"nda bir dizi makale yazmaya başladı. A. Hüseynzade, “Ben Türk milletindenim, İslam ümmetindenim” şeklindeki “İslam inancı, Türk kanı, Avrupa görünüşü” formülüne dayanan düsturlarının yanı sıra, “Ben Batı kültüründenim” demiştir (Gögalp, 1991, 63). Ziya Gökalp, 1912-1913 yıllarında “Türk Yurdu” dergisinde yayımlanan “Türkleştirme, İslamlaştırma ve Çağdaşlaşma” başlıklı yazı dizisinde şöyle yazıyordu: “Türkleştirme ve İslamlaştırma idealleri arasında bir çelişki olmadığı gibi, bunlarla çağdaşlaşma ihtiyacı arasında da bir çelişki yoktur… Sonuç olarak, bu üç amacın üçünü de, her birinin etki alanını belirleyerek kabul etmeliyiz; daha doğrusu, bunları üç ayrı noktadan görülen bir ihtiyacın daireleri olarak anlayarak “modern bir İslam Türklüğü” yaratmalıyız” (Gökalp, 2005, 19-20).
Son yüzyıllarda İslamcılık ile Türkçülük arasında ayrım yapmaya başlayan A. Hüseynzade gibi milli düşünürler için, Türk ruhunun parçalanması, yani ayrı milli-yerel Türkçülüklere bölünmesi çok yabancı ve uzak bir duyguydu. Bu konuları doğru bir şekilde değerlendiren milli ideolog M.A. Resulzade şöyle yazmıştır: "Pan-İslamcılıktan kurtulmuş olan Türk sosyo-politik düşüncesi, o zamanlar şimdi ulaştığı gerçek milli düşünceye ulaşamazdı. Bu, psikolojik açıdan anlaşılabilir bir durumdur. Savaş ve genel tehlike koşullarında, İslam birliği gibi büyük ve kapsamlı bir sloganı reddeden milliyetçiler, bunun yerine aynı etkiyi yaratacak bir slogan koydular. Onlar bir halktı. Bu ancak milli birlik olabilirdi: "Din birliği devri geçti, artık tarih milletleri-milletleri ileriye götürüyor. Yaşasın Tuna'dan Altay'a Türk milletlerinin birliği!" (Resulzade, 2012, 51-52). “Pan-İslamizmden kurtulan” siyasal-ideolojik Türkçülükte, başlangıçta tek bir Türk milleti ve tek bir Türk devletinden bahsedilirken, daha sonra bunun yerini yeni bir Türkçülüğe bıraktığını belirtelim. Yeni Türkçülükte, milli-kültürel değerler, ahlak, örf ve adetler temel alınıyordu. Bu süreçlere aktif olarak katılan ve yeni Türkçülüğün oluşumunda öncülerden biri olan M. E. Resulzade şöyle yazmıştır: “Artık romantik, siyasal bir pan-Turancılık yok, milletin arzularını takip eden bir Türkçülük var... Türk halklarının öz-anlayışı, ırk ideolojisinden millet ideolojisine doğru ilerliyor ve bu da ideolojik-yapısal açıdan saldırganlığı da ortadan kaldırıyor” (Resulzade, 2012, 62).
M. E. Resulzade'nin dünya görüşünde sosyo-felsefi düşünceler şu şekilde şekillenir: 1) Türklük, 2) İnsanlık, 3) İslam, 4) Azerbaycanlık. Kanaatimizce, buradaki Türklük ulusal-yerel bir karaktere sahipse Azerbaycan Türklüğü, genel bir karaktere sahipse Türk birliği olarak ifade edilmelidir. Eğer durum buysa, milli tasavvurumuzun temel özü şu dört unsurdan oluşmalıdır: 1) Türkçülük (Azerbaycan Türkçülüğü), 2) Türkçülük (Türk felsefesi), 3) İslam, 4) İnsanlık.
Sovyetler Birliği döneminde, Orta Asya, Kırım, Tataristan, Kafkasya, Sibirya ve bu imparatorluk içinde yaşamaya zorlanan diğer Türk toplulukları arasındaki ekonomik, kültürel ve diğer ilişkiler hiç de fena değildi. Sadece o dönemde Türk topluluklarının temel iletişim aracı Rus kültürü, Rus dili ve Rus edebiyatıydı. Kırgızlar, Özbekler, Kazaklar, Türk (Azerbaycanlı), Türkmenler, Tatarlar ve diğerleri Rus dili ve kültürü aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurmaya zorlanıyordu. Kuşkusuz, bütün bunlar sömürgeciliğe ne kadar hizmet etse de, bir dereceye kadar birbirleriyle temas kurabiliyorlardı. Ancak bu ülkeler bağımsızlıklarını kazandıktan sonra aynı düzeyde temaslar kuramamışlardır. Bu yönde ancak son zamanlarda bazı adımlar atılmış olmakla birlikte, bazı Türk ülkeleri ortak Türk kültürü ve ortak Türk dili temelinde ilişki kurmakla ilgilenmiyor gibi görünmektedir. Bu ne anlama geliyor? Bu, SSCB döneminde Merkezin, yani Moskova'nın, Türk topluluklarını köleleştirmek amacıyla Türk dilini, Türk kültürünü, Türk edebiyatını vb. asimile ettiğinin ve bunun yerine bu halkların bilincine Rus dilini, Rus kültürünü vb. soktuğunun bir göstergesidir (Halbuki Rus kültürünün, Rus edebiyatının vb. başlıca yaratıcılarından biri Türklerin kendisidir). Ama bugün biz gönüllü olarak Türk kültürüne, Türk diline, Türk edebiyatına, Türk felsefesine sahip çıkmak istemiyoruz.
Ayrıca, Türkçülüğün ana merkezleri olan Türkiye ve Azerbaycan'da, son yüzyılda Türk birliğinin gerçekleşmesini engellemek için ellerinden geleni yapan Türk karşıtı güçler bulunmaktadır. Özellikle bu Türk karşıtı güçler, Türk devletlerinde yaşayan azınlık etnik grupları Türklere karşı kışkırtmaktadır. Bu bağlamda, Azerbaycan ve Türkiye'de Türkçülüğün tüm Türklerin çıkarlarını ifade etmesi ve en önemlisi siyasi birliğin ortaya çıkması önündeki ciddi sorunlardan biri, azınlık etnik gruplar ile Türkler arasındaki ilişkidir. Türk karşıtı güçler, Türkçülüğü ve Türk birliğini yalnızca Türklerin çıkarlarını gözeten bir siyasi fikir olarak sunarak azınlık etnik gruplar arasında ayrılıkçı eğilimler yaratmaya çalışmaktadır. Sonuç olarak, Türkler Türkiye ve Azerbaycan'da devletin temel direği olmasına rağmen, Türkçülük bugün bu ülkelerde öncü fikir haline gelememektedir. Dahası, Türkçülük taraftarları, Türkçülüğün bugün Türkiye ve Azerbaycan'da baskın fikir olması için değil, bir şekilde korunması ve sürdürülmesi için mücadele etmektedirler. Tüm bunların arka planında, Türklük, Azerbaycanlılık, vatanseverlik, vatandaşlık, devletçilik ön plana çıkarılmakta, böylece Türk birliği fikri de arka plana itilmektedir.
Dolayısıyla, Türkçülüğün bir fikirden siyasi bir gerçekliğe dönüşememesindeki temel etkenlerden biri, Türk karşıtı güçlerin Türkler ile Türk olmayan azınlık etnik grupları arasında yarattığı "çelişkilerin" çözülememesidir. İlginçtir ki, azınlık etnik grupları (Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Talışlar, Lezgiler vb.) Türk devletleri içinde "milliyetçilik" yaptıklarında, bu şovenizm değil, ulusal haklardır; Türklerin Türk birliği mücadelesi ise ırkçılık olarak tasvir edilmektedir. Bize öyle geliyor ki, buradaki sorun sadece Türkçülüğün diğer etnik grupların çıkarlarıyla uyumlu olup olmadığı değil, aynı zamanda Türk olmayan etnik grupların buna karşı nasıl bir tutum sergiledikleri de. Başka bir deyişle, Türk karşıtı güçlerin oyununa girmek yerine, Türk olmayan etnik gruplar Türklerle birlikte yeni bir birliğin, bir Türk birliğinin yaratılmasına aktif olarak katılmalıdır. Başka bir deyişle, tarihin önemli aşamalarında Türklerle birlikte yaşamış ve ortak devlet inşasında yer almış azınlık etnik gruplar, Türk karşıtı güçlerin "bağımsızlık" oyununa girmemeli ve birliğimizi ve canlılığımızı sürdürmeliyiz. Türk bilim insanı Oktay Sinanoğlu, Çarlık Rusyası ve Sovyet Rusya'nın, geçmiş asırlarda Orta Asya'daki (Azerbaycan da buna dahildir) Türk devletlerinde, görkemli Türk kültürünü, Türk tarihini, Türk dilini, kısacası Türk ruhunu bastırma politikası güttüğü gibi, ABD ve Avrupa'nın önde gelen devletlerinin de aynı politikayı Türkiye'de uygulamaya çalıştıklarını belirtir: "Türkiye ve İslam düşmanı olan ve hâlâ Haçlı Seferleri zihniyetini sürdüren fanatik Batılılar, Türklerin bu büyük katkılarını önce İslam dünyasında, sonra Batı'da ve en sonunda Türkiye'de unutturmak ve inkâr etmekle işe başladılar. Daha sonra (tam 40 yıl önce) tarihin, kültürün, milli duygu ve bütünlüğün, geleneklerin bekasının başlıca temeli olan Türk dilini yok etme sırası geldi. Türkiye'de kâğıt üzerinde resmî dil olan eğitim dili tamamen İngilizce olmaya başladı" (Halilov, 2010, 178).
Kuzey ve Güney Azerbaycan Türklerinin birleşmesinden sonra Türk Birliği'nin gerçekleşmesinin en ciddi meselelerden biri olduğuna inanıyoruz. Zira Azerbaycan Türkleri ancak manevi-psikolojik ve fiziksel anlamda birleştikten sonra Türkçülük yeni bir güç kazanacaktır. Azerbaycan Türkçülüğünün birleşmesinin tüm Türk Dünyası'na ciddi bir güç katacağına inanıyoruz. Zira Azerbaycan Türkçülüğünün bulunduğu coğrafi ve stratejik konum Türkçülük için son derece önemlidir. Aynı zamanda Azerbaycan Türkçülüğü, Türkçülük ve Turancılık fikrini tarihsel olarak yaşatmış ve yaşatabilecek en önemli merkezlerden biridir. Batı dünyası ve Kaçarlar sayesinde iktidara gelen Fars-İran güçleri bunu çok iyi bilmektedir. Bu bağlamda, Azerbaycan'ın bir bölümünde bağımsız Türkçülüğün varlığı İranlılar ve destekçileri için oldukça endişe vericidir.
Bugün Kuzey Azerbaycan'ın bağımsızlığı, Güney Azerbaycan'ın bağımsızlığının temel ilkelerinden biri ve aynı zamanda Türk birliğine giden yolda bir işaret fişeğidir. Bu bağlamda, Azerbaycan Türkleri arasında yalnızca Azerbaycan'a değil, eski Turan'a da bir bütün olarak sahip çıkma düşüncesi vardır. Elbette, eski Turan'a sahip çıkabilmek için Azerbaycan'ın önce güçlü, bütün ve yenilikçi olması gerekir! Yani Azerbaycan her durumda bir olmalı ki, diğer fikirlerimizi, özellikle de Türk birliğini hayata geçirebilelim. Milli aydınımız, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kurucusu Muhammed Emin Resulzade, bir zamanlar Azerbaycan'ı Türk birliğinin gerçekleşmesinin yolu olarak işaret etmişti. Resulzade, Türklerin önderliğinde "Turan'ın merkezinde Azerbaycan" adı verilen bir ülkenin kurulduğunu ve "yeni Turan'ın anahtarının" burada yattığını yazmıştır. Yeni Azerbaycan, Türk ocağı, eski Türk vatanıdır (Rasulzade, 1990, 35). Aynı zamanda milli aydınımız, Azerbaycan Türklerinin sadece Türkçü ve demokrat değil, aynı zamanda Türk birliğinin de savunucusu olduklarını, gelecekte Türkiye Federasyonu'nun kurulmasını istediklerini belirtmiştir (Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, 1998, 51). Nitekim Azerbaycan Cumhuriyeti döneminde M.A. Resulzade, milli-demokratik hareketin temelini oluşturan Türkçülük, İslamcılık ve çağdaşlaşma fikirlerine sadık kalırken, gelecekte Türk milletlerinin bir Türk Federasyonu kurma olasılığını da öne sürmüştür. Bugün bir Azerbaycan Türkü olarak, diğer gayrimüslim Türkleri, yani Hristiyan Türkleri, Budist Türkleri ve Şamanist Türkleri, Türk-İslam Birliği adı altında Türk Birliği'nden dışlamanın kesinlikle doğru olmadığına inanıyorum (Elekberli, 2020, 255-267).
Akademik bilimsel yaklaşımlar, ileri görüşlü aydınların fikirleri, genel olarak Avrupa Birliği model alınarak oluşturulan Türk birliğini kabul edilebilir kılmaktadır. Fikir ve ideoloji meselesine gelince, her Türk devletinin bağımsızlığını koruması ve kendi ideolojik ve siyasi sistemi içinde özgür olması için en uygun seçeneğin bu olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca, Türk halklarının özgüveninin yeniden tesis edilmesi gerekmektedir. Türk halkları olarak, yeniden dirilişe ihtiyacımız var. 44 günlük Azerbaycan Vatan Savaşı, kardeş Türkiye'nin bu savaşta Azerbaycan'a verdiği siyasi-diplomatik ve manevi destek, bu inanca ve dirilişe hizmet etmektedir.
Azerbaycan, Türkiye ve Türkistan'da zaman zaman Türkiye karşıtı çevrelerin yaratmaya çalıştığı milli tarihten, sahte folklordan, anlamsız veya müstehcen edebiyattan ve gayri milli fikirlerden değil, milletin binlerce yıldır koruyup yaşattığı milli tarihten, milli felsefi düşünceden, milli edebiyattan ve milli fikirden yola çıkmalıyız. Zira birleşik Türk felsefesini, Türk tarihini, Türk dinî-felsefi düşünce sistemini, Türk edebiyatını vb. kavramadan, onun tarihî-felsefi özüne inmeden Türkçülüğün bütün Türkler için önemini asla kavrayamayız. Başka bir deyişle, bir tek ülkenin (Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye, Türkmenistan) felsefesi, tarihi, edebiyatı, kültürü vb. ile birlikte genel Türk felsefesi, Türk dinî-felsefi dünya görüşü, Türk kültürü, Türk edebiyatı, Türk tarihi de tartışılmalı ve öğretilmelidir. Türk Akademisi'nin "Ortak Türk Tarihi" ders kitabı ve pilot proje olarak birçok okulumuzda uygulanması bu alanda olumlu adımlardır. Ancak bu durumda, geçen yüzyılın sonunda eski SSCB'den bağımsızlığını kazanan ülkeler de dahil olmak üzere Türk devletlerinin genç kuşakları, kelimenin gerçek anlamını, Türk kimliğini, Türk kültürünü, Türk felsefesini, Türk tarihini daha derin ve yakından anlayacaklardır. Bütün bunlar gerçekleşirse, Türk birliği fikri daha gerçekçi bir düzeyde somutlaşacaktır.
Türk birliğinin gerektirdiği en önemli konulardan biri, ortak alfabe ve ortak dil referanslarının sürdürülmesi ve geliştirilmesidir. Türkiye onlarca yıldır Latin alfabesini kullanırken, Azerbaycan ve Türkmenistan Latin alfabesini kullanmaktadır. Kazakistan ve Özbekistan, Latin alfabesine kesin ve net bir geçiş üzerinde çalışmaktadır; kardeş Kırgızistan'ın da böyle bir adım atacağına inanıyoruz.
Azerbaycan, Türk devletlerinin birliğinin oluşturulmasında her zaman aktif katılımını pratik bir şekilde göstermiştir. Bu bağlamda, Azerbaycan Cumhuriyeti döneminde (1918-1920) ortaya atılan Türk Federasyonu fikrini hatırlayabiliriz.
Şu anda dünyanın birçok bölgesinde ciddi sorunlar yaşanıyor. Türk dünyasında istikrar ve kalkınmanın hüküm sürmesi her birimiz için en önemli kazanımdır. Her Türk ülkesinin refahı, tüm Türk halkının gücüne hizmet eder. Azerbaycan ve Orta Asya 70 yıldır Türkiye'den ayrı olsa da, halklarımızın kalbindeki sevgi demir sınırları ve katı yasakları aşmış, kardeşlik duygusu ölmemiştir. Azerbaycan ve Orta Asya Türk devletleri bağımsızlıklarını kazandıktan sonra hemen Türkiye ile ilişkiler kurulmuş, Türkiye devletimizin bağımsızlığını tanıyan ilk ülke olmuştur. O zamandan beri Türkiye'nin güçlü kardeş desteğini hissediyoruz. Son yıllarda daha da güçlenen Türkiye, kardeşlerinin gücüne güç katmaktadır. 27 Eylül - 10 Kasım 2020 tarihleri arasında yaşanan İkinci Karabağ Savaşı, Türkiye'nin desteğinin ne kadar önemli olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Elbette, Vatan Savaşı'nda tek millet (TÜRK) ve iki devlet (Azerbaycan + Türkiye) olarak kabul ettiğimiz Türkiye'nin yanımızda olması doğaldı: Azerbaycan demek Türkiye demektir, Türkiye demek Azerbaycan demektir! Hiçbir güç bu gerçeği değiştiremezdi! Savaşın ilk gününden son gününe kadar Azerbaycan'ı ilk destekleyen ülke Türkiye oldu.
Azerbaycan ve Türkiye arasında, 44 günlük Vatan Savaşı'nın hemen ardından Haziran 2021'de Şuşa'da imzalanan Şuşa Deklarasyonu, her iki devletin birliğinin yeni bir aşamaya girmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Siyasi, ekonomik ve kültürel birliklerini askeri açıdan zaten güçlendirmiş olan her iki Türk devletinin bu adımı, Türk birliği yönünde de çok önemli bir gelişme olmuştur. Azerbaycan ve Türkiye'nin birliğinin yeni bir aşamaya girmesiyle birlikte Türk devletleri arasındaki ilişkiler daha da yakınlaşmış ve yoğunlaşmıştır.
Bunun sonucunda, 12 Kasım 2021'de İstanbul'da düzenlenen VIII. Türk Devletleri İşbirliği Konseyi Zirvesi'nde, Türk Devletleri İşbirliği Konseyi'nin adının "Türk Devletleri Teşkilatı" olarak değiştirilmesine karar verilmiştir. Bu sadece bir isim değişikliği değil, aynı zamanda yeni bir vizyonun ve yeni bir kalkınma vektörünün de göstergesiydi. Türk Devletleri Teşkilatı kurulduğunda Azerbaycan, Türkiye, Kazakistan ve Kırgızistan olmak üzere dört üye ülkesinin bulunduğu, ancak bugün örgütün beş üye ve üç gözlemci ülkesinin bulunduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla, Özbekistan 2019 yılında İletim Sistemi İşbirliği Örgütü'ne üye olurken, Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Macaristan gözlemci statüsüne sahiptir. Macaristan'ın bu örgüte katılımı ve düzinelerce başka ülkenin gözlemci statüsü elde etme isteği, İletim Sistemi İşbirliği Örgütü'nün önemini ve gelecek vaat ettiğini ortaya koymaktadır.
Netice
Türk birliği konusu üzerine yaptığımız araştırmalardan sonra vardığımız sonuca göre, son yıllarda Türk birliği fikrinin gerçekleşmesi yönünde ciddi ilerlemeler kaydedilmiştir. Türk halklarının birbirlerini daha yakından tanımaları ve ortak köklere dönmeleri nedeniyle geleceği birlikte inşa etme düşüncesi artmaktadır. Aynı zamanda, Türk bilim insanlarının katıldığı konferans ve sempozyumların düzenlenmesi, teknolojinin geliştirilmesi ve özellikle Türk devletleri arasındaki siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesi bu yönde önemli bir rol oynamıştır. Türk birliğinin oluşturulmasına gelince, bu fikrin hayata geçirilmesi yönünde farklı fikirlerden ortak bir sonuca varmak için çok az yol kalmıştır. Başka bir deyişle, biz Türkler, mevcut bağımsız ve yarı bağımsız Türk devletlerinin tek bir siyasi birliğinin oluşturulması yolunda uzun bir yol kat ettik.
Ayrıca, Türk halklarının Türk birliği yolundaki özgüveni yeniden tesis edilmeye başlandı. Türk halkları olarak yeniden doğuşumuz ufukta görünüyor. Kanaatimizce bu milli uyanış, Azerbaycan ve Ermenistan arasında 44 gün süren 2. Karabağ Savaşı'ndan sonra daha da ciddi bir şekilde kendini gösterdi. Bu savaş sadece Azerbaycan Türklerini değil, tüm Türk halklarını uyandırdı ve onlara yeni bir soluk kazandırdı. Türk birliğiyle ilgili temel yöntem, Türk halklarının, Türk devletlerinin felsefesine dayanmak ve Türk Devletleri Teşkilatı'nın kuruluş özünü ortaya koymaktır. Buradaki temel yöntem, bir yandan Türk Birliği'nin siyasi-ideolojik felsefesinden hareket etmek, diğer yandan ona karşı yöneltilen yabancı yöntemlere karşı duyarlılık göstermektir. Buradaki temel bilimsel yeniliğimiz, Türk Birliği felsefesinin tarihsel-felsefi ve çağdaş anlamda özgünlüğünü ortaya koymaktır. Aynı zamanda, buradaki temel bilimsel yeniliklerden biri de Türk Birliği tarihinin kaynaklarını ve Türk Devletleri Teşkilatı'nın dünyadaki yeni güç merkezlerinden biri haline gelmesinin önemini değerlendirmektir. Türk Birliği'nin ve onun açık örneği olan Türk Devletleri Teşkilatı'nın varlığının insanlığın bugünü ve geleceği için önemini ortaya koymaktır.
Kaynaklar
Akçura, Y. (2010). Türkçülüyün tarixi. Bakı, Qanun.
Ağaoğlu, Əhməd bəy (2007). Seçilmiş əsərləri. Bakı, “Şərq-Qərb”
Azərbaycan Xalq Cümhuriyyəti (1998). Parlament (stenoqraifk hesabatlar). I c. Bakı, “Azərbaycan” nəşriyyatı
Ələkbərli, Faiq (2017). Turan sivilizasiyasına giriş: Turan məfkurəsi və Tanrıçılıq. Bakı, Xan nəşriyyatı
Ələkbərli, F.Q (2010). Azərbaycan Türk fəlsəfi və ictimai fikir tarixi (XIX-XX əsrlər). II hissə. Bakı, “Elm və təhsil”
Gökalp Ziya (1991). Türkçülüyün əsasları.Bakı, Maarif
Gökalp Ziya (2013). Türk medeniyeti tarihi. Istanbul, Bilgeoğuz
Gökalp, Z. (2005). Türkleşmek, islamlaşmak, muasirleşmek. İstanbul, Akvaryum.
Gökdemir, A. (2005). Düşüncə tarihimizden portreler. İstanbul, Bayrak.
Hüseynzadə, Əli bəy (2007). Seçilmiş əsərləri. Bakı, “Şərq-Qərb”
Hüseynzadə, Ə. B. (1996). Qırmızı qaranlıqlar içində yaşıl işıqlar. Bakı, Azərnəşr.
Hüseynqulu, M. (2005). Qafqazda İslam və Şeyxülislamlar. Bakı, MBM.
Xəlilov Səlahəddin (2010). Elm adamları elm haqqında. Professor Səlahəddin Xəlilovun təqdimatında. Bakı, «Çaşışoğlu»
Rəsulzadə, M. Ə. (2012). Panturanizm. Qafqaz sorunu. Bakı, “Təknur”.
Rəsulzadə M.Ə (1990). Əsrimizin Siyavuşu, Çağdaş Azərbaycan ədəbiyyatı, Çağdaş Azərbaycan tarixi. Bakı, Gənclik
Turan, A. (2014). Əli Bəy Hüseynzadə (həyatı, mübarizəsi, yaradıcılığı və şəcərəsi). Bakı, “Letterpress”.
Ülken Hilmi Ziya (2013). Türkiyede Çağdaş Düşünce Tarihi. İstanbul. Ülken.
*[email protected]
http://orcid.org/0000-0002-8865-568x
Not: makale İlk Olarak "5. Manas Forumu, Bölgesel ve Küresel gelişmeler Bağlamında Türk Dünyası Uluslararası Konferansı Bildiriler Kitabı" 248-256 sayfalarında yayınlanmıştır.




FACEBOOK YORUMLAR