Sevda GASİMOVA

Sevda GASİMOVA


Azerbaycan Geleneklerinin Ahlâki ve Hukuki Yönleri

09 Ekim 2015 - 20:34

Konu: Azerbaycan Geleneklerinin Ahlâki ve Hukuki Yönleri

Subject: Moral and Legal Aspects of Azerbaijani Traditions

 

GASIMOVA Sevda*

GASIMOVA Regibe*

 

ABSTRACT

 

Key words: Turkic traditions, Azerbaijan traditions, holiday, wedding, ceremonies, rituals, "dead cult", Novruz  Holiday

 

       Customs and traditions are the most important laws to regulate social relations morality  and legal norms in society. As each nation has its own culture, Azerbaijani people have their own   traditions that differ  them from other nations.

       Azerbaijan is a bridge between Europe and Asia that  is considered to  be an open gateway of  the eastern civilization  to the West.This Turkic origin nation with Muslim faithgeting its existing culture from old Turkic history reflects all the characteristics of Turkic traditions. We can  see it on holiday, weddings and other ceremonies. Wedding ceremonies and funerals, as well as the old Turkish traditions are responsibility and solidarity samples of sharing  joy and sorrow. Formation of an old Turkish traditions, rituals of mourning ceremonies are carried out in Azerbaijan.

      Giving alms to help the poor,victoms,sacrifying animals and distributing it  at least  among seven families  has been taken its stems from the Turkish faith.

       Novruz  Holiday that is widely celebrated  in Azerbaijan and connected with Sumerian roots are spread over a vast area stretching from today's world is considered the holiday of peace, love, solidarity, cleanliness. National holiday Novruz has legally normalized As well as the official holiday.

       Meeting guests with great respect, entertainingthem in adecent way and arranging a  respecful farewell party is considered honour and matter of debt of each famili in Azerbaijan. Every family has a special room that is called  a room for a guest.

  

1Azerbaycan, İsmayıllı Devlet Humanitar ve Teknoloji Koleji’nin rektörü, filolojik ve

 kültürolojik fenler öğretmeni, filoloji üzere felsefe doktoru [email protected] com

2Azerbaycan, İsmayıllı Rayon Polis Şubesi’nde defterhana müdiri,  İsmayıllı Devlet Humanitar ve Teknoloji Koleji’nde hukuk öğretmeni  [email protected]

 

 

 

 

      GİRİŞ: Her milletin kendine özgü tarihi, dini hayatı, dilinin mantığı, sanat özellikleri, mitolojisi, hayat felsefesi gibi değerleri vardır ki, bu değerler o milleti başka milletlerden kimlik adına ayırmakla milli kültürünü oluşturur. Her bir halkın sahip olduğu örf, adet, gelenek ve görenekler onun içinde bulunduğu tarihi, coğrafi, sosyal ve s. etkenler altında şekillenir. Bu nedenle kısa ve özet bir biçimde Azerbaycan tarihçesi ile ilgili bilgileri sizlere sunmaya çalışacağız.

       Azerbaycan Cumhuriyetiİran’ın kuzey batısında bulunan, Kafkasya – İran platosu arasında geniş bir coğrafyada yer alan yedi bağımsız Türk devletinden biridir. Tarihi süreçte Asya ile Avrupa arasında bir köprü durumunda olan Azerbaycan, Doğu uygarlığının Batıya açılan bir kapısı sayılır. Azerbaycan coğrafyasında MÖ III bin yılının ikinci yarısında toplu yaşamın başladığı biliniyor. Urmiye gölü çevresinde Sümerler ile komşu yaşayan Kutiler, Azerbaycan coğrafyasının ilk meskun toplumu olarak kabul edilmekte, daha kuzeyde ise Turukkilerin varlığı bilinmektedir. MÖ II bin yılı ile bin yılı arasında dönemde ise Azerbaycan coğrafyasında Kimmerlerin, İskitlerin, Massagetlerin ve Kaspilerin varlığı görülmekte, milatdan sonra ilk yüzyıllarda Kafkasya’nın kuzeyindən Hun Türklerinin akın-akın bölgeye gelip yerleştikleri bilinmektedir. Azerbaycan coğrafyası, MÖ 8. yüzyılda kurulan Manna devletinden günümüze kadar pek çok milletin denetiminde bulunmuş, birçok medeniyete beşiklik etmiş ve pek çok egemenlik mücadelesine sahne olmuş bir ülkedir. 1029’lu yıllardan sonra Selçukluların bölgeye hâkim olmasına kadar bu bölgede sırasıyla Urartular, Medler, Persler, Atropatane Krallığı, Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Şirvanşahlar, Sacoğulları, Revvadîler, Sellarîler, Şeddadiler egemen olmuşlardır.

       Safevi Devleti’ni (XVI-XVIII yüzyıl) kuran I. İsmail’in  döneminde Azerbaycan  hem siyasi hem de askeri anlamda büyük bir gelişmeye sahne olmuş, Azerbaycanlılar daha ön plana çıkmaya başlamışlar.

      1813 yılında yapılan Gülistan Antlaşması ve 1828 yılında gerçekleşen Türkmençay Antlaşması ile Aras nehrinin kuzeyinde kalan alan Rusya’nın kontrolüne girmiş, bu bölgede bulunan halk ise ikiye bölünmüştür. Kuzey Azerbaycan’da 1918 yılında müslüman ve Türk dünyasında ilk demokratik  devlet olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulmuş, ancak yeniden işgal edilerek 1920 yılında  Sovyetler Birliği topraklarına katılmıştır.Kuzey Azerbaycan Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte 1991 yılında bağımsızlığına kavuşmuştur. Nüfus dağılımına bakıldığında bu topluluk içerisinde en büyük dilimi yaklaşık 35 milyon ile İran’da yaşamakta olan Azerbaycan türkleri oluşturmaktadır (http://www.bilgisitem.com/azerbaycan-turklerinin-tarihcesi-hakkinda-bilgi-kisaca/).

      Yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip Azerbaycan Cumhuriyetinin devlet dili olan Azerbaycan Türkçesi Türk dil ailesinden Oğuz boyuna ait bir dil olup Türkiye Türkçesi ile karşılıklı anlaşabilme özelliğine sahiptir.       

      Kısa tarihçesinden görüldüğü gibi, muhtelif toplumların konup göçtüğü, kültür ve medeniyetlerin yaşandığı zengin uygarlık merkezlerindən biri olan Azerbaycan devamlı olarak birbirini etkileyen değişik kavim ve kültürleri içinde barındırmıştır. Azerbaycan halkının kültürü varlığını eski Türk tarihinden alarak Türk geleneklerinin bütün özelliklerini yansıtmaktadır. Azerbaycan toplumu çoğunlukla Türk kökenli muslüman itikatlı bir halktır. Bu halk 1400 yıl önce İslam medeniyetine kavuşmuşsa da, islam; tektanrıçılık, şamanizm, ateşperestlik gibikendinden önceki eski dini itikatları sıkıştırarak sıradan çıkarmamış, bu gün de Azerbaycanda islama kadar mevcut olmuş taş, su, ağac, od ayini, gök cisimleri ile bağlı itikat ve inançlar islam dini görüşleri ile beraberlik içerisinde yaşamaktadır ve bu dini ayinler animizm, totemizm, fetişizm, magiya ve ecdatlara tapınma ile sıkı bağlıdır  (Azərbaycan etnoqrafiyası, Bakı, 2007, s.7).

      Her hangi bir toplumda medeniyetin regülatif görevini ifade eden ahlak ve hukuk normları vardır. Dünya geliştikçe ahlak normları karşılıklı zenginleşir ve daha da evrensel önem kazanmağa başlar. Eger ahlak normları kendini dini metin ve belgelerde,  folklorda tezahür ettirirse, hukuk normları ahlaki manevi mahiyet taşımakla, hem de yasalarda tesbit olunur.Değişik halkların hukuk  normlarındaki farklar  bu halkların yaşadığı  tarihi ve psikolojik  koşullar altında oluşur. Örf ve adet, yazılı olmayan hukuk kaynaklarından olup, tarihi bakımdan yazılı hukuktan önce gelir. Örf ve adetler zamanla hukuk kuralı  haline de dönüşebilirler (http://www.turkcebilgi.com/ örf_ve_adet ).

      Eski Orta Asya Türk Hukuku’nda törenin kaynağı her şeyden önce Kağanlardır. Bundan başka, kurultaylarda alınan kararlar da törenin bir parçasını oluştururlar. Toplum içinde, kendiliğinden ve yavaş yavaş ortaya çıkan gelenek - görenek kuralları (Yosun) ise, törenin bir başka  kaynağı olarak kabul edilmektedir ve kağanın kabul ettiği nispette      Türk Töresi’nden sayılırdı (PAMİR, Aybars;  2009, s.361).

      Örf ve adet kaideleri, eskisi kadar olmasa da belli bir dereceye kadar bazı hukuk münasebetlerini bu gün de düzenlemektedir. Çünkü kanunların sosyal münasebetleri en ince teferruatına kadar düzenlenmesi imkansızdır.  

       Azerbaycan toplumunda bayram, düğün, yas ve diğer merasim ve uygulamalar, bütün yanlarıyla, eski Türk ve islam ananelerini, tarihsel hayatın bütün alanlarında sosyal ilişkileri düzenlemiş örf ve adetleri günümüze yansıtır. “Oğuzname”lerde görüldüğü gibi, eski Türk geleneklerinde toy, bir Oğuz toplumunun ekonomik, harbi, idari meselelerini çözmek için düzenlenen meclistir. El toyu ise “düğün” olarak  adlandırılırdı. Azerbaycan dilinde toy “düğün” anlamındadır. Kurultay karakterli toyun belirtilerine “Manas” dastanında da rastlanır. Oğuzların tarihinde inak beyleri (meşveret beyleri) denilen bir siyasi müessese olmuşdur ki, Reşideddin’in “Oğuzname “ kitabında ‘’inak’’ yerine başka arkaik ifade  ‘’genkeş (geneş) beyleri’’ kullanılmıştır. Her hangi bir merasimden önce geneş meclisi kurulması âdeti günümüze kadar gelmiştir. Toydan bir gün önce düzenlenen “Meslehet (Meşveret) akşamı” veya ”Geneşik” adlı meclis, günümüzde de Azerbaycan’ın köy  yerlerinde kalmakla, söz konusu  mecliste  düğünün idare olunması meseleleri tartışılır ve önde gelen görevler belirlenir. Görünen o ki, Oğuzların sonrakı devir yaşamlarında toy siyasi içeriğini kaybetmiştir. Demek ki, adet ve ananeler hükukun kaynağı olduğu gibi,  bir zaman kabul edilmiş hukuki normlar  da kendi hukuki siyasi içeriğini yitirerek  âdet ve anane  haline dönüşebilir.

       Düğün merasiminin farkli aşamalarını   araştırarak, halkın geleneksel mirasının özgün özelliklerini belirlemek mümkündür (Babayeva R.,AMİA ilmî arşivi, No:1376,1627).Geleneklere göre, ilk olarak, kız isteme aşamasında kız evine 2-3 kadın elçi (dünürcü) gider. Elçilerin ilk ziyaretinde kız tarafı taliplere kesin bir cevap vermez. Damat adayının “olumlu“ ve “olumsuz“ yönlerini tartarak bir karara varılması gerektiğini düşünürler. Olumlu cevap üzerine yapılan ikinci ziyarete ise yakın akrabalarından oluşan elçiler gider. Gelin adayının “rızası“nın (“heri“ sinin) alınmasının ardından kız tarafı rıza belirtisi olarak elçilere şirin (tatlı) çay ikram eder ve “tatlı sofra“ açar. Elçilerin ikinci kez gelişinde “belge“ (küçük nişan) günü belirlenir. O gün ise gelin evine aksakallar, dede, babaanne, anne ve diğer akrabalar gelir (Nargiz Kulieva,   s.28). Bundan sonra büyük nişan ve düğün olur.  

      Azerbaycanda bazı köylerde yaygın olan kızkaçırma âdetinin kökleri ise daha derindir: Ataerkil kabile ve aşiret dönemlerinde, evliliklerin kız kaçırma suretiyle olduğu görülmektedir. Kabile federasyonu (il) aşamasında eski ekzogami daireleri devam etmesine rağmen, toplumun genişlemesi dolayısıyla, kabileler arası evlilikler, endogamik evlilikler olarak yorumlanabilir ki, böylece kadın-erkek eşitliğinin temeli koyulur. Zevcenin 'il'den yani zevcin akrabasından bulunması, onu hukukça yükseltecek bir nedendi (http: //www. tarihtarih.Com /?Syf=26&Syz=364792).Çünkü eski kavimlerde, her toplum kendisini diğerlerinden daha yüksek ve asil addederdi. Azerbaycanda eski geleneklere dayalı akrabaların evlenmesi ve “Emi kızı ile emi oğlunun kebini gökte kesilir” gibi bir deyim vardır.

        Eski Türklerde evlenmede kız evinin oğlan evinden kalım (kalın) veya başlık istemesi âdeti  karşılıklı bir sözleşmeydi, yeni evlenenlerin hayatlarını düzenlemeleri için yapılan bir yardımdı. İslâm hukukundaki mehire karşılık olan kalına karşı kız tarafı da 'çeyiz' getirirdi. Bu gün de Azerbaycan’da çeyiz verme toplumun esas âdetlerinden biridir. Bir kaide olarak oğlana ev ve diğer taşınmaz emlak, kıza ev eşyalarından ibaret çeyiz verilir. Bu şekilde âdete uygun emlak bölgüsunün yapılması, miras emlakın esas kısmının oğul evladına verilmesi amacı taşıyor. Yasal olarak emlak eşitliği temin edilse de  ağırlıklı olarak bu konuda âdet ve gelenekler uygulanmaktadır. Demek ki, bazen âdet ve ananeler hukuksal normlardan öne çıkabilir.

       Azerbaycan’da yas merasimlerinde eski Türk geleneklerinden gelme  ritüeller vardır. Çok eski bir Türk adetlerinden biri Türk dastanlarında da görünen kahramanlar öldüğünde  atlarının kesilip  yuğ aşı verilmesi hakkında onların vasiyetidir (Faruk Sümer, 1992, s385). Bu gün de Azerbaycan’da  yas merasiminde  hayvan kesilerek ihsan verilir. “Yog aşı” şamanist Türklerde "ölüler kültü" ile bağlı en büyük tören ve ayinlerden biridir. Bu törende taamın yalnız dirilere değil, fakat ölülere, bilhassa ölülere ikram edildiğine, onları doyurduğuna, memnun ettiğine, bununla da onlara bir zarar vermeyeceğine inanırlardı (Abdülkadir İnan,s.21).      Ölünün ardından yapılan ibadetlerde eski Türk Bozkır kültürünün temel öğelerinden biri olan Atalar kültünün izleri görülmektedir. Pişi ve helva pişirmek, yani yağ kokutmak “kansız kurban” deye adlandırılmaktadır  (http: //www. turktarihim.com/turklerdeolumsonrasigelenekler.html).Hatta günümüz  Azerbaycanda  yas yerlerinde yemek yeyildikten sonra sıkça kullanılan “Canına değsin" deyiminin kaynağının aynı eski ritüelin içerisinde geçen tazim ve ululama sözlerinden  olduğu  görülmektedir.

      Azerbaycanda yas merasimleri hem de yardımlaşma ve dayanışma örneği olup, verilen ihsan “heyrat” adlandırılır. Türk toplumundaki hayratlar vasıtası ile yapılan yardımların ilk örneklerinin, Proto-Türk Tsü-ki Hunlarında MÖ IV. yüzyıldan itibaren  bulunduğuna dair kayıtlara rastlanmaktadır (Nihat Yazılıtaş, 2012, s.165).

      Son zamanlarda Azerbaycan’da aşırı derecede genişlendirilmiş yas merasimlerinin  belli bir norm içinde yapılabilmesi için tedbirler alınmaktadır. Bu gibi, Muharremlik merasimlerine ait ve diğer  sınırlamalar âdet ve ananelerin de zamanla değişime uğradığını göstermektedir. Bu gün Azerbaycan’da Muharrem ayında  ihtiyacı olan hastalar için kan verme  eylemi, bazı gerici ritüellerin yerini tutmaktadır.

       Yardım amacı ile nezir-niyaz verme, kurban keserek en az yedi eve dağıtma Azerbaycan geleneklerinde geniş yer almakla islam ve eski Türk inançlarından kaynaklanır. İnsanlar  her zaman yakınlarının hasta olmasına üzülmüş,onu kurtarmak için çareler aramışlar. Bu arayış içerisinde bulunma çok zaman inançlarla ilgili olmuştur. Şamanizm’de hastaları iyileştirmek için yapılan en önemli törenlerden biri "göçürme" ve "çevirme" denilen törendir. Bu tören şaman’ın marifetiyle bir hayvanı hastanın etrafında dolaştırıp hastaya musallat olan ruhu bu hayvana nakletmektir.Eski zamanda şaman Türkler hastanın etrafında döner ve kendini feda edermiş (Azərbaycan etnoqrafiyası, 2007, s.27). Azerbaycan’da hasta olan yakınlarının etrafında dönüp kendini onu kurtarmak için feda etmesi âdeti vardır ve dilimizde “Başına dönüm”, ”Gadanı alım”, ”Kurban olum” ifadeleri de bu ritüellerle ilgili yaranmıştır. Baştan çevirip sadaka vermek âdeti, tuzu nazar dokunarak hastalanan veya hastalanacağına inanılan birinin başından çevirerek ateşe atma âdeti de Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan’da da    görülmektedir.

      Türk ülkelerinde misafirlerin rahat bir şekilde ihtiyaçlarını gidermeleri gayesiyle maddi durumları iyi olan kişilerin yaptıkları “Konuk Evleri” ve benzeri yapıların ilk örneklerini İslam öncesi Türk tarihinde görmekteyiz.   Azerbaycan’da bugün de “Konak Evi” veya “Konak Otağı” tabiri kullanılır ve herkesin evinin bir odası konuklar için ayrılır. Bu ülkede her bir aile için misafiri büyük hürmetle karşılamak, lâyık şekilde ağırlamak ve  saygıyla da uğurlamak borç ve şeref işidir. Konukların bütün masrafları ev sahibi tarafından karşılanır.    

      Tüm Türk ve İran kültüründe kutsal ve değerli kabul edilen tuz ve ekmek (nan u nemek) hakkı Azerbaycan örf ve âdetlerinde bugün de kalmaktadır. Eski Türkçe’de tuz “güzellik, hüsün, melahat, şirinlik” gibi manalara gelmekte ve tuzun bir tefsir tercümesinde de bu anlamda kullanıldığı görülmektedir (Mehmet Samsakçı, s.183  ). Azerbaycan’da da aynı şekilde helva hariç, tatlılara “şeytan yaklaşmasın diye” bir tutam tuz atılması ve tuz ziyan etmenin günahının büyük olduğu inancı ile ilgilidir. ”Helva tuzsuz, gök direksiz, katır kulunsuz, derya köprüsüz” demiş atalar. Azerbaycan’da tuz ve ekmek üzerine yemin etme vardır: ”Çörek (ekmek) Hakkı”, ”Yalan diyorsam, çörek (ekmek) gözümü tutsun” ve s. Dilimizde kullanılan “nankör” kelmesi “yediği ekmeği görmeyen” anlamına gelir. Aynı sofradan yenilen “tuz ve ekmek”, artık aradaki dostluğun bir nişanesi ve bu dostluğun bozulmaması için içilen bir ant halini alır.   

       Kökü Sümerlere kadar uzanan günümüz dünyasında ise çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Nevruz   (Yeni Gün ) geleneği Doğudan Batıya bütün Türk dünyasında asırlardan beri sürdürülmektedir. Eski kaynaklarda 21 Mart’ın Ergenekon’dan çıkış, yani Kurtuluş Günü olduğu ve bu nedenle bütün Türkler tarafından önemli bir tarihi gelenek olarak kutlandığı yazılmaktadır.Günümüze kadar süregelen inanışlarımızda “Yeni yıla nasıl başlanırsa sonuna kadar öyle devam eder” düşüncesi, belki de o günlerin hatırası olarak yaşamaktadır.  Bayram öncesi her taraf temizlenir, evler, eşyalar pırıl pırıl olur, halılar, kilimler akarsularda yıkanır. Bu gelenek hemen hemen tüm Türk topluluklarında vardır. İlkbaharın  bereketli gelmesi arzusuyla tabaklarda buğday yeşertilir, buna ‘’semeni’’ derler.  Nevruz’da birbirine dargın olanlar barışır, komşular, akrabalar birbirine evlerinde bizzat hazırladıkları yiyeceklerden bayram payı gönderirler (http://www. anamurunsesi.Com/reklam/naile_ hacizade_ nevruz_bayrami.htm).   

      Nevruz gelenekleri oldukca yaygın olmasından dolayı hukuksal olarak normlaştırılmıştır. Şoyle ki, bu bayram hem halk, hem de devlet bayramı olarak kutlanılır.Vatandaşlara o günlerde beş gün tatil verilir.

       Halkımız her zaman gökte Tanrıyı, yerde peygamberi, el-obada aksakalı büyük ve kutsal bilmiştir. Bu yerlerde “Yol büyüğün, su küçüğün”dür. Büyük ayakta kaldığı halde küçük asla oturmaz. Bu münasebetle söylenen deyimler oldukça ibret vericidir: "Allahsız yerde otur, aksakalsız yerde  oturma", "Büyüğün sözüne bakmayan böğüre böğüre kalır", "Büyük olan yerde küçük konuşmaz" (Azərbaycan etnoqrafiyası, 2007,  s.93 ).

 

SONUÇ:

 

       Âdetler, toplum içerisinde davranışta bulunmanın tanınmış ve benimsenmiş, örfler ise zorunlu olarak uyma gereğini duydukları davranış örnekleridir. Toplum içi münasebetlerin düzenlenmesi görevini taşıyan ahlâk normları örf ve âdetlerle bağlı olarak meydana çıkar. Kanunların pek çoğu da örflerden çıkarılmıştır. Örfler devletin yaptırım gücü eklenerek kanun haline getirilmiştir. Bugünkü Azerbaycan örf ve âdetleri Türk tarihinin derinliklerinden gelen geleneklerle beslenir. Azerbaycan gelenekleri milletinin kökünde duran kabile ve aşiretlerin tarihi, yaşam tarzı, inançları, yerleştiği coğrafya ve diğer şartlar altında oluşmuş, zaman zaman etkilere maruz kalarak değişime uğramışsa da, izleri, bugün de düğün, yas, bayram, ve s. değişik ritüel ve uygulamalarda görülmektedir.

       Eski geleneklerden ileri gelen bu merasim ve uygulamalar ise çoğunlukla sevinçlerin, üzüntülerin, sorumlulukların paylaşıldığı, yardımlaşma ve dayanışmanın, barış ve hoşgörünün yaşandığı, inaçların ve genel olarak milletin ruhunun ifade olunduğu örf ve adetlerdir.  

      Başbuğ Bilge Kağan Türk milletine hitabesinde: ”Milletimin adı yok olmasın, Töre yok olmasın diye gündüz oturmadım, gece uyumadım, gözden yaş gelse önleyerek, gönülden çığlık gelse geri çevirerek düşündüm, iyice düşündüm”  der. Kağan hitabesini şöyle bitirir:  “Üstte Gök basmasa, altta Yer delinmese senin ilini ve töreni kim bozabilir? Ey Türk titre ve kendine dön!”(https://tarihturklerdebaslar.wordpress.com/2011/11/13 / tanri-katinda-dogmus-kutlu-kisi-bilge-kagan/).    

KAYNAKÇA:

1. Azərbaycan etnoqrafiyası, III cild, Bakı,”Şərq-Qərb”, 2007, 568 s.

2. BABAYEVA R. Geçmişte Bakü’deki gelenek ve merasimler.-AMİA ilmî arşivi, No:1376, 1627

3. ERKUL, Ali; Eski Türklerde Evlenme Gelenekleri http://www. tarihtarih.Com /?Syf=26&Syz=364792

4. HACIZADE, Naile; Azerbaycan’da Nevruz gelenekleri, http:// www. anamurunsesi.Com/reklam/naile_ hacizade_ nevruz_bayrami.htm

5. İNAN, Abdülkadir; Müslüman türklerde şamantzm kalıntıları, http: // dergiler. ankara. edu. tr/ dergiler/ 37/ 742/ 9466.pdf s/21

6. KULİYEVA, Nargiz; Azerbaycan’da düğün gelenekleri,irs gelenek, s. 28 http: // irs-az. Com /new/ pdf/ 201210/ 1350983167797765960. pdf

7. PAMİR, Aybars; Orta – Asya Türk hukukunda “töre” kavramı, Ankara Universitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2009, s.3611

8. Reşideddin, Oğuzname, NPB, Bakı, 2003, 108 s.

9. SAMSAKCI, Mehmet Türk  kültür ve edebiyatında tuz ve tuz-ekmek hakkı s.183(file:///C:/ Users / Casper/Downloads/18324-40233-1-SM%20(5).pdfs

10. SÜMER, Faruk; Oğuzlar, Bakı, 1992, sehife 366

11. YAZILITAŞ, Nihat; Türk toplum hayatında sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın tarihi temellerine bir bakış, 2012 s.165

12https://tarihturklerdebaslar.wordpress.com/2011/11/13/tanri-katinda-dogmus-kutlu-kisi-bilge-kagan/)

13http://www.turktarihim.com/turklerdeolumsonrasigelenekler.html

14http://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=364792

15. http://www.bilgisitem.com/azerbaycan-turklerinin-tarihcesi-hakkinda-bilgi-kisaca/

16http: //www. turkcebilgi.com/örf_ve_adet

 

Bu yazı 4545 defa okunmuştur.