ARİF NİHAT ASYA’NIN RUBAİLERİNDE İNSAN VE İNSANLIK
Prof. Dr. Ahmet SEVGİ
Kalemi eline alıp masaya oturan bir sanatkârın -ister şair olsun ister nâsir- üzerinde duracağı konuların en başında “insan” gelir. Çünkü insan kâinatın özüdür, esasıdır, diğer canlılarsa tali unsurlardır. Lakin buna rağmen maalesef insanoğlu -şairin de dediği gibi- farlı farklı. Kimi melek gibidir, ayağının tozu olasın gelir. Kimi de şeytandır, işlediği melanetleri görmemek için ölesin gelir:
“Ey Yüce Allah’ım, insanlar niye bu kadar farklı farklı?
Öyleleri var ki ayağının türabı olasım gelir,
İnsan sûretinde dolaşan yaratıkları görünce de,
İnsanlığın bir ferdi olarak kahrımdan ölesim gelir.”
(Li-müellifihî)
Sanatkâr bir şair olarak Arif Nihat Asya da (ö. 5 Ocak 1975) şiirlerinde insanlara, özellikle de insanların insanlık dışı tavır ve davranışlarına sık sık işaret eder ki biz bu makalemizde onun söz konusu düşüncelerini ihtiva eden birkaç rubaisini dikkatlerinize sunmak istiyoruz…
Hem yaratılmışların en şereflisi, hem de en güzeli olan insana, elbette doğruluk, dürüstlük, iyilik ve güzellik yakışır. Fakat ne yazık ki onların birçoğunu, insan kılığına girmiş canavarlar olarak yumruklarla, tekmelerle insanlığı kovalar görürsün:
“İnsan çıyan, insan kuzu, insan canavar,
Bilmez ki içinde bir nefeslik canı var.
Ben bir nice insan tanırım, kendinden
İnsanlığı tekmelerle, yumrukla kovar.”
(Bkz. Arif Nihat Asya; Rubâiyyat-ı Ârif, II, Ötüken Yayınevi, İst. 1976, s. 98.)
Bilindiği üzere, “hac”da sembolik olarak şeytan yani kötülükler taşlanır. Hâlbuki insanlık o kadar doğru yoldan çıkmış ki artık biz şeytanı değil, şeytan bizi taşlar oldu:
“Heyhât, onun ellerinde taşlar, şimdi;
Şerden korusun kendini başlar, şimdi!
Biz şeytanı taşlarken iş altüst oldu,
Ey gökyüzü, şeytan bizi taşlar, şimdi.”
(A.g.e., I, s. 237.)
Yeryüzünü imar ve ıslah etmek için halife olarak yaratılan insan; dinden, ruhtan insanlıktan uzaklaşmış, içini kin ve nefret bürümüş. Cesaret edip aynaya bakabilse, nereden nereye geldiğini görecek ve belki de utanacak ama hani nerde o nefis muhasebesi?
“İnsanlıktan, yürekle ruhtan, dinden
Yoksunsun… Varlığın kararmış kinden.
Yer yer içinin katranı vurmuş dışına,
Korkmaz mısın aynalarda sen, kendinden?”
(A.g.e., II, s. 90.)
Üzülerek ifade edelim ki insanlık dinden, diyanetten, çok ama çok uzaklaşmış, dolayısıyla iyileri, dürüstleri toplasan bir cenneti doldurmaz. Oysa kötülere, nankörlere bin cehennem de olsa yetmez:
“Dünyamızı sorma; hem yeter hem yetmez,
Alçakları var, tartmaya dirhem yetmez.
İnsanlık buysa çok gelir bir cennet,
Lakin Yüce Tanrım, on cehennem yetmez.”
(A.g.e., II, s. 95.)
Bir kötülük gördük mü onu elimizle yahut dilimizle düzeltmeye çalışırız. Bir ayıp gördük mü örtmeye gayret ederiz. Bunlar bizim insanlık görevimiz. Bu çabalarımızda başarılı olamazsak gayet tabii üzülürüz, utanırız hatta kahrımızdan ölürüz:
“İnsan var, öfkesiyle hıncından ölür,
İnsan var, yılların basıncından ölür.
Bir gün, bakamaz kızarmadan çevresine,
Ey gökyüzü, insan var utancından ölür.”
(A.g.e., II, s. 10.)
İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak insan olarak elbette vazifemiz. Ama bunu yaparken yumuşak olacağız. Kaba kuvvete başvurmak, dövmek, sövmek, zalimleri övmek insanoğluna yakışmaz. Bize düşen sevgi, saygı ve merhamettir:
“Dil olsa da ağzımızda, sövmek yoktur,
El varsa da emrimizde, dövmek yoktur.
Öksüzleri sevmek, okşamak var bizde,
Zalimleri, alçakları övmek yoktur.”
(A.g.e., II, s. 107.)
Görüldüğü üzere, A. Nihat Asya, insanlığın gün gün ahlâken irtifa kaybetmekte olduğu tespitini yapıyor. El-hak doğrudur. Fakat bu, insanlığın bittiği anlamına gelmez. Yeniden ayağa kalkmamız için yapılmaktadır bu ikazlar. Ümitsizliğe düşmeyeceğiz. İnsan bir şeye inandı, kendini bir davaya adadı mı, üstesinden gelemeyeceği güçlük yoktur. Yeter ki yeryüzünü imar ve ıslah etmek için var olduğumuzu, âlemin imarının da âdemin (insan) imarından geçtiğini bilelim…
Son söz şairin:
“Dersin: Kişinin tâkati neymiş, gücü ne?
Bir dev gibi davran işlerin en gücüne.
İnsan dediğin, insan olur gerçekten,
Sahipse eğer kendini aşmak gücüne.”
(A.g.e., II, s. 140.)
Arif Nihat Asya’yı vefat yıldönümünde rahmetle anıyoruz. Mekânı cennet olsun…
Aczimin Giryesi:
Ahlâken irtifa kaybediyoruz, uyanın ey ahâli,
Tedbir alınmazsa bilmem ki ne olur bu milletin hâli?
(Li-müellifihî)




FACEBOOK YORUMLAR