KIRŞEHİR GEZİ NOTLARI: 4
AHİ EVRAN CAMİ, TÜRBE VE MEYDANI: KÜLTÜR VE SANAT DEMEK
Süleyman Sami İLKER .jpg)
Terme caddesi, kuzeye doğru Cacabey meydanından sonra Mehmet Ali Yapıcı Bulvarı adıyla devam ediyor. Birkaç yüz metre sonra sol karşıda yol kenarına büyük bir gitar heykeli dikkatimizi çekiyor. Malum Kırşehir Unesco Müzik şehridir. Hemen arkasında yeşil bir park ve tarihi bir yapı ve minare görülüyor. Burası Ahi Evran Camisi ve türbesi. İçine girip ziyaret ediyoruz. İçi güzel hat levhaları, el işi duvar nakışları ile süslenmiş, ferah, temiz ve aydınlık. Türbe ve cami bitişik. Ahi Evran-ı Veli camisinin duvarındaki bilgilendirme levhasında;
“1171’de Horasan'a bağlı Hoy’da doğmuş. Türklüğün manevi piri Hoca Ahmet Yesevi, Fahrettin Razi gibi alimlerin dergahında maddi ve manevi alemin bilgileriyle yetişti. Türk milletinin Anadolu'yu yurt edinmesi seferine alperenler olarak gönderilen Hacı Bektaşı Veli, Mevlana gibi büyük önderlerden biri de olan Ahi Evran 1206’da 35 yaşında iken ve o zamanki adı Gülşehri olan Kırşehir’ yerleşti. Ahi Evran-ı Veli’nin kurduğu Ahilik sistemi sadece milletine değil tüm insanlık için sosyal, iktisadi, siyasi bir hayat tarzı oluşturmuştur. Osmanlı devletinin yönetim felsefesine ahilik egemen olmuş, padişahlar ahi terbiyesi almış, ahi ünvanı taşımışlardır. Ahiliğin anayasası Fütüvvetname[1]dir. Ahi kişinin eli, kapısı, sofrası açık; gözü, beli, dili kapalıdır. Pir Ahi Evran-ı Veli 1 Nisan 1261 tarihinde Kırşehir’de Moğollarla yapılan bir savaşta 90 yaşında ön saflarda kılıç sallarken şehit olmuş, bu türbede yatmaktadır. Şehit Cacabey gibi Kırşehir'in ve ülkemizin manevi direkleri ve bekçileridirler" yazılı.
Türbenin gerisinde ülkemizde pek alışık olmadığımız genişlikte bir meydan oluşturulmuş. Daha önce bölgede sadece Ahi Evran’ın türbesi ve etrafta düzensiz bir park varmış. Meydanın güney tarafında meydanın boyu kadar uzunlukta tek katlı Kırşehir Belediyesi Sanat Galerisi var. Karşımızda ise Kırşehir Ahilik Müzesi yazısı okunuyor. Artık bütün bu alan bir külliye. Temiz, bakımlı. Esnaf ve sanatkârların dayanışma teşkilatı olan Ahilik'in kurucusu Ahi Evran, Kırşehir'de yaşamış. Kırşehir’deki en erken Osmanlı eseri Ahi Evran (Ahi Baba) Camii ve Türbesi (1482) olup, II. Bayezid döneminde yapılmıştır. Türbe ve cami bölümü Osmanlı dönemi eseri. Ahilik Müzesi ve meydan yan taraftaki Zanaatkârlar Çarşısı gibi tarihi eser tarzında bir proje ile Kırşehir Belediyesi öncülüğünde yaptırılmış. İçinde sergilenenlerin önemli kısmını onlar temin etmişler. Müze çağdaş müzecilik anlayışına uygun çok güzel tasarlanmış ve donatılmış. Gezerken bunu fark ediyor. Kırşehir ve Türkiye adına sevinç duyuyoruz. Hikmet bey de aynı görüşte. Ancak Kültür Bakanlığına devri biraz erken oldu, biraz daha yaptıranlarda kalsaydı çok daha fazla sergi malzemesi temin edebilirlerdi, bütün Türkiye’den diyor..jpg)
AHİ EVRAN HEYKELİ VE EJDERHA
Meydanda Ahilik müzesine yakın bir konumda oturan elinde enli uzun bir deri parçası olan Ahi Evran heykeli görülüyor. Ahi Evran’ın ayaklarının dibine bir yılan heykeli eklenmiş. Neden diyorum; Ahi Evran’ın mesleği dericilik (debbağ, halk arasında “tabak” diye bilinir) ve 32 mesleğin de piri kabul edilir. Onun kışın uyku halindeki yılanları bulup zehirlerin aldığı ve onlarda ilaç yaptığı rivayet edilir. Bu efsaneyi temsil ediyor diye ekliyor. Hatta türbesinin tavanında da benzer bir ejderha resminin olduğunu ancak neden ne zaman kaldırıldığını bilmediğini ifade ediyor. Belki o resim üzerine sürülen boyanın altında duruyor da olabilir. Tarihi eserlerin aslına hoşumuza gitsin ya da gitmesin dokunmamak, bozmamak gerekir. O, sizin, bizim anladığımızdan farklı bir önem ve anlam taşıyor olabilir. Bir dönemin anlayışını ifade ediyor olabilir. Sanat tarihi, bilim tarihi bakımından da bir veridir, delildir. Aslında o resmi kaldıran veya kaldırtanların bilmedikleri bir husus var: “Evran” kelimesinin anlamı; büyük yılan, ejderha[2]. Arapça sözlüklerde “evran”, özellikle “iri, kalın, kuvvetli yılan” için kullanılır. Zamanla mecazi olarak güçlü, etkili kimse anlamına da işlenmiştir. Ahi Evran’ın tam adı Şeyh Nasreddin Ebu’l-Hakayık (Hakikatlerin önderi) Mahmud b. Ahmed (Mahmud Ahmetoğlu) el-Hoyî (Hoylu). Kolay söylenişi ile Ahi Evran-ı Velî’dir. Buradaki Evran, lakaptır. Evran’ın Ahi Evran’daki kullanımı mecaz olarak, “büyük, güçlü, saygın bir kişi” ve “büyük bilge” nitelemesine dönüşmüş. Tıbbın sembolünün yılan olduğu gibi. Anıtın önünde Ahi Evran’ı tanıtan bir yazı sarı levhaya işlenmiş. Sağ yan duvarda “Ahilik prensipleri” sol yanda ise “Ahilik yemini” yer alıyor.
AHİ EVRAN MÜZESİ
Hikmet bey Ahi Evran müzesinin girişindeki bana bir resmi göstermek istediğini söylüyor ve hızla içeri giriyoruz. Müze müdürü ve bazı görevliler kapının önünde. Bize hoş geldiniz diyorlar. Birini beklediklerine sonradan anlıyoruz. Aradığımız resmin önüne bir camekân sergi vitrini konmuş. Arkada, yere yakın bir seviyede duvara asılı bir afiş benzeri resmin, fotoğrafını çekmeye çalışıyoruz. Cep telefonu ile elimizi camekân ile duvar arasına sokup, bütün olarak rahat ve net kaydedemiyoruz. Sonunda zor da olsa birkaç resim alıyoruz. Bu resimde Cacabey Medresesi / Camisindeki roket şeklindeki sütunceleri, güneş ve ayı gösteren küreleri, dünyanın eğim ve ekvatorunu göstersen kabartma resimler ile 9 gezegeni gösteren sütunları resim ve çizim şeklinde gösterip izah ediyor. Hikmet bey dertli; bu afiş resmi Cacabey camisi taç kapısının karşısındaki duvara astıramadım. İl Kültür müdürlüğüne elmek (elektronik posta, e-posta) şeklinde yazdım. Bana ihtiyaç yoktur, diye yazdılar diyor. Kırşehir'in en önemli tarihi eserini gelip gören insanlar, yapıdaki zor sanatı, büyük emeği ve 800 yıllık geçmişi görüp hayran kalıyorlar ama oradaki şekil, yapı, malzeme, mana, sır ve mesajları anlayamıyor, öğrenemiyorlar. Bunun için çırpınıyorum ama ilgi bu kadar, diyor.
KALBİ TEMİZMİŞ / NE OLDU?
Hikmet bey Cuma namazına gitmek için zamanı kolluyor sürekli. Kapıdan çıkarken 5-10 kişilik bir grupla karşılaşıyoruz. Vali bey (dün bilgi şöleninde karşılaştık, tanıdım), İl Kültür Müdürü ve bazı görevliler müze kapısına doğru yöneldiler. Onları müze müdürü ve arkadaşları karşılıyorlar. Kültür müdürlüğü ve diğer ilgililerin Cacabey Camisi (medresesi) konusundaki ilgisizliğinden sürekli yakınan Hikmet bey aslında küskün. Ben daha önce ne çok şey biliyor ve anlatıyorsunuz, bu bildiklerinizi yazın diyorum. Ama o, "kime bastıracağım, ilgilenen yok, boş ver” diyor. Ama gerçekte boş veremiyor, dert ediniyor, çırpınıyor. Bir hamle ile vali beye “ sayın valim, ben eski bir basın mensubuyum. Müsaade ederseniz size burada bir resim göstereceğim. Çok mühim. 10-15 metre ilerideki resmin başındayız. Ben de adım adım yanlarındayım. Resmi gösteriyor; “Bu resim Cacabey’in önüne büyük olarak konulması halinde hem bilgi hem de farkındalık artar. İki ay önce siz bir yerden çıkarken de size bu konuyu arz etmiş idim, siz de bakalım demiştiniz diyor. Vali bey dikkatle inceliyor, ilgileniyor ve yanındaki Kültür Müdürüne dönüp “bunu hemen yapalım” diyor. Müdür bey de “peki sayın valim” şeklinde cevap veriyor. Vali bey bana da hoş geldiniz deyince, “Sayın Valim dün sempozyumda sizi görmüştüm. Ben de o toplantı vesilesiyle geldim Kırşehir’e” diyorum. Vali bey Ahi Evran Müzesi içinde yer alan, öğleden sonra 16.00 gibi Kırşehir El Yazmaları Merkezinin açılışı yapılacakmış; onun hazırlığı amacıyla yapılacak toplantıya gelmişler.
Hikmet bey çok haklı idi, görüşlerinde. Dün kendi kendime Cacabey ve çevresinde yaptığım gezide öğrendiğim bilgiler çok yüzeyeldi. Hatta Rasathanedeki inceliklerin çoğunu anlamamış, öğrenememişim. Sağ olsunlar, Hikmet beyin gönüllü rehberliği sayesinde çok şeyin farkına vardım. Cuma namazından sonra Ahi Evran Müzesini gezmek için tekrar geliyoruz. Müze yeni açıldığı için giriş ücreti alınmıyormuş bir süreliğine. Zaten 65 yaş üstünde bütün vatandaşlara her yerde müzeler ücretsiz. Çok çağdaş, her türlü teknolojik yeniliklerle donatılmış müze. Mesleklerle ilgili ahilik kültür, töre ve geleneklerinin sergilendiği çok zengin bir müze. Keyifle geziliyor.
KIRŞEHİR KALESİ
Oradan çıkıp, Kırşehir Kalesine doğru yürüyoruz. Çok yakın bir yer. Buranın yığma şeklinde yapıldığı söyleniyor. Yani bir çeşit kurgan, yani tümülüs. Üzerinde bir tarihi cami var; Alaaddin Kale Camisi. Cami kapalı, içini göremiyoruz. Yakındaki yüksek bir direkte büyük bir Türk bayrağı dalgalanıyor. Bir de top arabası görüyoruz. Ramazan topları buradan atılırmış. Ahi Evran tarafına bakıldığında, şehrin manzarası buradan çok güzel görünüyor. Kalenin stadyuma bakan tarafı stadyumdan hayli yüksek olunca, Kırşehir maçlarında bedavacılar için burası özel bir tribün gibi diyor Hikmet bey. Orta yerde etrafı çitle çevrilmiş, içinde viranelerde biten ağaç ve bitkilerin olduğu bir yer dikkatimizi çekiyor. Burası nedir soruma; “Burası benim de okuduğum ortaokul idi. Geçen dönemde burası yeniden yapılacak deyip bina kaldırıldı ve ne aradılarsa; arkeolojik kazı yapmışlar” diyor rehberim. Okuduğu okulun yıkıntılarını görmek bir insan için buruk bir duygu mutlaka. Yürüyerek çıktığımız kaleden yavaş yavaş merdivenli yolu kullanarak çarşı merkezine doğru iniyoruz. Ben, bir yerde oturup bir kahve veya çay içelim diyorum. Eşim evde beni bekliyor diyor ve ekliyor; biz yaptığımız bir iyiliğin karşılığını beklemeyiniz, diyor. Ben de, karşılık değil, muhabbet desem de kabul ettiremiyorum bir fincan kahveyi. Kırşehir insanında tipik Türk asaleti yaşıyor. Ne mutlu, diyorum. Az sonra vedalaşıyoruz..jpg)
ALTIN CIZIRTISI NEYMİŞ
Gönüllü rehberim Hikmet bey gezerken birkaç yerde altın cızırtısı diye bir ifade kullandı. Konuyu kavrıyorum. Ama yine de doğru anlama adına "nasıl yani" diyerek onu konuşturuyorum. "Hocam tarihi eserlerde inşaatı yaptıran kişi, ileride bu yapı hasar görüp onarılacağı zaman ellerinde bir para olsun diye duvar, temel veya çatıda bir yerlere altın para koyarlardı. Atalarımız bu kadar düşünceli ve ince ruhlu idi" diyor. Bir kısım yenileme onarım işinde çalışanlar veya başkaları buna ulaşmak için yapıya maalesef zarar veriyorlar diye de ekliyor. İlginç bir iddia ama gerçek mi şehir efsanesi mi diye de beynim tereddütte. Tarihi eserlerin içine altın veya para koyma geleneği var mıydı? İlerleyen zamanda bu yazıyı yazarken hep aklımda olan bu konuyu da araştırıyorum. Ulaştığım bilgiler de ilginç.
Selçuklu, Osmanlı ve eski Türk geleneğinde zaman zaman görülen bir uygulama; ancak bu bir kural değilmiş. Yani “her eserde mutlaka para vardır” diye bir şey yok, Çünkü yaygın bir uygulama değil zaten. Bu uygulamanın mantığı;
1. İleride yapılacak tamirat için gelir oluşturması: Bazı yapıların temeline veya kubbe kasnağına birkaç adet altın sikke konur, bunun manevi koruyucu olduğuna veya ileride tamir gerektiğinde kullanılacağına inanılırmış.
2. Yapının kim tarafından yaptırıldığını kayda geçirmek: Kitabe dışında, temel taşlarının arasına sikke, vakfiye metni veya küçük bir belge koymak[3], yapının geçmişine dair “zaman kapsülü” niteliği taşır. Yani bir çeşit hatıra ya da hatırlanmak düşüncesi.
3. Uğur ve bereket inancı: Özellikle Selçuklu ve erken Osmanlı’da, binanın sağlam olması için “bereket” amaçlı birkaç altın bırakıldığı bilinir, diyor kaynağım.
Kırşehir, Kayseri, Konya ve Sivas civarında yapılan kazılarda bazı Anadolu Selçuklu türbe temellerinden sikkeler çıkarıldığı olmuş. İstanbul’da Süleymaniye Külliyesi yenilemelerinde temel taşları arasından altın ve bakır sikkeler bulunduğu kayıtlara geçmiş. Hikmet bey bölgesindeki bu konuyu da biliyormuş. Bizim için de konunun efsaneden gerçeğe dönüşmesine vesile oldular. Var olsunlar.
KIRŞEHİR’DE NERELERİ GEZEBİLİRİM
Ayrılmadan önce Kırşehir'de gezilecek yerleri liste etmiştim bilebildiğim, bulabildiğim kadarıyla. Hikmet beyin de ilave ettirdikleri ile şöyle bir liste oluştu. Bunlar; 1. Cacabey Camisi (Rasathane/ Medrese) 2. Lale camisi, 3. Melik Gazi kümbeti/kabri, 4. Ahi Evran Camisi ve türbesi, 5. Ahi Evran Müzesi, 6. Zanaatkarlar Çarşısı, 7. Kale, 8. Kentpark, 9. Neşet Ertaş müzesi (Eski Vali konutu), 10. Hamidiye Camisi, 11. Neşet Ertaş Kültür Merkezi, 12. Terme Kaplıcaları, 13. Neşet Ertaş bahçesi (Bağbaşı), 14. Neşet Ertaş’ın kabri, 15. Çarşı camisi, 16. Âşık Paşa türbesi, 17. Ahmedi Gülşehri türbesi, 18. Tabiat müzesi, 19. Kırşehir müzesi (Bağbaşı), 20. Japon bahçe ve müzesi, 21. Yunus Emre türbesi (40 km mesafede, Kırşehir Ulupınar köyü, Ziyarettepe mevki), 22. Kesik köprü (30 km mesafede, Cacabey yaptırmış), 23. Dulkadirli yeraltı şehri, 24. Mucur yeraltı şehri, 25. Seyfe Allıturna[4] Kuş cenneti, 26. Cacabey Kervansarayı (Kesikköprü, 22 km mesafede), 27. Kaya tuzu madenleri (Tepesidelik köyü ve Çiçekdağı ilçesi) Dikkat edilirse, "Şu parkta Osman Bölükbaşı’nın bir heykeli var, onu da ekleyin" demek aklına gelmiyor. Bu da gayet normal. Müzesi olsa hatırlanır; gidin, görün denirdi.
NEŞET ERTAŞ'IN MEZARINA GİDİYORUM / ÇEKİÇ ALİ VE MUHARREM ERTAŞ
Neşet Ertaş Kırşehir’in bir markası, reklam ve tanıtım yüzü. Bunu fazlasıyla hak etmiş hem Neşet Ertaş hem de Kırşehir. Orada da gitmek istediğimi söyleyince, nasıl gideceğimi ve mezarı nasıl bulacağımı da anlatmıştı Hikmet bey. Ahi Evran Üniversitesinin ana yerleşkesine yakın bölgedeki şehir mezarlığına bir dolmuş ile gidiyor, sürücünün de yardımı ile doğru noktada iniyorum. Yorulmadan kolaylıkla kabri buluyorum. Babası Muharrem Ertaş'ın kabrini ayak ucunda ve hafif solda. Aynı resim karesine girebiliyorlar. Beyaz benekli siyah mermer kullanılarak yapılmış mezar. Ayak ucunda Muharrem oğlu Neşet Ertaş 1938-25.09.2012 yazılı. Başucundaki mezar taşında son dönemlerdeki halinden bir resmi, “Sakın ol ha insanoğlu / İncitme canı incitme /Her can bir kalp Hakka bağlı /İncitme canı incitme”; altında “Saygı Sevgi, Hoşgörü” en altta ise Garip Neşet Ertaş yazılı. Hemen ilerisinde de babası Muharrem Ertaş yatıyor sakin ve sessiz. Kabrin üzerinde bakımlı yeşil ve sarı yapraklı süs bitkileri dikilmiş. Birkaç metre uzakta ise yine ünlü bir halk ozanı Kırşehirli Çekiç Ali’nin (1932-1973) kabri var. Aynı adı taşıyan Sivaslı bir başka Çekiç Ali daha varmış. Onun vefatı ise 2001. Sivaslı Çekiç Ali Türkiye çapında tanınan bağlama ustası olup, TRT kayıtlarına önemli katkıları olmuş, mezarı İstanbul'da imiş.
Hikmet bey mezarı karşısında, üzerinde büyük boy Neşet Ertaş resmi çizili trafo merkezinin yanındaki bina onun evidir demişti. Binayı karşıdan gördüm. Mezarlık duvarının dışındaki bu yere gitmeden önce oradaki yeşil alanların sulanmasını sağlayan bir belediye görevlisi beye soruyorum, orası mı, doğru mu diye. O da; o görülen eski Türk evi tarzı bina belediyeye ait bir kültür merkezi. Evi değil. Ama yolun alt tarafındaki merdivenlerle inilen biraz daha çukurda kalan, tek katlı bahçeli ev babası Muharrem Ertaş’ındır. Evde şimdilerde bir oturan yok diye bilgi veriyor. Bunun üzerine uzaktan resimleyip, geri dönüyorum. O arada eşimle telefonlaşıp, toplantılarının bittiğini, birazdan Ahi Evran Kültür Merkezindeki açılışa gidileceğini söylüyor. Ben de yerimi bildirip Edebiyatçı Fatih hocanın beni yoldan almasıyla şehir merkezine dönüyorum. Burada Kültür ve Turizm Bakan yardımcısı Kırşehirli Nadir Alparslan, Kırşehir valisi Murat Sefa Demiryürek[5], Kırşehir Ahi Evran rektörü Prof. Dr. Mustafa Kasım Karahocagil, El Yazmaları Genel müdürü Coşkun Yılmaz ve diğer misafirlerin iştiraki ile açıldı ve gezildi. Akşam da Grand Terme Kaplıca Otelinin geniş salonunda Kırşehir’e özel, yemekli bir Ahiyan gecesi programına katılıyoruz. Programa katılan sazende ve koro elemanları tamamen gönüllü olarak buradalarmış. Koroyu Güzel Sanatlar Fakültesi dekanı Prof. Kubilay Kolukırık hoca yönetiyor. Yunus Emre’den “Ne zaman ansam seni /Kararım kalmaz Allah’ım”, Neşet Ertaş’a “İki büyük nimetim var /Biri anam, biri yârim / İkisine de hürmetim var / Biri anam, biri yârim” ile “Ah yalan dünya”; Âşık Veysel’e “Uzun ince bir yoldayım” gibi çeşitli güzel müzikler icra ediliyor. Ahi Evran’ın ve yakın yüzyıllardaki Anadolu’nun diğer dev şahsiyetleri, Anadolu'nun Türk-İslam yurdu haline dönüşmesinde büyük rol oynamışlar, denebilir. Programın sonunda otel lobisinde Prof. Dr. Fatih Koyuncu bey “dün gece bir geleneği yaşatmak için bir grup gönüllü öğretim üyesi, eşraf ve öğrencinin katıldığı, üniversite kütüphanesinde düzenlediğimiz Aşık Paşa Okumaları adlı programı gerçekleştirdik. Yaklaşık üç yıldır süren bu faaliyette okumaya kendim yapıyorum, diyor.
DÖNÜŞ GÜNÜ
22 Kasım 2025 Cumartesi günü, konuklar için Hacıbektaş, Yunus Emre türbesi, Ortaköy’e bir gezi planlanmış. Bizi Ankara’ya götürecek üniversiteye ait otobüsün 13.30‘da kalkacağı önceden ilan edilmişti. Ankara’dan 19.20’de havalanacak uçak için bir gecikme bizi zora sokabilir düşüncesiyle Yunus Emre hariç diğer yerleri daha önce gördüğümüz için gitmekten vaz geçtik. Aradaki boşlukta şehir merkezinde görmediğimiz birkaç yere gideriz düşüncesindeyiz. Kahvaltı sonrası hazır olan valizlerimizi emanete bırakıp merkeze iniyoruz eşimle. O iki gündür toplantıda bulunduğu için benim gördüğüm birçok yeri görmemişti. Cacabey ve etrafındaki yerlerden başladık tekrar. Gökbilim Açık Hava müzesinde, baktı Hikmet bey bir bayan gezgine bilgi veriyor müzedeki eserler hakkında. Maşallah diyorum, bu ne aşk. Selam verince az sonra bizim yanımızda. Eşimle tanıştırıyorum. Cacabey ve civarındaki Lale camisi ve Melik Gazi kümbetini tekrar geziyoruz eşim için. Teşekkür edip vedalaşıyoruz. Zanaatkârlar Çarşısındaki kahve molasında Çankırı Üniversitesinin genç edebiyat hocalarından Bestami Bilge bey, bizim Hikmet beyden söz etmemiz üzerine, Kırşehir halkı için samimi çok güzel sözler söylüyor. Kırşehir halkı çok farklıdır. Başka şehirlere benzemez. Yardımsever, gönüllü insan çoktur. Yüksek lisansımı burada yaptım ve beş yıl kaldım. Ev bulmadan her şeyime çok yardımcı oldu bu güzel insanlar diyor. Biz de örneğini gördük, ne güzel dedik. Otele dönüp 14.23’de gecikme ile Ankara yolundayız. Sınır bir zaman diliminde havalimanına ulaşıyor, salimen dönüş yolu için uçaktayız.
Selam ve saygılarımla. (03.01.2026, Manisa)
[1] Fütüvvet, özellikle 9.–13. yüzyıllarda İslam dünyasında gelişmiş bir ahlâk ve davranış ilkeleri bütünüdür.
Zamanla esnaf–zanaatkâr örgütlenmesi olan Ahilikin temelini oluşturmuştur. Fütüvvetin temel özellikleri: Doğruluk, Eli, kapısı ve sofrası açık olmak (Cömertlik), Kibirden uzak durmak. Kimseyi incitmemek, Kul hakkına girmemek, Misafirperverlik, Zulme karşı mazlumdan yana olmak. Fütüvvet, İslam ahlâkının “yiğitlik ve cömertlik üzerine kurulmuş” bir sosyal–manevî ahlak sistemi olup, Ahiliğin manevi temeli kabul edilir. Fütüvvetname ise; Ahiliğin teşkilat ve ahlak kurallarını, görevlerini ve törenlerini anlatan kitap.
[2] Ejderha denildiğinde hep Çin akla gelir ama bu kelime ve kavramın kaynağının Çin değil Uygurlar olduğunu bir yazıda okumuştum.
[3] Buralardan çıkacak küçük birkaç para için bu eserlere zarar verenlerin iki yakalarının bir araya gelmesinin de mümkün olmayacağı inancındayım. Çünkü hayır işi için yapılan bu eserlere, yani vakıf malına kasten zarar verenler için “vakıf bedduaları”nın varlığı da bilinir.
[4] Flamingo, Mucur’da buna Balkan kazı derlermiş. “Allıturnam bizim ele varırsan” ile başlayan türküyü hatırlayınız.
[5] Bu kısmı yazarken elimdeki not ve ekranda adının da olduğu resme bakma zahmeti olmasın diye yapay zekâ ChatGPT’ye Kırşehir valisi kim diye yazdım. Mevcut olan değil, bir yıl önceki vali beyin adı çıktı. Tuhaf geldi, burada bir yanlışlık olmasın diye yazdım. Affedersiniz hata olabilir dedi ve yine aynı adı verdi. Kendi resim ve notumu arayıp baktığımda, bana hatalı bilgi verdiğini gördüm. Zaten programın bazı yerlerinde verilen bilgilerde hata olabilir diye de uyarıyor. Yapay zekâ çok hızlı, kolay, hatta bir yere kadar ücretsiz ama gereğinden fazla da güvenmemek gerekir diye düşünüyorum.
Not: Kırşehirli emekli akademisyen Kazım Ceylan beyden yeni bir not aldım. Şöyle diyor notunda: Ahi Evran Veli heykelinin yan tarafındaki “ Ahilik Yemini” tarafımızdan kaleme alınmıştır. 2012 yılında Gümrük Ticaret Bakanlığı tarafından Ahilik haftasında bütün Türkiye’de ettirilmesi kararı alınmıştı. Ancak daha sonra Bendevi P.’in “ Elime, dilime, belime sahip olacağıma” ifadesine karşı çıkması üzerine Ahilik haftasında okunmaz oldu, maalesef.
Ayrıca ahilik yemininin her yıl Ahi Evran Üniversitesi mezuniyet töreninde de mezunlarca okunduğu bilgisini de eklemişler. Teşekkür ederim.




FACEBOOK YORUMLAR