Reklam
Prof. Dr. Süleyman Sami İLKER

Prof. Dr. Süleyman Sami İLKER

[email protected]

EDİRNE GEZİ NOTLARI.1

23 Ocak 2026 - 08:57

EDİRNE GEZİ NOTLARI.1

EDİRNE YOLUNDAYIZ (5-7 Kasım 2025)


Manisa şehir garajından 10.15 gibi Balıkesir Uludağ firmasına ait 2+1 otobüsle Akhisar istikametinde Edirne için yoldayız. Araç güzel ve temiz. Sağ önce 3 ve 4 numaralardayız. Kaptan “Açıkbaş”, ellili yaşlarda, dikkatli ve ağırbaşlı bir bey. İkinci kaptan ise otuzlu yaşlarda, zayıf ve bıçkın biri. Muavin ise yirmisine bile varmamış temiz yüzlü bir genç. Böyle giriş yaparken zihnim, sanki bir tiyatro eserine girişteki sahne ve kahramanları tanıtıyor gibisin diyor. Biraz tebessüm, hatta biraz da içim gülümsüyor. Az bir gidişten sonra muavin çay ikramına başlıyor. Bize geldiğinde kendisine Beyaz Zambaklar Ülkesi kitabı hediye ediyorum. Memnun oluyor ve kaptanın sağ önündeki bir cebe koyuyor. Muhtemelen böyle bir hediye ile ilk kez de karşılaşıyor olabilir. “Bu işin okulunu mu bitirdin” soruma, “Hayır, meslek lisesi bilgisayar bölümü mezunuyum” diyor. “Belli oluyor” deyip, memnuniyetimizi ifade ediyoruz. Akhisar garajına girdiğimiz gibi çıkıyoruz; yolcu yokmuş.
ÜÇLÜ EKİP / ARAÇTA FELSEFE
Otobüsün üç kişiden oluşan ekibi İzmir üzerinden geliyorlar. Dinlenik oldukları hal ve konuşmaların- dan belli. İkinci şoför, ben ona artık "bıçkın bey" diyeceğim, kendi aralarında konuşurlarken “Ben elliyi geçmem. Günü gününde yaşarım. Ben evlenmem de, bekârlık sultanlıktır” diyor. Sonradan adının Ümit olduğunu öğrendiğim 1.kaptan Ümit bey; “Ellili yaşlara gel de seni o zaman görelim” diyor. Bıçkın beyin alkolü sevdiği belli. Devam ediyor; “İzinli olduğum günlerde ayık kaldığım olmaz” diyor. Genç muavin de yanlarında, onları can kulağı ile dinliyor. Bazen konuşmaları olumlayıp sohbete katılıyor. İçimden; inşallah etrafında başka “müspet, olumlu” insanlar da vardır diyorum. Neticede genç ve tecrübesiz. Ama yol boyunca gözlemlerimde, bu yolu en iyi bilen o. Çünkü zaman zaman güzergâhı tarif ediyor kaptanlara. Sanırım kaptan bu hatta fazla çalışmamış diye düşünürken; “
Ona da hayatta iyi niyetli, donanımlı yol gösterenleri olsa. Belki vardır veya olur. Nasip ama içinde bulunmak zorunda olduğu çevre hep insanın zaaflarına hitap ediyorsa; erdem, kişilik yönünden örnek insanlarla karşılaşmıyorsa, tehlike büyük.
12.15 Balıkesir garajı, beş dakika mola. Kaptan ve yardımcılar zamana dikkatli. Her şehre belirli vakitlerde varmak zorundalar. Bir de geri dönüş varmış. Onu da Edirne’ye varırken fark ettik. Kolay iş değil. Hayatta ne kolay ki? Susurluk garaj (13.06), Bandırma’dayız. (13.55) Yine beş dakika uyarısı var. Dört bayan, hepsi de genç, birinin başı kapalı, her mola yerinde kendileri atarcasına hızla dışarı çıkıyorlar. Derhal sigara yakıp hızlı hızlı üst üste çekiyorlar. Sigaraya yazık olmasın, aksi halde bitmeden yere atılacak. Kendi sağlığını umursamayan çoğu tiryaki, çevre kirliliğini de umursamıyor. Sokaklar, hastane ön ve bahçeleri ortada. Bu arada hava kapalı ve hafif yağmur atıştırıyor, yol boyunca.
GÖNEN VE ÖMER SEYFETTİN
Gönen yolundayız. Ömer Seyfettin’in memleketi. Benim hep hayır dua ile andığım bir dahi. 36 yıla 200’den fazla eser sığdırmış, hayatı hep savaşlarda geçmiş, Türkçemizin bugünkü haline gelmesinde emeği geçen üç büyük edebiyatçıdan biri. Hala eserleriyle Türk halkı ve gençliğini kültürel yönden besliyor ve geliştiriyor. Defteri açıklardan… Ne mutlu… 14.45 gibi Gönen’deyiz. Aracımız durduğunda “Araç hareket halindedir" deniyorsa, inmek yok, yasak, hemen gidiyoruz demek. Direksiyona Bıçkın bey geçti. Gönen çayının üzerinden geçiyoruz. Irmakta su var ama çok az. Gönen civarında yol boyunca çok sayıda “anız yakma”ya şahit olduk. Aslında yasak. Hem orman yangını tehlikesi hem de toprağın biyolojik zararı sorunu. Bu arada kendi aralarındaki konuşmalar- dan muavinin adının Emirhan olduğunu duyup öğreniyoruz. 15.25’de Çanakkale Biga’dayız. Özellikle şehirlere yakın bölgelerde EDS sistemi var. Kaptanlar hız sınırına çok dikkat ediyorlar. Zaten araçta da hız sınırı aşıldığında sesli uyarı sistemi devreye giriyor. Yol levhasında Lâpseki 3, Çanakkale 28 yazısını geçiyoruz.
ÇANAKKALE
1915 Çanakkale Boğaz Köprüsünü 15 dakika önce geçtik (17.00). Otobüsümüz 990 köprü, 170 TL de ek yol için; toplam 1160 lira ödedi. Ekranda gördük. 17.45’de Keşan’dayız. Mola beş dakika. Keşan denilince zihnimize hemen “Keşanlı Ali Destanı“ adlı oyun geliyor. 18.30’da Uzunköprü derken 19.08’de Edirne’ye giriyoruz. Edirne büyük bir il olmasına rağmen, ülkenin en kuzey batı ucunda olmasından dolayı akşamın erken saatlerinde bile garajı çok sakin. Hemen bir taksiye biniyor, çok yakında, Edirne Trakya Üniversitesi yerleşkesindeki -rektörlük binası yanında- uygulama oteline ulaşıyoruz. Şükür. Hemen odamıza yerleşip, yakındaki bir lokantada, -öğrenciler çalışıyor ve fiyatlar öğrenciye göre- yemeğimizi yiyoruz eşimle. Program esas yarın başlayacak. Otele dönüşte Hakan Sarı bey ve bazı arkadaşlarının yan taraftaki bir küçük salonda sohbet ettiklerini duyduk. Haydi gidip selamlaşıp döneriz dedik. Yan yana bir süre sohbet edebildik.
ORTAĞI YUSUF K. BEY DARDA
Geniş odada, bizden uzakta oturan Bursa’da yaşayan iş arkadaşı, ortağı Yusuf beyi gösteriyor Hakan bey. Toplantı hazırlıkları için günler öncesinden beraber geldik buraya. Zorla getirdim diyor. Yusuf beyi önceden de görmüş tanımıştım. O da tam bir kültür ve gönül adamı. Hakan bey anlatıyor; Yusuf Covid döneminde hem annesini hem de babasını kaybetti. Başka birkaç yakınını da. Bir gün dayısının arabası ile kaza yapıyor ve arabayı sanayiye veriyor. İşyeri yanıyor ve araba da kül oluyor. Dayısına araba alıyor. Maddi açıdan ve ruhen çok daraldı. Her şeyden el etek çekti; hiç bir şeyden, hayattan zevk almaz oldu. Bu toplantıya gelmesi için zorla ikna ettim. Ahmet G. Hocayla birlikte camileri ziyaret ettik, çarşıdan meyveli sabun, tesbih aldık. Yakında bir kitapçı var. Ahmet hoca oraya gitmesek olmaz, sahibi tanıdık dedi ve girdik. İçeride ellili yaşlarda meczup, divane, pejmürde kılıklı bir erkek daha var, dükkan sahibi dışında. Adam Yusuf’a gülümsedi, sarıldı. Ona Yusuf yüzlü dedi. Ben de onun adı da Yusuf dedim. Çay kahveden sonra Yusuf’u kenara çekti, bir şeyler söyledi. Çıkınca sordum, merak ettim, ne söyledi diye. Bana, seni bekliyordum burada. Senin sıkıntın var, rahatla dedi. Bana “"Hasbün Allah ve ni‘mel Vekîl, ni‘mel Mevlâ ve ni‘mel Nasîr."de her gün, şu kadar sayıda dedi. Anlamı; “Allah bize yeter. O ne güzel Vekil (koruyucu), o ne güzel Mevla (dost ve sahip), o ne güzel Yardım edendir (yardımcı). Ve başka bazı ilginç ve güzel sözler söylüyor Yusuf’a. Bunlar gönlüne dokundu, tesirli oldu ve bayağı etkilendi. Yusuf söylenenleri yapıyor ve depresyondan, sıkıntıdan çıkıverdi.


EDİRNE’YE NİYE GELDİK?
Yazıyı okumaya başladığınızda, muhtemelen “gezmek için” diye düşünmüş olabilirsiniz. Çünkü yazının başlığı onu çağrıştırıyor. Ama bizim eşimle yaptığımız uzak şehir ve dış ülke gezileri, çoğunlukla bilimsel, kültürel bir etkinliğe dayanır. Bunda da ana sürükleyici eşimdir. Tabii ki tıbbi toplantılara katılmak için pek çok şehir ve ülkeye gittim. Bunlardan Suriye dışında hemen hepsine yalnız gitmek durumundaydım. Bizim toplantıları- mızın içinde de, daha doğrusu en sonunda, çevre gezileri olur ama toplantı konuları eşim için uygun veya cazip değil. Zaten o da kendi alanında, ilave olarak da ev işleri dolayısıyla hep çok yoğundur. Fakat onun alanı benim ilgimi çektiği için onun gittiği toplantıların çoğuna katılmışımdır. Bu nedenle o camianın insanları ile de aşinalığımız vardır. Bazılarına da Arnavutluk, Özbekistan gibi, bir tebliğ ile de katılmışlığım oldu.

HALİDE NUSRET ZORLUTUNA BİLGİ ŞÖLENİ (SEMPOZYUMU)


Halide Nusret Zorlutuna'nın (1901-1984) vefatının 41.yılında Kayseri-İstanbul merkezli Ihlamur Akademi Yayıncılık ile Edirne Trakya Üniversitesi- nin işbirliği ile düzenlenmiş bu toplantı. Toplantılar, uygulama otelinin bitişiğindeki Trakya Üniversitesi Balkan Kongre Merkezinde, konferans salonunda yapılan bir açılış töreniyle başladı. Gerçekleştirilen açılış programına, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Müberra Gürgendereli, Ihlamur Akademi Genel Yayın Yönetmeni Hakan Sarı ve aileden Kahraman Zorlutuna kısa konuşmalar yaptılar. 1901 doğumlu ve Türkiye'de “Kadın yazarların annesi” kabul edilen Halide Nusret hanım Edirne’de de görev yapmış Cumhuriyetin ilk yıllarında. Edirne'de öğretmenlik yaparken 1926 yılında Dördüncü Süvari Alayında vazifeli Binbaşı Aziz Vecihi Zorlutuna ile evlenir. 1948 yılında basılan “Benim Küçük Dostlarım” adlı kitabı eğitim ve öğretmenlik üzerine yazılmış en değerli hatırat eserlerinden biri kabul edilir.
Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler konuşmasında M. Akif Ersoy “Sessizce yaşadım kim beni nerden bilecek, der. Halide Nusret Zorlutuna da sessizce yaşamış, ama eserleri ses getirmiştir” dedi. Yayıncı Hakan Sarı bey; “H.N.Zorlutuna denince akla hatıra ve mektup gelir” ve aileden Kahraman Zorlutuna ise; bir asır önce Edirne’de görev yapmış, eğitim ve edebiyat dünyasında kalıcı eserler bırakmış olan ‘Edirne Gelini’ Halide Nusret Zorlutuna’yı anmak, eserlerini tanıtmak ve gelecek nesillere aktarmak için bulunuyoruz” dediler özetle.
Sonra hemen bilgi şöleninin açılış oturumuna geçildi ve Em. Prof. Dr. Nusret Çam, Yağmur Tunalı ve aileden seslendirme sanatçısı Banu Zorlutuna katıldı.
Selam ve saygılarımla… (20 Ocak 2026, Manisa)


Not: Bazı arkadaşlarım, “Yazıların çok güzel fakat uzun. Okumak için zaman dar geliyor. Biraz kısa olsa” dediler. Aynı mesaj birkaç kere farklı yer ve zamanlarda gelince, peki dedim. Yaklaşık iki ay önce eşimle yaptığımız Edirne seyahatimizde tuttuğum ve dönüşte zenginleştirip yorumladığım notlarımı daha kısa notlar halinde 8 bölüm olarak yayımlayacağım, inşallah. Sonraki; 2.bölüm” Prof. Dr. Nusret Çam Beyden Çok İlginç, Tarihi Bir Konuşma” başlığı ve “Bahriye Üçok, Aclan Sayılgan, Kemal Tahir” ara başlığı ile devam edecek. İlginizi çekebilir.
(Devam edecek.)

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum