ÖZBEKİSTAN GEZİ NOTLARI: 6 (Son Bölüm)
(09.10.2025, Perşembe, Taşkent)

Gece dinlendik. Arkadaşların bir kısmı bugün dönecekler. Türkiye’den gelenlerin ise çoğu Cuma günü dönecek. Gezi etkinliklerine rahat katılalım diye hem Cumartesi dönecek şekilde hem de gidiş ve dönüş birlikte olsun diye İzmir ve Manisa ekibi aynı gün ve aynı uçaktan bilet almıştık, Azerbaycan Hava Yollarından. Otelimizde 619 numaradayız. Begcan bey ile yazışmıştık, bizi almaya gelecek özel arabası ile. Önce yakındaki Timurlular müzesine gideceğiz. Müze otelimize yakın bir yerde. 13.00 gibi geliyor ve aracını uygun bir yere koyup yürüyoruz. Etraftaki bir eczane dikkatimizi çekiyor. Burada eczaneye “darıhane” deniyor. Ama ilk hece oldukça yuvarlak okunuyor, “o”ya yaklaşan bir şekilde. Darı, ecza, ilaç demek; hane ise ev. Begcan bey ile bunu konuşuyoruz. Bir örnek cümle istiyoruz; “Dr. hangi darı yazdı?” diyor. Dr. hangi ilacı yazdı? demek. Bu arada “Piyoda yuramiz” diyor. Piyade, yaya; yuramız ise yürürüz demek. Müzeye yaya yürürüz, diyor. Yolda “kaldırıma” Özbek Türkçesinde “yolak” dendiğini de öğreniyoruz. Aklımıza hemen bir türkü geliveriyor. “Evlerinin önü yoldur, yolaktır” Müze, piyade (yaya) beş dakika mesafede. Piyade bizde askerlikte halen kullanılıyor ve “yaya asker” anlamında. Müzenin giriş kapısını bulamıyoruz. Kapalı sanıp dönecekken bir kişi sağ taraftaki zeminden giriliyor deyince müzeye giriyoruz.
TİMURLULAR MÜZESİ VE BİR YALNIZ GEZGİN: OKAN BEY

Özbek Türkçesi ile “Amir Temur va Temuriylar Tarixi Davlat Muzeyi”, Türkiye Türkçesi ile ise “Emir Timur ve Timurlular Tarihi Devlet Müzesi” olarak bilinen müze, 1996 yılında Emir Timur’un doğumunun 660. yılı vesilesiyle açılmış. Timurlular dönemine ait tarih, sanat, mimari ve yazılı eserler sergileniyor. Binanın mimarisi, zarafeti çok güzel. İçeride Timur ve dönemiyle ilgili çok sayıda tablolar var duvarlarda. O döneme ait kıyafet ve savaş araçları ile binaların maketleri var içeride. İçimden müze daha zengin olabilirdi diye geçiriyorum. Ancak daha sonra öğrendiğim, yakınlarda olan fakat bizim gitmediğimiz Özbekistan Milli Müzesinde (Özbekistan Devlet Tarih Müzesi / O‘zbekiston Tarixi Davlat Muzeyi) yaklaşık 250 bin eser olduğunu öğrenince bu düşüncemi geri alıyorum. Başkent Taşkent’te sekiz büyük ve önemli müze bulunuyor, diyor kaynaklar.
Kapıyı bulamamış, herhalde kapalı, yarın gelelim diye ayrılmak üzereyken genç bir adam bize selam veriyor. Türkiye Türkçesi ile konuşmamızı duymuş.
KULALI
Nerelisiniz? dedi önce; Manisa, diye cevaplıyoruz. Tekrar neresinden diye devam edince ilçemizi söylüyoruz. Onun da Kulalı olduğunu öğreniyoruz. Burada ne yapıyorsunuz soruma, geziyorum, diyor. İstanbul’da polis memuru imiş. Hive, Buhara, Semerkant ve Taşkent’i tek başına gezmiş. Nasıl planladınız, kalacak yeri nasıl buluyorsunuz? sorularım üzerine anlatıyor: Önce videolardan buraları gezenleri çokça izlemiş ve dinlemiş. Notlar almış. Vardığım şehirde taksiciye “Beni güvenilir, temiz bir otele veya pansiyona götür” diyorum. Hesaplı temiz yerleri buluyorum, diyor. İyi planlama, merak ve cesaret el ele. Takdir ediyorum. Günlük tutuyor musunuz? soruma şaşırıyor, hayır diyor. Yaşadığınız tecrübeleri, bilgileri başkaları da öğrense iyi olmaz mı? cümleme doğru, haklısınız diye karşılık veriyor. Demek ki bunu hiç düşünmemiş. Vedalaşıyoruz.
ESKİ TAŞKENT’E GİDİYORUZ / İSLAM MEDENİYETLERİ MERKEZİ
Timurlular Müzesizden çıkıp Eski Taşkent bölgesine gidiyoruz, Begcan beyin arabası ile. Yolda ABD’nin ünlü Cola markalarının ülkede ne kadar yayıldığına bir kez daha tanık oluyoruz. Bizden bir farkları kalmamış. Beslenme, algı, batı kültürü böyle taşınır diye düşünüyorum. Çünkü bunlar bayrak markalar. Cola dediniz mi ABD demenize gerek kalmıyor zaten; o hep arkada. Orada tanıştığımız bir öğretmen, derslerimde “Cola’dan önce sağlığınız için, sonra da ona verilen paranın İsrail’e destek anlamına geldiğini bilerek uzak durun” dediğini söylüyor bize. Eski Taşkent bölgesindeki evler, binalar koruma altına alınmış. Devlet desteği ile sokaklar, evler aslına uygun olarak yenileniyor ve gezginciliğe hazırlanıyor. Pek çok işçi ve ustayı bölgede çalışırken görüyoruz. Bölgede henüz ticari faaliyet başlamamış. Bir yıl içinde tamamlanacak gibi. Resimler çekiyorum. Sokaklardan geçerek bir meydan alana ulaşıyoruz. Karşıda yüksek, güzel tarihî binaya benzer bir yapı dikkatimizi çekiyor. Burası nedir soruma, Özbekistan İslam Medeniyeti Merkezi / O‘zbekiston Islom Sivilizatsiyasi Markazi diyor. Yeni yapılmış, tamamlanmaya çalışılıyormuş. Cumhurbaşkanının sık sık buraya gelip incelemeler yaptığını söylüyor.

KURANI KERİM’İN HZ. OSMAN NÜSHASI BURADA
İslam Sivilizatsia Merkezi (İslam Medeniyetleri Merkezi) henüz açılmamış. Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev / Shavkat Mirziyoyev da eserin tamamlanması ile yakından ilgileniyormuş. Eski Taşkent bölgesinde, yapılmakta olan eski tarihî vasıfları olan mahallenin evleriyle, yollarıyla aslına uygun şeklide, tarihî kimliğini bozmadan çağdaş teknolojiler de kullanılarak yenilenmekte oluşunu takdirle gözledik. Tabii ki bütün bu faaliyetler devlet desteği ile olmakta imiş. İslam Medeniyetleri Merkezi henüz açılmadığı için ziyaret edemiyoruz. Etrafı dâhil hummalı bir şekilde faaliyet gözleniyor. Önündeki toprak alanlarda büyük bir küme/ocak halinde boylanmış bakımlı mis kokulu reyhan bitkisi ile karşılaşıyoruz. Dokunup kokusunu hissetmek güzel. Begcan bey, bunları özellikle köylerde hacethanelerin (tuvalet, hela, WC) yakınlarına dikilir ki kokusu fayda sağlasın diyor. Ayşe hanım da böyle süs için dikildiğini görmemiştim diye ekliyor. Bu merkezin inşa edildiği yer Hast İmam (Hazreti İmam) Külliyesi bölgesinde. Dünyaca meşhur Hz. Osman Mushafı , bugün Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te, Hz. İmam Külliyesi’nde (Barakhan Medresesi) korunmaktadır. Bu nüsha genellikle “Semerkand Mushafı” veya “Taşkent Mushafı” olarak bilinir ve İslam dünyasının en eski Kur’an el yazmalarından biri kabul edilir. Hatta bu nüshada Hz Osman’ın şehit edilirken bulaşan kanının izi de vardır, denir. Ama rivayet tabii ki. Hz. Osman döneminde çoğaltılan mushaflardan biri olduğu düşünülür. Rivayete göre Şam mushafı, Timur tarafından Semerkand’a getirilmiş, daha sonra Petersburg, Ufa ve Türkistan üzerinden 1924’te Taşkent’e taşınmış diyor kaynaklar. Biz burayı ziyaret edemedik.
Merkez, klasik bir müzeden çok bilim–kültür külliyesi niteliğindedir. Burada tarihî el yazması hadis, fıkıh, kelam gibi Buhârî, Tirmizî, Mâturîdî geleneğine ait yazmalar ve tasavvufi eserler yar alıyormuş. Tabii ki eski Kuranı Kerim nüshaları da. Salonlara verilen adlar da anlamlı. Türkistan âlimleri salonları; İmam Buhârî, İmam Tirmizî, İmam Mâturîdî, Zemahşerî, Birûnî, İbn Sînâ gibi. Bu isimler İslam medeniyetinin akıl ilim merkezli yüzüyle sunulur. Bilim ve Medeniyet Bölümünde; Astronomi, matematik, tıp, coğrafya; Uluğ Bey rasathanesi ve Orta Asya bilim mirası; maketler ve dijital anlatımlar varmış. Mimari ve şehircilik için de; Semerkant, Buhara, Hive’deki medreseler, camiler, külliyeler ve İslam şehir modeli minyatürler ve diğer sanatlarla anlatılıyormuş. Çünkü biz içine giremedik, henüz açılmamıştı.
HAZRETİ İMAM (HAST İMAM) KÜLLİYESİ
İslam Medeniyetleri Merkezinin hemen bitişiğinde tarihî bir camii var. Özbekistan’da buraya Hast İmam (Hazreti İmam) Külliyesi diyorlar. Burası Hast İmam olarak bilinen, Taşkent’in en saygın din âlimlerinden Ebubekir Muhammed Kaffal Şaşi’nin (ö. 10. yüzyıl) hatırasına verilen isimdir. Bugün Taşkent’teki “Hast İmam Külliyesi” onun mezarı etrafında şekillenmiş ve Özbekistan’ın en önemli dinî kültürel merkezlerinden biri. Oraya doğru yürüyoruz. Yerleşkenin ön cephesinin önünde geniş bir alan var; taş döşeli. Sağda ve solda 3-4 tane nar suyu satan satıcı/esnaf var. Sağ ilkinden nar ile portakal suyu karışımı istiyoruz. Bardağı 75000 Som, yani 267 TL. Nefisti. Portakal nereden geliyor soruma, Mısır diye cevaplıyor satıcı. Avluya giriyoruz, muhteşem. Kısa süre sonra ikindi ezanı okunmaya başladı. Tarzı; sade ve hoş. Caminin içi enine geniş dikdörtgen şeklinde. İç süslemeleri çok güzel. Caminin arka tarafında Özbekistan İslami Hizmetler Başkanlığı (Bizdeki Diyanet İ.B.) mevcut; iki katlı güzel bir bina. Din hizmetlerinin devlet denetimli ama idari ve mali yönden müstakil olduğunu daha önce de belirtmiştik. Bahçede düzenleme çalışmaları yürütülüyor. Yine yakın bir yerde bir Taşkent İslam Enstitüsü var.
TÜRKİYE’NİN BUHARA’DA KURDUĞU TIP FAKÜLTESİ
Ülkemizde, Tıp ihtisası veren ve Sağlık Bakanlığına bağlı Eğitim Hastanelerini bünyesine alarak 2015’de kurulan Sağlık Bilimleri Üniversitesi kapsamında 9 devlet Tıp Fakültesi vardır. Kurucu ve iki dönem rektörlüğünü yapan Ankara GATA’dan arkadaşım Prof. Dr. Cevdet Erdöl bey ile görüştük yakın zamanda. Altı yıl önce ilk öğrencisini alıp bu yıl (2015) ilk mezunlarını veren SBÜ’ne bağlı Buhara Tıp Fakültesine Türkiye hariç, başta Özbekistan olmak üzere sadece bütün Türk dünyası ülkeleri öğrenci gönderebiliyor. Türkiye’nin dışarıda tutulması, muhtemelen diyorum, düşük puanla orada tıp okuyup geri dönüyorlar denilmesin ve konuyu bu tür muhtemel eleştirilere kapatmak için olabilir. Türkiye’de ve Özbekistan’da diplomaları geçerli. SBÜ’nün orada Tıp Fakültesi kurması harika bir iştir. SBÜ Buhara Tıp Fakültesi, Özbekistan Buhara Devlet Tıp Enstitüsü ile ortak yapı / iş birliği modeli ile yürütülüyormuş. Türkiye–Özbekistan devletleri arasında yapılan resmî anlaşmaya dayanır, diyor kaynağım. Eğitim programı SBÜ müfredatına uygun, öğretim üyelerinin bir kısmı Türkiye’den, SBÜ kadrosundan. Klinik eğitim, Buhara’daki eğitim–araştırma hastanelerinde yapılıyormuş. Bunları öğrenmek ve halkımız ile paylaşmak bile bize umut ve sevinç veriyor.

ULUSLARARASI TÜRK DEVLETLERİ ÜNİVERSİTESİ (XALQARO TURK DAVLATLARİ UNİVERSİTETİ) UTDÜ – Türk Dünyası İçin İlim ve Birlik Yuvası
Yine sevinçle öğreniyoruz ki Türkiye’den İTÜ, ODTÜ, Hacettepe, Ege Üniversitelerinin planlama ve kadro desteği ile kurulumu sağlanan Uluslararası Türk Devletleri Üniversitesi Türkiye ve Özbekistan Yüksek Öğretim Kurumları arasındaki bir antlaşma ile kurulmuş ve Taşkent’te faaliyete başlamış. Xalqaro; Halkaro diye okunuyor. Halkara demek. Yani “halklararası”, uluslararası.
Uluslararası Türk Devletleri Üniversitesi (UTDÜ) 24 Ocak 2025 tarihinde Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının PQ-24 sayılı kararı ile kurulmuş. Dünyanın QS sıralamasında üst sıralarda yer alan 4 seçkin Türk üniversitesinin müfredatları temelinde faaliyet gösteren ve uluslararası akreditasyona sahip modern bir eğitim kurumu. Tanıtım sayfasından, kurulan fakülteler ve kuran/kurucu üniversitelerimiz:
• Mühendislik ve Fen Fakültesi (Elektrik Mühendisliği – İTÜ, QS-298 )
• Bilgisayar ve Bilişim Teknolojileri Fakültesi (Bilgisayar Mühendisliği – ODTÜ, QS-269)
• Tıp Fakültesi (Tıp – Hacettepe Üniversitesi, QS-571)
• Ziraat Fakültesi (Tarım ve Gıda Teknolojileri – Ege Üniversitesi, uluslararası akreditasyona sahip)
Özbekistan’ın zengin kültürü içerisinde eğitim alma imkânı; uluslararası düzeyde tanınan diploma; akademik değişim ve staj fırsatları; tüm bölümlerde burslu eğitim imkânı. Eğitim dilleri: Türkçe ve İngilizce. Bu yıl ilk öğrencilerini almış.
TEKRAR ÇARŞI BAZAR’DAYIZ
Buradan çıkıp yürüme mesafesindeki pazar (Onlar Bazar diyorlar. Türkçedeki B-P değişmesi) yerine yürüyoruz. Aslında başlangıçta farklı bir yer sanmıştım. Çünkü arka taraftan geldiğimiz için, sonradan buranın daha önce geldiğimiz yerin görmediğimiz tarafı olduğunu anlıyorum. Özbek renk ve desenleri ile süslü yelekler, hediyelikler satın alıyoruz. Fiyatlar da makul, giysiler çok güzel. Biraz sonra daha önce yemek yediğimiz yere ulaşıyoruz. Bugün ilk gördüğümüz gibi ortalık duman duman değil. Muhtemelen günün son saatleri, akşamüzeri altıya yaklaşıyor. Bundandır diye düşünüyorum. Buraya kadar gelmişken akşam öğünümüzü burada yiyelim diyoruz. Kırmızı et yerine her zaman tercih ettiğim balıkta karar kılıyoruz. Balıklar Sirderya’dan (Seyhun) gelen sazan balıkları imiş. Kızarmış halde hazır, kilo veya adet ile satın alınıyor; ısıtıp getiriyorlar. Kahvaltı sizde nasıl? diyorum. Özbek dilinde “tuşluk aşı” ifadesi “kahvaltı” anlamına geliyormuş. Tuşluk; sabah, erken vakit, kuşluk zamanı (Türkçedeki “kuşluk vakti” ile aynı kökten). Aş ise yemek, yemek öğünü. Dolayısıyla “tuşluk aşı” kuşluk vakti yemeği yani sabah kahvaltısı. Begcan beye “Buraya ailecek gelir misiniz” diyorum. Hayır diyor. Buraya daha çok bölgede çalışanlar gelir, bir çeşit esnaf lokantaları gibi diyorum, Begcan bey de onaylıyor. Tanışamadığımız eş ve çocuklarına hediyemizi de emanet ediyoruz.
RUSLAR, ÖZBEK, TÜRK VE MÜSLÜMAN KİMLİĞİ /ENVER PAŞA
Bir ara sordum. Siz tarihçisiniz. Rusların Özbekistan coğrafyasına gelişleri ne zaman oldu? diyorum. O da, 1700’lü yılların sonlarından itibaren önce Kazakistan bölgesine girdiler. Sonra yavaş yavaş güneye indiler. 1850’lerde de bu coğrafyaya ulaşmışlar. Direnme olmuş ama baş edememişler, diyor. Enver Paşayı soruyorum. 20.yüzyılın başlarındaki Basmacılar direnişindeki rolü bölgede iyi biliniyor, saygı ve sevgi ile anılıyor diye ekliyor. Ona, “Ruslardan önce bölgede Özbek veya Türk gibi kimlikler var mıydı soruma ise, “Hayır yoktu. Türkistan Müslümanları kimliği vardı” diyor. Özetin özeti bilgiler tabii ki bunlar. Okunabilir.
KELİMELER, SÖZLER, CÜMLELER
Begcan bey ile vedalaştıktan sonra, otelimizin yakınındaki bölgeyi kendimiz gezmeye karar veriyoruz. Toruna hediye alacağız. Nene bana ne aldın, dede sen de aldın mı? diyecek; biliyoruz. Önce Özbek parası “som” alalım diyoruz. Yakında varlığını fark ettiğimiz Ziraat Bank Uzbekistan şubesine girip, çoğu bayan memurlara 50 Avro bozduracağız. Özbekistan’da döviz sadece bankalarda ve hava limanlarında bozdurulabiliyor. Büyük otellerde de para bozma makineleri var. Dışarıda yasak imiş. Özbekistan’da kadın erkek fark etmeden herkes “Assalamun aleyküm “diye selam veriyor. Bankasın girişinde “Achıq” yazılı, yani “Açık”. Levhanın arkasında ise “Yapıq” yazılı. Bunu içeride iken görüyoruz. İlkini anladım, bu nedir soruma eşim “Yap-ıq” kelimesinin eski Türkçede “örtmek” anlamı var. Böyle ilginç kelimeleri görünce dilci eşim de bir örnekle konuyu çeşitlendiriyor. “Yaprak” kelimesi de “yapmak” fiilinden, önce “yapurgak”, sonra “yapırak” ve son halinde ise “yaprak” olmuş. Dolayısıyla “Örtmek” anlamından dolayı “Yapıq” kelimesi kapalı, örtük şeklinde Özbekistan’da halen yaşıyor ve kullanılıyor.
MEMURLAR
Devam edelim: Memurlar biraz yavaş, birisi de sakız çiğniyor. “Kurumuz biraz düşük bizde” diyor bir bayan memur. Biz de “önemli değil, olsun” diye karşılık veriyoruz. 50 Avro 687000 Som. Bayan işini tamamladıktan sonra “İmza çeker misin” diyor. Ben de “İmza atarım” diyorum. Anlaşmak kolay. Sadece biraz renkli, neşeli farklar var. Mesela; “Afiyet olsun” orada “Aş bolsun”.
Hazreti İmam civarında Begcan bey bir arkadaşı ile karşılaştı. Selamlaştık. “Nasılsınız” dedim, cevaplayamadı. Keza Eski Taşkent bölgesinin imarında çalışanlara “ Kolay gelsin” dedik, yine benzer durum oldu. Tabi, bunlar aksan farkından veya aynı anlama gelen cümle kalıbının başka ifadesi de olabilir. Bunları yazarken hemen yapay zekâya sordum konuyu. Cevabı; “Ishingiz oson bo‘lsin” (İşiniz kolay/asan olsun. “sh” bizdeki “ş” sesi. “ch” de “ç” sesidir. İngilizcedeki gibi) ya da daha kısa biçimde “Oson bo‘lsin” (Asan olsun /Kolay olsun) denir oldu. “Asan” kelimesi bizde de halk arasında halen kullanılır. Özbek Türkçesinde, bizdeki “Afiyet olsun” ifadesinin karşılığı genellikle şu şekilde söylenir: “Yoqimli ishtaha” “Hoş iştah” anlamında, yemeğe başlamadan önce söylenir. “Yoqimli” kelimesi Türkiye Türkçesindeki “hoş, güzel, tatlı, keyifli” sözcüklerinin karşılığıdır. “Ishtahangiz ochilsin” “İştahınız açılsın” anlamında, daha samimi bir kullanım. “Yoqimli ovqat” → “Yemeğiniz hoş olsun” gibi, yemek sırasında dilek olarak söylenir. Bizdeki “a” sesi orada dudak yuvarlaması ile “o”, “e” sesi ise “a” olarak kullanılıyor. Okurken, gördüğümüz gibi okumalıyız. Böyle birkaç özellik bilindiğinde anlaşmak çok kolaylaşıyor. 3-4 hafta içinde denklik sağlanır diye düşünürüm.
Hava limanında gördüğümüz bir reklamda: “Ozbekistan Milliy Bankı / Doimo siz bilan birga” Özbekistan Milli Bankası /Daima sizinle –siz ile- birlikte. İlke defa gelenler yazılarla çok ilgilenir diyor bir arkadaşım. Doğru…
GÜNEŞ VE SEMT PAZARI
Otele yakın bir yerde bir semt pazarı ile Türklere ait Güneş adlı güzel bir lokanta var denildiğini arkadaşlardan duymuştuk. Semt pazarı ilk görmek istediğimiz yer. Geniş bol ağaçlı yol ve geniş kaldırımlarla kolayca ulaşıyoruz. Otoparklar da geniş. Haftanın her günü açık imiş. Üstü güzel bir mimari ile kapalı, yanları açık, 2-3 dönüm kadar genişlikte, sebze, meyve, kuruyemiş satılıyor. Etrafta züccaciye ve giyim mağazaları da yer alıyor. Her işyerinin, mağazaların öne doğru uzanan 3 metreyi bulan revakları muntazam 2 metre aralıklarla ahşap görünümlü sütunlarla desteleniyor. Bu sütunların sanatı ve güzelliği benim için Özbekistan’a özel bir yer ediniyor zihnimde. Bu ahşap sütunların üst ucu iri bir gonca çiçek gibi kalın, çentikli. Aşağı doğru köşeli direk olarak yavaş yavaş genişliyor. Ortadan itibaren alt yarı ise çok zarif oyma desenlerle süslü. En alt kısım ise, önce yuvarlaklaşıp sonra daralarak en alttaki zarif bir mermer kaide ile zemine oturuyorlar.
AHISKALI CAFER BEY
Çevredeki farklı mağazalarda çocuk giysilerine bakıyoruz. Satıcı bayanlar Rusça konuşuyor. İkinci girdiğimiz mağazadaki uzun boylu kilolu bayana, karşı komşusu erkek esnaf lisan olarak yardım ediyor. Baktık Türkiye Türkçesi ile konuşuyor. 50 yaşında ve 10 yıl önce İstanbul’da kalp ameliyatı olmuş. Boyu 1.80 kilosu 130. Olması gereken ise 85 kg. “Eşim işten geç geliyor, onu bekliyoruz. Tabii ki yemeği de geç yiyoruz” diyor. Yaşamak, sağlıklı yaşamak ve yaşlanmak, çocuklarının başında, eşinin yanında olmak istersiniz değil mi? diyorum. Tabii ki diyor. Gece yemeğini bırakın, saati değiştirin. 21.00’den sonra kalori almamak gerekiyor. Ekmek ve unlu gıdalar, neyi çok yiyorsanız azaltın. Aksi halde çok yiyen, maalesef çok yaşamaz. Biyoloji kanunları böyle işliyor. Sizi üzmedim değil mi sözüme, tabii ki diyor. İyiliğimi istiyorsunuz, ben teşekkür ederim diyor. Vedalaşıyoruz. Bu arada özellikle bayanlarda bizdeki gibi şişmanlık sorunu belirgin. Pek çok kişinin elinde Cola görmek de üzücü.
SANAT VE MERHAMET
Açık Pazar yeri ile kuyumcular arasında, alanın kenarındaki bir banka oturup az önce aldığımız kaynamış mısırları yiyoruz. Hanım bir garson kaşı binadan bir tepsi içinde Pazar yeri ve etrafındaki esnaflara yemek getiriyor. Birkaç kez geldi gitti. Karşımızda iki görmeyen, yere oturmuşlar. Zayıf bünyeli erkek, bir akordiyonla güzel parçalar çalıyor. Yanında çok kalın gözlükleri olan muhtemelen az gören bir bayan da elinde bir kap tutuyor. Biz dahil, insanlar önlerinde bir süre durup müziği dinliyor, sonra da kaba bir miktar para bırakıp gidiyorlar. Sanat sahibi olmak ve merhamet ne güzel. Hiç kimse isteyerek sağlık sorununa talip olmaz. Diyorum ama; sağlığını ve canını umursamayan, sapasağlam bünyelerini zehirleyen, bakmayan pek çok insana ve hastaya da şahit oluyoruz. Neyse; kimisi doğuştan kimisi sonradan birçok dert. Hayat dümdüz bir çizgi değil. Olamaz da zaten. Hayatın kurallarını gerçekçi olarak görüp, kabul edip mücadele etmek; asla ümitsiz olmamak gerekiyor.

KİTAPEVİ, NAR SUYU, SİGARA
İki gün evvel otelde bir arkadaşımız “Bir kitabevine uğradım. Ceditçilikle ilgili kitaplar gördüm” demişti. Biz de görelim neler var diye karşı sıradaki kitapçıya uğruyoruz, ama nedense kapalı. Çarşıya dönüyor, küçük veya orta boy plastik şişelerde satılan taze nar suyundan küçük birer şişe alıyoruz. Güzel ve çekici hazırlanmış bir iş yerine girip hatıra olsun diye küçük birkaç seramik ürün alıyoruz. Yakın bir yerden gelirken gördüğümüz Türk lokantası Güneş’e gidip bahçesinde ağaç gölgesine oturuyoruz. Garsonun ne istersiniz sorusuna, biraz acıkalım, bize şimdilik birer çay diyoruz. Güneş lokantası kapalı ve açık alanları ile ferah, temiz ve makul fiyatlı. Taşkent’e geleceklere önerebilirim. Yollarda, çevrede dikkatimizi çeken bir konu oldu. Sigara içen çok az, izmarit kirliliği de yok denecek kadar nadir. Bu durum 7-8 yıl önce bulunduğumuz Kazakistan’da da dikkatimizi çekmişti. Demek sigara içme konusu soy sop ile ilgili değilmiş. Türkiye’de ise durum çok vahim. Tam bir halk sağlığı sorunu. “Türk gibi sigara içmek” deyimi oralarda geçerli değil. Ne güzel. Yemeğimizi de yedikten sonra kalkıyoruz.
YANDEXGO, ALDATAN “ZAYIF NOT ALAN” TAKSİCİ
Gece yarısından sonra 03.30’da uçağımız kalkacağı için, otel kabul yerinden (resepsiyon) talimat verilmiş ve öğleyin 12.00’den önce odayı boşaltmış, valizlerimizi de lobiye bırakmıştık. Akşam yemeğinden sonra yakındaki otelimize gidip valizleri alıyoruz. Özbekistan’da UBER taksi çağırma sistemine benzer Rus kökenli YandexGo adlı bir uygulama var. İyi bir sistem. Bulunduğunuz noktaya kadar en yakın bağlı taksi geliyor. Taksimetreleri var, hesaplı ve güvenli. Cep uygulamasını indirdik ama ilk defa kullanacağız. Tabii ki acemiliğimiz de var. Son Özbekistan paramız 120bin Som var elimizde, kredi kartımız da kullanıma hazır. Sistemden plakası verilen araç geldi. YandexGo logosu yok ama plaka doğru. Nakit para kullanılsın düşüncesiyle, elimizdeki 120bin Somu gösterip, bu para yeter mi, kart mı olsun diye soruyorum. Taksici yeter diyor.
Hava limanına indik, ne kadar dedim. 110bin Som deyince kalan 10bini de bahşiş olarak verdim. İçeri girip beklemeye geçince, sisteme tekrar YandexGo’ya girip baktığımda yolculuk tutarının 51bin, on dakika da bekleme ile 57bin Som olduğunu gördüm. Sistemde varmış. Dedim ya “acemilik işte”. YandexGo’nun bir anketi var. Sürücü ile ilgili her şeyi sormuş, ama “fazla para aldı mı” maddesi yok. Para önemli değil ama ahlak arızalı. Bu kötü bir örnek tabii ki. Pek çok yerde sayısız güzellikler de görmüştük. Bizde de zaman zaman özellikle İstanbul taksicileri içerisinde böyle kötü örnekler çıkıyor maalesef ve haber oluyor. Haber olmayanlar da çoktur muhtemelen. YandexGo’ya da iletişim sistemi üzerinden iletilecek bir alan da yok, dolayısıyla iletemedim. Kurumsal bir yapı oldukları halde… Söylediklerimin ekran resimlerini aldım. Anketin son maddesinde “Sürücüye kaç puan verirsiniz” diye bir madde vardı beş üzerinden. Boş bırakmak yok, ben de tek yıldız verdim, kötü anlamında ve gönderdim. Saniyede ekrana bir cevap geldi, otomatik sistem üzerinden. “Sürücünün puanı düşürülecek ve bir daha size gönderilmeyecek” diye yazıyordu. Böylece konu kapandı.
GEZMEK, TABİİ Kİ YORGUNLUK AMA
Otelden erken çıktığımız için otelde veya başka yerde vakit geçirme imkânı bir dereceye kadar oldu. Havalimanına gidelim hiç olmazsa, dedik. Dolayısıyla havalimanında bekleme süresi de uzundu. Hava limanı bizdekiler gibi geniş ve ferah değil. Mesela artık herkesin elinde var olan cep telefonlarını şarj edecek ücretsiz bir imkânı da yok. Basit ama önemli bir ihtiyaç. Kalabalık; oturacak yerler yetersiz, yürüyen merdiven de görmedik. Ama zaman içinde bütün bunların olacağını göreceğimizden eminim. Biz de bu safhalarda geçtik hep.
03.30’da Azerbaycan Hava Yollarına ait Airbus 320A ile iki saat sonra Bakü’deyiz. 05.45’de teker koyduk. Azerbaycan saati ile 04.45. Azerbaycan ile Özbekistan arasında bir saat, saat farkı var. Kuyruklar ve denetimlerden sonra 07.10’da (06.10 Az. saati) eski terminal binasına geçmek üzere 16 numaralı kapı önünde buluşuyoruz. 08.45’de (Az.07.45) Türkiye için uçağa biniş saati. Bakü Haydar Aliyev Havalimanı çok yeni ve çağdaş. İyi çalışıyor. Çok sayıda aktarma (transfer) yolcusu var. Muhtemelen bunların bir kısmı da İstanbul üzerinden başka yerlere de uçacak olabilirler. Yol arkadaşımız Kenan hoca, Semerkant’ta tanıştığı bir arkadaşı ile Buhara’ya geçmişti. Dönüşte Taşkent havalimanında karşılaştık. Buhara’da gördüklerini anlattı. Mutluydu. Gezmek gerek diyoruz karşılıklı.
TELEFON SAATLERİ OTOMATİK AYAR ALIR
Uçağa binişimiz 08.45. Taşkent’te aldığımız bilette öyle yazıyor. Geldik bekliyoruz. Uçuş takip ekranına bakıyoruz; saat, uçuş ve kapı numaraları doğru. Bizden başka aynı uçakla uçacak arkadaşlar hala yoklar. Bir yerlere mi gittiler derken, kullandığım kol saati (mekanik) Özbekistan saat ayarında kalmış. Cep telefonumu mecburen ve aceleyle bir şarja takınca, ona bakmak da aklıma gelmedi. Sonra anladık ki, telefonda bulunduğumuz ülkenin saat ayarı otomatik oluyor. Ayrıca Azerbaycan’da kapı numaramız da telefonuma SMS mesajı olarak geliyor. Yerel saat 08.23, salonda epeyce yolcu birikti. Tecrübe demek ki böyle yaşanır ve öğrenilirmiş, diyorum kendi kendime. 09.30’da kalkış ve Türkiye saati ile 11.53’de İzmir’ iniş oldu. Şükür.
Selam ve saygılarımla. (08.01.2026, Manisa)




FACEBOOK YORUMLAR